Anahtar kelimeler: Özetidavacı Davaitirazın Satımdan Şirketçe Durduğunu Borca İlişkiler Anadolu Takibi Taraftan

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
:█████████ Esas
KARAR NO
:████████ Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI
:████████ Esas- ████████ Karar
TARİH
:█████/2022
DAVA
:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ
:█████/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin, davalı şirket ile arasındaki ticari ilişkiler sebebiyle karşı taraftan fatura alacağı bulunduğunu, bu alacak sebebiyle müvekkili şirketçe, davalı şirket aleyhine... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak davalı şirket işbu icra dosyasına itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalının borca itirazının tamamıyla kötü niyetli olduğunu beyan ederek davalı borçlunun itirazının iptali ile ... sayılı icra takibi dosyasının kaldığı yerden, 3095 sayılı Kanun m. 4/a gereğince kamu bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı işletilerek devamına, davalının %20’den az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatı ödemesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin işyerinde elektrik ve elektronik makine ve benzeri ürünler imal eden bir şirket olduğunu, davacı şirket ile aralarında ticari alım satımlardan kaynaklanan bir ticari ilişki mevcut olduğunu, ticari hayatın gereği bir kısım ürünler sipariş edilmiş, ürünlerin teslimi sonucunda fatura düzenlenmesi, teslim, fatura bedellerinin ödenmesi şeklinde aralarındaki ilişki devam etmiş olduğunu, borca, takibe, işlemiş faize ve icra dairesinin yetkisine süresinde itiraz edildiğini, davacı tarafça USD döviz cinsinden faturalar düzenlendiğini, bu faturalara karşılık müvekkil şirket tarafından da verilen çekler ile ödemeler yapıldığını beyan ederek yetki itirazımızın kabulü ile yetkisizlik kararı verilerek, dosyanın yetkili Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemelerine gönderilmesine, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davacı tarafın müvekkil şirket aleyhine haksız, mesnetsiz ve kötüniyetli olarak takip başlatması nedeniyle % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
:İlk Derece Mahkemesi █████/2022 tarih ve ████████ Esas- ████████ Karar sayılı kararında;"Dava, hukuki niteliği itibari ile; İİK.nun 67. maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasıdır. Dilekçeler aşaması tamamlanmış, mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenerek tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenip tahkikat aşamasına geçilerek taraf delilleri toplanmıştır. ... sayılı icra dosyası incelendiğinde, davacının, davalı aleyhine"6.249,00 USD Asıl alacak ( Tarih:█████/2018) Açıklımı: Açık Cari Hesap Alacağı)" sebebine dayalı olarak 6.249,00USD Asıl alacak ve 308,33USD işlemiş faiz olmak üzere 6.557,33USD toplam alacak üzerinden icra takibi başlatmış olduğu, davalının yasal süresi içinde borca, faizine ve bağlı tüm fer'ilerine itiraz ederek itirazda bulunduğu ve borca itirazı ile takibin durduğu, iş bu davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olduğu anlaşılmıştır.Tüm dosya kapsamı ve tarafların 2017 ve 2018 yıllarına ilişkin ticari defter ve dayanak kayıtlarının incelenerek tarafların iddia ve itirazların değerlendireleceği şekilde mahkememizce resen seçilen mali müşavir ve hesap uzmanından oluşacak bilirkişi heyetine dosyanın tevdi hazırlanan 26.04.2021 tarihli raporda özetle; tarafların incelenen 2017- 2018 yasal ticari defterlerinde davacının düzenlediği faturaların ve davalının yaptığı ödemelerin tarafların ticari defterlerinde kayıt görmüş oldukları, 31.12.2018 tarihi itibariyle her iki taraf muavin defterlerinin O (sıfır) TL. Bakiye verdikleri, ancak her ne kadar 31.12.2018 tarihi itibariyle taraflar O sıfır TL. Bakiyede mutabık olsalar da, davacının düzenlediği faturaların döviz bazında USD faturaları olduğu ve ödemelerin sonradan yapıldığı göz önüne alındığında kur farkları çıktığının görüldüğü, davalı tarafından verilen çeklerin ödeme aracı veya vadeli kambiyo senedi olarak değerlendirilmesine bağlı olarak farklı sonuca varılabileceği, son dönem Yargıtay uygulamasının çekin ödeme aracı niteliğini vurgulamaya devam ettiği, çekin ödeme aracı olarak kabulü halinde alınan çekler ile mevcut borcun ödendiğinin kabul edilmesi gerektiği ve davalının fazla ödemesinin bulunmadığı, çekin kredi aracı niteliğinde bir kambiyo senedi olarak kabulü halinde, davacının davalıdan 6.249,01 USD alacağının bulunduğunun ve davalının bu alacak bakımından takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun md. 4a hükmüne uygun temerrüt faizi talep edebileceği belirtilmiştir.Davacı vekilinin ve davalı vekilinin itirazlarının değerlendirileceği şekilde dosyanın bilirkişiye ek rapor hazırlanması için tevdi ile hazırlanan 27.12.2021 tarihli ek raporda özetle;Davacı vekili itirazları açısından değerlendirildiğinde, kök raporda belirtilen taraflar arasında ilişkide kur farkı isteneceğine ilişkin olmak üzere ifade şu şekildedir: “Taraflar arasında daha önce bir ticari ilişki bulunduğuna dair iddia ve bilgi ve belge bulunmadığından, kur farkı uygulaması bulunduğu tespit edilememektedir. Diğer taraftan taraflar arasında bu konuda sözleşme kaydı bulunmadığı gibi, sipariş evrakı, bilgi notu gibi paylaşımlar da dosyaya sunulmuş değildir. Davacı buna ilişkin olmak üzere Fatura üzerinde yer alan kayıtların taraflar için bağlayıcı olacağını öngörmüş bulunmaktadır. Davacının bu yöndeki iddiasına ilişkin olmak üzere faturaların bir kısmı üzerinde belirttiği açıklamalarının görüldüğü ifade edilmelidir. Belirtilen açıklamada bir taraftan kur farkı diğer taraftan vade farkı kayıtları yer aldığını, fatura üzerinde yer alan kayıtların hukuki niteliğine ilişkin olmak üzere Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu tarafından verilen ve 24.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2001/1 Esas, 2003/1 sayılı kararın sonuç kısmına göre fatura kayıtlarının, taraflar arasında ayrıca bir sözleşme veya uygulama bulunmadığı takdirde dikkate alınmayacağının ortaya konulduğunu,Kök raporun sunulmasının ardından,Yargıtay tarafından ödeme için alınan çeklerin ihtirazi kayıt ile alınmamış olması halinde, bunların ödeme aracı niteliğinin vurgulanarak kur farkı talebinde bulunulamayacağının vurgulandığı çok sayıda kararların yayınlandığını, bu kapsamda olmak üzere; 11. Hukuk Dairesi, E. █████████, K. █████████ sayılı ve 11.03.2021 tarihli kararında açık bir biçimde çekle yapılan ödemelerde kur farkı istenemeyeceği hususunun 11. Hukuk Dairesinin istikrar kazanmış uygulaması olduğunun belirtildiği, taraf kayıtlarının incelendiği kök raporda da ortaya konulduğu gibi taraflar arasındaki tüm öderneler çek ile gerçekleştiğini, son olarak bilgileri ilgili Banka'dan istenen çeklere ilişkin gelen örneklerde de,« 20.05.2018 tarihli ve 42.500,00 TL bedelli çekin davalıya 21.05.2015 tarihinde takas merkezi aracılığıyla,« 27.06.2018 tarihli ve 28.381,00 TL bedelli çekin davalıya 27.06.2015 tarihinde takas merkezi aracılığıyla, ödendiğinin anlaşıldığı, dosya kapsamında alınan çeklerin ihtirazi kayıtla alındığına iliskin bir acıklama bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkemece toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda; Dava, kur farkından kaynaklanan cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe yapılan itirazın iptali davasıdır.Taraflar arasında davacının satıcı davalının alıcı olduğu bir hukuki ilişki olup davacı tarafından söz konusu hukuki ilişkiye bağlı olarak her biri USD bedelli olmak ve VUK gereğince TL karşılığı gösterilmek üzere düzenlenen faturalar taraf defterlerinde kayıtlı olup, faturalara konu mallara karşılık davalı tarafından bir kısmı USD, bir kısmı TL bedelli çekler düzenlenerek davacıya verilmiş ve çekler davacı tarafça tahsil edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, USD olarak düzenlenen faturaların TL olarak düzenlenen çekler ile ödenmesi üzerine borcun sona ermiş olup olmayacağı hususunda toplanmıştır.Tüm dosya kapsamı incelendiğinde taraflar arasındaki tüm ödemelerin çek ile gerçekleştiği görülmüştür.Davacı tacir olup 6102 sayılı TTK'nun 18 maddesi uyarınca bütün fiil ve işlemlerinde basiretli davranması gerektiğinden buna göre döviz borcuna karşılık TL çek alan davacının davalıdan sözleşme uyarınca çeki dolar üzerinden düzenlemesini istemesi ya da TL üzerinden düzenlenen çeki alırken ihtirazi kayıt koyması gerekli olup dosya kapsamında davacı tarafça alınan çeklerin ihtirazi kayıtla alındığına dair bir delil bulunmadığı, davacı tarafça taraflar arasında kur farkı uygulaması bulunduğu ya da bu hususta yazılı sözleşme bulunduğu hususunun ispat edilemediği, her ne kadar davaya konu faturalarda kur farkı kaydı yer alsa da taraflar arasına ayrıca bir sözleşme ve uygulama bulunmadığı takdirde fatura kayıtları ile kur farkı istenemeyeceğinden ve çek ödeme aracı olduğundan davacının alınan çekler ile mevcut borcunun ödendiği mahkememizce kabul edilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.( Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu tarafından verilen ve 24.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2001/1 Esas, 2003/1 sayılı kararı, Yargıtay 11 Hukuk Daıresı, █████████Esas, █████████ Karar sayılı ve 11.03.2021 tarihli kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, █████████ E. , █████████ K. 22.04.2021 tarihli kararı)..."gerekçesi ile, ''1-Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kararda müvekkilin basiretli bir tacir olarak çeki alırken ihtirazi kayıt koyması gerektiğinin belirtildiğini ancak mahkemece davalı tarafın basiretli bir tacir olarak yabancı para cinsi borcunu tam olarak ifa etmesi gerektiği hususunun atlandığını, davalının da tacir olduğunun değerlendirilmediğini,Mahkemenin 03.03.2022 tarihli kararında,"...davacı tacir olup 6102 sayılı TTK'nın 18. Maddesi uyarınca bütün fiil ve işlemlerinde basiretli davranması gerektiğinden buna göre döviz borcuna karşılık TL çek alan davacının davalıdan sözleşme uyarınca çeki dolar üzerinden düzenlenmesini istemesi ya da TL üzerinden düzenlenen çeki alırken ihtirazi kayıt koyması gerekli olup..." açıklaması yapıldığını, görüldüğü üzere müvekkil şirketin tacir olduğu vurgulanırken davalı şirketin de tacir olduğu hususunun atlandığı, davalı tarafın da basiretli bir tacir olarak eylemde bulunması gerektiğinin değerlendirilmediğini, döviz olarak borçlanan davalı şirket basiretli bir tacir olarak ödeme tarihindeki döviz karşılığı TL bedeli ödemekle yükümlü olduğunu,Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████████ E. - █████████ K. Sayılı kararında,"...davacıların döviz ile borçlanmayı kendi iradeleri ile seçtiği, bu nedenle döviz kurundaki artış riskinin davacılar tarafından göze alındığı ve bu durumun öngörülebilir olduğu,..."Döviz ile borçlanan davalı şirketin döviz kurundaki artış riskini göze aldığının açık olduğunu, fatura bedellerinin dolar cinsinden olduğunu, faturalardaki kayıtta da TL çeklerinin ödeme tarihindeki kur üzerinden hesaplanacağının açıkça belirtildiğini, bu kayıt bulunmasa dahi tarafların döviz üzerinden anlaştığı konusunda hiçbir ihtilaf bulunmadığını, fatura kayıtlarının, tarafların ticari defterleri ve davalı tarafın yargılama aşamasındaki beyanları da davalı şirketin döviz cinsinden borçlandığını açıkça gösterdiğini, döviz cinsinden borçlanan davalı şirketin kur artışı riskini göze aldığını, Yine gerekçeli kararda müvekkil şirket tarafından TL çeklerin ihtirazi kayıtla alınması gerektiğinin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████████ E. - █████████ K. Sayılı kararından aynen alındığını, oysa bu kararın içeriğine bakıldığında, somut olayların uyuşmadığının çok açık olduğunu, dayanılan ve içeriğindeki metin aynen alınan bu Yargıtay kararındaki somut olayda,"...davacının düzenlediği TL cinsi faturalara istinaden davalı tarafından 1.706.506,27 TL ödeme yapıldığını, sözleşmede çeklerin dolar cinsinden düzenleneceğinin yazıldığını, ancak bunun ödemenin de dolar cinsinden yapılacağı anlamına gelmeyeceğini,..."Faturaların TL cinsinden düzenlendiğinin belirtildiğini, işbu Yargıtay kararındaki TL cinsinden düzenlenen faturaya ilişkin maddi olay ile dolar üzerinden düzenlenen faturaya konu davada somut olayın tamamen farklı olduğunu, bu nedenle, zaten dolar cinsinden olan borca ilişkin ihtirazi kayıt konmasının aranmasının hukuka aykırı olduğunu, buna ilişkin bir içtihat da bulunmadığını, Gerekçeli kararda dava konusuyla hiçbir ilgisi bulunmayan içtihadı birleştirme kararı alıntılanarak, bütünüyle hatalı değerlendirmelerde bulunulduğunu, kur farkı alacağı ile vade farkı alacağının bütünüyle farklı alacaklar olduğunu,Mahkemenin 03.03.2022 tarihli kararında,"...davacı tarafça taraflar arasında kur farkı uygulamasının bulunduğu ya da bu hususta yazılı sözleşme bulunduğu hususunun ispat edilemediği, her ne kadar davaya konu faturalarda kur farkı kaydı yer alsa da taraflar arasında ayrıca bir sözleşme ve uygulama bulunmadığı takdirde fatura kayıtları ile kur farkı istenemeyeceğinden..."Açıklamasının Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu tarafından verilen ve 24.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2001/1 Esas, 2003/1 sayılı kararına dayanıldığının belirtildiğini, gerekçeli karardaki bu açıklamanın hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, zira ilgili içtihadı birleştirme kararında yalnızca vade farkı alacağına ilişkin değerlendirme yapıldığını, ilgili kararda kur farkı alacağına ilişkin tek bir ibare dahi mevcut olmadığını, Vade farkı alacağı ile kur farkı alacağının aynı şeyler olmadığını, vade farkı alacağının, vadesinde ödenmese dahi bütünüyle ödenmiş alacaklar bakımından aradaki zararın giderilmesi için ek bir alacak doğuran alacak türü olduğunu, kur farkı alacağında ise alacağın bütünüyle ödenmesinin söz konusu olmadığını, alacağın eksik ödendiğini, vade farkı alacağı ile kur farkı alacağının aynı alacak türü olarak değerlendirilmesinin söz konusu olmadığını, ne mevzuatta, ne içtihatta ne de doktrinde böyle bir görüşün mevcut olmadığını, yalnızca vade farkı alacağının değerlendirildiği içtihadı birleştirme kararının, bütünüyle hatalı ve hukuka aykırı biçimde bütün fatura kayıtları için genişletilerek hüküm tesis edildiğini, İçtihadı Birleştirme Kararı, diğer içtihatların aksine Yargıtay Genel Kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için bağlayıcı olduğunu, huzurdaki dava konusu ile hiçbir ilgisi bulunmayan, bağlayıcı niteliği olan bir kararın, yorum yoluyla genişletilmesi söz konusu olamayacağını, ayrıca hukukta böyle bir yorum yönteminin de mevcut olmadığını, gerekçeli kararda yalnızca vade farkı alacağının değerlendirildiği İçtihadı Birleştirme Kararı, bütün fatura kayıtları için genişletilerek hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Dosyaya ibraz edilen faturaların üzerinde Ödeme Koşulları başlığının altında kur farkının faturalandırılacağına dair ibarelerin açık bir biçimde görülebildiğini, ilgili kısmın faturaların üzerinde şu şekilde belirtildiğini,"Fatura düzenleme tarihi ile ödeme tarihi arasında oluşacak kur faturaları tarafınıza faturalanacaktır. Geciken ödemelerde USD borcunuz üzerinden aylık %2 (usd) vade farkı KDV ile birlikte fatura edilecektir.'3065 sayılı K.D.V Kanun 20.,24/3.,26. Ve 35. Maddeye göre kur farkı düzenlenecektir. Satış şekli Döviz bazında olduğundan Fatura Ödemesi Döviz Bazında Yapılacaktır. Nakit TL olarak yapılan ödemeler o günkü ... SATIŞ KURU üzerinden, TL çek olarak yapılan ödemeler çek vadesinde ... satış kuru üzerinden dövize çevrilecektir."Bu durumun fatura üzerinde açıkça yazarken, dava konusu ile hiçbir ilgisi olmayan yüksek mahkeme kararına dayanılarak bu ibarenin yok sayılmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için faturaların döviz olarak düzenlenmiş olmasının yeterli olduğunu, kaldı ki; davaya konu faturalarda açıkça kur farkı alacağının talep edileceğinin yazıldığını,Dava konusu alacağa ilişkin faturaların USD üzerinden düzenlendiğini ve kanuni zorunluluk gereği Türk Lirası karşılıklarının yazıldığını, aynı zamanda faturalarda; "Satış şekli döviz bazında olduğundan fatura ödemesi döviz bazında yapılacaktır. Nakit TL olarak yapılan ödemeler o günkü... SATIŞ KURU üzerinden, TL çek olarak yapılan ödemeler çek vadesinde ... satış kuru üzerinden dövize çevrilecektir." denildiğini, TTK m. 21/3 uyarınca; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." denildiğini, tacir olan davalı tarafın, dava konusu faturalara itiraz etmediğini ve içeriğini de kabul ettiğini, bütünüyle hatalı ve hukuka aykırı biçimde yorum yoluyla genişletilen İBK kararının aksine, kur farkı alacağı bakımından faturada bu kayıtların bulunması dahi bir gereklilik olmamakla birlikte, faturanın döviz karşılığında düzenlenmiş olmasının yeterli olduğunu, faturalarda ödemenin dövizle yapılacağı ve kur farkının tahsil edileceğinin açıkça yazıldığını, kur farkının talep edilebilmesi için sözleşme bulunması gerektiğine ilişkin ibare içeren bütün içtihatlarda, faturaların Türk Lirası üzerinden düzenlendiğini, dolayısıyla sözleşme şartının, Türk Lirası üzerinden düzenlenen faturalar bakımından geçerli olduğunu, döviz üzerinden düzenlenmiş faturalar bakımından kur farkı alacağının talep edilebilmesi için ayrıca bir sözleşme şartı aranmadığını, yani huzurdaki dava bakımından kur farkı alacağı talep edilebilmesi için tek şartın, döviz üzerinden düzenlenmiş faturanın mevcudiyeti olduğunu, huzurdaki davaya konu sözleşmelerde yazılı şekil şartının mevcut olmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.03.2021 tarih ve █████████ E., █████████ K. Sayılı ilamında belirtildiği üzere; "Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki ilişkinin yabancı para ile gerçekleştirildiğinin fatura içeriği ve defterlerden anlaşıldığı, kaldı ki taraflar arasında bu konuda herhangi bir uyuşmazlığın da bulunmadığı, somut olayda işin niteliği gereği yazılı sözleşme yapılmasının geçerlilik koşulu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının 48.849,20 TL’lik asıl alacak yönünden iptali ile %20 icra inkar tazminatına karar verilmiştir. Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir."Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2018 tarih ve █████████ E. , █████████ K. Sayılı ilamında;"Mahkemece, davacının kur farkına dayalı olarak vade farkı talep ettiği, buna ilişkin talepte bulunabilmek için arada yazılı bir sözleşmenin veya fiili bir uygulamanın olmasının zorunluluk olduğu, somut uyuşmazlıkda, mal satımı ve kur farkı ödenmesine ilişkin olarak taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı gibi fiili bir uygulamanın da bulunmadığı, ayrıca davacı tarafından kur farkına ilişkin bir fatura düzenlenmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava kur farkı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte dosyada bulunan satış faturalarının incelenmesinde malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığınında gösterildiği görülmektedir. Bu durumda davalı kur farkı alacağından dolayı sorumlu olacağından, davacının kur farkı alacağının ödeme tarihindeki kurun dikkate alınarak hesaplanması suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." denildiğini,Somut olayda faturaların üzerinde kur farkının faturalandırılacağı ibaresinin bulunması ve faturalarda, ticari ilişkiye konu olan malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığının gösterildiği sabit olup, müvekkil şirketin davalı yandan alacaklı olduğu şüphesizken ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu,Kararın, bilirkişi raporlarındaki hem davanın esası hakkındaki hem de belirtilen yüksek mahkeme kararlarına ilişkin bilirkişiler tarafından yapılan hatalı hukuki yorumlara dayandığını, çekle yapılan ödeme bakımından kur farkı talep edilemeyeceği şeklinde netleşmiş bir Yargıtay uygulaması mevcut olmadığını, İlk derece mahkemesi tarafından verilen kararda, bilirkişiler tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanununa aykırı bir şekilde teknik konuların aşılması ile yetkileri olmadığı halde hukuki yorum yapılan bilirkişi raporlarının hükme dayanak alındığını; gerekçede doğrudan bilirkişi tarafından yapılan bu hukuki yorumlar yazıldığını ve bilirkişi raporlarında yanlış ve hatalı yorumlanan davayla ilgisi olmayan yüksek mahkeme kararları belirtildiğini, Gerekçeli kararda belirtilenin aksine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin farklı kararları mevcut olup gerekse de diğer Yargıtay Hukuk Daireleri'nin konu hakkında görüşlerinin açık olduğunu, Çek ile ödeme yapılmış olmasının, kur farkı alacağı talebinde bulunulmasını engellemeyeceğini, zira halihazırda, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun Geçici 3. Maddesinin 5. Fıkrasında; "█████/2023 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir." denildiğini, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 09.07.2019 tarih ve █████████ E., █████████ K. Sayılı ilamında:"...Çekler sözleşmede belirtilen 30.08.2011, 30.09.2011 ve 30.10.2011 tarihlerinde ödenmiş olsa dahi sözleşmenin 5. maddesinin son cümlesine göre çeklerin tahsil tarihinde geçerli olan ... Bankası efektif satış kuru üzerinden mahsuplaşma yapılacağından davacı taşeron bu tarihler itibari ile Euro cinsinden dövizin efektif satış kurundaki farklılık oranında kur farkı istemekte haklı olacaktır. Sözleşme tarihinde ödeme yapılmadığı, kur farkı ödeneceği kararlaştırıldığı ve ileriki keşide tarihli çeklerdeki tarihlerden önce ödeme de yapılmamış olduğundan davacı kur farkı istemekte haklı olup bunun miktarı da; 08.01.2016 tarihli bilirkişi kurulu raporuna göre 27.040,27 TL %18 KDV'si de 4.867,25 TL'dir. Davacının keşide ettiği ihtarnamenin tebliğ tarihi ve tanınan ödeme süresi dikkate alındığında davalı 02.03.2012 tarihinde temerrüde düşmüştür. Yüklenici temerrüt tarihinden 12.02.2013 tarihine kadar hesaplanacak işlemiş faizi de isteyebilecektir..."Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 05.12.2018 tarih ve ██████████ E., █████████ K. Sayılı ilamında; "... Bu durumda mahkemece sözleşme uyarınca çekin ödeme tarihi itibariyle döviz efektif kurları da araştırılarak kur farkı alacağının oluşup oluşmadığının tespiti gerekir..."Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 26.11.2019 tarih ve █████████ E., █████████ K. Sayılı ilamında;"Davacı dava dilekçesinde, cari hesap alacağının kur farkından kaynaklandığını belirtmiştir. Davalı cevabında, bir ödeme aracı olan çek ile ödeme yapıldığını, davacının kur farkı alacağı doğmadığını bildirmiştir. Mahkemece ödeme aracı olarak çek kabul eden kişinin kur farkı talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyiz incelemesi sonucunda Dairemizin █████████ esas ve ██████████ karar sayılı ve 15.10.2015 tarihli kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin 4/2. maddesi gereğince davacının kur farkı alacağının talep edebileceğini işaretle davacının kur farkı alacağı olup olmadığının tespiti yönünden yerel mahkeme kararı bozulmuştur."Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03.10.2019 tarih ve █████████ E., █████████ K. Sayılı ilamında belirtildiği üzere; "...Dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporlarından davalının ödemelerini çekle yaptığı sabit olup çekin ödeme aracı niteliğinde olduğu ve “ifa uğruna” davacıya tevdi edildiği nazara alındığında; çekin tahsil tarihinde ödenen Türk Lirasının o tarihteki rayiç üzerinden hesaplanma gerekir. Mahkemece benimsenen bilirkişi raporuna göre ülke parası dışında para birimi üzerinden bir kararlaştırmanın olmadığı tespitine dayanarak davanın reddine karar verilmiş ise de, yukarıdaki ilkeler ışığında bu kabul yerinde olmadığından yeni bir bilirkişi raporu alınarak varsa davalının eksik ödemesinin hesaplanmak üzere kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2017 tarih ve █████████ E., █████████ K. Sayılı ilamında belirtildiği üzere; "...bunun yanı sıra ödemelerin ileri vadeli çekler ile yapılması sebebiyle 6.571,54 TL kur farkı alacağı oluştuğunu... Mahkemece, taraflara ait ticari defterlerin incelendiği, davacıya ait ticari defterlere göre davacının davalıdan 8.685,88 TL alacaklı olduğu, davalının defterlerine göre ise davacının davalıdan 2.114,30 TL alacaklı olduğu, tarafların defterleri arasındaki bu farkın davacı tarafından kesilen kur farkı faturasından kaynaklandığı, aldırılan bilirkişi raporunda davacı tarafından keşide edilen fatura ve tahsilatlar karşılaştırıldığında kur farkı faturasınındavacının talebi ile örtüştüğü, dolayısıyla davacı cari hesap ve kur farkı faturasından kaynaklı alacak talebinde haklı olduğu... Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir."Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 11.10.2010 tarih ve ████████ E., ██████████ K. Sayılı ilamında belirtildiği üzere;"...satış bedelinin yabancı para cinsinden belirlendiği ve ödemenin 60 gün vadeli ve kur farkı doğması halinde kur farkı ödenmesi şeklinde belirlendiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan çek bir ödeme aracı olup, kural olarak görüldüğünde ödenir. Ancak uygulamada ve doktrinde yer aldığı üzere tarafların anlaşmaları halinde ileri tarihli çek düzenlenmesi mümkündür. Ayrıca satıma konu emtia için düzenlenen ve itirazı uğramayan satış faturalarında, akdi ilişkinin sözleşmede kararlaştırıldığı gibi yabancı para cinsinden olduğu belirtildikten sonra (TL) cinsinden fatura düzenlendiği ve fatura bedelinin vadesinde ödendiği tarihte doğacak kur farkının da ayrıca fatura edileceği açıkça belirtilmiştir... (TL) cinsinden çeklerin düzenlenerek verilmesinin akdin (TL) cinsine dönüştüğü yolundaki mahkemenin kabulü yerinde olmadığı..." Hükme esas alınan bilirkişi raporlarının Yargıtay denetimine elverişli olmadığını, yetkisiz ve hatalı bir şekilde -hükümde de dikkate alınan- hukuki yorumlardan oluştuğunu, Yapılan yargılamada bilirkişilerin görevinin ticari defterleri inceleyerek teknik olarak bir hesap raporu hazırlanması olduğunu, bilirkişiler tarafından ticari defter ve kayıtların incelenmesi neticesinde müvekkilin alacaklı olduğunun kök raporda tespit edildiğini, ancak bilirkişi raporlarında yetkisiz, hatalı ve hukuka aykırı bir şekilde hukuki yorumlar yapıldığını ve ne yazık ki bu yorumların da kararda gerekçe olarak belirtildiğini, 6100 sayılı HMK m. 266 uyarınca; "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." HMK m. 279 uyarınca; "Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. "Yine 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu m. 3/2 uyarınca; "Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz."Aynı zamanda Bilirkişilik Kanunu m. 13/ç bendi uyarınca, "Bilirkişiler, aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılır: ... ç) 3'üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması." denildiğini,Bilirkişiler tarafından özel ve teknik bilgi dışında, hukuki yorum, hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapılamayacağını, oysa bilirkişi raporlarının objektif, tarafsız ve yargıtay denetimine elverişli biçimde hazırlanmadığını, raporlarda hukukun temel ilkeleri gözetilmeksizin hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunulduğunu, kararda da bu değerlendirmelerin esas alındığını, kararın bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunu beyanla, istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.03.2022 tarihli, ████████ E. - ████████ K. sayılı kararının kaldırılmasına ve yapılacak yargılama neticesinde davanın kabulüne; yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; kur farkı alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasında davacı tarafından düzenlenen faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarına kaydedildiğine, davalı tarafından TL ile yapılan çeklerin davacının defter ve kayıtlarına kaydedildiğine, bu anlamda tarafların ticari defter ve kayıtlarının birbirleri ile örtüştüğüne ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf davacının kur farkı alacağı talep edip edemeyeceği noktasındadır. 6098 Sayılı TBK'nun 99/1 fıkrası uyarınca konusu para olan borç Ülke parası ile ödenir. Maddenin 99/2 fıkrasına göre borcun yabancı para birimi ile ödenmesi kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç değer üzerinden ülke parası ile ödenir. Maddenin 99/3 fıkrası uyarınca yabancı para alacaklısı, sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen başka bir ifade bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi halinde, alacağının aynen, veya vade tarihinde yahut fiili ödeme tarihinde rayiç olan kur üzerinden ülke parası ile ödenmesini talep edebilir. Bu halde yabancı para alacaklısına seçimlik bir yetki tanınmıştır. Dava, kur farkı alacağından kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan bedel yabancı para cinsinden olup, davacı alacağının tahsili için davalı tarafından verilen çekleri teslim almıştır. Çek bir ödeme vasıtası olup, döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilir. Buna rağmen, ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceğinin kabulü gerekirken, mahkemece delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████████ esas, ███████ karar sayılı ilamı). Somut uyuşmazlıkta da davacı tarafından düzenlenen faturalar döviz cinsi üzerinden düzenlenmekle birlikte davalı tarafından çek ile yapılan ödemeler kabul edildiğinden davacının kur farkı talep etmesi ve ayrıca döviz cinsi üzerinden de kur farkı talep edilmesi mümkün olmadığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Mahkemece kur farkı alacağı için ticari teamül bulunması gerektiğine ilişkin kabulü yerinde değil ise de bu husus sonuca etkili olmadığından kaldırma sebebi yapılmamıştır. Sonuç olarak, Mahkemece verilen karar sonucu itibariyle doğru olduğundan davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda █████/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!