Anahtar kelimeler: Malürün Tedariği Züccaciye Satımı Kayseri Satım Firma Uluslararası Yazim Satışı

T.C.

KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2024
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
DAVANIN KONUSU
: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2025
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2024 tarih ve ████████ Esas - ████████ sayılı kararı davacı vekili tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin uluslararası mal/ürün alım satımı ve tedariği konusunda faaliyet gösteren uluslararası itibarı olan bir firma olduğunu, davalı ile müvekkili firma arasında ticari ilişkileri kapsamında 'züccaciye malzemeleri' satışı ve teslimi hususunda anlaştıklarını, taraflar yapılan anlaşmaları doğrultusunda faturada yer alan model marka ve adet züccaciye malzemelerinin USD karşılığını müvekkili firmaya satışı ve 10 şubat tarihinde Kazakistan Ülkesi Almata ve Batı şehirlerine/bölgelerine teslimi hususunda mütabık kaldıklarını ve söz konusu ticari satış işleminin gerçekleştiğini, anlaşmaya binaen söz konusu malların belirtilen adreslere bırakıldığını, teslim için gösterilen adrese ulaşan malların bir çoğunun kullanılmış ve malların bir kısmının da kırık ve eksik olduğunun anlaşıldığını, müvekkili tarafından tutulan tutanakta da görüleceği üzere eksik züccaciye malzemesi gönderildiğini ve yine tutanakta açıkça görüleceği üzere kırık züccaciye malzemesi tespit edildiğini, müvekkili firma tarafından teslim alınan ve aynı gün tutulan tutanaktan anlaşılacağı üzere davalı tarafın müvekkiline eksik ve ayıplı mal gönderdiğini, bu nedenle müvekkilinin zararı oluştuğunu, bu zararın giderilmesi gerektiğini, malların hasarlı ve kırık gönderildiğine dair fotoğraf ve videoların karşı tarafa gönderildiğini ancak davalı şirketin müvekkilini oyaladığını, davalı firmanın sözleşmeye aykırı davranarak ayıplı ve eksik ifada bulunduğundan bahisle fazlaya ilişkin hak, dava ve talepleri saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin ayıplı ifadan kaynaklı uğramış olduğu şimdilik 50,00-USD zararının ihtarname tarihinden itibaren ticari faizi ile beraber davalıdan alınarak davacıya verilmesine, müvekkilinin eksik ifadan kaynaklı uğramış olduğu şimdilik 50,00-USD zararın ihtarname tarihinden itibaren ticari faizi ile beraber davalıdan alınarak davacıya verilmesine, yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı tarafa usulüne uygun dava dilekçesi, tensip tutanağı, duruşma gün ve saatini bildiren davetiye tebliğ edilmiş, davalı taraf süresinde cevap dilekçesi sunmamış, █████/2024 tarihli beyan dilekçesi ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; "....Netice olarak davacı tarafın ayıplı ve eksik gönderdiğini iddia ettiği ürünlerdeki ayıbı ispata elverişli delil sunamaması, video ve fotoğraflardaki ürünlerin bir çoğunun fatura konusu ürünler olup olmadığı, kim tarafından hangi tarihte çekildiği, ayıbın ne aşamada oluştuğunun belli olmaması, 2 adet ürün faturaları ile eşleştirilse de bu ürünlerdeki ayıbın da açık ayıp niteliğinde olması, 2 günlük ihbar süresinin geçmiş olması, yine sunulan whatsapp yazışmalarının kimler arasında geçtiği belli olmadığından delil niteliğinin bulunmaması nedenleriyle açılan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Son olarak yargılama harç ve vekalet ücretinin Yargıtay 6. HD ve Kayseri BAM 6. HD güncel uygulaması gereği dava tarihindeki kur üzerinden hüküm altına alınması gerekmektedir. Bu bakımdan dava tarihi olan █████/2022 tarihi itibariyle USD kurunun efektif satış tutarı 18,61-TL olduğu görülmekle dava değeri bu kur miktarı üzerinden belirlenerek harç ve vekalet ücreti bu miktar üzerinden tespit edilmiş...." gerekçesiyle Davanın REDDİNE, karar verilmiştir.
İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalı tarafın süresinde cevap dilekçesi sunmadığından ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı itirazını öne sürmediğini ancak mahkemece süresinde sunulmayan iddianın resen araştırılması ve buna göre hüküm tesisinin hatalı olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.05.2016 tarih ve ███████-1125 Esas, ████████ Kararının emsal olduğunu, ayrıca ve önemle belirtmek gerekir ki taraflarınca gerek mail gerek whatsap yazışmaları sunularak ayıp ihbarının süresinde yapıldığının ispatlandığını, ayıp ihbarının yapılışının hiçbir şekle tabi tutulmamış olduğundan telefonla veya karşılıklı sözle de yapılmasının mümkün olmadığını, ayıp ihbarının şekle bağlı olmadığı ve şahit ile de ispatı mümkün olduğunu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ve 15. Hukuk Dairesinin içtihatlarıyla kabul edildiğini, Yargıtay 15. H.D. 4/███████ gün ve █████████ ve 3169 K, ayıp ihbarının yapılma şeklinin bir ispat sorunu olduğunu, taraflarınca ayıp ihbarında bulunulduğu hususunun kanıtlandığını, nitekim bu hususta yazışma ve mail kayıtları sunulduğunu, yargıtay hukuk genel kurulunun ███████-861 esas ████████ sayılı kararı ile ayıp ihbarının şeklinin bir ispat sorunu olduğu ve her türlü delille ispat edilebileceğinin belirtildiğini, önemle belirtmek gerekir ki ayıp ihbarının yapılma şeklinin bir ispat sorunu olduğunu, taraflarınca ayıp ihbarında bulunulduğu hususunun kanıtlandığını, nitekim bu hususta yazışma ve mail kayıtları sunulduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-861 esas ████████ sayılı kararı ile ayıp ihbarının şeklinin bir ispat sorunu olduğu ve her türlü delille ispat edilebileceğinin belirtildiğini, müvekkilinin malları teslim aldığında eksik ve hatalı malzemeleri görür görmez tutanak tuttuğunu ve yasal mevzuat gereği aynı gün davalıya mail ve whatsapp yoluyla eksik ve ayıplı ifa bildiriminde bulunduğunu, söz konusu maillerin şirkete ve şirket yetkililerine gönderildiğini, (EK-5 Kayseri 7. Noterliği tarafından ... yevmiye nolu ihtarnamesi) davalı firmanın sözleşmeye aykırı davranarak ayıplı ifada bulunduğunu, müvekkilinin ayıbı fark ettiği an davalıya bildirdiği için ayıplı malı kabul etmediğinin açık olduğunu, davalı firmanın sözleşmeye aykırı davranarak eksik ifada bulunduğunu, müvekkili firma ile davalı firma arasında yapılan züccaciye malzemelerinin satışı noktasında malın teslimi için anlaşılmış olsa da davalı tarafından söz konusu teslim yerine eksik ürün gönderildiğini, HGK’nun ███████-225 E. ████████ K. ve 16.03.2012 kararının emsal olduğunu, hükmün açıkça yasalara ve Yargıtay'ın yerleşik kararlarına aykırı olduğunu belirterek; izah olunan sebeplerle, fazlaya ilişkin hak, dava ve talepleri saklı kalmak kaydıyla, usul ve yasaya aykırı şekilde verilen Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E. ████████ K. sayılı kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve talep gibi davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından gönderilen ürünlerin sipariş edilenden az olduğunu, eksik ifa iddialarını reddettiklerini, müvekkil şirket tarafından davacıya gönderilen ürünlerin ayıplı olduğunu belirterek; istinaf dilekçesinde arz ve izah edilen ve Başkanlık tarafından re'sen gözetilecek nedenlerle; davacı yanın istinaf dilekçesine karşı sunmakta olduğu cevap dilekçesinin kabulü ile, davacı yanın usul ve yasaya aykırı, haksız ve mesnetsiz istinaf başvurularının reddine, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ esas - ████████ karar sayılı tarihli kararın onanmasına, yargılama ve ücret-i vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Dava, tacirler arası satım sözleşmesinde ayıp olduğu iddiasıyla açılan bedel iadesi talebi davasıdır.
Mahkemece ayıp ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının davalı şirketten züccaciye malzemesi satın aldığı, bu satımın 2021 yılında gerçekleştiği, davacı yanın davalıya fatura tutarlarını ödediği, davacının ayıp sonrası davalıya durumu 05.4.2022 tarihli noter ihtarı ile bildirdiği sabittir.
Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, c. Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 25/I hükmü de uygulanacaktır.
Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.
Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:
Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.
Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.
Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.
Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/1.c maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü  maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. ” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1.c maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 ve 228. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.
Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.
Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür.
İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır.
Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1).
Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. (Yargıtay H.G.K ███████-1633 Esas, █████████ Karar)
Somut olayda davacı faturada yazılı olan malları davalıdan satın aldığı, davalı yana noterden ayıp ihbarında bulunduğu, fakat delil tespiti yaptırmadığı görülmüş, davacı malların ayıplı olduğunu iddiasını ileri sürmüştür.
İlk derece mahkemesince davacıya ayıbın varlığını, niteliğini hususlarını ispat etmesi için imkan tanındığı, davacının tüm delilleri toplanmasına rağmen ayıbı ispata yeterli olmadığı, satım akdine ait fatura tarihi ile ihtar tarihi arasında çok uzun bir zaman bulunduğu, ayıbı tespiti için delil tespiti yaptırmadığı, sadece tek taraflı bir tutanak düzenlediği, video ve fotoğraftaki görüntülerin satıma konu mallara ilişkin olup olmadığının tespit edilemediği,süresinde faturaya ya da ticari ilişkiye dayalı malın iade edildiğine dair iade faturası gibi delillerin davacı tarafça dosyaya sunulmadığı, bu suretle davacının davasının ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmüştür.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen █████/2024 tarih ve ████████ E. - ████████ sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafından peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK'nın 361/1 uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.█████/2025

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!