Anahtar kelimeler: Davatazminat Hakında Açılarak Esası Anadolu İlamda Yoluna İstanbul Temyizi Derece

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
:████████
KARAR NO
:████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ
:26.11.2021
NUMARASI
:████████ Esas - ████████ Karar
DAVA
:Tazminat
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyasında, Dairemizce ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakında yeniden hüküm kurulmasına dair verilen hükmün taraf vekillerinin temyizi sonucu Yargıtay 11. HD tarafından verilen bozma kararı üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyasında duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı akaryakıt dağıtıcısı şirket ile müvekkili arasında █████/2010 tarihinde "... Sözleşmesi" imzalandığını, sözleşmenin █████/2012 tarihinde davalı şirket tarafından noter ihtarıyla feshedildiğini, davalının "başka dağıtıcılardan petrol aldın" demek suretiyle sözleşmeyi feshettiğini; bilahare davalı tarafından İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde ████████ Esas sayılı dosyasıyla dava açıldığını, o dosyada fesih sebebinin "ticari koşullarda anlaşma sağlanamaması, otomasyon mutabakatlarındaki aksaklıklar" şeklinde gösterildiğini, söz konusu davanın reddedildiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesince kararın onandığını, karar düzeltme talebinin de reddedilerek kesinleştiğini, böylece feshin haksız olduğunun ortaya çıktığını, Yargıtay kararında davacının noterden çektiği fesih ihbarında yer almayan sebeplere (otomasyondaki mutabakatsızlıklar ve ticari koşullarda anlaşma sağlanamaması... gibi) dayanamayacağının vurgulandığını; davaya konu uyuşmazlıkla ilgili arabuluculuğa başvurduklarını ancak arabuluculukta anlaşma sağlanamadığını; bayilik sözleşmesinin 5 yıllık olduğunu, fesihten geriye 4 yıl 2 aylık bir süre kaldığını, bu bakiye süre yönünden davacının mahrum kalınan kârının tazmininin gerektiğini, ayrıca bu iş nedeniyle müvekkilinin bankadan kredi kullandığını, kredi için taşınmaz devri yaptığını, taşınmaz üzerinde vefa hakkı bulunduğunu, fesihten dolayı kredi taksitlerini ödeyemeyince banka tarafından taşınmazın üçüncü şahıs konumundaki ...'e devredildiğini, bu nedenle taşınmaz mülkiyeti kaybından dolayı da bir zararının oluştuğunu ve bunun da tazmini gerektiğini belirterek; harcını karşılayarak yapmış bulunduğu ıslahla kâr mahrumiyetinden doğan 14.737.352,67 TL'nin ve taşınmaz mülkiyetinin kaybından kaynaklanan 42.324.377,18 TL'nin davalıdan tahsiline, tüm alacak kalemlerine akdin fesih tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanacak en yüksek banka faizinin uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı ile akdedilen sözleşmenin ticari koşullarda anlaşma sağlanamaması, otomasyon mutabakatlarındaki aksaklıklar, şirkete olan borçların ödenmemesi, sözleşmeye aykırı olarak akaryakıt bayisinin aylarca kapalı kalıp satış yapmaması nedenlerinden dolayı feshedildiğini, bunların ihtarnameyle bildirildiğini; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının zararının belirlenebilir nitelikte olmasına rağmen savunma hakkını kısıtlamak için çok düşük bedelle davanın açıldığını arabuluculuk tutanağında uyuşmazlık bedelinin 50.000,00 TL olarak gösterildiğini, dava dilekçesinde de 50.000,00 TL olarak gösterildiğini, bunun iyi niyetli bir davranış olmadığını; feshin hukuka uygun olduğunu, davacının iddia ve taleplerini kanıtlayacak hiç bir delil sunmadığını, feshin haksız olduğunun tespitine ilişkin İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının mahkemece dikkate alınmaması gerektiğini; davacı ile akdedilen sözleşme gereği prim usulü çalışıldığını ve acente/ tek satıcılık gibi bir sözleşmenin söz konusu olmadığını, bu nedenle tazminat taleplerinin esasen ileriye sürülemeyeceğini; yetki itirazlarının bulunduğunu, taraflar arasındaki sözleşme gereğince yetkili mahkemenin İstanbul Çağlayan Mahkemeleri olduğunu, yetkisizlik kararı verilmesini talep ettiklerini belirterek, usul ve esasa ilişkin savunmaları doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı tarafın kar mahrumiyeti yönünden talebinin incelenmesinde;Dava dilekçesinde bu talep 45.000,00 TL olarak gösterilmiş, her türlü dava ve talep hakkı saklı tutularak belirsiz alacak davası olarak dava ikamet edilmiştir. Daha sonra █████/2021 tarihli dilekçeyle harç tamamlama işlemi yapılıp, kar mahrumiyeti 5.000.000,00 TL olarak talep edilmiş, bunun üzerine dosya tek hakimle bakılırken heyete gönderilmiş, yargılamaya heyetçe devam edilmiş olup; mahkememizce alınan bilirkişi rapor, ek rapor ve ikinci ek rapor sonunda, şıklı olarak yapılan hesaplamalarda mahkememizce 'enerji piyasası düzenleme kurulunun belirlediği kar marjlarına' göre hesaplanan kar mahrumiyetinin yerinde olduğu; bu çerçevede yapılan hesaplamayla davacının fesih tarihi ile sözleşmenin bitiş tarihi arasında geçen 4 yıl 2 aylık sürede kar mahrumiyetinin 16.260.547,67 TL olduğu; ancak belirlenen bu bedelden dosyada bulunan vefa sözleşmesi gereğince ...'e davacı tarafından ödenen bedelin düşülmesi gerektiği; zira ... Ofisi tarafından sözleşme fesih edilmemiş olsa elde edeceği karla davacının ...'e ödeme yapacak olduğu; bu sebeple vefa sözleşmesi gereğince ödenmesi gereken taksitlerin belirlenen kar kaybından mahsup edilmesi gerektiği; davacı vekilince ...Bankası AŞ tarafından Gölbaşı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasına ödemelere ilişkin gönderilen belgelerin dosyamıza sunulduğu; mahsup edilmesi gereken iki ödemenin toplamının 1.523.195,00 TL olduğu; bunun hesaplanan kar kaybından düşülmesiyle 14.737.352,67 TL kar kaybı zararının oluştuğu; bu zarardan davalı ... AŞ'nin sorumlu olduğu ve ödemesi gerektiği; davacı vekili tarafından da bu hususlardan bahisle bilirkişi raporundan sonra kar kaybı talebinin 14.737.352,67 TL olarak talep edilip, harcının tamamlandığı; dava belirsiz alacak davası olarak açıldığından birden çok harç tamamlama işlemi yapılabileceği nazara alınmış, mahkememizce bu miktar üzerinden kar mahrumiyetine hükmedilmiştir. Davacı her ne kadar fesih ihbarından itibaren işlemiş faiz talep etmişse de; davalının kendi çektiği ihtar ile temerrüte düşmeyeceği, temerrüt ihtarı niteliğinde bir ihtarın gerekli olduğu, davadan önce de bu tür bir ihtar çekilmediğinden dolayı hükmedilen miktara dava tarihine kadar faiz işletilemeyeceği; taraflar ara buluculuğa gitmiş iseler de bunun da temerrüt ihtarı sayılamayacağı nazara alınarak; dava tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiği belirlenmiş;Davacının mülkiyet kaybından kaynaklanan alacağı yönünden talebi de incelenmiş olup,Davacımız taraflar arasındaki █████/2010 tarihli bayilik sözleşmesine güvenerek ve sözleşmedeki edimlerini ... Ofisine karşı yerine getirebilmek için ... Bankasından kredi çektiğini, kendine ait taşınmaz üzerinde de krediye teminat için ipotek oluşturduğunu; ancak davalının bayilik sözleşmesini haksız fesih etmesi ile sözleşmeden beklenen karları yapamadığını; bankaya olan borçlarını ödeyemediğini, banka tarafından da ipotek hakkı kullanıldığını, banka ile anlaşmak zorunda kaldığını; anlaşma sonunda yine ödeyemeyince de mülkiyet hakkını kaybettiğini ileriye sürerek taşınmaz mülkiyetini kaybetmesinden kaynaklanan zararın tazminini istemiştir. Mahkememizce banka kayıtları ipotek akit tabloları getirtilmiş, incelenmiş olup; kredi davacımız tarafından ... Bankasından çekilmiştir. Ancak çekilme tarihi ... AŞ ile yaptığı █████/2010 tarihli bayilik sözleşmesinden çok öncedir. Davacı ile banka arasındaki protokol dahi █████/2009 tarihlidir. Bu nedenle kredi sebebiyle bu protokol yapıldığından kredinin çok daha önce çekildiği açıktır. Bu durumda davacımızın bayilik sözleşmesine güvenerek krediyi çekmediği, çekilen kredinin teminatı olarak taşınmaz üzerine ipotek verdiği; kredi borçları ödenemeyince taraflar arasında █████/2009 tarihli protokolün imzalandığı, bu protokol ile banka ve davacımızın anlaştığı; kredi borcu taksitlerinin █████/2010 ile █████/2010 tarihleri arasında ödenmesinin kararlaştırıldığı, ödemenin taksitler halinde yapılacağı, her bir taksit için en fazla 30 gün ilave süre verileceği hususunun kararlaştırıldığı ve protokolde bu taksitler bu süreler içinde de ödenmediği taktirde ipoteğe konu taşınmazın üçüncü şahıs konumundaki ...'e devredileceğinin taraflarca kabul edildiği; böylece bankanın borç sebebiyle devir hakkının dahi taraflarımız arasındaki sözleşme tarihi olan █████/2010'dan önce olduğu, taksitlerin son tarihi olan █████/2010 tarihinin bile sözleşmeden önce olduğu, bu süre içinde davacımızın borcu ödeyemediği, bankanın da taşınmazı ...'e devir hakkının bayilik sözleşmesinden önce doğduğu; hal böyle olunca, davacımızın 'yansıma zarar niteliğindeki' bu zarar kaleminin davalımızdan istemesinin mümkün olmadığı..." gerekçesiyle, davacının kâr mahrumiyetinden doğan alacak talebinin kabulü ile 14.737.352,67 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ...'nin mevduata uygulanacak en yüksek avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davacının taşınmaz mülkiyetinin kaybından dolayı talep ettiği yansıma zarar talebinin şartları oluşmadığından reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca kâr mahrumiyeti süresinin, feshedilen sözleşmenin fesihten sözleşmenin sonuna kadar olan bölümü için değil, bayilik kurulabilmesi için gerekli makûl süre kadar olması gerekli olup genel kabul gören sürenin ise üç ay olduğunu, bu nedenle bilirkişi raporunda 4 yıl 2 ay için kâr mahrumiyeti hesabı yapılmasının ve bunu esas alan hesaplamanın Yargıtayın yerleşik içtihatlarına aykırı olduğun,Zarar tespiti için aynı bölge içerisinde faaliyet gösterdiği iddia edilen akaryakıt istasyonu ... Peyzaj'ın muhasebe kayıtlarının emsal teşkil etmesinin mümkün olmadığını, Davacı ...’in faaliyet gösterdiği taşınmaz olan ...’de yer alan istasyonun satışı ve kârlılığının tespitinde ... içerisinde yer alan başka bir akaryakıt istasyonunun muhasebe kayıtlarının incelenmesi hâlinde hatalı tespitlerin yapılacağının açık olduğunu, ...'ın akaryakıt istasyonunun bulunduğu taşınmazın davacıya ait istasyonla arasında mesafe bulunduğunu, bu nedenle davacı ...’in uğradığını iddia ettiği zararların tespit edilebilmesi için 14.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen aynı bölge içerisinde faaliyet gösteren ... Peyzaj akaryakıt istasyonun muhasebe kayıtlarının emsal alınarak kâr mahrumiyeti hesabı yapılmasının hukuka aykırı olduğunu,Davaya konu ilişkinin akaryakıt sektörüne özgü bir ticari ilişki olduğundan raporun hazırlanmasında akaryakıt sektörü bilirkişisinin bulunması zaruri olup dosyaya sunulan bilirkişi raporlarını hazırlayan heyet arasında akaryakıt sektör bilirkişine yer verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Şirketin 2012 yılında yapmış olduğu feshin tamamen hukuka ve sözleşmeye uygun olduğunu çünkü yapılacak bilirkişi incelemesinde de ortaya çıkacağı üzere fesih tarihi itibariyle davacının şirkete yüksek miktarda gecikmiş borcu bulunduğunu ve söz konusu istasyon yaklaşık üç aydır satış yapmayarak davacı tarafından kapalı tutulduğunu, yalnızca bu hususların dahi taraflar arasındaki sözleşme uyarınca haklı fesih sebepleri olduğunu, bu nedenle yalnızca kesinleşmiş mahkeme kararının dikkate alınarak feshin haksız olduğuna ilişkin kanıya varılmasının mümkün olmadığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tüm talepler yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemenin kâr mahrumiyetine yönelik talebin kabulüne dair kararının hukuka ve dosya içeriğine son derece uygun ise de kâr mahrumiyeti hesabında yapılan hatalı ve çelişkili değerlendirmeler olduğunu, mahkemece izlenen yargılama içerisinde son derece hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde kâr mahrumiyetine yönelik talep yönünden araştırma yaptırıldığını ancak müvekkilinin, davalının haksız feshi dolayısıyla sözleşmenin bakiye süresinde elde edeceği gelirden yoksun kalması nedeniyle kâr mahrumiyeti talebinin haklı olduğunu, ayrıca üçüncü şahsa olan borcunu ifa edememesi neticesinde istasyonun üzerinde bulunduğu taşınmazın mülkiyetini kaybetmesi sonucunda da zararının oluştuğunu, bu yöndeki zarar talebinin kabulü hâlinde üçüncü şahsa yapılması gereken ödemelerin düşülmesi olağan kabul edilebilecek iken mahkemece kâr mahrumiyeti hesabında bu bedelin kâr mahrumiyeti alacağından düşülmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu durumun aynı zamanda mahkeme kararında çelişki oluşturduğunu,Doktrin ve Yargıtay içtihatları gereği müvekkilinin taşınmaz kaybından doğan zararının "yansıma zarar" olmayıp "dolaylı zarar" niteliğinde olduğundan dosyada mevcut delil ve belgelerle uygun illiyet bağı ispatlanmış olan işbu zararın davalı yandan tahsili gerektiğini, mahkemenin dolaylı zarar talebiyle ilgili vermiş olduğu gerekçenin son derece yanlış olup dolaylı zarar talebin dayanağının dava dışı ... ile yapılan 04.01.2011 tarihli vefa akdinin yerine getirilememesi olduğunu, Müvekkili ...'in, ... ile yaptığı anlaşma şartlarını, halihazırda söz konusu istasyonu o tarihte davalı ... Ofisi'yle beş yıllık akaryakıt bayilik sözleşmesi kapsamında işletmeye devam ettiğinden ve oldukça yüksek cirolarla istasyonun işletilmesi nedeniyle borçlarını ödeyebileceğini düşünerek ve tek iştigal konusu olan akaryakıt istasyonunun mülkiyetini de yitirmemek arzusuyla anlaşma şartlarını kabul ettiğini, mahkemenin gerekçesinin dosya içeriği delillere açıkça ters düştüğünü, davalının haksız feshi ile müvekkilinin zararı arasında uygun illiyet bağı açıkça mevcut olup esasen bu husus yerel mahkemenin de kabulünde olduğunu, davalının haksız feshi nedeniyle dava konusu akaryakıt istasyonunun çok ciddi gelir kaybına uğradığını, bu hususun dosyada mevcut bilirkişi raporları ile de tespit edildiğini,müvekkilinin taşınmazı geri almak üzere yapması gereken ödemeleri bu nedenle yapamadığının dosya kapsamından anlaşıldığını, bu nedenle davalının haksız fesih eylemiyle müvekkilinin bu zararı arasında uygun illiyet bağının bulunduğunu,Mahkemece de takdir edileceği üzere, satışlarını 170 kat artıran müvekkilinin bir yatırım yapmadan böyle bir başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını, bu sebeple müvekkilinin tüm yatırımını akaryakıt istasyonun çalışması ve buna göre akabinde borçlarının ödenmesi üzerine kurduğundan bayilik sözleşmesinin haksız şekilde feshi nedeniyle borçlarını davalı yüzünden ödeyemeyerek taşınmazının mülkiyetini yitirdiğini, kaldı ki hayatın olağan akışı çerçevesinde ortaya çıkacak olan bu sonucun herkes tarafından öngörülebilir nitelikte olup ispata gerek dahi duyulmamalı ise de dosyada bu hususu ortaya koyan maddi delil ve belgelerin mevcut olduğunu, mahkemece aldırılan 25.03.2020 tarihli bilirkişi raporunun 9. sayfasında benzer şekilde, bayilik sözleşmesiyle müvekkilin satışlarında kayda değer artış olduğu ve ancak davalının eylemleri nedeniyle müvekkilin doğrudan zarar ettiği ve ticari faaliyetlerinin de durma noktasında geldiğinin tespit edildiğini,Dava dışı ... tarafından taşınmazın mülkiyeti alınırken, dava dışı ...bankası AŞ'ye bayilik sözleşmesine konu akaryakıt istasyonunun bulunduğu taşınmazın gerçek değerinin ödenmediği ve sadece ...'nin bu bankaya olan kredi borcunun defaten ödenmesi neticesinde mülkiyetin geçirilmiş olması olduğunu, müvekkilinin dava dışı ...'le 04.01.2011 tarihinde yapmış olduğu vefa akdi ayakta ve yürürlükte iken davalı ... AŞ tarafından bayilik sözleşmesinin haksız feshedilmesi nedeniyle, müvekkilinin dava dışı ...'le yapmış olduğu 04.01.2011 tarihli vefa akdinin gereklerinin yerine getirilemediğini,Mülkiyeti kaybedilen taşınmazın dava tarihi itibariyle değeri tespit edildiğinden yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucunda uygun illiyet bağının vartlığı tespit edilerek, müvekkilinin uğradığı zarar yönünden keşifte belirlenen bilirkişi raporundaki bu değere itibar edilerek zarara hükmedilmesi gerektiğini, bunun için istinaf aşamasında yeniden inceleme yapmaya da gerek bulunmadığını, iş bu şekilde dolaylı zarar ile ilgili hüküm kurulmasına karar verildiği takdirde müvekkilinin doğrudan uğradığı zarar olan kâr mahrumiyeti hesabında dava dışı ... ile yapılan vefa akdi nedeniyle bu kişiye ödenmesi gereken tutarların da bu zarar kaleminden mahsup edilmesinin hukuka uygun olacağını, mahkemece bu mahsubun kâr mahrumiyeti nedeniyle oluşan alacaklarından mahsup edilmesinin çelişkili ve hatalı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davadaki tüm talepleri yönünden davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
:Dava, davalı ile akdedilen akaryakıt bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshi nedeniyle sözleşmenin bakiye süresi için uğranılan kâr mahrumiyeti zararının ve davacının üzerinde petrol istasyonu işlettiği taşınmazın mülkiyetini geri alma hakkının kaybı nedeniyle oluşan dolaylı zararın tahsili talepleriyle açılmış bir maddi tazminat davasıdır.İlk derce mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin ileri sürdükleri istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava dosyası istinaf incelemesi için Dairemize gelmiş ve ████████ Esas sırasına kaydı yapılmıştır. Bu dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, █████/2023 tarih ve ████████ Karar sayılı kararla; her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile HMK'nın 356. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; davanın kısmen kabulüyle 9.085.896,45 TL kâr mahrumiyeti, 19.800.474,40 TL taşınmaz geri alım hakkının kaybından doğan zarar olmak üzere toplam 28.886.370,85 TL alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.Mahkememizin anılan hükmünün taraf vekillerince temyizi üzerine Yargıtay 11. HD'nin 07.11.2024 tarihli, █████████ Esas - █████████ Karar sayılı kararıyla, Dairemizin anılan hükmü bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamında; "...2.Doğrudan zarar ile dolaylı zarar tasnifi, illiyet bağı ekseninde şekillenmektedir. Doğrudan zarar, hukuka aykırı fiile maruz kalan kişinin bu sebep nedeni ile doğrudan uğradığı zararlardır. Dolaylı zarar ise, hukuka veya sözleşmeye aykırı fiil nedeniyle kişinin doğrudan uğradığı zarara ilaveten, doğrudan zarara bağlı ve bu sebepten dolayı uğradığı ek zararlardır. Haksız eylemin doğrudan doğruya sonucu olan zarar doğrudan doğruya zarar, eylemin dolaylı sonucu olan zarar ise dolaylı zarardır. Doğrudan doğruya zarar dışında dolaylı zararlardan sorumluluğun doğup doğmayacağı illiyet bağı kavramı ile ilgilidir.Haksız eylemle uygun sebep sonuç bağı içinde olması kaydıyla, sorumlu kişilerin dolaylı zararı da gidermekle yükümlü olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla olağan hayat tecrübelerine göre, sorumlular haksız eylemin uygun sonucu olduğu kabul edilebilen dolaylı zararlardan da sorumlu tutulabilirler. 3.Bölge Adliye Mahkemesince davalının sözleşmeyi haksız olarak feshetmesi sonucu davacının ekonomik durumunun ve alım gücünün bozulduğu, sözleşme feshedilmeseydi davacının elde edebileceği gelir ve kâr tutarı da dikkate alındığında, davacının geri ödeme borcunu yerine getirebileceği, taşınmazın geri alım hakkını kaybetmeyeceği, davacının bayilik sözleşmesinden elde edeceği gelire güvenerek ...'le imzaladığı protokolün gereği olan ödemeleri, davalının sözleşmeyi haksız feshetmesi sonucu yapamaması sebebiyle ortaya çıkan zararın dolaylı zarar niteliğinde bulunduğu ve davalı tarafından tazmin edilmesi gerektiği gerekçesiyle taşınmazın kaybı sebebiyle uğranılan zararın tazmini talebi yönünden kabul kararı verilmiş ise de; taşınmaza ilişkin sürecin (protokol ve ek protokoller) bayilik sözleşmesinin akdedilmesinden daha önceki bir tarihte başladığı ve bayilik sözleşmesinin devam ettiği süre boyunca da paralelinde ilerlediği, bu süreçte davalı dağıtım şirketinin bir dahli olmadığı, bayilik sözleşmesinin 25.05.2012 tarihinde feshedildiği, 18.06.2012 tarihli protokol ile davacının dava konusu taşınmazı geri alma hakkını yitirdiği, fesih tarihi ile geri alım hakkının yitirildiği tarihler arasındaki sürenin azlığı, bu süre zarfında davacının tüm ekonomik tablosunun fesih sebebi ile değiştiği kabulünün ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu, her ne kadar iki taraf arasındaki sözleşmenin belirlenen süre boyunca devam edeceği inanç ve iradesiyle imzalandığı tartışmasız ise de, her an haklı veya haksız fesih riskiyle karşılaşma ihtimali gözönünde bulundurularak hareket etmesi gereken tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde olağan bir kişiye kıyasla daha tedbirli, öngörülü, dikkatli ve işin inceliklerine hâkim şekilde hareket etmesi, basiretli şekilde davranması gerektiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalının sözleşmeyi haksız fesih eylemi ile taşınmazın geri alım hakkının yitirilmesi sebebiyle oluşan zarar arasında uygun/makul illiyet bağı kurulamamakta, bu kalem yönünden talebin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabul kararı verilmesi isabetli olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir. 4.Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. SONUÇ
:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin kâr mahrumiyeti talebinin kısmen kabulüne dair karara yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA..." karar verilmiştir. Bozma üzerine Dairemizce dosya yukarıdaki yeni esas numarasına kaydedilerek HMK'nın 373/3 maddesi uyaınca duruşma açılmış, taraf vekillerinin beyanı alınmıştır. Davacı vekili önceki kararda direnilmesini, davalı vekili ise bozma kararına uyulmasını talep etmiş; HMK'nın 377/5. maddesi uyarınca, Mahkememizin bozulun hükmünde direnilmesine karar verilmiştir.Mahkememizin bozulan karar gerekçesinde de belirtildiği üzere, eldeki davada davacının tazminat talebi iki kalemden oluşmaktadır. Bunlardan birincisi, bayilik sözleşmesinin süresinden önce feshi nedeniyle davacının mahrum kaldığı kâr nedeniyle oluşan zarara ilişkindir. İkincisi ise davacının, bayilik sözleşmesi uyarınca üzerinde petrol istasyonu işlettiği taşınmazın mülkiyetini geri alma hakkının kaybı nedeniyle oluşan dolaylı zarara ilişkindir.Mahkememizce bozma öncesi yapılan yargılama sonucunda, birinci tazminat kalemi olan sözleşmenin bakiye süresi için kâr mahrumiyeti tazminatı bakımından; davalının bayilik sözleşmesini haksız feshettiği, feshin haksız olduğu hususunun daha önce taraflar arasında görülen İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ E- ████████ K sayılı kararıyla Yargıtay denetiminden de geçmek suretiyle kesinleştiği, bu nedenle davacının sözleşmenin bakiye süresine ilişkin kâr mahrumiyetinden kaynaklı müspet zararını talep hakkının bulunduğu, bu zararın dosyadaki bilirkişi hesaplamalarına ve karar gerekçemizdeki nedenlerle net 9.085.896,45 TL olduğu, davacı ile dava dışı ...'e geri alım hakkı kapsamında ödenmesi gereken 1.523.195,00 TL'nin kâr mahrumiyeti alacağından değil, taşınmazın geri alım hakkının kaybından kaynaklanan zarar kaleminden düşülmesi gerektiği, ayrıca, bu tutardan TBK'nın 114/2 atfıyla 52. maddesi uyarınca indirim yapılamayacağı, zira davacının zararın artmasına sebebiyet vermediği gibi zararı azaltmak bakımından yapabileceği bir edim bulunmadığı, makul süre indiriminin yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca bayilik verenin kâr mahrumiyeti talepleri bakımından uygulanacağı, davacı bayinin haksız fesihten sonra yeni bir bayilik almasının kendisinden beklenemeyeceği, kaldı ki davacının yeni bir bayilik alabilmek için sahip olduğu imkânların davalının sözleşmeye aykırı davranışları ve fesih sonucu ortadan kalktığı hususunun bilirkişi raporlarıyla sabit olduğu, bu nedenle tazminattan indirim yapılmadığı gerekçeleriyle, kâr mahrumiyeti nedeniyle oluşan 9.085.896,45 TL maddi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir. Yargıtay bozma ilamı içeriğine göre, Dairemizin kâr mahrumiyetiyle ilgili verdiği bu karara ilişkin her iki taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddine karar verildiği, böylece kâr mahrumiyetinden kaynaklı 9.085.896,45 TL maddi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte, davalıdan alınıp davacıya verilmesine dair hüküm kesinleşmiştir. Bu tazminat talebine ilişkin karar kesinleşmiş olduğundan, bu tazminat kalemine ilişkin gerekçe aynen geçerli olup tekrara gerek kalmamıştır.Yargıtay bozma ilamında yer alan muhalefet şerhi, kesinleşen kâr mahrumiyeti tazminatına ilişkindir. Bu nedenle, muhalefet şerhindeki gerekçeleri tartışmak artık hukuken mümkün değildir.Bu açıklamalar doğrultusunda, Yargıtay bozma ilamı, sadece davacının üzerinde petrol istasyonu işlettiği taşınmazın mülkiyetini geri alma hakkının kaybı nedeniyle oluşan dolaylı zarar nedeniyle hüküm altına alınan maddi tazminata ilişkindir. Yargıtay bozma ilamına karşı aşağıdaki gerekçelerle direnilmiştir:
DİRENME GEREKÇESİ
:Bozma ilamına konu tazminat talebi bakımından Dairemizin bozulan karar gerekçesinde belirtildiği üzere;Davacı vekili, müvekkilinin geri alım hakkı ile kendisine devredilecek taşınmazı davalının sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle ödemelerini yapıp geri alamadığını, taşınmazın değeri kadar dolaylı zararının oluştuğunu, bu konudaki tazminat taleplerinin haksız olarak reddedildiğini belirterek, hükmün bu kısmının kaldırılmasını ve taşınmaz mülkiyetinin kaybından doğan tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.İlk derce mahkemesince dosyaya celp edilen tapu kayıtlarına göre; evveliyatında mülkiyeti davacıya ait olan taşınmazın teminat amaçlı işlemlerle ... Bankasına geçtiği, ... Bankası ile ..., ... ve ... arasında 10.10.2008 tarihli protokolün imzalandığı, daha sonra banka ile ... arasında 23.11.2008 tarihli ek protokolün imzalandığı, bu ek protokolde ...'a taşınmazı geri alım hakkı verildiği, bakiye kredi borcu olan 1.300.000 TL banka alacağının faizi ile birlikte öngörülen tarihe kadar ödenmesi hâlinde vefa hakkının kullanılabileceğinin hüküm altına alındığı, daha sonra 02.11.2009 tarihli ikinci ek protokol imzalanarak borcun yapılandırıldığı, vefa hakkının 03.11.2012 tarihine kadar kullanılabileceğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Daha sonra davacının da katıldığı 16.04.2010 tarihli protokol düzenlendiği, bu protokolde borcun kefili konumunda olan ...'in toplam banka alacağı olan 1.438.341 TL'yi ödemesi hâlinde tazminat talebine konu taşınmazın ...'in gösterdiği üçüncü şahıs ...'e devrinin kararlaştırıldığı; davacının ... Bankası Genel Müdürlüğü'ne hitaben verdiği 04.01.2011 tarihli dilekçe ile müteselsil kefil olduğu protokole ilişkin kredi borcunun ... tarafından üstlenilmesi suretiyle nakden ve defaten ödenmesi, bu ödeme neticesinde daha önce bankaya teminat amaçlı devredilen Ankara ili Gölbaşı ilçesi ... Mah. ... parselden imar uygulaması sonucu oluşan ... ada ... parselde kayıtlı gayrımenkulün ... payı ile Ankara ili Gölbaşı ilçesi ... Mah. ... ada ... parselde kayıtlı gayrımenkulün ... payının üzerindeki ipotek ve yükümlülükleriyle birlikte ...'e devrini talep ettiği; ... tarafından dava dışı bankaya, makbuzlarla belgelendirildiği üzere 1.523.195,00 TL ödeme yapıldığı, tapu kaydına göre taşınmazın ...'e devredildiği; davacı ile ... arasında bankaya dilekçe verildiği tarih olan 04.01.2011 tarihli imzalanan protokolde tazminat talebine konu taşınmaz hissesinin bankaya ödeme yapılması hâlinde banka tarafından ...'e devrinin sağlanması, davacı tarafından 15.06.2012 tarihine kadar ödemelerin yapılması hâlinde bu taşınmazın davacıya devredileceğinin kararlaştırıldığı, eğer bu ödeme yapılmazsa ...'in taşınmazı dilediği başka kişilere devredebileceğinin kararlaştırıldığı ve son olarak davacı ile ... arasında imzalanan 18.06.2012 tarihli protokol ile ... tarafından bankaya yapılmış olan ödeme tutarının davacı tarafından ... kararlaştırılan tarihte geri ödenememiş olması nedeniyle davacının taşınmazı alım hakkını kullanamadığı ve taşınmazı ...'in dilediği kişiye devredebileceği konusunda anlaştıkları görülmüştür.Görüldüğü üzere teminat amaçlı olarak bankaya devredilen ve üzerinde davacının fiilen petrol istasyonu işlettiği taşınmazın, yukarıda bahsi geçen protokoller kapsamında, davacının kefili olduğu banka kredi borcu ödeyen ...'e devredildiği, davacı ile... arasında kararlaştırılan alım hakkının, davacının geri ödeme borcunu yerine getirememesi nedeniyle sona erdiği, bu konuda davacı ile ... arasında 18.06.2012 tarihli protokolün imzalandığı, davacının taşınmazın geri alım hakkının bu şekilde ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. İddia edilen bu zarar, davacının dolaylı zararıdır. Dolaylı zararın hukuki niteliği hakkında davacı vekilinin istinaf dilekçesinde ve Prof. Dr. ...'un uzman raporunda ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır. Sözleşmeye aykırı davranış halinde ortaya çıkan doğrudan ve dolaylı zararların tazmini talep edilebilir. Talebe konu bu zarar dolaylı zarar olup ilk derece mahkemesince "yansıma zarar" olarak nitelendirilmesi isabetsiz bulunmuştur.Nitekim Yargıtay bozma ilamında da bu zararın yansıma zarar değil, dolaylı zarar olduğu tespiti yapılmış, kural olarak sözleşmeye aykırı davranışın neden olduğu dolaylı zararın, illiyet bağı kurulması hâlinde, tazmininin talep edilebileceği belirtilmiştir.Somut olaydaki bu dolaylı zararın, ayrıntısı bilirkişi raporlarında ve uzman raporlarında belirtildiği üzere, davalının sözleşmeye aykırı davranması ve sözleşmeyi haksız olarak feshetmesi sonucu davacının ekonomik durumunun ve alım gücünün bozulması nedeniyle oluştuğu, yukarıda kısaca açıklanan ve bozulan kararımızın gerekçesinde davacının mahrum kaldığı kâr tazminatı talebi yönünde ayrıntılı şekilde yapılan değerlendirmede ulaşılan sonuca göre, davalı yanca sözleşme feshedilmeseydi davacının elde edebileceği gelir ve kâr tutarı da dikkate alındığında, bu zararın davalının bayilik sözleşmesini haksız feshinden kaynaklanan dolaylı zarar niteliğinde olduğu sonucuna ulaşıldığından, davacının bu tazminat talebinin kabulü gerektiği kanaatiyle, bozma ilamındaki gerekçeler, aşağıda açıklanan nedenlerle yerinde görülmemiştir:Yargıtay bozma ilamı, davacının taşınmazı geri alım hakkının kaybı nedeniyle uğradığını iddia ettiği zarar ile bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedilmesi arasında uygun illiyet bağının bulunmadığı gerekçesine dayanmaktadır. Bozma ilamındaki bu gerekçe iki olguya dayandırılmıştır.Bunlardan birincisi, taşınmaza ilişkin sürecin (protokol ve ek protokoller) bayilik sözleşmesinin akdedilmesinden daha önceki bir tarihte başladığı ve bayilik sözleşmesinin devam ettiği süre boyunca da paralelinde ilerlediği, bu süreçte davalı dağıtım şirketinin bir dahli olmadığı, bayilik sözleşmesinin 25.05.2012 tarihinde feshedildiği, 18.06.2012 tarihli protokol ile davacının dava konusu taşınmazı geri alma hakkını yitirdiği, fesih tarihi ile geri alım hakkının yitirildiği tarihler arasındaki sürenin azlığı, bu süre zarfında davacının tüm ekonomik tablosunun fesih sebebi ile değiştiği kabulünün ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu yönündeki tespitlerdir. Yüce Dairenin bu değerlendirmesini, kredi borcunun ilk doğuş tarihine, bayilik sözleşmesinin fesih tarihine ve son olarak da 18.06.2012 tarihli protokole dayandırması dosya kapsamıyla uyumlu değildir. Zira yukarıda da açıklandığı üzere, bankaya olan kredi borç tarihleri yani kredi borcunun doğum tarihleri bayilik sözleşmesinin imzalandığı tarih olan 13.02.2010 tarihinden önce olmasına karşın, davacının sonradan bu borcu çeşitli şekillerde yapılandırdığı, dava dışı bankaya teminat amaçlı taşınmaz devri yaptığı, daha sonra dava dışı ...'in banka borcunu ödeyerek taşınmazı kendi üzerine aldığı, davacı ile anılan kişi arasında davacıya geri alım hakkı verildiğine dair yukarıda kronolojik olarak açıklanan anlaşmaların yapıldığı, davacının taşınmazı kullanırken davalı ile bayilik sözleşmesini imzaladığı, bayilik sözleşmesinin imzalanmasından sonra davacı ile dava dışı ... arasında 04.01.2011 tarihli protokolün imzalandığı anlaşılmaktadır. 04.01.2011 tarihinde davacı ile dava dışı ... arasında imzalanan protokol içeriğine göre; ...in davacının kredi borçları nedeniyle kredi veren bankaya yaptığı ödemelerin, davacı tarafından 15.06.2012 tarihine kadar ...e ödenmesi hâlinde, ...'in protokole konu taşınmaz mülkiyetini davacıya devretmeyi taahhüt ettiği anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere, davacı, bayilik sözleşmesi devam ederken dava dışı ... ile geri alım protokolünü imzalamış ve davacıya 15.06.2012 tarihine kadar borcunu ödeyerek taşınmazını geri alma hakkı tanınmıştır. Davalının bayilik sözleşmesini haksız olarak feshettiği tarih ise 25.05.2012'dir. Bu durumda, davacı ile dava dışı ... arasında imzalanan 18.06.2012 tarihli protokol bir durum tespitinden yani davacının geri alım hakkının sona erdiğinin tespitinden ibaret bir belge olup, illiyet bağı konusunda varılacak sonuç açısından önemi haiz bir belge değildir. Diğer taraftan, davalının, sözleşme feshedilmeden çok önce yani 19.11.2011 tarihinden itibaren davacının akaryakıt taleplerini yerine getirmeyerek davacının kazanç elde etmesinin imkânsız hâle getirildiği hususu bilirkişi raporlarıyla tespit edilmiştir.Bu tespitlere göre, Yüce 11. HD'nin bozma gerekçesinde vurgulanan hayatın olağan akışına ilişkin değerlendirmenin, davalının akaryakıt vermeyi kestiği tarih olan 19.11.201, davacı ile dava dışı ... arasında imzalanan 04.01.2011 tarihli protokol ve davalının sözleşmeyi fesih tarihi olan 25.05.2012 tarihleri esas alınarak yapılması gerekir. Bu durumda davacının, bayilik sözleşmesi devam ederken ve bayilik sözleşmesinden elde edeceği gelire güvenerek dava dışı ...'le protokol imzalamasında hayatın olağan akışına aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle Yüce 11. HD'nin, sözleşmenin fesih tarihi olan 25.05.2012 tarihi ile durum tespitinden ibaret son protokol tarihi olan 18.06.2012 tarihlerinin yakınlığını esas alınarak yaptığı değerlendirmeye katılmak mümkün olmamıştır. Zira davacının zararı, bozma ilamında belirtilen bu iki tarih arasındaki süreç içinde değil, bayilik sözleşmesine aykırı olarak davalının akaryakıt vermemeye başladığı 19.11.2011 tarihi ile başlayıp fesih tarihi olan 25.05.2012 tarihi arasındaki süreç içinde gerçekleşmiştir. Olayların kronolojik sırasına, tarafların ticari faaliyetinin kapsamına ve dosyadaki bilirkişi raporlarıyla tespit edilen olgulara göre, iddianın içeriği itibariyle hayatın olağan akışına bir aykırılık bulunmadığı gibi, davacının taşınmaz alım hakkının kaybı sonucu oluşan zararının, davalının eylemlerinden kaynaklandığına ve zarar ile davalının haksız eylemleri ve nihayetinde sözleşmeyi haksız feshetmesi arasında uygun illiyet bağının bulunduğunun kabulünde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Yüce 11. HD'nin, zarar ile davalıya atfedilen haksız fesih eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunmadığına dair gerekçesini dayandırdığı ikinci olgu ise; her ne kadar iki taraf arasındaki sözleşmenin belirlenen süre boyunca devam edeceği inanç ve iradesiyle imzalandığı tartışmasız ise de her an haklı veya haksız fesih riskiyle karşılaşma ihtimali gözönünde bulundurularak hareket etmesi gereken tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde olağan bir kişiye kıyasla daha tedbirli, öngörülü, dikkatli ve işin inceliklerine hâkim şekilde hareket etmesi, basiretli şekilde davranması gerektiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalının sözleşmeyi haksız fesih eylemi ile taşınmazın geri alım hakkının yitirilmesi sebebiyle oluşan zarar arasında uygun/makul illiyet bağı kurulamadığı yönündeki değerlendirmedir.Öncelikle, bozma karar gerekçesinde Yüce 11. HD'nin de belirttiği üzere, tacir olmanın sonuçlarından bir tanesi, tedbirli yani basiretli davranma yükümlülüğüdür. Bu husus, TTK'nın 18/2. maddesinde, "Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir" şeklinde ifade edilmiştir. Davacının tacir olup basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Ancak somut olayda, yukarıda kronolojik olarak açıklanan olayların oluşunda ve dolaylı zararın gerçekleşmesinde davacının basiretsiz davrandığını sözlemek oldukça zordur. Zira girişimci tacirin faaliyetini sürdürmek üzere tüm ekonomik gücünü bu alana yatırması, bunun yanında kredi kullanmış olması ve sonra bu krediyi yapılandırması basiretsizlik olarak değerlendirilemez. Esasen kredi, ticari girişimin olmazsa olmazıdır. Yani davacının, bayilik sözleşmesinden önce kredi kullanmasında, sonradan bu kredi borcunu yapılandırmasında, kredi ödemesi konusunda taşınmazı teminat olarak kullanmasında, borcunu ödeyerek taşınmazını geri almak üzere inançlı işlem yapmasında bir basiretsizlik görülemeyeceği gibi, borçlarını ödemek konusunda davalı ile imzaladığı bayilik sözleşmesinden elde edeceği gelire güvenmesi de basiretsiz bir davranış olarak değerlendirilemez.Diğer taraftan, basiretli davranma yükümlülüğü sadece davacıya ait bir yükümlülük olmayıp, davalının da tacir olup aynı yükümlülük altında olduğu açıktır. Davalı ... AŞ, Türk petrol piyasasının en saygın ve en büyük dağıtım şirketlerinden bir tanesi olup bayileriyle ilişkilerinde basiretli bir tacir gibi davranmakla yükümlüdür. Basiretli davranma yükümlülüğü, sözleşmenin feshi aşamasında da geçerlidir. Zira tacirin basiretli davranma yükümlülüğü, ticari işletmesiyle ilgili sözleşmelerin feshi dâhil, tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerini kapsar (Yargıtay HGK'nun 2019/(6)3-3 Esas, ████████ Karar sayılı kararı).Davalının konumu ve ticari hacmi dikkate alındığında, borçlarını ödemek konusunda davacının, davalıyla olan bayilik ilişkisinden elde edeceği gelire güvenmiş olması, davacı bakımından basiretsiz bir davranış olarak değerlendirilemez. Tersine, davalının sözleşmeye uyacağına ve haksız fesih yapmayacağına güvenmesi, makul bir davranış olarak görülebilir. Kendisi de tacir olup basiretli davranma yükümlülüğü altında olan davalının, sözleşme aykırı davrandıktan ve sözleşmeyi feshettikten sonra, davacının kendisine güvenerek iş yapmasının basiretsizlik olduğunu savunması da hukuken korunabilecek bir savunma olarak görülmemiştir.Aynı nedenle, davalının, davacının kendisine akaryakıt verilmemeye başlanması üzerine basiretli davranıp sözleşmeyi feshedebileceğine ve yeni bir bayilik alabileceğine ve böylece zararı azaltabileceğine dair savunması da yerinde görülmemiştir. Davacının, davalı ile olan bayılık sözleşmesi uyarınca ifayı bir süre beklemesi basiretsizlik olarak değerlendirilemez.Bu nedenlerle bozma ilamındaki gerekçeler yerinde görülmemiş ve davacının taşınmaz geri alım hakkının kaybından doğan bu zararının da tazminini talep hakkının bulunduğu sonucuna varılmıştır.Davacı vekili bu zarar kalemi bakımından talebini, bilirkişi kurulunca taşınmazın dava tarihi olan 2019 yılındaki değeri üzerinden 42.324.377,18 TL olarak belirlemiş ise de yukarıda açıklanan ve özellikle davacı ile dava dışı ... arasında imzalanan 18.06.2012 tarihli protokol ile davacının dava konusu taşınmazı geri alma hakkını yitirdiğinin tespit edildiği, zararın bu tarih itibariyle kesinleştiği dikkate alındığında, bu kaleme ilişkin zarar tutarının bu tarihe göre hesaplanması gerektiği kanaatine varılmıştır.Davacının mülkiyetini geri alma hakkını kaybettiği taşınmazın zarar tarihindeki değerinin tespiti konusuda Dairemizce Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılarak bilirkişi kök ve ek raporları alınmış ve alınan bilirkişi ek raporu doğrultusunda taşınmazın 18.06.2012 tarihi itibariyle gerçek piyasa değerinin 21.323.669,40 TL olduğu, davacının gerçek zararının bu tutar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu zarardan, davacının ...'le arasındaki protokol uyarınca ...'e ödemesi gereken 1.523.195,00 TL'nin düşülmesi gerekir. Çünkü davacı geri alım hakkını ancak bu tutarı ödeyerek kullanabilecekti. Dolayısıyla davacının aktifinden çıkması gereken bu tutarın davacının bu zarar kaleminden düşülmesi gerekir. Bu durumda davacının bu kalem için talep edebileceği tazminat miktarı 19.800.474,40 TL olarak hesaplanmış ve tazminat talebinin bu miktar üzerinden kabulü gerekmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere, davacının sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kâr kaybından kaynaklanan tazminat talebi hakkında Dairemizce verilen önceki hüküm bozma kapsamı dışında kalmış olup kesinleşmiş olmakla birlikte, Yargıtay HGK'nun yerleşik içtihadında belirtildiği üzere; temyize konu mahkeme kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirdiği gibi, bozulan karar, sonraki kararın eki niteliğinde değildir. Bu nedenle bozma kararına uyulduktan sonra kurulacak yeni hüküm HMK'nun 297. maddesine uygun olarak oluşturulmalıdır. Bu nedenle mahkemenin, direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan kısım yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar verilmesi gerekmektedir (Yargıtay HGK'nun, 2013/9-1989 Esas, ████████ Karar sayılı, 14.05.2014 tarihli; 2012/9-851 Esas, ████████ Karar sayılı, 10.10.2012 tarihli emsal kararları). HGK'nun bu yerleşik içtihadı dikkate alınarak, direnme üzerine verilen eldeki kararın hüküm kısmında, kesinleşen kâr mahrumiyetinden kaynaklanan alacak kalemine de aynen yer verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle ve bozmaya konu ilk karardaki gerekçelerle, HMK'nın 356 ve 373. maddeleri uyarınca duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, Dairemizin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı, 31.05.2023 tarihli kararında direnilmesine; her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile HMK'nın 356. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına ve neticede davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Yargıtay bozma ilamı usule ve yasaya uygun görülmediğinden, Dairemizin ████████ Esas , ████████ Karar sayılı, 31.05.2023 tarihli kararında direnilmesine; her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile HMK'nın 356. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkındaDairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda;1-Davanın kısmen kabulüyle 9.085.896,45 TL kâr mahrumiyeti, 19.800.474,40 TL taşınmaz geri alım hakkının kaybından doğan zarar olmak üzere toplam 28.886.370,85 TL alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine,2-Fazlaya ilişkin taleplerin reddine,3-Alınması gerekli 1.973.227,99 TL harçtan, davacı tarafça peşin olarak yatırılan (ıslah harcı dâhil) toplam 974.553,88 TL harcın mahsubu ile bakiye 998.674,11 TL harcın davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından ilk derece aşamasında harcanan toplam 974.599,28 TL başvuru ve peşin harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça ilk derece aşamasında harç dışında sarf edilen toplam 2.530,00 TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranlarına göre belirlenen 1.726,72 TL'lik kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihindeki AAÜT gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 896.864,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,7-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihindeki AAÜT gereğince reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 889.755,39 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,8-Sarf edilmeyen gider avanslarının, karar kesinleştikten sonra, yatıran taraflara iadesine, 9-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden: a-Taraflarca yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, b-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar haçlarının, karar kesinleştiğinde ve talepleri halinde, ilk derece mahkemesince, yatıran taraflara iadesine,c-Davacı tarafından harcanan toplam 14.856,70 TL kanun yolu giderinin, davadaki haklılık oranlarına göre belirlenen 10.139,69 TL'lik kısmının davalıdan alınıp davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, d-İstinaf yargılaması duruşmalı yapıldığından ve birden fazla duruşma icra edildiğinden, hüküm tarihindeki AAÜT uyarınca belirlenen 32.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, e-İstinaf yargılaması duruşmalı yapıldığından ve birden fazla duruşma icra edildiğinden, hüküm tarihindeki AAÜT uyarınca belirlenen 32.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,11-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair, Davacı asil, davacı vekilleri ve davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açık olmak üzere ve oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!