Anahtar kelimeler: Sınai Fikri Haklar Kesinlik Şartı Eksiklikleri Sayisi İstanbul Esastan Adliye

MAHKEMESİ
:İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk DairesiSAYISI
:█████████ Esas, ████████ KararHÜKÜM
:Kısmen kabulİLK DERECEMAHKEMESİ
:İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk MahkemesiSAYISI
:████████ E., ███████ K.Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ███████ Değişik İş sayılı dosyası üzerinden 28.06.2007 tarihinde dava konusu ilacın satılmasının önlenmesi amacıyla üretimin teminat karşılığında durdurulmasına karar verildiğini ancak İstanbul 4.Fikir ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 19.10.2007 tarihli ara kararıyla teminatın 800.000,00 TL yatırılması koşuluyla ihtiyati tedbirin devamına karar verildiği, bilahare ihtiyati tedbirin 23.07.2008 tarihinde kaldırıldığını ve teminat mektuplarının da davalıya iade edildiğini, söz konusu miktarların müvekkilinin zararını karşılamaktan uzak olmakla birlikte ihtiyati tedbirin 13 ay yürürlükte kalması nedeniyle tedbire konu ilaç üretilemediğden zarara uğradığını, İstanbul 4.Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen davanın konusunun davalının patentine tecavüz edilip edilmediğinin tespiti olduğunu, mahkemenin vermiş olduğu kararla tecavüzün bulunmadığının tespit edilerek kararın Yargıtay denetiminden geçerek bozulduğunu ancak karar düzeltme talebinde kararın onandığını, buna göre müvekkilinin davalının patentine tecavüz etmediğinin kesinleştiğini ileri sürerek davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını belirterek şimdilik teminat bedeli olarak tayin edilen 150.000,00 usd karşılığı 300.885,00 TL ve 800.000,00 TL'nin taraflarına ödenmesine, müvekkili şirketin teminat tutarı da dahil olmak üzere tüm zararının tespit edilerek davalılardan tedbir kararının tarihi olan 28.06.2007'den itibaren ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalılar vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, zarar ile kusur arasında illiyet bağının ispat edilemediğini, ihtiyati tedbir kararı verildikten önce ve sonra hiçbir zaman tedbire konu ilacın piyasaya sürülmediğini, dolayısıyla herhangi bir zararın oluşmadığını, davacının tablet patentini ihlal etmeme kaygısıyla ilacı piyasaya sürmediğini, tüm ihlali süreçler tamamlanması halinde dahi davalının pazar payının %85'inin davacı zararı olmasının imkansız bulunduğunu, birçok faktörün değerlendirilmesi gerektiğini, ihtiyati tedbir kararı verilmesinde davacının ihmal ve kusurları bulunduğunu, ihtiyati tedbir kararının kaldırılmış olmasının davacıya tazminat isteme hakkı vermeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının İstanbul 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi dosyasında alınan haksız ihtiyati tedbir nedeniyle zarara uğradığı, ihtiyati tedbir kararı tarihinden ilacın piyasaya çıkabileceği tarih olan 17 gün sonrası gözönüne alındığında, davacının pazar payı oranı üzerinden hesaplama yapılmak suretiyle, yine ilacın perakende satış fiyatından %4 kamu iskontolu fiyatı, depocu satış fiyatı ve imalatçı satış fiyatı da değerlendirilmek suretiyle yapılan hesaplamada zararın 1.899.955,10 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, bu tutardaki maddi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. İstinaf Sebepleri1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tazminata hükmedilmesinin doğru olduğunu, ancak hükmedilen miktara esas teşkil eden emsal yüzdenin yanlış değerlendirildiğini, dosyada kesin emsal bulunmasına rağmen mahkemenin bu dava ile ilgili olmayan ürünlerin satışlarını emsal olarak kabul ettiğini, objektif hesaplamanın somut olay çerçevesinde yapılması gerektiğini, objektif emsalin ise Deva Şirketi'nin imatis ilacına ilişkin olan veriler olduğunu, buna göre bu ilacın 13 ay içindeki pazar payının %37,45 olarak tespit edildiğini, davalı tarafından sunulan zoneta ilacına ait %16'lık pazar payına ilişkin verinin doğru olmadığını, zoneta ilacının emsal olarak dikkate alınamayacağını, zarar hesaplanırken somut olaydaki veriler dışındaki verilerin gözönünde bulundurulmaması gerektiğini, yine davalı tarafından sunulan örneklerin orjinal ve jenerik ürünler arasındaki fiyat farkı bakımından da bu davada emsal olamayacağını, davalının sunduğu ilaç örneklerinin somut uyuşmazlıkta emsal kabul edilmesinin doğru olmadığını, hükmedilen tazminatın gerçek dışı olduğunu, kapsül ürünü örnek olarak kabul edilmediği işbu davada başka hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların emsal olarak kabul edilmemesi gerektiğini, somut olay adaletinin müvekkilinin zararını tespit etmeye yönelik olması gerektiğini, davanın davalı açısından en düşük tazminatla kapatılması şeklinde sonlanmaması gerektiğini, buna göre pazar payının %37,45 olarak kabul edilerek tazminatın da 4.447.094,40 TL olarak tespit edilmesi ve mahkemece faize hükmedilmediğinden bu konuda hükme açıklık getirilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; tazminat miktarını doğrudan etkileyen iki hususta çok önemli hata yapıldığını, müvekkilinin ilacının GIST ve KML olmak üzere iki ayrı endikasyonu bulunmakla birlikte %25'lik pazar payını oluşturan GIST endikasyonunun davacının ilacında bulunmadığına göre %25'lik oranının tazminat hesabından indirilmesi gerektiğine dair itirazlarının haksız şekilde reddedildiğini, ihtiyati tedbir kararı olmasaydı davacının ürününün satışından elde edeceği kar hesaplamasında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından sağlık uygulama tebliği uyarınca yapılacak %28 oranındaki zorunlu iskontonun tazminat hesabından düşürülmesi gerektiğini, bilirkişilerin maksimum fiyatlar üzerinden hesaplama yaptığını, bir an için %16 pazar payının esas alınması halinde dahi SGK'nın en büyük ilaç alıcısı olması nedeniyle birim fiyatlarından %28 iskontonun düşülmesi gerektiğini, ihtiyati tedbir kararının 23.07.2008'de kaldırıldığını, teminatların ise 12.08.2008'de iade edildiğini, Yargıtay onama kararı tarihinin 07.06.2013 olduğunu, tazminat davasının ise 20.09.2013'de açıldığından talebin zamanaşımına uğradığını, ihtiyati tedbire dayalı tazminat davalarında haksız fiil hükümlerinin uygulandığını, davacının zararın illiyet bağını ispatlayamadığını, dosyaya bu konuda belge ibraz edilmediğini, davacının ihtiyati tedbir kararının kaldırılması sonrası ve hatta bugüne kadar ürünlerini piyasaya sürmediğini, tecavüz olmadığına dair tespitin dosyaya sunulan bilgi ve belgeler karşısında geçerliliğini yitirdiğini, illiyet bağının raporlarda incelenmediğini, davacının ilacı piyasaya sürmemesi nedeniyle zarara uğradığından bahsedilemeyeceğini, ihtiyati tedbir kararı verilmesinde kusur sorumluluğunun esas alınması gerektiğini, mahkemenin kusursuz sorumluluk prensibini kabul etmesinin hatalı olduğunu, ayrıca ihtiyati tedbir kararı verilmesinde müvekkilinin kusuru bulunmadığını, aksine davacının kendi kusuruyla bu işe sebebiyet verdiğini, somut olayda davacının müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı konusunun ayrıntılı olarak incelenmediğini, davacının ispat külfetini yerine getiremediğini, bilirkişilerce de belirtildiği üzere orjinal ilacın marka değerinin yüksek olması ve piyasada diğer jeneriklerin de bulunması nedeniyle davacının ürünlerinin orjinal ilaca göre kolayca tercih edilemeyeceğini, ancak bilirkişilerin fiyat farkı sebebiyle jenerik ilacın hasta tarafından tercih edileceğine dair tespitlerine katılmadıklarını, satış izni ve SGK geri ödeme başvuru işlemlerinin ihtiyati tedbir kararının kalkmasından 2,5 ay sonra sağlanabildiğinin görüldüğünü, bilirkişilerce ve mahkemece benimsenen 17 günlük sürenin ise doğru olmadığını, buna göre kabul anlamına gelmemek üzere 380 günlük süreden 125 günün çıkarılarak 255 gün üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, yine SGK geri ödeme komisyonunun senede iki defa toplandığını, buna göre bu hususun da tazminat hesabında dikkate alınması gerektiğini, bilirkişilerin üç kat fazla satış yapacağı sonucuna neye göre vardıklarının belli olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.C. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olay bakımından haksız ihtiyati tedbir nedeniyle hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve zarar ile fiil arasındaki nedensellik bağının tüm unsurlarının gerçekleştiği, her ne kadar davacı tarafın ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasından sonra ilacın üretimine başlamadığı ileri sürülmüş ise de üretim yapılmamasının zararın oluşmadığı anlamına gelmeyeceği, zira ihtiyati tedbirin alındığı sırada davacının ilacın üretime hazırlık aşamasını tamamladığı dosya içeriğinden anlaşıldığı, yine somut olayda davacının ihtiyati tedbir kararı verilmesinde müterafik kusurunun bulunmadığının da kesinleşen dava dosyası içeriğinden görüldüğü, yargılama sırasında bilirkişi heyetinden kök ve ek raporlar alınmış olup, bilirkişilerin zarar hesabının seçenekli yaptıkları ve raporlarında yerinde olduğunu belirttikleri 2/d seçeneğine göre söz konusu hesaplamanın ilacın piyasaya çıkabileceği sürenin 17 gün üzerinden ve pazar payının da %16 oranı üzerinden esas alınarak yapıldığı, davacının 09.07.2020 tarihinde ilacına ruhsat ve ayrıca fiyat onayını aldığı, dolayısıyla 17 günlük sürenin esas alınmasının daha uygun olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu geri ödeme listesine başvuru ve listeye alınmanın gerekmediği, bu nedenle 125 günlük sürenin esas alınmamasının isabetli olduğu, yine dosyadaki bilirkişi tespitleri dikkate alındığında %16'lık pazar payı üzerinden hesaplama yapılmasının somut olay bakımından dosyadaki verilere göre uygun olduğu, bu hususlar gözetildiğinde davalı vekilinin bütün, davacı vekilinin ise faiz dışındaki sair istinaf taleplerinin reddi gerektiği, faiz hususunda mahkemece bu konuda olumlu ya da olumsuz hüküm kurulmamasının usule aykırı olup talep edilen bu faizin yasal faiz olarak değerlendirildiği ayrıca faizin başlangıç tarihi olarak ise ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığı tarih esas alındığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, davanın kısmen kabulü ile 1.899.955,10 TL maddi tazminatın ihtiyati tedbirin kaldırıldığı 23.07.2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine fazlaya dair taleplerin reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz Sebepleri1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; faiz konusu dışındaki istinaf sebeplerini tekrar ederek temyiz başvurusunda bulunmuştur.2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleri ile temyiz başvurusunda bulunmuştur.C. Gerekçe1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık, haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.2. İlgili Hukuk1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 399 uncu maddesi.3. Değerlendirme1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup Taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.