Anahtar kelimeler: İşgöremezlik Adlandırılan Taşeron Sanayi Bağlanan Kazası Ürünleri Sürekli Edildi Ödemelerin

Mahkemesi
:Asliye Hukuk (İş) MahkemesiNo
:627-22Davacı Kurum, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelir ve yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26 ve 87. maddeleri uyarınca tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece, Anayasa Mahkemesi iptal kararı çerçevesinde bir değerlendirme yapılmaksızın ve 506 sayılı Yasanın 87. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği belirtilerek, davalı şirket hakkındaki davanın reddine, diğer davalı hakkındaki davanın yazılı biçimde kabulüne hükmedilmiştir.Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.1-Somut olayda, “idare” olarak adlandırılan davalı ... Orman Ürünleri Sanayi A.Ş. ile “taşeron” olarak adlandırılan diğer davalı ... Makine-...” arasında akdedilen ve 01.03.2005-30.06.2006 tarihlerini kapsayan sözleşmede “Her türlü makine imalatı ve talaşlı imalatlar, montaj, pnömatik hatlar, basınçlı hava hatları, izolasyon ve benzeri bilumum imalat ve montaj işlerinin” davalı ... tarafından yapılacağının ve feshi bildirilmedikçe sözleşmenin aynı şartlarla bir yıl daha uzayacağının kararlaştırıldığı, kaynak işçisi olan sigortalının davalı ... sigortalısı olup, davalı şirkete ait forkliftin paleti üzerinde ve 7-8 metre yükseklikte fan borusunun montajını yaptığı sırada, 07.11.2005 tarihinde düşüp yaralandığı, şirkete ait işyerinin sunta fabrikası işyeri olup fabrikanın bakım montaj ve tesis işlerinin davalı ... tarafından üstlenildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirildiğinde; aracının, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişi olduğu hususu, 506 sayılı Yasanın 87. maddesinin son fıkrası hükmünde açıkça belirtilmiştir. Sözleşmenin 5.10. maddesinde işin tamamının anahtar teslimi olarak verilmiş olduğu ve hem mali hem de işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini alma yükümlülüğünün Türkmen Makine-...'e ait olduğu belirtilmiş ise de, taraflardan birinin sorumluluğunu ortadan kaldıracak biçimde yapılan böyle bir anlaşmanın sigortalı aleyhine sonuç doğurması kabul edilemeyeceğinden, 506 sayılı Yasanın 87. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiğinin kabulü ile işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alıp, sonucuna göre hüküm tesis edilmelidir.2-Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 26. maddesinde ki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:███████, K:████████ sayılı kararı ile 26. maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, ilk peşin değerli gelirler ile harcama ve ödemelerin; tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı kısmına hükmedilmelidir.Bu kapsamda, 5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” düzenlemesi üzerinde durma gereği de bulunmaktadır.“Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. ... Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73).” (HGK 13.10.2004 t., ███████-528 E., ████████ K.)5510 sayılı Yasanın 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; rücuan tazmine ilişkin düzenlemenin, yasanın yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceği hukuksal gerçeği de bozma üzerine yürütülecek yargılama sürecinde göz önünde bulundurulmalıdır. Mahkemece, içeriği yukarıda açıklanan Anayasa Mahkemesi iptal kararı çerçevesinde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, yazılı biçimde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, tarafların kusur oran ve aidiyetleri yeniden tespit edilip, Anayasa Mahkemesi iptal kararı irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.O halde, davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ
:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.05.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi.