Anahtar kelimeler: İtirazname Mahsuba İnceleyen Delaletiyle Süreç Cezasıyla Sayı İstismarı Kılma Dosyayı

İtirazname No
: ███████████KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ
: (Kapatılan)14. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ceza DairesiSAYISI
: 2693-1978I. HUKUKÎ SÜREÇSanığın, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-a maddesi delaletiyle 103/2, 43/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.01.2019 tarihli ve 435-9 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan ..., Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 02.05.2019 tarih ve 1104-1208 sayı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan uygulama yapılmasına rağmen TCK'nın 103/4. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine yargılama yapan Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesince verilen sanığın, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-a maddesi delaletiyle 103/2, 43/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin hükmün, sanık müdafii ve katılanlar vekili ile katılan ..., Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 15.10.2019 tarih ve 2693-1978 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.Bu kararın da sanık müdafii ve katılan ..., Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 12.01.2021 tarih ve 700-75 sayı ile; "Mağdurenin aşamalardaki beyanları, savunma, tarafların sosyal ve kültürel durumları, tanık anlatımları, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesince suç tarihinden yaklaşık altı ay sonra düzenlenen 02.02.2018 günlü raporda mağdurenin on dokuz yaş ile uyumlu olduğunun bildirilmesi, mağdurenin dosya arasında bulunup, suç tarihlerinde çekildiği anlaşılan fotoğrafları üzerinde heyet tarafından yapılan gözlem ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, ilk derece mahkemesince sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin tatbiki gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hata halinin bulunmadığı gerekçesiyle mahkumiyet kararı verilmesi karşısında, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.II. İTİRAZ SEBEPLERİYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2021 tarih ve 116004 sayı ile; "...█████/2003 tarihinde Uzunköprü Devlet Hastanesi doğumlu ve olay tarihinde 14 yaşının henüz tamamlamış olan mağdure ... ile █████/1982 doğumlu olup suç tarihlerinde 35 yaşı sonlarında olan sanık ...'ın tanık ...'a ait işyerinde yine bu tanığın anlatımına, mağdure ve sanık savunmalarına göre 2017 yılı Ramazan ve Kurban Bayramları arasında yaklaşık 1,5 - 2 ay süre ile gündelikçi olarak birlikte çalıştıkları, bu süre zarfında evli ve iki çocuklu sanık ... mağdure arasında duygusal bir ilişki başladığı, nihayetinde sonuncusu Kurban Bayramından 10 gün olmak üzere en az iki kez cinsel ilişkiye girdikleri, mağdurenin orta okulu bitirmiş ve liseye başlayacak öğrenci olduğu, sanığın ilkokul mezunu olduğu, mağdure ile sanığın ilişkisinin ani ve arızî bir nitelik taşımadığı, aynı iş yerinde 1,5-2 ay kadar birlikte çalıştıkları, sanığın suç tarihinde 25 yaşlarında olduğu, evli ve iki çocuğunun bulunduğu gözetildiğinde mağdurenin çocuk yaşlarda olduğunu bilebilecek hayat tecrübesine tecrübesine sahip olduğu, kaldı ki savunmalarının da tamamen inkara yönelik olması karşısında dosyadaki deliller karşısında bu savunmalara da itibar edilebilir olmadığı, atılı suçtan tek kurtuluş yolunun mağdurenin yaşı ile ilgili hataya düştüğüne dair savunma olduğu, radyoloji uzmanın yoksun Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi heyet raporunun mağdurenin kemik yaşına ilişkin olup fiziksel görünüşüne dair olmaması ve dosyadaki fotoğrafların bariz bir şekilde mağdurenin yaşından daha büyük olduğunu göstermediği gözetildiğinde sanığın mağdurenin yaşı konusunda kabul edilebilir bir hataya düştüğünün kabulüne imkan bulunmadığı, nitekim mağdureyle yüz yüze gelen ve olay yargılamasını yapan ilk derece mahkemesinin de bu savunmayı usulünce değerlendirip kabul etmeme gerekçesini kararında gösterdiği, mahkemenin kabulünün ve uygulamasının usul ve yasaya uygun olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.12.2021 tarih ve 19489-9985 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSUSanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen hata hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.IV. OLAY VE OLGULARDosyada mevcut nüfus kaydı ile Edirne/Uzunköprü Devlet Hastanesinin doğum raporu suretinden 18.06.2003 tarihinde hastanede doğduğu anlaşılan mağdurun suç tarihlerinde on dört yaşını henüz tamamladığı, nüfus kaydına göre 26.10.1982 doğumlu olan sanığın ise otuz beş yaşında olduğu,Mağdurun duruşmada beyanının alınması sırasında hazır bulunan adli psikolog, beyanında; mağdurun duruşma öncesinde de yaşadığı olayları aynı şekilde aktardığını, zihinsel ve fiziksel gelişiminin yaşı ile uyumlu olduğunu ve beyanlarına itibar edilebileceğini belirttiği,Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesince düzenlenen radyoloji uzmanının bulunmadığı heyet raporuna göre; yaş tayini için çekilen grafilerde mağdurun kemik yaşının 19 yaş ile uyumlu bulunduğunun tespit edildiği,Anlaşılmaktadır.Mağdur aşamalarda özetle; sanık ile ... Tekstil adlı iş yerinde gündelikçi olarak çalıştıklarını, olay günü sanığın birlikte ütü paket işine gideceklerini söylemesi üzerine araca bindiklerini, sanığın kendisini bir binaya götürdüğünü, evin kapısına geldiklerinde; "... Abi bilseydim gelmezdim." demesine rağmen sanığın ağzını kapatıp kolundan tutarak zorla kendisini içeriye soktuğunu, yola çıkmadan önce sanığın iş yerinde verdiği bir bardak suyu içtiğini ve bir süre sonra başının döndüğünü, sanığa karşı koyamadığını, sanığın zorla üzerindeki kıyafetleri çıkarttığını, boynunu öptüğü, birlikte kaldıkları dört beş saatlik süre içinde sanıkla rızası halinde üç kez cinsel ilişkiye girdiklerini, evden ayrılınca önce iş yerine daha sonra da eve gittiğini, iç çamaşırında kırmızı beyaz sıvı olduğunu gördüğünü, bu olaydan kısa bir süre sonra 23.08.2017 tarihinde iş yerinde patronu olan ... ...'ın da birlikte ütü paket işine gideceklerini söyleyerek kendisini iş yerinden araçla aldığını, götürdüğü dairenin kapısını sanığın açtığını, ...'in kendisini evin içine ittiğini ve oradan ayrıldığını, sanıkla birlikte yaklaşık üç saat kadar içeride kaldıklarını, bir şey içmediği hâlde başının döndüğünü ve midesinin bulandığını, sanığın yine kendisiyle zorla cinsel ilişkiye girdiğini, iş yerinde çalışan diğer kişiler gibi sanığın da ortaokulu henüz bitirdiğini, lise tercihleri yaptığını bildiğini, hatta zaman zaman tercihlerle ilgili işlem yapmak için iş yerinden izin aldığını, aynı iş yerinde çalışan kuzeni ...’nın on altı yaşında olduğunu herkesin bildiğini, kendisinin de iş yerinde ...’dan küçük olduğunu söylediğini,Katılanlar ... ve ... benzer beyanlarında; mağdurun hastanede doğduğunu, aynı gün nüfusa kaydının yapıldığını, nüfus cüzdanında yazılı olan doğum tarihinin doğru olduğunu, ölen çocuklarının olmadığını, dolayısıyla ölen bir çocuğun yerine mağdurun kaydedilmesinin söz konusu olmadığını,Tanık ... ...; sanık ile katılanın çalıştığı tekstil firmasının sahibi olduğunu, mağdurun gündelikçi olarak çalışması nedeniyle resmî olarak kaydını yapmadığını, yaşını da sormadığını, kuzeni ... ile birlikte çalıştıklarını, ikisinin de öğrenci olduklarını bildiğini,Tanık ... ...; mağdurun çalıştığı iş yerinin yöneticisi olduğunu, mağdurun lise öğrencisi olduğunu bildiğini, ancak yaşından haberdar olmadığını, mağdurun kendisinden de yaşı ile ilgili bir şey duymadığını, fakat sanık ile sohbet ederken sanığın kendisine, mağdurun on sekiz yaşında olduğunu söylediğini,Tanık ...; sanık ... mağdur ile aynı iş yerinde çalıştığını, mağdurun öğrenci olduğunu, liseye geçtiğini bildiğini ancak kaçıncı sınıf olduğunu bilmediğini, tanıştıkları sırada mağdurun yaşını on yedi olarak söylediğini, hatta birkaç ay sonra on sekiz yaşına gireceğini ifade ettiğini,Beyan etmişlerdir.Sanık soruşturma evresinde; mağdur ile aynı iş yerinde çalıştıklarını, mağdurun on dört yaşında olduğunu bilmediğini, onu on dokuz yaşında zannetiğini, mağdurla cinsel ilişkiye girmediklerini, öpüşüp seviştiklerini, mağduru zorla eve götürmediğini, kendisine herhangi bir şey içirmediğini, fotoğraflardan da mağdurun rızasıyla eve gittiğinin anlaşılacağını,Mahkemede farklı olarak; olay günü mağdur ile ailevi sıkıntılarını konuşmak için dışarı çıktıklarını, mağdurun ısrarla eve gitmek istemediğini, birkaç gün kalacak yer aradığını söylemesi üzerine günlük kiralık ev ayarladığını, marketten aldıkları atıştırmalıkları yerken sohbet ettiklerini, cep telefonundan elde edilen fotoğrafların da mağdurun kendisini bağırmakla tehdit etmesi üzerine çekildiğini, kesinlikle cinsel bir temaslarının olmadığını,Savunmuştur.V. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin GörüşlerTCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi şöyledir;"Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır."Madde, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.Madde gerekçesinde ise; "Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir.Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır.Kastın varlığına engel olan hata, suçun sadece temel şekline ilişkin unsurlar hakkında değil, aynı zamanda failin daha ağır veya hafif ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurları bakımından da ortaya çıkabilir. İkinci fıkra ile kişinin, suçun nitelikli unsurlarına ilişkin hatasından yaralanması öngörülmüştür.Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde düzenlemeye paralel olarak şahısta hata ve hedefte sapma hâli düzenlenmiştir.'Şahısta hata' aslında bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durum olduğu için, bu hususa ilişkin ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür.Keza, hedefte sapma hâli ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim, uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır.Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen 'hukuka uygunluk nedenlerinde hata' ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki 'hukuka uygunluk nedenleri' yerine, 'ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler' ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur.Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi).TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır.Doktrinde bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, s. 522), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421), "Failin suç tipindeki bir unsurda yanılması, bu suçun kasten işlenmesini engeller. Bu takdirde suç taksirle işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç ise, sorumluluk taksirli suçtan dolayıdır." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi,12. Baskı, s. 362) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir.İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir.Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hâllerle ilgili hata düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, s. 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır.Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.Öte yandan ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gerekse CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.B. Somut Olayda Hukuki NitelendirmeSanığın soruşturma evresindeki ifadelerinde suç tarihleri itibariyle on dört yaşını henüz dolduran ve hastane doğumlu olan mağdurun yaşının on dokuz olarak bildiğini savunması ve tanık ...'nin tanıştıkları zaman mağdurun bir kaç ay sonra on sekiz yaşına gireceğini söylediğine dair anlatımları ile dosya içerisinde yer alan radyoloji uzmanının katılmadığı, kurul tarafından düzenlenen 02.02.2018 tarihli raporun yetersiz olması karşısında; mağdurun yaş tespitine esas olmak üzere kemik grafilerinin çektirilip, radyoloji uzmanının da katılımıyla tam teşekküllü bir hastaneden sağlık kurulu raporu aldırılmak ve gerekli görülmesi hâlinde Adli Tıp Kurumundan görüş sorulup mağdurun suç tarihindeki gerçek yaşının bilimsel olarak belirlenmesinden sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma sonucunda karar verildiği kabul edilmelidir.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.Ceza Genel Kurulunun on bir Üyesi; sanığın mağdurun yaşı konusunda hataya düşmediği gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.VI. KARARAçıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 12.01.2021 tarihli ve 700-75 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,3- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli ve 2693-1978 sayılıistinaf başvurularının esastan reddine dair kararının, CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca, sanık hakkında eksik araştırma sonucu hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,4- Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca gereği için hükmü veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.