Anahtar kelimeler: Cismani Bam Esaskarar Yazildiği Başkan Mersin Katip Adana Üye Yoluna

T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ████████ - ████████
T.C.ADANABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ3. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: ████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IBAŞKAN
: ... (...)ÜYE
: ... (...)ÜYE
: ... (...)KATİP
: ... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: MERSİN 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2022NUMARASI
: 2018/... Esas, 2022/... KararDAVACI
: ... ...VEKİLİ
: Av. ... -DAVALILAR
: 1- ...ŞİRKETİVEKİLİ
: Av. ... -2- ... ... ŞİRKETİVEKİLİ
: Av. ... -İHBAR OLUNAN
: ... ŞİRKETİVEKİLİ
: Av. ... -DAVA
: Cismani Zarar Sebebiyle Açılan TazminatKARAR TARİHİ
: █████/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH
: █████/2025Mersin 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2022 tarih ve 2018/... Esas, 2022/... Karar sayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; █████/2018 tarihinde ... firmasına ait ... plakalı otobüs ile seyir halindeyken tek taraflı yaralanmalı ve ölümlü trafik kazası meydana geldiğini, yolcu olarak bulunan davacının bu kazada bedensel kayba uğradığını, trafik kazası tespit tutanağına göre ... plakalı otobüs firmasının kusurlu bulunduğunu, davacı ... ...'un 21 yaşında olduğunu, ... Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği son sınıf öğrencisi olduğunu, kazadan sonra okula gidemediğinden dolayı eğitimini geç tamamlayabileceğini, kazanın davacının işi gereği meslek hayatına atıldığında yaşamında ve çalışma koşullarında olumsuzluklar yaratacağını, davacının annesinin kaza öncesinde günlük 70,00 TL yevmiye ile bahçe işine gittiğini, ancak olaydan sonra 1-1,5 ay kadar kızına baktığından dolayı işe gidemediğini, davacının ailesinin gelir kaybına uğradığını, davacının ve ailesinin bu kaza sonrasında ulaşım ve tedavi giderleri gibi sayısız masraflar yaptıklarını, sigorta şirketine█████/2018 tarihinde yapılan başvuru için herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek trafik kazasında yolcunun bedensel zarara uğraması nedeniyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın, 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işletilecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
: Davalı ... ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bu nedenle reddi gerektiğini, davalı şirketin merkezi Muş olduğundan davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davanın Ticaret Mahkemesi sıfatıyla Muş Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, meydana gelen dava konusu trafik kazasında davalı şirketin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, her ne kadar davacı tarafça KTK'nin 85. Maddesi gereğince bir sorumluluk olduğu belirtilmiş ise de henüz kaza ile ilgili ATK'den kusur raporu alınmadığını, davalıya yüklenen sorumluluğa, sorumluluğa ilişkin alacağa, bu alacağa işleyecek faiz faiz miktarı ile süresine itiraz ettiklerini, davacının bedensel kayba uğradığının iddia edildiğini, ancak bedensel kayba ilişkin herhangi bir delilin davalıya tebliğ edilmediğini, bedensel kayıp olup olmadığının ATK tarafından tespit edilmesi gerektiğini, bedensel kayba ilişkin iddiaların soyut olduğunu, davacı tarafça talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, davacıyı zenginleştirmeye yönelik olduğunu, davacının davalı şirket tarafından yaptırılan sigorta kapsamında sigorta şirketine başvurarak tazminat taleplerini sigorta şirketinden talep etmesi gerektiğini, davacı tarafından talep edilen avans faizinin yasaya uygun olmadığını, ticari iş ile ilgili davalarda her iki tarafın da tacir olması gerektiğini, bu nedenle çıkacak tazminata yasal faiz uygulanması gerektiğini, davacının kusura, tazminat miktarına, faize, faiz başlangıç tarihine ve diğer tüm iddiaların reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak; davanın öncelikle yetki yönünden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise tüm taleplerin reddini talep etmiştir.Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının maluliyet oranını gösteren heyet raporu davalı sigorta şirketine yapılan başvuruda mevcut olmadığından davacı yanın başvurusunun usulüne uygun olmadığını, bu nedenle davanın dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, davacı tarafın █████/2018 tarihinde davalı tarafın sigorta şirketine yaptığı başvurusu neticesinde ... sayılı hasar dosyasının açıldığını, başvuruda maluliyet raporu sunulmadığından eksiklerin tamamlanması için davacı tarafa süre verildiğini, davacı tarafça eksikliklerin giderilemediği belirtilerek davanın açıldığını, eksik belgelerle yapılan başvuru sonucunda eksik belgelerin tamamlanmadan dava açıldığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının dava dilekçesindeki taleplerinin miktarlarını açıklamadığını, taleplerin miktarlarının ayrı ayrı belirtilmesi gerektiğini, bu hususta davacı tarafa süre verilmesi gerektiğini, tüm itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla hukuki dayanaktan yoksun haksız davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
: Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile; maddi tazminat yönünden; 1.120.983,45-TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalı ... Şti yönünden kaza tarihi olan █████/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, davalı sigorta şirketi yönünden ise poliçe limiti olan 720.000,00-TL ile sınırlı olmak üzere ve █████/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, manevi tazminat yönünden; 40.000,00-TL manevi tazminatının davalı ... Şti'nden kaza tarihi olan █████/2018 tarihindin itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.İSTİNAF NEDENLERİ
: Karara karşı davalı sigorta şirketi vekili; davacı yanın sürekli maluliyet tazminatı istemi için ZMMS sigortacısı olan davalı müvekkili sigorta şirketi yönünden 360.000,00 TL'den hüküm kurulması gerekirken 720.000,00 TL'den hüküm kuran yerel mahkeme kararının bozmayı gerektirdiğini, davacı tarafından dava açmadan önce davalı sigorta şirketine gerekli olan tüm evraklar ile eksiksiz bir biçimde başvuru yapılmadığının görüldüğünü, davalı sigorta şirketi tarafından gönderilen hasar dosyası incelendiğinde davacının başvurusu sırasında sigorta şirketine kaza tespit tutanağı ve ifade evraklarını sunduğunun görüldüğünü, bu nedenle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 114/2 ve 115 maddeleri gereğince kaldırılarak davanın usulden reddine karar verildiğini, davacı yanın kaza tarihi itibariyle öğrenci olup 13.09.2019 tarihinde üniversiteyi bitirmiş ve şu an itibariyle de aktif çalışması bulunmadığından bilinen geliri üzerinden hesaplama yapılabileceğini, davacı yanın devlet memuru olmaması nedeniyle yapılacak emsal ücret araştırması, ilköğretim matematik öğretmenliğini bitiren birinin özel dershanelerde ya da özel okullarda ne kadar maaşla çalıştığını gösteren araştırma sonucuna göre hesaplama yapılabileceğinden bilirkişinin devlet memuru öğretmenleri için belirlenen ücrete göre yaptığı hesaplamanın bu nedenle de hükme esas alınamayacağını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Karara karşı davalı ... ... Ltd. Şirketi vekili; ayrıntılı ve bilimsel verilere uygun olarak kusur raporu alınmadığını, müvekkiline atfedilecek %100 bir kusurun olmadığının açıkça görüldüğünü, bu nedenlerle rapora ve hükme açıkça itiraz edildiğini, alınan aktüerya hesap raporunun açıkça usule, yasaya ve yargı içtihatlarına aykırı olduğunu, dosya kapsamında rapora hesaplamaya esas alınan aylık kazançlar gerçeği yansıtmamakta ve afaki ücretler üzerinden hesaplama yapılması yasaya ve içtihatlarına aykırı olduğunu, raporlara ilişkin yapılan hiçbir itirazının değerlendirilmediğini, niçin değerlendirilmediğinin de belirtilmediğini, mahkemece davacılar desteğinin üniversiteden muhtemel mezun olma tarihinin, yaşasa idi mezun olacağı bölümle ilgili mezuniyetinden sonra ne kadar sürede iş bulabileceği ve ne kadar maaşla çalışmaya başlayacağı gibi hususların tespit edilmesi gerektiğinin açıkça belirtildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava, trafik kazasında meydana gelen maluliyetten kaynaklı kalıcı iş göremezlik ve geçici iş göremezlik zararının tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup karar davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.Hesap raporuna ve limit aşımına yönelik yapılan istinaf incelemesinde:Anayasa Mahkemesinin ███████-███████ E.K sayılı █████/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin █████/2021 gün ve █████████ Esas ve █████████ karar sayılı kararları, █████████ Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir.Ancak bilirkişi raporuna itiraz etmeyen taraf yönünden raporun kesinleşeceğine yönelik Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin █████/2017 gün ve ████████ E.-█████████ K. Sayılı kararında özetle; "...Davanın taraflarınca itiraz edilmeyen uzman bilirkişi raporu her iki taraf yönünden de kesinleşir ve kesinleşen rapor hakimi de bağlar. Taraflardan birinin rapora itiraz etmesi, diğer tarafın itiraz etmemesi halinde ise rapor itiraz etmeyen taraf yönünden kesinleşir ve itiraz eden taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar. Bu ilkenin sonucu olarak, itiraz üzerine yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda verilen raporun önceki rapora göre itiraz eden taraf aleyhine olması halinde, kazanılmış hak ilkesi dikkate alınarak önceki raporda belirtilen kusur oranı, zarar miktarı vs. esas alınarak hükmedilecek miktar belirlenir. İlk rapora itiraz etmeyen ve o raporda belirtilen miktarlara razı olan tarafın lehine olacak şekilde sonraki rapora göre karar verilemez..."Aynı yöndeki Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin █████/2017 gün ve █████████ E.-█████████ K. Sayılı kararında özetle; "...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281/1. maddesinde; "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler" düzenlemesine yer verilmiştir. Usulüne uygun biçimde raporun tebliği üzerine, rapora itiraz hakkı bulunan tarafların bu haklarını kullanmamış olması halinde ise, karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşacağı düşünülmelidir..." denilmiştir. Aynı husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin █████████ E, █████████ K; ██████████ E, ████████ K; █████████ E, █████████ K sayılı içtihatlarında ve benzer içtihatlarda benimsenmiştir.Mahkemece davacının talep edebileceği zararın hesaplanması için aktüerya bilirkişisinden █████/2020 tarihli bilirkişi raporu alınmış, raporda TRH 2010 ve 1,8 teknik faiz yöntemine göre zarar belirlenmiştir. Raporun taraflara tebliği üzerine davacı ve davalılar vekilince rapora itiraz edilmiş, itiraz üzerine alınan 16.07.2021 tarihli ek raporla davacının belgesiz tedavi gideri toplamının toplam 785,00 TL, geçici iş göremezlik zararının 5.803,64 TL, sürekli iş göremezlik zararının 634.088,63 TL olarak belirlendiği, bu raporun taraflara tebliğ edildiği, davacı vekilinin rapora itiraz etmediği, davalılar vekilinin rapora itirazı üzerine █████/2021 tarihli 2. Ek rapor alınmış, davacı vekilinin bu rapordaki miktar üzerinden bedel attırımı yapmış ve mahkemece bu rapor hükme esas alınarak karar verilmiştir.Davacı vekili 16.07.2021 tarihli ek rapora itiraz etmemiş, gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, ilk alınan bu ek raporla belirlenen 785,00 TL tedavi gideri, 5.803,64 TL geçici iş göremezlik, 634.088,63 TL sürekli iş göremezlik tazminatı miktarı yönünden davacı tarafından itiraz edilmemekle, davalı lehine oluşan usuli müktesep hak dikkate alınarak karar verilmesi ve buna göre davanın kısmen kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırıdır.Davacının geçici iş göremezlik zararı ve tedavi gideri zaralarının bulunmasına rağmen mahkemece bu taleplerin reddine karar verildiği, ancak davacı vekilince bu zararlar yönünden istinafa gelinmediğinden bu zararlar yönünden verilen ret kararı kesinleşmiş olmakla bu yönde ayrıca inceleme yapılmamıştır.Yine davalı sigorta şirketinin kaza tarihindeki sürekli iş göremezlik (sakatlık) teminat limitinin 310.000,00 TL; tedavi gideri teminat limitinin 310.000,00 TL olduğu, bu limitlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği halde iki ayrı kalem limitin toplanıp tek kalem olarak kabulü ve buna göre limitin 720.000,00 TL kabul edilip bu miktarın tamamından sigorta şirketinin sorumlu tutulması hatalı olmuştur. Buna göre geçici iş göremezlik zararı ve tedavi giderlerinin tedavi gideri limiti içinde, sürekli iş göremezlik zararının sakatlık limiti içinde değerlendirilmesi ve buna göre sigorta şirketinin limitinin belirlenmesi gerekirken limit aşılarak karar verilmesi hatalı olmuştur.Sair istinaf sebeplerinin incelenmesinde;Davalılar vekili usulüne uygun başvuru yapılmadığını belirtmiş ise de davacının tedavi evrakları ve soruşturma dosyası belgeleri ile birlikte başvuru yaptığı, maluliyet raporu bulunmasa da tedavi belgelerinin bulunması sebebiyle davalının yapacağı inceleme ile zarar hesabı yapabileceği, kaldı ki yargılama sırasında alınan maluliyet raporunun tebliğine rağmen halen dahi ödeme yapılmamış olması dikkate alındığında başvurunun sonuçsuz kaldığının kabulü gerekir.Davalılar vekili her ne kadar yukarıda belirtilen nedenler ile istinaf başvurusunda bulunmuş ise de, hükme esas alınan maluliyet raporunun kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş olması, geçici iş göremezlik, geçici bakıcı gideri ve tedavi gideri taleplerinin Anayasa Mahkemesinin iptal kararları doğrultusunda verilen Yargıtay 4. Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereğince ZMMS poliçe teminatı içerisinde kabul edilmiş olması, davacının kaza sırasında tek taraflı kaza yapan otobüste yolcu konumunda olması nedeni ile kusurunun bulunmamış olması, dosya içerisinde bulunan kusur bilirkişi raporlarına göre kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün seyir halinde iken aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek şarampole yuvarlanmış olması nedeni ile tam kusurlu olarak kabulünde bir yanlışlık bulunmaması, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda kalıcı iş göremezlik zararının Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde TRH 2010 yaşam tablosu ve prograsif rant yöntemi kullanılmak sureti ile yapılmış olması, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olması nedeni ile alacağın tümü için ıslah ile artırılan kısım için dahi olmak üzere temerrüt tarihinden itibaren faiz uygulanmış olması yerinde olmakla bu yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir.HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Yukarıda açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, 634.088,63 TL sürekli iş göremezlik tazminatı miktarı yönünden davanın kısmen kabulüne, sigorta şirketinin bu miktarın 310.000,00 TL poliçe teminat limiti ile sınırlı olarak sorumlu tutulmasına karar verilmek üzere HMK 353/1-b-2. maddeleri gereği ilk derece mahkemesi kararının yeniden hüküm kurulmak üzere ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı sigorta şirketi ve davalı ... ... Ltd. Şirketi vekillerinin istinaf başvurusunun KISMEN KABUL - KISMEN REDDİ ile,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere Mersin 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2022 tarih ve 2018/... Esas, 2022/... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,2-Maddi tazminat davasının KISMEN KABULÜ İLE;a- 634.088,63 TL sürekli iş göremezlik tazminatının (sigorta şirketinin bu miktarın 310.000,00 TL poliçe teminat limiti ile sınırlı sorumlu olmak üzere) davalı ... Turizm ... Şirketi yönünden kaza tarihi olan 19.01.2018 tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden █████/2018 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken veya müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,b-Fazlaya ilişkin talebin reddine,c-Maddi tazminat yönünden davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 99.113,29 TL vekalet ücretinin (davalı sigorta şirketinin poliçe limiti nedeniyle sorumlu olduğu tutara göre 49.600,00 TL'sinden sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan müştereken veya müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,ç-Reddedilen maddi tazminat yönünden, davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 77.034,52 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,3- Manevi tazminat davasının KABULÜ İLE;a- 40.000,00 TL manevi tazminatının davalı ... Şti'nden kaza tarihi olan █████/2018 tarihindin itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine,b-Kabul edilen manevi tazminat dava değeri üzerinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre kademeli olarak hesaplanan 6.400,00 TL vekalet ücreti maktu vekalet ücretinden az olamayacağından 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalı ... Şti'nden alınarak davacı tarafa verilmesine,Yargılama giderleri yönünden;4-Davacı tarafından yatırılan, 35,90 TL Başvurma Harcı, 140,04 TL Peşin Harç ve 3.825,30 TL Islah Harcı olmak üzere toplam 4.001,24 TL harcın (davalı sigorta şirketinin 310.000,00 TL poliçe limiti ile sınırlı ve 2.000,62 TL'sinden sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan müştereken veya müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine,5- a-)Maddi tazminat yönünden Harçlar Kanunu uyarınca davalılardan alınması gereken 43.314,59 TL karar harcından, peşin ve ıslah ile yatırılan toplam 3.861,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 39.453,39 TL harcın (davalı sigorta şirketinin 21.176,10 TL'sinden sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan müştereken veya müteselsilen alınarak Hazineye irat kaydına,b-)Manevi tazminat yönünden Harçlar Kanunu uyarınca davalı ... ... Ltd. Şirketinden alınması gereken 2.732,40 TL karar harcından, peşin olarak yatırılan 104,14 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.628,26 TL harcın bu davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,c-)İlk derece mahkemesince 01.12.2022 günlü karar ile davalılardan tahsiline karar verilen harcın davalıdan tahsil edilmemiş olması ve fakat harç tahsil müzekkeresi çıkartılmış olması halinde söz konusu harç tahsil müzekkeresinin tahsil edilmeksizin iadesinin ilk derece mahkemesince istenilmesine, dairemiz kararına göre yeniden harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,ç-)Harç tahsil edilmiş ise tahsil edilen miktarın Dairemizce tahsiline karar verilen bakiye harçtan mahsup edilmesine, fazla yatan kısmın iadesine,6-Davacı tarafından yatırılan 2.415,35 TL yargılama giderinden davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan ve takdir edilen 1.905,50 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken veya müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına,7-HMK'nın 333. Maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avanslarının bulunması halinde ilgililerine iadesine,İstinaf giderleri açısından;8-Davalı sigorta şirketi ve davalı ... ... Ltd. Şirketi tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,9-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,10-Davacı tarafından yapılan 72,75 TL istinaf yargılama ücretinin davalılardan müştereken veya müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,11-Davalı ... ... Ltd. Şirketi tarafından yapılan 166,00 TL yargılama dosya gönderme ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy çokluğu ile karar verildi.█████/2025... ... ... ...Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır(KARŞI OY)KARŞI OY GEREKÇESİHer ne kadar, Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulmak üzere ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ilişkin dairemizin kararındaki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemekteyim.Şöyle ki ; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen ... ve ... başvurusu Başvuru Numarası: ██████████ başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararda usulü kazanılmış hak ilkesine ilişkin olarak" 48. Usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi, usul hukukuna ilk olarak Yargıtayın içtihadı birleştirme kararlarıyla girmiştir (bkz. §§ 25, 26). Söz konusu içtihadı birleştirme kararlarıyla çizilen çerçeveye göre bu ilke; ilk derece mahkemeleri bakımından mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve/veya hüküm vermek zorunda olmasını, ayrıca bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini, temyiz mercii yönünden ise bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle kendisinin de bağlı olmasını ve bozma kararı dışında kalan kısım hakkında tekrar inceleme yapamamasını ifade etmektedir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.████████, K.███████, 12/6/2020, §§ 3, 4).49. Anılan ilkenin uygulama alanının zaman içinde yine içtihat yoluyla genişletildiği ve yukarıda belirtilen içtihadı birleştirme kararlarıyla oluşturulan ilk çerçevesinin ötesine geçirildiği, bu bağlamda sadece bozma ve bozmaya uyma kararları ekseninde uygulanan bir usul kuralı olmaktan çıkarılarak bu ilkenin uygulanması suretiyle yargılama sürecinde taraflar, mahkeme ya da Yargıtay tarafından yapılan herhangi bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan böyle bir hakkın oluştuğundan söz edilebileceği yönünde bir yaklaşımın benimsendiği görülmüştür. Nitekim bu kapsamda yargılama sürecinde taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin -bilirkişi raporunun süresi içinde itiraz etmeyen taraf aleyhine kesinleştiği kabulünden hareketle- itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturmasının da Yargıtay içtihadıyla kabul edilerek anılan ilkenin uygulama alanına dâhil edilen hâllerden biri olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 28).50. Bununla birlikte medeni yargılama usulüyle ilgili yürürlükteki mevzuatta usule ilişkin kazanılmış hak ilkesini bu lafzıyla ya da içtihat yoluyla geliştirilen uygulama biçimleri itibarıyla bir usul kuralı olarak açıkça düzenleyen herhangi bir kanun hükmü yoktur. Nitekim Yargıtay da anılan ilkeyi uyguladığı kararlarında bu hususu dile getirmiş, usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir yasal hükmün bulunmadığını, konunun yargı içtihadı ile geliştiğini belirtmiştir.51. Somut davada Mahkeme, usuli kazanılmış hak ilkesini başvurucuların maddi hukuka ilişkin birtakım haklarının ortadan kalkmasına yol açacak biçimde uygulamıştır. Anılan uygulamanın dayanağını Yargıtay içtihadı oluşturmakta ise de yargısal içtihadın bu kapsam ve mahiyette bir uygulamaya hukuksal dayanak teşkil edemeyeceği açıktır. Zira aksi yöndeki kabul, Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören 13. maddesi hükmüyle bağdaşmaz. Kuşkusuz yargısal içtihatlar, belirli bir konuyu düzenleyen kanun hükmünün uygulanmasını gösterme ve bu bağlamda hukuki belirliliği sağlamada temel kaynaklardan biridir. Ancak yargısal içtihatların bu işlevini yerine getirebilmesinin ön şartı o konuyu düzenleyen bir normun varlığıdır. Nitekim idari davalarda da daha önce sadece içtihadi bir uygulama zemini bulunan usuli kazanılmış hak ilkesi 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasına 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." biçimindeki hükümle idari yargılama usulü bakımından -bozma kararı bağlamıyla ve temyiz incelemesinin kapsamıyla sınırlı olarak- yasal bir dayanağa oturtulmuştur.52. Diğer yandan Mahkeme, somut davada usuli kazanılmış hak kavramını uygularken değerlendirmesini başvurucuların ilk bilirkişi raporuna itiraz etmediği olgusuna dayandırmıştır. Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde 6100 sayılı Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz müessesesini düzenleyen 281. maddesinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.53. Anılan Kanun hükmüne göre tarafların bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etme, bu suretle raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep etme hakları bulunmaktadır. Keza mahkeme de aynı mülahazalarla resen bilirkişiden ek rapor isteme yoluna gidebilecek ya da gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirerek tekrar inceleme yaptırabilecektir.54. Söz konusu hükmün gerekçesinde "Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan onbeş günlük süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler Ancak, anılan hâl, mahkemenin, ihtiyaç duyuyorsa, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re’sen ek rapor talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bir bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz" ifadelerine yer verilmiştir.55. Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu kanun hükmü ile bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz etmeyen tarafın artık rapora itiraz etme imkânını yitireceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna karşılık anılan hükmün usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi hâline, rapora itiraz etmeyen tarafın maddi hukuka yönelik bir hakkını sona erdirecek ya da diğer taraf lehine bu nitelikte bir hakkın doğmasına yol açacak biçimde sonuç bağladığı söylenemez. Başka bir anlatımla bilirkişi raporuna itiraz biçimindeki usul işleminin yapılmamasının ortadan kaldırabileceği tek hak, yine usuli bir hak olan rapora itiraz etme hakkıdır. Nitekim Kanun’un 94. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da ifade edildiği üzere tarafın kesin süre içinde yapması gereken bir işlemi süresi içinde yapmaması sadece o işlemi yapma hakkını ortadan kaldırabilir. Aksi yöndeki kabul Kanun’un 281. maddesinin (3) numaralı fıkrasının mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği biçimindeki hükmünü anlamsız ve işlevsiz kılacağı gibi Kanun’un kendi hükümleri arasında da çelişki oluşturacaktır. Dolayısıyla bilirkişi raporuna itirazla ilgili anılan usul kuralından bir tarafın alacağını talep edemeyeceği anlamının çıkarılması, kuralın öngörülemez biçimde yorumlanması suretiyle ulaşılan bir sonuç olacaktır.56. Bu itibarla Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz müessesesiyle ilgili söz konusu hükmünün, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluşturma sonucunu bağladığı biçimindeki bir yorumun anılan hükme yönelik öngörülebilir bir yorum olmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla yargılama sırasında alınan ilk bilirkişi raporuna itiraz edilmediği için talep miktarının bu raporda hesaplanandan fazla olan kısmının davalı lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin söz konusu müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı görülmektedir." şeklindeki gerekçe ile 6100 sayılı yasa hükümlerinde usulü kazanılmış hak ilkesinin kanuni bir dayanağının bulunmadığı, belirtilmiştir.Bu konuya ilişkin (Usulü kazanılmış hak ilkesine ilişkin olarak ) bir Yargıtay İçtihatları birleştirme kararı olmadığı sadece Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 4/2/1959 tarihli ve E.███████, K.1959/5 sayılı kararının ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 9/5/1960 tarihli ve E.███████, K.1960/9 sayılı kararının Yargıtay Hukuk daireleri tarafından yorumlanması ile usulü kazanılmış hak uygulamasının genişletildiği anılan kararın 48 ve 49 numaralı paragraflarında belirtilmiştir. Buradan hareketle Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından söz konusu uygulamanın kanuni dayanağının olmadığını ve bu durumun netice olarak kişilerin mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olduğu kabul edilmiştirAnayasa Mahkemesi anılan kararında "59. Bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine, karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasını, yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Diğer yandan bu nitelikteki bir müdahalenin diğer amacı da bilirkişi raporuna itiraz eden tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesi, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının önüne geçilmesi ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunması olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu, onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir.60. Ancak bilirkişi raporunda eksiklik, hata ya da açıklığa kavuşturulması gereken hususlar olduğunun düşünülmesi üzerine yeniden bilirkişi raporu alınmasını istemenin sadece davanın taraflarına sağlanmış usuli bir güvenceden ibaret olmayıp aynı zamanda uyuşmazlığı çözmekle ve bu bağlamda maddi gerçeği ortaya çıkarmakla yükümlü olan mahkemeye verilmiş yargısal bir görev ve yetki olduğu da dikkatten kaçmamalıdır. Başka bir anlatımla mahkemenin gördüğü lüzum üzerine resen yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gitmesi biçimindeki bir ihtimalin varlığı da gözetilmelidir. Bu bağlamda yargı merciinin maddi gerçeği ortaya çıkarması ve uyuşmazlığı sağlıklı bir şekilde çözümlemesi gerekliliği yukarıda belirtilen amaçların elde edilmesi pahasına görmezden gelinemez. Zira uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle maddi vakıanın/gerçekliğin aydınlatılması devletin ilgili hakları gerçekleştirme ve koruma yükümlülüğünün bir gereğidir. Kanuna dayalı haklı nedeni gösterilemediği takdirde uyuşmazlığın esasıyla ilgili olarak mahkemenin vakıayı aydınlatarak ulaştığı sonuçtan tarafların veya onlardan birinin yararlanamayacağı ileri sürülemez.Aksinin kabulü ile maddi hak talebinin kısıtlanması, usul hukukunun adil yargılanma hakkı güvenceleri içinde maddi hukukun gerçekleşmesine, başka bir deyişle hakların korunmasına hizmet etme amacına da aykırı olacaktır. Öte yandan devletin hakları koruma ve gerçekleştirmeye ilişkin yükümlülükleriyle ve adil yargılanma hakkının gerekleriyle bağdaşmayan, maddi gerçekliğin usule feda edilmesi anlamına gelen böyle bir yoruma dayanılması hukuk devleti ilkesini de zedeleyecektir." şeklindeki gerekçe ve kabul ile karşı tarafın itirazı olmasa dahi hakimin maddi gerçeği araştırma görevinin olduğu ve bu kapsamda rapora itiraz etmeyen yönünden ortada maddi bir gerçek var ise bu maddi gerçeğe rağmen usul hükümleri gerekçe gösterilerek karar verilmesinin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı ve söz konusu müdahalenin ölçülü olmayacağı belirtilmiştir.Eldeki dosya içerisinde alınan 30.04.2020 günlü aktüer bilirkişi raporunda davacının uğramış olduğu kalıcı iş göremezlik zararının 193.945,59 TL olduğu belirlenmiştir. Söz konusu rapora karşı davacı vekili ile davalılar tarafından itirazda bulunulmuştur. Mahkemesince aktüer bilirkişi raporu alınmasından sonra bu kez davacının maluliyetine ilişkin olarak ATK İhtisas Kurulundan yeniden rapor istenilmiş, söz konusu 20.01.2021 günlü maluliyet raporunda davacının maluliyet oranında herhangi bir değişiklik olmadığı görüşü bildirilmiştir. Maluliyet raporunun alınmasından sonra mahkemece bu kez yeniden aktüer bilirkişi raporu alınmış, davacının kalıcı iş göremezlik zararı ise asgari ücret verilerinin kabul edilmesi durumunda 374.732,04 TL olduğu, emsal ücrete göre hesaplama yapılması durumunda ise 638.731,54 TL kalıcı iş göremezlik zararı olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece bu tarihten sonra davacının eğitim durumuna göre emsal ücretin ne kadar olduğu hususunda inceleme ve araştırma yapılmış, söz konusu araştırma neticesinde alınan 11.08.2021 günlü ek raporda ise davacının kalıcı iş göremezlik zararının 1.120.983,45 TL olduğu tespit edilmiştir. Alınan bu ek rapora karşı davalılar vekili süresinde itiraz etmiş, davacı vekili ise 20.09.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 1.119.983,45 TL artırarak 1.120.985,45 TL olarak dava değerini yükseltmiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde davacının ıslah beyanına uygun şekilde kabul kararı verilmiştir.Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından her ne kadar 16.07.2021 günlü aktüer bilirkişi raporunda kabul edilen 634.088,63 TL miktar yönünden kabul kararı verilmiş ise de, mahkemece bu aktüer raporu alındıktan sonra yargılamaya devam edilmiş ve davacının gelirine ilişkin olarak inceleme ve araştırma yapılmıştır. Yapılan araştırma neticesinde davacının gelirinin asgari ücretin üzerinde olduğu belirlenmiş ve bu kapsamda alınan 11.08.2021 günlü bilirkişi raporuna göre davacının kalıcı iş göremezlik zararının 1.120.983,45 TL olduğu tespit edilmiştir. Buna göre davacının mahkemece alınan16.07.2021 günlü aktüer bilirkişi raporuna karşı süresi içerisinde itiraz etmediği gerekçesi ile usulü hak oluştuğu yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmamaktayım. Davacı dilekçesinde ... Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği son sınıf öğrencisi olduğunu belirtmiştir. Buna göre davacının gelirinin asgari ücretin üzerinde olacağı hususu tartışmasızdır. Buna göre mahkemesince davacının gelirinin doğru bir şekilde tespit edilerek buna göre zarar hesabı yapılması gerekmektedir. 11.08.2021 günlü aktüer bilirkişi raporunda davacının gelirine ilişkin olarak tüm eksik hususlar tamamlanmış ve davacının geliri emsaline uygun olarak doğru bir biçimde belirlenmiştir. Bu nedenle söz konusu raporda belirtilen miktara uygun şekilde ilk derece mahkemesince kabul kararı verilmiş olmasında bir yanlışlık bulunmamaktadır. Davacının 16.07.2021 günlü aktüer bilirkişi raporuna süresinde itiraz etmemiş olmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. Zira davacı zaten dava dilekçesinden beri kendisinin Türkçe öğretmeni olduğunu belirtmek sureti ile gelirinin asgari ücretin üzerinde olduğunu belirtmiştir. Bu noktada artık mahkemece davacının gelirine ilişkin emsal ücret araştırması yapılmadan alınan 16.07.2021 günlü bilirkişi raporuna göre karar verilemeyecektir.Tüm bu süreçte her ne kadar davacı tarafından mahkemesince alınan █████/2021 bilirkişi raporuna karşı süresi içerisinde itiraz edilmemiş ise de mahkemenin görevi davacının uğramış olduğu gerçek zararı tespit etmekten ibarettir. Davacının sırf bilirkişi raporuna süresi içerisinde itiraz etmediği gerekçesi ile usulü bir uygulamadan kaynaklı olarak davacının gerçek zararını talep edemeyeceğini ileri sürmek doğru değildir.Zira Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen ... ve ... başvurusu Başvuru Numarası: 2020/... başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararda da belirtildiği gibi yargılama süresi içerisinde alınan bilirkişi raporlarına tarafların süresi içerisinde itiraz etmemiş olması nedeni ile davacının belirlenen gerçek zararı talep edemeyeceği şeklinde yorumlanması doğru değildir. Ortada maddi bir gerçek varken bu maddi gerçeğe rağmen usul hükümleri gerekçe gösterilerek sırf bilirkişi raporuna süresinde itiraz edilmediği gibi şekli bir gerekçe ile karar verilmesi hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacaktır, bu şekilde bir yorum yapılması Anayasa'nın 36.maddesinde ve AİHS 6 maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı kapsamında kalan mahkeme erişim hakkının ihlaline neden olabilecektir.Dairemizce yapılan müzakere sırasındaki görüşmelerde Heyet ile aramdaki bir diğer uyuşmazlık konusu ise Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan ... VE ... başvurusu Başvuru Numarası: ██████████ başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararının iş bu dosyada uygulanma olanağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Zira söz konusu karar bireysel başvuru sonrasında verilmiş olup bir norm denetimi üzerine verilen bir karar değildir.İlk olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen ... ve ... başvurusu Başvuru Numarası: ██████████ başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararında da aynı şekilde davacının bilirkişi raporuna süresi içerisinde itiraz etmemiş olması nedeni ile davalı lehine usulü kazanılmış hak oluştuğu değerlendirilerek ilk alınan bilirkişi raporuna göre karar verilmiş ve ek davanın reddine karar verilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen ... ve ... başvurusu Başvuru Numarası: ██████████ başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararında belirtilen bireysel başvuruya konu olay ile dosyamıza konu olayın benzeri olduğu görülmüştür. Bu noktada Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı vermiş olduğu, aynı olaya ilişkin olarak eldeki davada söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının uygulanamayacağının söylenmesi kabul edilemez.Öte yandan T.C Anayasası'nın 153. Maddesi hükmünün incelenmesi gerekmiştir.Madde 153 " Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.Anayasa Mahkemesi bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. [94]Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. [95]İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun (…)[96] teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.İptal kararları geriye yürümez.Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." şeklindedir. Maddenin son fıkrası açık bir şekilde Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmî Gazetede hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını hüküm altına almıştır.Söz konusu Anayasa hükmünde herhangi bir ayrım bulunmamakta herhangi bir istisna getirilmemiştir. Diğer bir ifade ile Anayasa Mahkemesi kararlarının sadece norm denetimi sonucu verilen kararlarının bağlayıcı olduğuna dair bir anlam çıkarılamayacaktır. Anayasa'nın 153/ son fıkrası gereği Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru yolu ile vermiş olduğu kararlarında da benzer olaylar için bu kararların bağlayıcı olduğu muhakkaktır ki bu durum Anayasa Mahkemesi kararlarının objektif etkisinden kaynaklanmaktadır.Anayasa Mahkemesi kararlarınını objektif etkisine ilişkin olarak yine Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen K. V. Başvurusuna ilişkin 2014/... Başvuru Numaralı kararına bakmak gerekmektedir.Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu anılan kararında objektif etkiye ilişkin olarak" 52. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında objektif ve subjektif olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Mahkemenin objektif işlevi Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen hükümlerini yorumlamak ve bunların uygulanmasını gözetmektir. Subjektif yönü ise bireysel başvuru yoluyla önüne gelen somut olayda anılan hükümlerin ihlal edilip edilmediğini incelemek, gerektiğinde başvurucu lehine giderime hükmetmektir.53. Mahkemenin Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Zira bireysel başvuru yolunun temel ilkelerinden ikincillik ilkesi ile bunun yansıması olarak Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen bireysel başvuruda bulunmadan önce başvuru yollarının tüketilmesi koşulu dikkate alındığında temel hak ve özgürlüklerin korunmasında öncelikle kamu makamları ve derece mahkemelerinin, sonrasında ise Anayasa Mahkemesinin rolü bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir. Belli bir meselede bu merciler tarafından Anayasa’ya uygun korumanın sağlanmadığının ileri sürülmesi hâlinde bireysel başvuru yapılabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, o meseleye ilişkin olarak Anayasa’yı yorumlar ve bir karar verir. Bundan sonra kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmeleri beklenir. Aksi durum, aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunu doğurur. Bu şekilde işleyen bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi ise imkânsızdır. Söz konusu yolun işlerliğini devam ettirmesinde Mahkemenin Anayasa’yı yorumlaması kritik öneme sahiptir. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi ise -her bir başvuruda adaleti sağlamaktan ziyade- Mahkemenin daha önce Anayasa’yı yorumlamadığı meselelere odaklanmasına bağlıdır." şeklinde açıklama yapılmıştır.Bu şekilde Anayasa mahkemesi, bireysel başvuru neticesinde verilen ihlal kararları sonrasında kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmesi gerekliliğine işaret etmiştir.Öte yandan Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru neticesinde verilen hak ihlallerine ilişkin benzer nitelikte kararlar verilmesi sonrasında bu hak ihlallerinin önüne geçebilmek adına yasa koyucu tarafından hak ihlallerine ilişkin olarak gerekli yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Buna ilişkin olarak en somut örnek bilindiği üzere kamulaştırma davalarında Anayasa Mahkemesi tarafından bireysel başvuru dosyalarında verilen hak ihlalleri sonrasında Yasa koyucu tarafından gerekli yasal değişiklikler yapılmıştır.Tüm bu Anayasa ve Yasa hükümleri ile Anayasa Mahkemesi kararları bir arada değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi Genel kurulunca verilen ... ve ... başvurusu dosyasında vermiş olduğu adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin kararın gerekçesinde belirtilen hususların eldeki iş bu dosyada da uygulanması zorunludur, ki Anayasa'nın 153/son maddesi hükmü ve Anayasa Mahkemesi kararlarının objektif etkisi de bunu gerektirir. Bu nedenlerle mahkemesince davanın tümü ile kabulüne karar verilmiş olmasında herhangi bir yanlışlık bulunmadığı kanaatinde olduğumdan davalılar vekilinin istinaf reddine karar verilmesi kanaatinde olduğumdan bu yönüyle karara katılmamaktayım....BAŞKAN ...¸e-imzalıdırİş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.