Anahtar kelimeler: Bonodan Finans Taşımacılık Anonim Bilgisayar Yayın İmzaladığı Katılım Süreci Öne
Danıştay 5. Daire Başkanlığı         ████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No
: ████████
Karar No
: █████████
TEMYİZ EDEN (DAVACI)
: ...
VEKİLİ
: Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI)
: ... Bakanlığı / ...
VEKİLİ
: Av. ...
İSTEMİN KONUSU
: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ
:
Dava konusu istem
: 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kapatılarak mal varlığı Hazineye devredilen ... Eğitim Yayın Taşımacılık Bilgisayar Ticaret Anonim Şirketinin (Şirket) yönetim kurulu üyesi olan davacı tarafından, kapatılan Şirketin Türkiye Finans Katılım Bankası Anonim Şirketi (Banka) ile imzaladığı Genel Kredi Sözleşmesi ile Banka'nın bu Sözleşmeden kaynaklı alacaklarına karşılık imzalanan bonodan doğan borçların kendisi tarafından ödenmesi sebebiyle oluştuğu öne sürülen zararın ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan █████/2023 tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine, söz konusu zararlara karşılık (miktar artırımı hakkı saklı kalmak kaydıyla) 1.000,00 TL'nin ödemesinin yapıldığı █████/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti
: ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; dava açma süresinin hesaplanmasında 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinin değil, 7. ve 11. maddelerinin uygulanması gerektiği, davacının █████/2023 tarihli başvurusunun █████/2021 tarihinde ödenen bedelin iadesi istemine ilişkin olduğu, anılan başvurunun, idarece daha önce tesis edilmiş bir işlem bulunmaması halini düzenleyen 10. madde kapsamında olmadığı, 11. madde kapsamında olduğu; bu durumda, tazmini istenilen miktarın davacı tarafından █████/2021 tarihinde ödendiği, bu tarihten itibaren dava açma süresi olan 60 gün içerisinde doğrudan veya 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca başvuru yapılarak idarece verilen cevaba göre kalan süre içerisinde dava açılması gerekirken, bu süreler geçirildikten çok sonra █████/2023 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine açılan işbu davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçeyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti
: Davacının istinaf başvurusunda bulunması üzerine ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
: İdare Mahkemesince zararın öğrenilme tarihinin hatalı olarak değerlendirildiği, davanın yasal süresi içerisinde açıldığı, davacının ödemiş olduğu borcun, mülkiyeti Hazineye devredilen bir şirkete ait olduğu, bu nedenle, sorumlu olmadığı bir borcu takip baskısı altında ödeyerek uğradığı zarardan, asıl borçlu olan idarenin sorumlu olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
: Bölge İdare Mahkemesi kararında usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ
: Uyuşmazlığın görümü ve çözümünün adli yargının görev alanına ilişkin olduğu; bu nedenle, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının belirtilen gerekçe ile bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
:
MADDİ OLAY
:
... Eğitim Yayın Taşımacılık Bilgisayar Ticaret Anonim Şirketinin (Şirket) yönetim kurulu üyesi olan davacı, anılan Şirket ile Türkiye Finans Katılım Bankası Anonim Şirketi (Banka) arasında █████/2014 tarihinde imzalanan Genel Kredi Sözleşmesinin kefili olmuş; ayrıca anılan taraflar arasında █████/2014 tarihinde düzenlenen bonoya da aval vermiş; █████/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) uyarınca Şirketin kapatılarak Şirkete ait taşınırlar ile Şirketin her türlü mal varlığının, alacak ve haklarının, belge ve evrakının Hazineye bedelsiz olarak devredilmesi üzerine, █████/2016 tarihinde, ... Noterliği aracılığıyla, Banka tarafından tahsis edilen limit dahilinde kapatılan Şirket tarafından kullanılan kredilerin muaccel hale gelmiş borçlarının ödenmesi istemli, davacının da muhatapları arasında yer aldığı ihtarname gönderilmiş; █████/2014 düzenlenme tarihli ve davacının da aval verdiği bonodan kaynaklanan borcun ödenmesini teminen, Banka tarafından İstanbul 9. İcra Müdürlüğünde başlatılan icra takibi kapsamında davacıya █████/2018 tarihli ödeme emri gönderilmiş; bu süreç üzerine davacı tarafından █████/2020 tarihinde ... Valiliği Defterdarlık KHK İşlemleri İl Bürosuna başvuruda bulunularak, Banka tarafından tarafına karşı başlatılan yasal takibe konu borçların Şirkete ait olduğu, 670 sayılı KHK'nin 5. maddesi kapsamında anılan borçların Hazine tarafından ödenmesi ve yapılan işlemlerden tarafına bilgi verilmesi isteminde bulunulmuş; ... Valiliği Defterdarlık KHK İşlemleri İl Bürosunca tesis edilen... tarih ve ... sayılı işlemle; davacının ödenmesini talep ettiği borç ve yükümlülüklerin kefaletten kaynaklandığı, 670 sayılı KHK'nin 5. maddesinin birinci fıkrası kapsamında Hazine tarafından ödenmesi gereken borç ve yükümlülüklerden olmadığı belirtilerek talep reddedilmiş; █████/2023 tarihinde davacı tarafından davalı Hazine ve Maliye Bakanlığına yapılan başvuruda; yukarıda aktarılan Genel Kredi Sözleşmesi ile bonodan kaynaklı Banka alacaklarının ödenmemesi nedeniyle tarafına icra takibi başlatıldığı, takip kapsamında mal varlığına haciz konulduğu, haciz sebebiyle mallarını kullanamadığı ve takip baskısı altında asıl sorumlusu olmadığı borçları ödediği belirtilerek, kapatılan Şirketin Hazineye devredilen varlıkları tüm bu borçları ödemeye yeterli olduğu halde Hazine tarafından Bankaya ödeme yapılmaması nedeniyle takip altında ödediği bedele karşılık 1.000.000,00 TL'nin, bedelin ödendiği tarihten itibaren işletilecek yasal faizi ile uğradığı müspet, menfi ve munzam zararlara karşılık ise 3.000.000,00 TL'nin tarafına ödenmesi isteminde bulunulmuş, davalı idarece söz konusu başvuru zımnen reddedilmiştir.
Bunun üzerine, davacı tarafından; oluştuğu iddia edilen zararlara karşılık (miktar artırımı hakkı saklı kalmak kaydıyla) 1.000,00 TL tazminatın, borcun ödendiği █████/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT
:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri, "...idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." olarak sayılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3/a bendinde, dilekçelerin, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından "görev ve yetki" yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde de, 14. maddenin 3/a bendine göre adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır.
(█████/2018 tarih ve 30354 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7091 sayılı Kanun ile kanunlaşan) █████/2016 tarih ve 29804 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Devir işlemlerine ilişkin tedbirler" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında, "20/7/2016 tarihli ve █████████ sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne (...) gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir."; 4. fıkrasında, "Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar." kuralı yer almıştır.
(█████/2018 tarih ve 30354 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7082 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Dava ve takip usulü" başlıklı 16. maddesinde ise, "(1) 20/7/2016 tarihli ve █████████ sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(2) 20/7/2016 tarihli ve █████████ sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı takip giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(3) 20/7/2016 tarihli ve █████████ sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler veya kapatılma ya da resen terkin üzerine Maliye Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine 17/8/2016 tarihi dahil bu tarihten sonra açılan davalar ile icra ve iflas takipleri hakkında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi gereğince dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verilir.
(4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir." kuralına yer verilmiştir.
7082 sayılı Kanun'un 16. maddesinin (4) numaralı fıkrasının 2. cümlesinde yer alan "İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir." kuralının iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin, █████/2023 tarih ve 32377 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan █████/2023 tarih ve E:███████, K:████████ sayılı kararıyla, "...Anayasa’nın 142. maddesi uyarınca 'yargılama usullerinin' kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Bir konudaki uyuşmazlığın, hukuki nitelikleri bakımından bütünlük oluşturan iş ve davalardan oluşan, ayrı bir yargılama usulüne tabi kılınmış hangi düzende başka bir deyişle hangi yargı kolunda görüleceğinin belirlenmesi de yargılama usulü kapsamındadır. Yargı kolunun belirlenmesi hususu da kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucu bu takdir yetkisini kullanırken hukukun genel ilkelerine ve Anayasa'daki kurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına uygun hareket etmelidir ...
... Kanun koyucunun 670 sayılı KHK’nın 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca idare tarafından verilecek karara karşı idari yargı kolunda görevli mahkemeler nezdinde dava açılmasını tercih etmesinin kamu yararı amacıyla bağdaşmayan ve hak arama özgürlüğünü ihlal eder nitelikte bir takdir içerdiği söylenemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir...." gerekçesiyle, iptal talebinin reddine karar verilmiştir.
Söz konusu 16. maddenin (4) numaralı fıkrasının 3. cümlesinde, "İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz." kuralı yer almakta iken, anılan kural, Anayasa Mahkemesi'nin █████/2023 tarih ve E:███████, K:████████ sayılı kararıyla, "...İlgisine göre Hazineye ya da ... Genel Müdürlüğüne devredilen kurum ve kuruluşlarla hukuki ilişki içerisine giren ve bunlarının hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunan kişilerin bu iddialarını inceletebilecekleri ve karara bağlanmasını talep edebilecekleri etkili başvuru yollarının oluşturulması etkili başvuru hakkının bir gereğidir. Özel hukuk ilişkileri çerçevesinde kişiler arasında doğan hak ve yükümlülüklere ilişkin davalar geleneksel olarak adli yargı mercilerinde görülmektedir. Ancak 670 sayılı KHK’yla yapılan değişikliklerle bu tür uyuşmazlıklara ilişkin olarak özel bir mekanizma oluşturulmuş, bu çerçevede kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların öncelikle idareye başvurması, idarenin olumsuz cevabı üzerine bu işleme karşı idari yargıda dava açması ve bu uyuşmazlıklar idari yargı tarafından çözümlenmesi öngörülmüştür. Dava konusu kural ise sözü edilen idari başvuru yolunun tüketilmesinden sonra açılacak idari davada verilen kararın kesin olmasıyla birlikte bu türden mülkiyet iddialarına karşı adli yargı yolunun kapatılmasını öngörmektedir.
Yukarıda da belirtildiği üzere kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların bu iddialarla ilgili olarak açacakları davaların hangi yargı kolunda görüleceği meselesi bir yargılama usulü politikası olarak kanun koyucunun takdirindedir. Anayasa’nın 36. veya 40. maddesi bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda karara bağlanmasına ilişkin bir güvence içermemektedir. İdari yargı mercilerinin özel borç ilişkilerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümlenmesi hususunda yeterli tecrübeye sahip olup olmaması da bir yerindelik meselesi olup anayasal bir sorun değildir. Dolayısıyla kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia edenlerin açacakları davaların idari yargı mercileri tarafından karara bağlanması tek başına Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık taşımamaktadır.
Bununla birlikte Anayasa’nın 40. maddesi oluşturulacak dava yolunun uyuşmazlığın esasını inceleme ve karara bağlama kapasitesini haiz olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da idari yargı yerlerinin bu tür uyuşmazlıkların esasının incelenmesini ve karara bağlanmasını temin edecek uygun araçlarla donatılmasını gerektirmektedir. İdari yargının bu tür özel borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların esasını tüm yönleriyle inceleyebilecek araçlardan yoksunluğu bu tür uyuşmazlıkları inceleyebilecek yegâne yolun idari yargı olmasını öngören kuralın Anayasa’nın 40. maddesindeki gereklilikleri karşılamaması sonucunu doğurabilir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin üzerinde durması gereken mesele idari yargının kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarını her yönüyle çözüme kavuşturacak araçlara sahip olup olmadığıdır.
İdari yargılama usulü 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca yazılı yargılamaya dayanmaktadır. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesini yasaklayan açık bir hüküm bulunmamakla birlikte tanık dinleme usulünü düzenleyen hükümler 2577 sayılı Kanun’da yer almadığından ve bu konuda hukuk muhakemesi usulüne atıfta da bulunulmadığından idari yargılamada tanık dinlenip dinlenmeyeceği meselesi tartışmalı bir konu olmayı sürdürmüştür. Özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların bir kısmı yazılı belgelere dayandığından yazılı yargılama usulünü uygulayan idari yargının bunların çözümlenmesi için gereken araçları haiz olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde yazılı belgeler üzerinde inceleme yapılması yeterli olmamakta sözlü yargılama yapılması da gerekebilmektedir. Özellikle sadece tanık deliline dayalı olarak ispatlanması mümkün olabilecek iddiaların incelenmesinde sözlü yargılama yapılması ve tanık dinlenmesi zorunlu olabilmektedir. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesinin mümkün olup olmadığı hususunda süregelen tartışmanın varlığı da gözetildiğinde tanık dinlenmesini gerektiren özel hukuk uyuşmazlıkları yönünden idari yargının etkili bir yol olduğunun kesin bir biçimde söylenmesi mümkün görünmemektedir.
Bu durumda kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarının, sahip olduğu araçlar bakımından idari yargının kapasitesini aşıp aşmadığı yönünden bir ayrım yapılmaksızın, tümünün tek çözüm mercii olarak idari yargının tayin edilmesi Anayasa’nın 40. maddesinde öngörülen etkili yargısal başvuru yolları oluşturma yükümlülüğünü ihlal etmektedir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırıdır." gerekçesine yer verilerek iptal edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
:
İdari yargının görev alanı; idare hukuku kuralları içinde, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tek taraflı olarak tesis edilen kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar nedeniyle açılan davaların görüm ve çözümüyle sınırlı bulunmaktadır.
İdarenin işlemleri veya eylemleri nedeniyle hak ihlaline uğradığını öne süren kişilerce, ihlal edilen haklarının mali olarak telafisini teminen idari yargı mercilerinde açılacak tazminat istemli tam yargı davalarında; öncelikle, zararın idari bir işlem yahut eylemden mi kaynaklandığı hususunun; başka bir anlatımla, "işlemler" için; idare hukuku kurallarına göre tesis edilen, kamu gücüne dayanarak, diğer tarafın rızasını aramaya gerek olmaksızın, ilgilinin hukuki durumunda tek yanlı irade açıklamasıyla değişiklik meydana getiren idari bir işlem olup olmadığının ortaya konulması; "eylemler" için ise, idarece yürütülen kamu hizmetinin kuruluşunda, örgütlenmesinde veya işleyişinde meydana gelen bir aksaklığı içeren idarenin kusur sorumluluğuna dayalı veya kusursuz sorumluluk hallerine dayalı bir hak ihlalinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda, idari makamlar tarafından tesis edilmiş olsa bile, özel hukuk hükümlerine tabi olan işlem ve sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklar ile kamu hizmetinin kuruluşu, örgütlenişi ve işleyişinden kaynaklanmayan eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde adli yargı mercileri görevlidir.
Dava konusu uyuşmazlığın; Banka ile 667 sayılı KHK uyarınca kapatılan Şirket arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi uyarınca tahsis edilen kredi borcuna ilişkin davacının kefaleti ve anılan taraflar arasında düzenlenen bonoya davacı tarafından verilen aval sebebiyle, Şirketin kapatılması ve Hazineye devrinden sonra muaccel hale gelen söz konusu borçlardan davacının kefil ve aval veren sıfatıyla sorumlu olduğundan bahisle Banka tarafından başlatılan yasal takip üzerine davacı tarafından ödenen borç tutarının, söz konusu borçtan Hazinenin sorumlu olduğu iddia edilerek davalı idarece davacıya ödenmesi isteminden kaynaklandığı görülmektedir.
Kefalet Sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 581. maddesinde, "kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmış olup, 6098 sayılı Kanun'un 581. ve 603. maddeleri arasında, borçlu, alacaklı ve kefil arasındaki hukuki ilişki ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Diğer yandan; kambiyo senetleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olup, Kanun'un 778. maddesinin üçüncü fıkrasında, bir kambiyo senedi türü olan bonoda avale yönelik olarak, poliçede aval hükümlerinin düzenlendiği 700. ve 702. maddelerin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu durumda; bakılan uyuşmazlığın, Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca düzenlenen kefalet sözleşmesindeki kefil ile kambiyo senetlerinde aval verenin hukuki sorumluluğundan ve bu sorumluluk kapsamında ödenen bedelin asıl borçluya rücu edilmesine ilişkin istemden kaynaklandığı; davacının dava konusu tazminat talebinin ancak anılan Kanunlar kapsamında rücu hakkı olup olmadığının ve buna ilişkin yasal koşulların bulunup bulunmadığının tespiti ve değerlendirmesi yapılarak karşılanmasının mümkün olduğu; bu bakımdan uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre çözümlenebilecek nitelikte olduğu; yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında da aksi yönde bir tespit ve değerlendirmede bulunulmadığı anlaşıldığından, dava konusu tazminat talebinin adli yargı düzeninin görev alanında olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinden, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU
:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA,
2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, █████/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
:
15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal rejimini takiben bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek amacıyla birçok yeni düzenleme yapılmış ve bu düzenlemelerin çoğu Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde kararnameleri ve bu KHK'ların kabul edildiğine dair kanunlar ile yani özel düzenlemeler ile gerçekleştirilmiştir. Bu düzenlemelerden olan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan kuruluşlara ait taşınmaz mal varlığının, üstündeki kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak hazineye devredileceği düzenlenmiş ve uygulamanın bu yönde gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
670 sayılı KHK ve bu KHK'nın kabul edilmesine dair 7091 saylı kanunun 5. maddesi devre dair işlemleri düzenlemiş olup;"Devir işlemlerine ilişkin tedbirler" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, "20/7/2016 tarihli ve █████████ sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, asıl borçlu ve diğer kefiller hakkında kesin aciz vesikası bulunan haller hariç olmak üzere kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)'ne veya diğer terör örgütlerine (...) gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, (…) bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir." hükmü; dördüncü fıkrasında ise, "Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar." hükmü getirilmiştir.
Aktarılan maddenin beşinci fıkrası ile, borçların ödenmesinde kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi resim harç çalışanların sigorda pirimleri vs gibi ödeme sıralamasının düzenlendiği görülmekle ve uygulamaya ilişkin alt düzenlemenin çıkarıldığı (667 sayılı KHK'nın 2. maddesi dayanak 371 seri nolu Milli Emlak Genel Tebliği ve 670 saylı KHK 5. maddesine dayanılarak yayınlanan 2016-1 seri nolu Milli Emlak Genelgesi) nazara alındığında görevli yargı yeri olan idari yargı yerince bu usulün hukuki denetimde değerlendirileceği anlaşılmaktadır.
Kapatılan kurumların ilgisine göre Hazine ve Maliye Bakanlığı veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş olması bu şirketlere ait tüm borçların tekeffül edileceği veya garanti altına alınacağı şeklinde düzenlenmemiş, aksine belli koşullara bağlanmıştır (mal varlığının değerini geçirmemesi, ek külfet getirmemesi gibi...).
Ayrıca ve açıkça, 675 saylı KHK ile (kabul edilmesine dair 7082 saylı Kanun) "özel düzenleme" ile dava ve takip usulü düzenlemiş olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun genel düzenlemesi haricinde bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenleme ile KHK öncesi ve sonrası adli yargıda açılan davaların dava şartı yokluğu sebebiyle reddedileceğini (2 ve 3. fıkra) 4. fıkrası ise bu ret kararları üzerine 30 günlük hak düşürücü süre içinde idari makama başvuru yapılmasını müteakip idarece verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabileceği düzenlenmek suretiyle görevli yargı yolu açıkça belirlenmiştir. İlgililerin talep ve dava çeşidine göre adli yargıda da dava açabilecekleri tabii olup, kamu düzeninden olan görevli yargı yeri konusunda mahkemelerce değerlendirme yapılacağından kısıtlama söz konusu olmayacaktır.
Bu bağlamda Olağanüstü Hal KHK'ları ile yapılan düzenlemeler idare hukuku alanında olan düzenlemeler olup bu dayanak düzenlemelere binaen yapılan iş ve işlemler idari işlemler olup, özel hukuk ilişkileri kapsamında yapılan iş ve işlemlerden olmadığından Anayasa Mahkemesinin █████/2023 tarih ve E:███████, K:████████ sayılı kararı ile "uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz" ibaresinin iptal edilmiş olmasının, idari yargının görevli yargı yeri olduğuna yönelik düzenlemenin iptal edilmemiş olması sebebiyle dava konusu olayı etkileyecek nitelikte bulunmamaktır. Zira Anayasa'nın 153. maddesi emri gereği "Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceği" açık olmakla verilen bozma kararına katılmıyorum.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!