Anahtar kelimeler: Kefillerden Taahhüdünde Borcuna Rücuen Yana Akdedilen Kefalet Kefil Sıfatı Ödemenin

T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████DAVA
: Alacak( Rücuen)DAVA TARİHİ
: █████/2018KARAR TARİHİ
: █████/2025Mahkememizde görülmekte olan Alacak ( Rücuen) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ---- ile ----- arasında █████/2014 tarihinde akdedilen 1.500.000,00 TL tutarındaki Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında, müteselsil kefil sıfatı ile 1.500.000,00 TL kefalet taahhüdünde bulunan -----ortaklarından müvekkili ... tarafından iş bu Genel Kredi Sözleşmesinden doğan kredi borcuna istinaden yapılmış olan ödemenin davalı olarak belirtilen diğer müteselsil kefillerden rücuen tahsilini, vekalet ücreti ile birlikte yargılama giderlerinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
: Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; davanın Ticaret Mahkemeleri iş bölümüne girdiği, iş bölümü itirazında bulundukları, dava dışı ----- ile müvekkileri arasında kefalet ilişkisi bulunduğu, davacı ...'ın ---- İcra Müdürlüğünün ------ Esas sayılı dosyaya ödemeleri Yargıtay kararlarında belirtildiği gibi kefil sıfatı ile değil senede bağlı münferit kambiyo taahhüdü kapsamında yapılmış olduğu, bu nedenle müteselsil bir kefalet ilişkisinden bahsedilemeyeceği, Borçlar Kanunu yürürlükte olması nedeniyle, davacının kefalet iddiası taşımaması nedeniyle geçerli olmayacağı, dava dilekçesinde verilen bilgilerden kredi alacaklısına bir kısım ödemelerin dava dışı ----- tarafından yapıldığının anlaşıldığını, bu nedenle 3. kişinin yaptığı ödemeler nedeni ile davanın rücu hakkının doğduğu iddiasının hukuka aykırı olduğu, haksız davanın reddi ile yargılama giderlerinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
:Davalı ...'nun usulüne uygun yurt dışı adresine tebligat yapıldığı halde davaya cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :Dava; müteselsil borçluların iç ilişkide birbirine rucu davasına ilişkindir. Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, davacının bankaya yaptığı tüm ödemeler celp edilmiş ve uzman bilirkişilerden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti dosyadaki kök raporunda özetle; "....III- UYUŞMAZLIĞIN İRDELENMESİ1. Uyuşmazlık KonusuDava dışı ----. ile ---arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi kapsamında, davalıların kefaletlerinin sona erip ermediği; bu bağlamda banka tarafından ----. İcra Müdürlüğü'nde ----- esas sayıyla davacı ve davalılar ile dava dışı kefiller hakkında başlatılan kambiyo yoluyla takipte ödeme yapan davacının, vaki ödemesini genel kredi sözleşmesine ilişkin kefalet kapsamında olup olmadığı; kefalet kapsamında olması halinde davalıların kefaletinin devam edip etmediği; kefaletleri devam etmekte ise davacının davalılara rücu edebileceği alacak miktarının uyuşmazlık konularını teşkil ettiği;2. Uyuşmazlık Konularının İrdelenmesiA) Kefaletten Dönme Yönündena) Genel OlarakTBK.m.599 metninden de açıkça anlaşılacağı üzere kefilin kefaletten dönebilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerektiği; kefil ancak bu şartların gerçekleşmesi ile yazılı bir beyanla sözleşmeden dönebileceği; kefalet sözleşmesinin süreli ya da süresiz olması da bu bakımdan fark yaratmadığı; ayrıca kefilin kefaletten dönme hakkını kullanabilmesi için asıl borcun henüz doğmamış olması gerektiği; TBK.m.599’de asıl borçlunun mali durumunun değerlendirilmesinin yapılacağı anın tespiti bakımından “borcun doğumundan önceki mali durumu” ifadesi kullanıldığı; bu ifadenin anlam karmaşasına neden olduğu; dolayısıyla asıl borçlunun mali durumunun değerlendirilmesinin yapılacağı anın tespiti önem kazandığı; öğretideki bir görüşe göre “borcun doğumundan önceki mali durumu” ifadesini kefalet sözleşmesinin yapıldığı andaki mali durumu olarak yorumlamak gerektiği; bu görüşe göre asıl borçlunun mali durumunun değerlendirilmesi bakımından esas alınacak an kefalet sözleşmesinin akdedildiği an olduğu;. diğer görüşe göre ise asıl borçlunun mali durumunun değerlendirileceği an kefalet sözleşmesinin akdedildiği an değil kefilin kefalet sözleşmesi yapma önerisinin alacaklıya gönderildiği an olduğu; bu görüşe göre kefilin kefalet sözleşmesine ilişkin olarak öneride bulunduğu an tespit edilecek ve bu andan sonra borçlunun mali durumunun önemli derecede bozulup bozulmadığı değerlendirileceği;b) Somut Olayın Bu Uyuşmazlık Konusu Yönünden İncelenmesiDava dışı banka ile kredi borçlusu arasında 16.10.2014 tarihinde imzalanan kredi sözleşmesine işbu davanın tarafları ile dava dışı kişilerin müteselsil kefil olduğu; davalıların kefaletten dönme yönündeki beyanlarının 29.03.2016 tarihinde keşide edilen ihtarname ile gerçekleşmesine, bu tarih itibarıyla kredinin kullanılmadığı ve borcun doğmadığı yönünden savunma bulunmamasına, kredi borcunun 27.07.2016 tarihinde muaccel olduğu; dönmenin muaccel önce d e ğ i l, borcun doğumundan önce yapılması gerektiği; mevcut delil durumuna nazaran, dönme beyanının TBK.m.599 hükmünegöre hüküm doğurmadığı;B) Rücu Talebi ve Miktarı Yönündena) Genel Olarak6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 596. maddesinde; " Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur.” şeklinde yapılan düzenlemeye göre alacaklıya ifada bulunan kefil, ifada bulunduğu ölçüde asıl borçluya rücu imkanı bulunmaktadır.Buna karşılık, 6098 sayılı TBK’nun 587. maddesi:“Birden çok kişi, aynı borca birlikte kefil oldukları takdirde, her biri kendi payı için adi kefil gibi, diğerlerinin payı için de kefile kefil gibi sorumlu olur. Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil kefil olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun tamamından sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha önce veya aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bir kefil, bu hakkı, diğer kefillerin kendi paylarını ödemiş veya ayni güvence sağlamış olmaları durumunda da kullanabilir.Aksine anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. “ şeklindedir.b) Somut Olayın Bu Uyuşmazlık Konusu Yönünden İncelenmesiDavalılar, davacının takip dosyasına yaptığı ödemenin, kefaleten olmadığı; başlatılan takibin kambiyo yoluyla (bonoya dayalı) olduğunu ileri sürdüğü; takip mesnedi senedin UYAP üzerinden icra dosyasında tespit edilemediği; davacı ile takip başlatan banka arasında başkaca bir borç ilişkisi bulunduğu hususu dosyaya yansımadığı gibi, davalıların da anılan senette borçlu ya da kefil sıfatı bulunduğu; bahse konu takipte borçlu olarak yer aldıkları; hal böyle olunca, takip mesnedi senedin kefalet ilişkisi kapsamında davacı ve davalardan aldığı sonucunun ortaya çıktığı; işaret edilen bu durum saklı kalmak kaydıyla, kefalet ilişkisi kapsamında yapılan ödeme olarak bu aşamada değerlendirildiğiY. ---- HD’nin 06.02.2012 gün----- sayılı ilamında; “ Dosya içerisindeki dava dışı kişi asıl borçlu ... ile dava dışı --- arasında 10.000 TL limitli kredi sözleşmesi imzalanmış, bu sözleşmede 10.000 TL limitli olarak davacı, davalı ve dava dışı kişi ----- müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla krediye kefil olmuşlardır.Somut olayda; davacı, kredi sözleşmesi kefilliğinden dolayı alacaklı bankaya 2.064 TL ödemede bulunmuş olup, ödediği bu bedelin işlemiş faiziyle birlikte kefil sıfatıyla diğer kefil olan davalıdan tahsilini istemiştir. Yukarda açıklandığı şekilde davacının kredi sözleşmesine göre ödemekle yükümlü olduğu 3.333 TL üzerindeki ödemelerini davalıdan isteyebilir. Bu yönler gözetilmeden yazılı ve yanılgılı gerekçelerle davanın kabulünün” yerinde olmadığının vurgulandığı;Bu kararın somut olaya uygulanması halinde;Kefil olunan asıl borç 1.500.000,00 TL olup, 6 kefil bulunması nedeniyle sorumluluk tutarın 250.000,00 TL olacağı; davacının kefil sıfatıyla 1.156.363,13 TL ödemesi nedeniyle, kendi sorumluluk limiti olan 250.000,00 TL’nin tenzili sonrasında kalan 906.363,13 TL’den diğer 5 kefil dikkate alındığında, 906.363,13 TL/5 = 181.272,63 TL’yi rucu edebileceği;Buna karşılık, yukarıdaki karardan farklı olarak Y-----.H.D’sinin 30.03.2017 gün ---- sayılı ilamında, “ Mahkemece, tarafların dava dışı borçlu için bankadan kullanılan kredinin müşterek borçlu müteselsil kefili oldukları, buna göre davacının kefile rücuen alacak talep etmesi için payından fazla ödeme yapması gerektiği, davacının 700 TL’lik ödeme iddiasının ispatlanamadığı, davacının 1.800 TL bedelli ödemesinin sadece kendi payını oluşturduğu, kendi payından fazla ödemesinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.6098 sayılı TBK’nın 587. maddesi uyarınca, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olması ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Somut olayda, sözleşmede 4 kefil bulunmaktadır. Davacı asıl borçlunun borcunu kefaleten ödediği 1800 TL’yi davalı kefilden 1/4 oranında isteyebilir. Mahkemece, anılan hüküm doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gereğinin” vurgulandığı;Hal böyle olunca, toplam ödeme miktarı omlarak yukarıda tespit edilen tutara nazaran, davacının beher davalıya rücu edebileceği tutarın (1.156.363,13 TL/6=) 192.727,18 TL olduğu;IV- S O N U ÇSayın Mahkeme'nin görev tevdi eden ara kararı uyarınca yapılan inceleme sosunda:1. Yukarıda “Uyuşmazlığın İrdelenmesi” başlığı altında (1) sayılı bentte iddia ve savunmanın bağlandığı uyuşmazlık konuları tanıtılarak somut olay özelinde (2) sayılı bentte uyuşmazlık konularının yapılan incelemesi sonundaA) Yukarıda “Uyuşmazlığın İrdelenmesi” başlığı altında (2/A) sayılı bentte davalıların kefaletten dönüldüğüne ilişkin savunmalarının incelendiği; dönme yönündeki beyanlarının 29.03.2016 tarihinde keşide edilen ihtarname ile gerçekleşmesine, bu tarih itibarıyla kredinin kullanılmadığı ve borcun doğmadığı yönünden savunma bulunmamasına göre, dönme beyanının TBK.m.599 hükmüne göre hüküm doğurmadığı;B) Yukarıda “Uyuşmazlığın İrdelenmesi” başlığı altında (2/B) sayılı bentte davacının rücu talebi ve miktarı yönünden yapılan incelemede;a) Yukarıda tanıtılan Y. ---- HD’nin 06.02.2012 gün ------sayılı ilamındaki esaslara göre, davacının beher davalıya rücu edebileceği tutarın 181.272,63 TL olduğu;b) Yukarıda tanıtılan Y.-----H.D’sinin 30.03.2017 gün ----sayılı ilamındaki esaslara göre, davacının beher davalıya rücu edebileceği tutarın 192.727,18 TL olduğu;Davacı talebi olan 199.456,00 TL’den farklı sonuca varılma nedenin ise, davacının 30 Aralık 2016 tarihinde 37.100,00 USD tutarlı aktarmasının Türk parası karşılığını 170.000,00 TL olarak kabul etmesinden kaynaklandığı; oysa anılan tarihteki kura göre banka kayıtlarına 37.100,00 USD karşılığı yansıtılan 129.623,69 TL'nin doğru olmasına göre, miktar yönünden farklılığın anılan husustan kaynaklandığı.." belirtilmiştir.Davalı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesidne takip dayanağı belgeyi sunduklarını, takibin kambiyo senedinden kaynaklı olduğunu , davalıların senedi imzalayan davacı ile arallarında silsile olduğuna dair delil olmadığını, kefaletten dönme tarihi itibarı ile kambiyo senedinin ödendiğini ileri sürmüşlerdir. Davalı yanca sunulan belgeler incelendiğinde ----icra müdürlüğünün ----- Esas sayılı dosyasının kambiyo senedine dayanan icra takibine ilişkin olduğu, takibin dayanağı senet incelendiğinde keşide tarihinin 14.10.2014 olduğu, ödeyecek kişilerin yani keşidecilerin ------, ..., ..., ... ve davacı ... olduğu yani toplamda 6 kişinin senedi düzenleyen olarak senede imza attığı görülmüştür.Yargıtay ---- HD. ----- Sayılı ilamında "...Öte yandan; takip dayanağı bononun düzenlenme tarihi itibari ile yürürlükte olup olayda uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 776/1-g maddesi gereğince, takip konusu belgenin kambiyo vasfını taşıması için “… senedi düzenleyenin imzasını” ihtiva etmesi zorunludur. Anılan maddede sorumluluk için sadece imzadan söz edilmiş, birden fazla imzanın bulunması koşul olarak öngörülmemiştir. TTK'nun 778. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 677. maddesi gereğince, şirketin münferit temsilcisinin şirket kaşesi dışında senet üzerine atmış olduğu imzanın kendisini sorumluluktan kurtaracağı düşünülemez. Yine, TTK'nun 778. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun'un 701. ve 702/1. maddeleri gereğince, keşideci şirket kaşesi üzerindeki imza dışında bononun ön yüzüne konulan her imza aval şerhi sayılır. Aval için sadece imza yeterli olup, ayrıca ad ve soyadın yazılması gerekmez. Aval veren kimse, kimin için taahhüt altına girmiş ise tıpkı onun gibi sorumlu olur. Özetle şirket temsilcisinin şahsen sorumlu olabilmesi için şirket kaşesi dışında ayrı bir imzasının bulunması yeterlidir. Her iki imzanın da kaşe üzerinde bulunması halinde ise yetkili temsilcinin sorumluluğundan bahsedilemez. Bir diğer ifade ile senetteki her iki imza da şirket kaşesi üzerine atılmışsa, burada artık aval olgusundan söz edilemez (Hukuk Genel Kurulu’nun 05.10.2011tarih, ----sayılı kararı)..." belirtmiştir. Somut olayda senedi düzenleyen ve ödeyecek kısmında yukarıda ismi yazılan kişiler sayılmış olup bu kişiler aval veren veya kefil sıfatı ile değil senedi bizzat düzenleyen olarak yani keşideci sıfatı ile sorumludurlar. Nitekim senedin ön yüzünde bir ayrım yapmadan "ödeyecekler " üst başlığında bu altı kişilerin adı soyadı ve imzası bulunmaktadır.TBK'nın müteselsil borçluluk başlıklı 162. Maddesi " Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar." hükmüne haizdir.6098 sayılı TBK'nın iç ilişki başlıklı 167. Maddesi " Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler." hükmüne haizdir. Uygulamada bankaların kredi çeken kurumsal müşterilerinden genel kredi sözleşmesine kefalete ek olarak kambiyo taahüdü aldıkları bilinen bir durumdur. İcra takip dosyası alackalısı bankaya yazılan müzekkereye verilen yanıttan icra takip dosyasının haricen tahsil sureti ile kapatıldığı, davalılardan yapılmış bir tahsilat olmadığı,davacı yanca bankaya genel kredi sözleşmesi borcuna istinaden yapılmış ödemelerin dava dışı alackalı banka tarafından ihtirazi kayıtsız alındığı ve bu suretle icra takip dosyasının haricen yapılan tahsilatlarla kapatıldığı görülmüştür. Davalılar ---- Noterliğinden gönderilen 29.03.2016 tarihli ihtar ile kefaletten döndüklerini bu nedenle sorumlu tutulamayacaklarını ileri sürmektedirler. Öncelikle davalıların borcunun kefaletten değil kambiyo senedini düzenleyen sıfatından ileri geldiği yukarıda izah edilmiştir. Davalının sunduğu icra takip talebi ve takibin dayanağı belgeden de bu anlaşılmış olup bu durum zaten ihtilafsızdır. Kaldı ki davalıların kefil oldukları kabul edilse bile yine de tek taraflı irade beyanı ile kefaletten dönemeyecekleri açıktır. Yargıtay ----. HD. ----,. Sayılı ilamında "..Taraflar arasındaki uyuşmazlık kefil olan davalının geçerli bir kefalet sözleşmesi kurulduktan sonra tek başına kefaletten vazgeçtiğini bildirmesinin kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı ve bu bildirimden sonra kredi kullandıran bankanın davalı hakkında kefalet sözleşmesi çerçevesinde takibe girişmesinde TMK.'nun 2. maddesi karşısında iyiniyetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Banka kredi sözleşmeleri karşılıklı taahhütleri içerdiğinden kefil tek yanlı olarak bildirdiği irade beyanı ile kefaletten vazgeçemez. Bu şekildeki bir bildirim akdin diğer tarafınca açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmaz. Başka bir anlatımla geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonra kefil, alacaklının onayı olmaksızın kefaletini geri alamaz. Bunun tersinin kabulü, kefalet kavramının özüne aykırı olur. Zira, kredi alacaklısı, borçluya kredi vermeyi kabullenirken, borçlu kadar, onun kefilinin ödeme gücüne de güvenerek hareket eder. (Yargıtay HGK 23.10.2002 tarih , ----sayılı ---- Davalının kefil olduğu şirketin ortaklığından ayrılmış olması da tek başına kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Davacı bankanın geçerli kredi sözleşmesi ve geçerli kefalet ilişkisine dayanarak kredi kullandırmış olmasında somut olay bakımından iyiniyet kurallarıyla bağdaşmayan bir durum söz konusu olmadığı gibi, yerel mahkemenin gerekçesinde belirtilen TBK.nun (Yanlışlıkla HMK.nun şeklinde yazılan) 582/3. maddesinin de olayımızda uygulama yeri bulunmamaktadır..." belirtmiştir. Somut olayda davanın dayanağı olan icra takibi zaten kambiyo senedine müstenit olduğundan esasen davalılar zaten senedi ödeyecek kişiler olduğundan kefil de olmadıklarından zaten bir ihtilaf olmamakla birlikte aval veren /kefil oldukları kabul edilse dahi söz konusu senedin keşide tarihi 10.10.2014 olup bu tarihte geçerli hukuki ilişki kurulmuştur. Bu tarihten 2 sene sonrasında gönderilen kefaletten dönme beyanın da esasen hiçbir hukuki hükmü yoktur.Davalıların şirket ortaklığından ayrılmış olmaları da hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Davalıların bu itirazlarına bu nedenle itibar edilmemiştir. Netice itibarı ile dava özünde müteselsil borçlular arasında bir iç ilişkiden kaynaklı bir davadır. Davacının takip alacaklısına toplamda 1.156.363,13 TL ödeme yaptığı, ödenmesi gereken borcun toplamda 1.500.000 TL olduğu, TBK'nın müteselsil borçlululuğa dair 167. Maddesi gereği aksi kararlaştırılmadığından borçlular iç ilişkide eşit paylarda sorumlu olduklarından davacı hissesine düşen 250.000 TL üzerinde yaptığı ödemeyi diğer davalılardan isteme hakkına sahiptir. Davacının hissesine düşen meblağın düşülmesi ile geriye kalan miktar 906.363,13 TL olup diğer 5 borçlu kaldığı düşünüldüğünde her biri davacıya karşı 181.272,63 TL ödemekle yükümlüdür. Tüm bu anlatılan nedenlerden ötürü davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış buna dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1-Davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile ; her bir davalıdan ayrı ayrı 181.272,63 TL alacağın tahsili ile davacıya ödenmesine,Fazlaya dair istemin reddine,2-Alınması gerekli 37.148,20 TL harçtan davacı yanca dava açılırken peşin yatırılan 10.218,63 TL harcın mahsubu ile bakiye 26.929,57 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye İRAT KAYDINA,3-Davacı yanca yatırılan 35,90 TL başvuru harcı 10.218,63 TL peşin harç olmak üzere toplam 10.254,53 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak tahsili ile davacıya ödenmesine,4-Davacı yanca yapılan 8.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 4.690 TL posta vs. masraflar olmak üzere toplam 12.690,00 TL yargılama giderinin kabul ve red oranına göre hesaplanan 11.533,12 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine,5-Taraflarca yatırılan gider/delil avansınından arta kalan kısmın taraflara veya ahzu kabza yetkili vekillerine iadesine,6-Davacı vekille temsil edildiğinden yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret tarifesi hükümleri gereği her bir davalı yönünden kabul edilen miktar üzerinden alınması gerekli 30.000 TL vekalet ücretinin her bir davalıdan ayrı ayrı tahsili ile davacıya ödenmesine,7-Davalılardan ... ile ... kendilerini tek bir vekille temsil ettirdiklerinden ve red nedeni ortak olduğundan yürürlükte olan bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'nin 3/2. Maddesine göre 18.183,37 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle iş bu davalılara verilmesine,Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, ---- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, davacı vekili ile davalı ... ve ... vekilinin yüzüne karşı, oy birliği ile açıkça okunup usulen anlatıldı.