Anahtar kelimeler: Rakiplerinin Pazardaki Yasadan Yazim Aşnin Rekabet Layihalar İzmir Dinlenip İstenmiş

T.C.

İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: 27.01.2023
NUMARASI
: ████████ Esas ███████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Tazminat (4054 sayılı yasadan kaynaklanan)
KARAR TARİHİ
: 14.02.2025
KARAR YAZIM TARİHİ
: 14.02.2025
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.01.2023 tarih ████████ Esas ███████ Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
: Davacı vekili, rekabet kurulunun 14-██████-178 sayılı ve 12.06.2014 tarihli kararı ile davalı ... A.Ş.'nin rakiplerinin pazardaki faaliyetlerini zorlaştırma amacı ve etkisi taşıyan uygulamalar ile hakim durumunu kötüye kullanmak sureti ile 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanununun 6. Maddesini ihlal ettiğine oy birliği ile karar verildiğini, davalının rekabet kurulu kararı ile sabit olan hakim durumunu kötüye kullanma niteliğindeki haksız ve kasıtlı uygulamaları sonucunda davacı şirketin maddi zarara uğradığını ileri sürerek, davacının uğradığı maddi zarar ile davalı şirketin uygulamaları sonucunda elde ettiği yada elde etmesi muhtemel kazancın tespiti ile hangisi daha yüksek ise tazminata esas alınması suretiyle 4054 Sayılı Rekabetin Korunması hakkındaki Kanunun 58/2 maddesine göre tespit edilecek zarar tutarının 3 katı tutarında tazminata hükmedilmesine, böylelikle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile belirsiz alacak davası olarak 101.000,00-TL nin üç katı tutarında 303.000,00-TL maddi tazminata hükmedilmesine ve haksız fiillerin başlangıç tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasını talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: Davalı vekili, HMK 6. Maddesi uyarınca, genel yetkili mahkemenin davalı tüzel kişinin merkez adresi olmasına rağmen davanın davacının merkez adresi olan İzmir de ikame edildiğini, yetkisizlik kararı verilmesini talep ettiklerini, ayrıca iddiaya konu eylemin haksız fiil olduğunu, TBK 72 maddesine göre tazminat isteminin zarar görenin zararın ve tazminat hükümlüsünün öğrendiği tarihten başlayacak 2 yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihinde başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını, rekabet kuruluna başvuru tarihi olan █████/2012 tarihinde davacının davaya konu zararı ve tazminat hükümlüsünü öğrendiğini, rekabet kuruluna başvuru tarihi olan █████/2012 tarihinin üzerinden iş bu dava tarihine kadar 6 yıllık bir zaman geçmiş olduğundan davanın TBK 72 maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığını, zaman aşımı def'inde bulunduklarını, davanın esası yönünden de rekabet kurulunun söz konusu kararının henüz kesinleşmediğini, hali hazırda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda temyiz incelemesinde olduğunu, bu karar kesinleşse bile itibar edilmemesini talep ettiklerini, zira rekabet kurulunun kanununun uygulanmasında münhasır olarak yetkili kılınmadığını, rekabet kurulu kararının bağlayıcı olmadığını, rekabet kurulu kararının hukuka aykırı olduğunu, iddiaların asılsız olduğunu davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirket yanında başka 2 şirket ve 2 gerçek şahıs tarafından davalı .... A.ş'nin satış noktaları üzerinde baskı oluşturarak rakip ürünlerin satışına engel olduğu, 4054 sayılı kanunun 4 ve 6. maddelerini ihlal ettiği iddiasıyla şikayette bulunulması üzerine Rekabet Kurulunun █████/2014 tarihli 2014-██████/178 karar sayılı kararı ile ... A.ş'nin rakı pazarında hakim durumunda bulunduğuna, rakiplerinin pazardaki faaliyetlerini zorlaştırma amacı ve etkisi taşıyan uygulamalar ile hakim durumunu kötüye kullanma suretiyle 4054 sayılı yasanın 6. Maddesini ihlal ettiğine, 2013 yılı sonunda oluşan gelirlerinin takdiren %1,5 oranında olmak üzere 41.512.531,90 TL idari para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği bu kararın kanun yoluna başvurularak sonucunda İdari Dava Daireleri Kurulunun █████/2019 tarihli onama kararı ile kesinleştiği anlaşılmıştır. Rekabet kurulu kararında ortaya konulduğu üzere davalı ... A.ş'nin 2008 ve 2009 yılları sonrasında rakiplerinin daha çok ürün satışında bulunduğu, satış noktalarında çeşitli isimler altında verdiği indirimler, peşin ödemeler ile rakip ürünlerin görünürlüğünün sınırlamaya dönük uygulamalarda bulunduğu, davalının bu uygulamaların rakiplerini pazardan dışlama stratejisinin bir parçası olduğu, davalının bu uygulamaları ile rakı pazarındaki hakim durumunu kötüye kullandığı, 4054 sayılı kanunun 6. Maddesini ihlal ettiği, davalının bu uygulamaları nedeniyle rakiplerinin pazar payı gelişimlerinin engellendiği, dolayısıyla davalının 2010-2011-2012-2013 yıllarında rakı pazarındaki rakiplerini pazardan dışlamaya çalıştığı böylelikle pazar payı düşüşleri nedeniyle zararlarına yol açtığı kanaatine varılmıştır. Rekabetin korunması hakkındaki 4054 sayılı yasanın 57. Maddesinde "Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur. Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur." hükmünün ve aynı yasanın 58. Maddesinde "Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün kârlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır. Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hâkim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilir." hükmüne yer verilmiştir. Davacı ve davalı ticari defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak davacının zararının ne olabileceği ve davalının elde etmiş olduğu kârın tespitine çalışılmıştır. Davacının kendisinin elde edemediği kâr ve davalının hukuka aykırı uygulamaları ile elde ettiği karın hangisi fazla ise onu talep hakkı mevcut ise de davalının bu eyleminin yalnızca davacıya karşı değil piyasadaki diğer firmalara karşı da gerçekleştiğinden davalının elde ettiği kârın ne kadarlık kısmının davacıya karşı olan eylemden kaynaklandığının tespiti olanağı yoktur. █████/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda davalının 2008-2009 yıllarındaki pazar payı ortalamasının ve 2006-2009 yılları arasındaki pazar payı artış oranına göre zarar ve tazminat hesabı yapılmış bunlardan yukarıda da izah edildiği üzere pazar payı artış oranının kabul edilebilir bir yöntem olmadığı değerlendirilerek davalının hakim durumunu kötüye kullanmadığı 2008-2009 yıllarındaki rakı grubu pazar payı ortalaması dikkate alınarak davalının hakim durumunu kötüye kullandığı 2010-2011-2012-2013 yıllarındaki toplam zararının bilirkişilerce belirlendiği üzere 3.676.286,95 TL olduğu belirlenmiş bu tutar hükme esas alınmıştır. Davalının rakı pazarındaki hakim durumunun kötüye kullanması 4054 sayılı yasanın 58/2 maddesinde ortaya konulduğu üzere ağır ihmal hatta kast boyutunda gerçekleştiğinden söz konusu yasa maddesi uyarınca 3 kat oranında tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatine varılarak 3.676.286,95 TL'nin 3 katı tutarındaki 11.028.860,84 TL tazminatın davacı lehine hüküm altına alınmasına karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafça iş bu belirsiz alacak davasında dava değeri artırılarak 72.434.057,06 TL talep edilmiş ise de yukarıda izah edildiği üzere pazar payı artış oranı yöntemi kabul edilebilir bir hesap yöntemi olarak değerlendirilmediğinden davanın kısmen kabulü ile, 11.028.860,84 TL'nin █████/2014 tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
:Davacı vekili, tazminat hesabında müvekkil şirketin ihlal olmayan dönemdeki pazar payı ortalamasının esas alınarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olup, geçmiş yıllar pazar payı artış oranının dikkate alınarak hüküm kurulması gerektiğini, uyuşmazlığın toplandığı nokta; tazminat hesabında ihlal öncesi dönemdeki ortalama pazar payının mı? yoksa davacının ihlal öncesi dönemde gerçekleştirdiği pazar payı artış oranının dikkate alınmak suretiyle gerçekleşen pazar payının mı? hesaplamada dikkate alınması gerektiği noktasında toplandığını, pazar payı artış oranının uygulanması yönteminin esas alınması gerektiğini, 4054 sayılı Kanun'un 58'inci maddesi gereği, davacı “zarar verenin elde ettiği karı” “ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı”, “bütün zararlarını”, “zarar görenlerin elde etmeyi umdukları bütün karları”
tazminat olarak talep edebileceğini, 4054 sayılı Kanun'un “Zararın Tazmini” başlıklı 58'nci maddesinde” zarar hesaplanmasında herhangi bir yöntem belirtilmediğini, Kurul Kararı uyarınca ...'nin cezalandırılan eylemlerinin gerçekleşmiş olduğu izleyen 2010, 2011, 2012, 2013 yıllarında ...'nun pazar payları bakımından ulaşması mümkün olan büyüme oranı tespit edildiğini, başka bir deyişle, bilirkişi heyetinin, etkilenmemiş dönem olarak 2006, 2007, 2008, 2009 yıllarını esas alırken bu yıllarda gerçekleşen pazar payı artış oranını, ihlalin etkilerini gösterdiğini tespit ettiği 2010, 2011, 2012, 2013 yıllarına uyguladığını, diğer bir anlatımla ihlal olmasaydı elde edilecek kâr ne olacaktı sorusunun cevabı gerçek duruma en yakın ölçüde kurgulandığını, hal böyle iken ilk derece mahkemesinin, Müvekkil Şirketin kıyaslamaya esas alınan 2006, 2007, 2008, 2009 yıllarında satışlarında gerçekleşen artış yok farz edilerek, tamamen temelsiz bir varsayıma dayanarak pazar payı ortalaması ile hüküm kurması kılavuzda tespit edilen zarar hesaplama yöntemine ve hukuka aykırı olduğunu, ilk Derece Mahkemesinin, hükme esas aldığı bilirkişi raporlarına da aykırı karar verildiğini, Turgutlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce rekabet alanında uzman bilirkişi yerine gıda mühendisi ve mali müşavir bilirkişi atanarak uyuşmazlık konusunun uzmanı olmayan bir heyetçe rapor hazırlandığını, rekabetin engellenmediği, bozulmadığı ve kısıtlanmadığı piyasa koşulları kapsamında teşebbüslerin pazar payı ile gerçek pazar payı verileri ve satış miktarı verileri arasındaki farkın bulunması gerektiğini, bilirkişilerin bu kurguyu yapmak yerine, salt ilgili yıllarda Müvekkili Şirketin satışlarında yaşanan azalma miktarı üzerinden hesaplama yaptığını, ...'nin dışlayıcı uygulamaları neticesinde zararın gerçekleştiği 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin farazi senaryoyu oluştururken, bu yıllardaki büyümenin 2006-2009 yıllarındaki “Yıllık Bileşik Büyüme Oranı” kadar olacağı şeklinde bir varsayımda bulunarak karşı olgusal senaryoyu bu varsayım temelinde kurmasının, bir yandan pazar payının geliştiği ama rekabeti bozucu davranışın bulunmadığı 2006-2009 dönemi verileri, diğer yandan ise hakim durumun kötüye kullanıldığı 2010 ve sonrası dönemin somut verilerini esas almış olması nedeni ile zararın hesaplanmasında kullanılan “öncesi ve sonrası” yönteminin somut olaya doğru bir şekilde uygulandığını, kurul kararına konu ihlallerin sadece rakı piyasasında gerçekleşmiş olması nedeni ile hesaplamanın “rakı ürün grubu” karlılığı esas alınarak yapılması ve bu hesaplamanın karar esas alınmasının doğru olduğunu, ilk derece mahkemesi, tazminata hükmederken, pazar payı artış yönteminde davacının 2006-2009 yılları arasındaki pazar payı artışının sürekli devam edeceği varsayımı ile hareket
edildiğini, oysa şartlar ne olursa olsun bir şirketin sürekli pazar payı artışının mümkün olmayıp bunun kabulünün pazarda iş yapan diğer şirketlerin pazar payının sürekli azalması sonucunu doğuracağı, hiçbir makul ve inandırıcı delil ve neden olmadan sadece davacının pazar payını artıracağı diğerlerinin pazar payını azalacağının kabulünün piyasa şartlarına ve hukuka uygun bir yöntem olmadığı gerekçesine dayandığını, ancak, Rekabet Kurulu kararı ile de tespit edildiği üzere davalını ihlal teşkil eden eylemleri nedeni ile Müvekkil Şirketin pazar payı gelişiminin baskılandığını, tüm bu açıklamalar ışığında 21.01.2022 tarihli Bilirkişi Heyeti ek raporunun █████ sayfasının “B” bendinde “2” numara ile 2006-2009 yılı büyüme oranı ve davacı şirketin rakı ürün grubu kâr oranına göre yapılan tazminat hesabında Müvekkil Şirketin 24.144.685,69-TL olarak gerçekleşen zarar miktarı dikkate alınarak ve koşulları oluşması nedeni ile de 3 kat karşılığı 72.434.057,06 TL”'sı tazminata hükmedilmesi gerektiği açık olup davalının ihlal suretiyle elde ettiği menfaatin devrinin ihlalden etkilenen teşebbüslere ne şekilde paylaştırılması gerektiğinin tartışmalı olduğu gerekçesi ile bu yöndeki
menfaatin devri isteminin hükme konu edilmemesinin hatalı olduğunu, İlk derece mahkemesinde açılan davada, Rekabet Kurulu'nun 14-██████-178 sayılı ve 12.06.2014 tarihli kararı ile, davalı ...'nin 4054 sayılı Rekahetin Soruması Hakkında Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiğine karar verilmiş olduğundan, davalının Rekabet Kurulu kararı ile sabit olan hakim durumunu kötüye kullanma niteliğindeki haksız ve kasıtlı uygulamaları sonucunda; Müvekkil şirketin uğradığı maddi zarar ile davalı ...'nin bu uygulamalar sonucunda elde ettiği ya da elde etmesi muhtemel kazancının tespitiyle, bunlardan hangisi daha yüksek ise tazminata esas alınmasına karar verilmesinin talep edildiğini, İlk Derece Mahkemesince davalının elde ettiği kârın ne kadarlık bölümünün davacıya karşı olan eylemden kaynaklandığının tespiti gerektiği düşünülmüş ise de iş sahibine devri gereken menfaat, iş görme dolayısıyla onun malvarlığında meydana gelen fakirleşme ve bu arada mahrum kaldığı kâr ile sınırlı olmadığını, ilk derece mahkemesinin haksız fiil nedeni ile oluşan zararlar hakkında rekabet kurulu karar tarihini esas alarak faize hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu, faizin haksız fiil itibaren hesaplanması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür.
Davalı vekili, davanın bir haksız fiil davası olduğunun sabit olduğunu, davacının işbu davaya konu ettiği zararı ve tazminat yükümlüsünü en geç Rekabet Kurumuna başvuru tarihi olan 02.01.2012 tarihi itibariyle öğrendiğini, Rekabet Kurumuna başvuru tarihi üzerinden işbu davanın ikame ediliş tarihi itibariyle yaklaşık altı (6) yıllık bir zaman geçtiğinden davacının taleplerinin TBK’nın 72. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığını, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Soruşturma zamanaşımı” başlıklı 20. Maddesinde Zamanaşımı süresinin kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başladığının belirtildiğini, davacının rekabet kurumuna başvurduğu tarihte, zararı ve zarar vereni öğrendiğini, bu tarihin zamanaşımının başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacının, müvekkili şirket hakkında Rekabet Kurumu nezdinde 02.01.2012 tarihinde başvuruda bulunması nedeniyle söz konusu tarih itibariyle haksız fiil hakkında dava açabilecek kadar bilgiye sahip olmasına karışın davayı 17.11.2017 tarihinde ikame ettiğinden zamanaşımı süresi dolduğunu, bilirkişi raporlarına itirazları değerlendirilmediğini, hükme esas alınan 21.01.2022 tarihli bilirkişi raporunun maddi hatalı incelemeler içerdiğinin bizzat gerekçeli kararda ifade edildiğini, gerekçeli karara dayanak teşkil edilen bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını, rakı ürün grubu kâr oranına ilişkin hesaplama yapılması kabul edilebilir olmadığını, bilirkişi heyetinin hesaplama yöntemini kabul etmediklerini, 15.4.2020 havale tarihli bilirkişi raporunda da bilirkişi heyeti, oldukça yerinde bir şekilde, zarar hesaplamasını, rakı ürün grubu kârlılığı değil, toplam işletme kârlılığı üzerinden yaptığını, nitekim, yoksun kalınan kâra dayanan zarar hesabı, tüm tazminat davalarında zaten ürün grubu üzerinden değil, ilgili tüzel kişinin toplam kâr oranı göz önünde bulundurularak yapıldığını, 21.01.2022 tarihli ek bilirkişi raporuna itirazlarına ilişkin 23.02.2022 tarihli dilekçede davacının müvekkil şirketi itham ettikleri fiiller dolayısı ile zarar gördüklerini iddia ettikleri senelerde tüketici tercihleri, mevzuat engelleri ve pazarı terk eden rakiplerin pazara etkisi değerlendirilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ...’in yaşadığı kar kaybı öngörüsünde ilgili dönemde rakı pazarını terk eden teşebbüslerin dönemsel etkisi dikkate alınmadığını, 2008 yılı sonrasında önemli birtakım teşebbüslerin rakı pazarındaki payları söz konusu teşebbüslere özgü olağandışı sebeplerle azaldığını, 2008 yılından başlayarak rakı pazarından bazı büyük firmaların çekildiğini, raporda bunların dikkate alınmadığını, davalının hakim durumda olmasının rakiplerinin pazardaki faaliyetlerini zorlaştırıcı uygulamaları nedeniyle bu kazanç kaybından ne miktar sorumlu olduğu noktasında somut bir veriye rastlanmadığını, Rekabet Kurulu Kararı kendiliğinden tazminat sorumluluğunu beraberinde getirmediğini, tazminat sorumluluğunun doğması için, her hâlükârda tazminat hukukunca aranan şartların gerçekleşmesi gerektiğini, davacının, davaya dayanak olarak yalnızca Rekabet Kurulu Kararı’nı gösterdiğini, haksız fiilin unsurlarının incelenmediğini, Rekabet Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, RTÜK gibi bağımsız idari otoriteler tarafından verilen kararlar hiçbir zaman yargı kararı niteliğinde olamayacağını, Rekabet Kurulu kararlarının TBK’nın 74. maddesi uyarınca özel hukuk mahkemeleri nezdinde bağlayıcı olmadığını, müvekkil şirket aleyhine tazminata hükmedilebilmesi için, Rekabet Kurulu kararından bağımsız olarak, müvekkil şirketin davranışının, Kanun’un 4., 6. ve 7. maddelerinden birini ihlal ettiğinin saptanması gerektiğini, Rekabet Kurumu bir idari organ olup adli mahkemelerin somut olayı değerlendirmeksizin doğrudan doğruya Rekabet Kurulu kararını esas alarak tazminata hükmetmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, Davacı uğradığını iddia ettiği zararın müvekkili şirketin fiillerinden kaynaklandığını ve zararın varlığını kanıtlayamadığını, bu itibarla, üç kat tazminata hükmedilmesinin isabetli olmadığını, yasanın 58/2. maddesi uyarınca yerel Mahkemenin hangi gerekçeyle takdir yetkisini üç kat tazminata hükmetmek yolunda kullandığını belirtmesi gerektiğini, tek kat tazminata hükmedilmesinin dahi şartlarının gerçekleşmemiş olması sebebi ile davacının üç kat tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken Yerel Mahkemece üç kat tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, kararın davacı lehine üç kat tazminata hükmedilmesine ilişkin kısmının kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE
: Dava, Dava, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, mahkemece toplanan delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına, alınan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmasına,davalı şirketin rakı pazarında hâkim durumdaki teşebbüs olup, sahip olduğu pazar gücü avantajından faydalanarak rakiplerin piyasadaki faaliyetlerini zorlaştırıcı eylemlerle hakim durumunu kötüye kullandığının Rekabet Kurulu kararıyla tespit edilmiş olmasına, bilirkişi kurulunca tarafların ticari defter ve kayıtları ile Rekabet Kurumunca davalı hakkında yapılan incelemenin detayları üzerinden somut uyuşmazlığın oluş şekline ve ihlalin boyutuna uygun olan tazminat hesap yöntemi kullanılarak davacının zararın belirlenmiş olmasına, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunun 20/4. Maddesi uyarınca nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresinin sekiz yıl olarak belirlenmiş olması nedeniyle davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığının anlaşılmış olmasına, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun'un 58/2 maddesi gereğince yerel mahkemece takdir yetkisinin üç kat tazminat yönünde kullanılmasında isabetsizlik bulunmamasına, mahkemece uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 615,40-TL'den peşin alınan 179,90-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 435,5‬0-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 753.381,48-TL'den peşin alınan 188.345,37-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 565.036,11‬-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf başvurusu nedeniyle tarafların yaptıkları giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 14.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!