Anahtar kelimeler: Huk Sunumuna İçkilerin Müş Mamulleri Tütün Onüçüncü Alkollü Satışına Süreci
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         ████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No
: ████████
Karar No
: ████████
TEMYİZ EDEN (DAVACI)
: ... Birliği
VEKİLİ
: Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI)
: ...Bakanlığı
VEKİLİ
: Huk. Müş. Av. ...
İSTEMİN KONUSU
: Danıştay Onüçüncü Dairesinin █████/2023 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ
:
Dava konusu istem
: █████/2023 tarih ve 32315 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 4. maddesiyle değiştirilen Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesinin 1. fıkrası ile anılan Yönetmelik değişikliğinin 5. maddesiyle değiştirilen aynı Yönetmeliğin 10. maddesinin 3. fıkrasının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti
: Danıştay Onüçüncü Dairesinin █████/2023 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararıyla;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1/a fıkrasında, idarî davaların idarî işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacağı; 14. maddesinin 3/c bendinde ilk inceleme sırasında dava dilekçesinin ehliyet yönünden de inceleneceği; 15. maddesinin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi hâlinde davanın reddedileceğinin kurala bağlandığı,
İptal davasının incelenebilmesinin ön şartlarından biri olan "menfaat ihlâli"nin, doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alâkası olarak tanımlandığı, sözü edilen menfaat alâkasının varlığı ve sınırlarının her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmesi gerektiği,
Dava konusu Yönetmeliğin iptali isteminde bulunan davacının, kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşu olduğu,
Anayasa'nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde, "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir." kuralının yer aldığı,
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı sadece Anayasa'da ve kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyetlerinin bulunduğu, nitekim konuyla ilgili kanunî düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacaklarının açık bir biçimde belirtildiği,
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Baroların, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlandığı; 109. maddesinde, Türkiye Barolar Birliğinin, bütün baroların katılmasıyla oluşan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğunun vurgulandığı; 110. maddesinde ise, Türkiye Barolar Birliğinin mesleki faaliyete ilişkin görevleri ayrıntılı olarak sayılmış ve anılan maddeye 4667 sayılı Kanun ile eklenen 17. bentte, Türkiye Barolar Birliğinin hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumakla, bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğunun kurala bağlandığı,
Bu nedenle, öncelikle, davacı Türkiye Barolar Birliğinin dava konusu edilen Yönetmeliğe karşı dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği,
█████/2011 tarih ve 27808 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesinin 1. fıkrasında tütün mamulü satışı yapılamayacak yerlerin tek tek sayılmak suretiyle düzenlendiği; 10. maddesinin 3. fıkrasında ise, alkollü içki satışı ve sunumu yapılamayacak iş yerlerinin aynı şekilde tek tek sayılmak suretiyle düzenlendiği, dava konusu Yönetmelik değişikliğiyle anılan fıkralarda daha önce düzenlenmiş olan tütün mamulü ile alkollü içki satışı ve sunumu yapılamayacak yerlere hangi alanların (bu yerlerin çevresindeki) dahil olduğunun belirlendiği, ayrıca hangi yapı ve yerlerin anılan fıkralarda sayılan yerler kapsamında olduğu hususunda yeni kurallara yer verildiği, davacı tarafından "Türkiye Barolar Birliği'nin insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik kazandırmakla yükümlü olduğu, dava konusu Yönetmeliğin Kanun ve ilgili mevzuata açıkça aykırılık teşkil ettiği, kaynağını Anayasa'dan almayan bir yetki kullanımı anlamına geldiği, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin ihlâli sonucunu doğurduğu, tütün ve alkollü içki satışı ve sunumu yapılamayacak yerlerin kapsamının genişletildiği" ileri sürülerek bakılan davanın açıldığı, ancak dava konusu Yönetmeliğin, davacının ve avukatlık mesleği mensuplarının ne tür bir menfaatini ihlâl ettiğinin ortaya konulamadığı,
Öte yandan, dava konusu Yönetmelik ile, avukatlık mesleği ile ilgili herhangi bir düzenleme yapılmadığı gibi, Yönetmelik'te temel hak ve özgürlüklerin kullanımı açısından hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmayı ve korumayı gerektirecek bir düzenleme de bulunmadığı,
Bu durumda, dava konusu Yönetmelik değişikliğiyle, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin satışı ve sunumunun yapılamayacağı yerlere ilişkin düzenleme yapıldığı, anılan düzenlemeler ile Türkiye Barolar Birliğinin kuruluş amacı ve görev alanı birlikte değerlendirildiğinde, davacının, dava konusu ettiği Yönetmelik maddeleri ile arasında somut, güncel ve meşru bir menfaat alâkasının bulunmadığı, iptali talep edilen Yönetmelik maddelerinin davacının menfaatini etkilemediği, Türkiye Barolar Birliğinin kuruluş amaçlarıyla ve görevleriyle bir ilgisinin bulunmadığı, dava dilekçesinde de dava konusu Yönetmeliğin meslek mensuplarının ne tür bir menfaatini ihlâl ettiğinin açıklanamadığı, kaldı ki 1176 sayılı Kanun ile Türkiye Barolar Birliği'ne verilen "hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak" görevinin ise Birliğe avukatlık mesleği ile ilgili meşru, güncel ve kişisel alâkası bulunmayan konularda da dava açma imkânı vermeyeceği göz önüne alındığında, davacının, davaya konu ettiği Yönetmelik ile arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle,
davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
: Davacı tarafından, Türkiye Barolar Birliğinin varlık sebebinin, salt meslek mensuplarına güvence sağlamak olmadığı, ayrıca “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik kazandırma”nın da Avukatlık Kanunu'nun ██████ maddesiyle Türkiye Barolar Birliğine verilmiş bir görev olduğu; iptal davalarında Barolar Birliğinin rolünün, hukuka aykırı işlemleri ortadan kaldırmak suretiyle idarenin hukuka bağlılığını sağlamak ve böylece hukuk düzenini korumaktan ibaret olduğu dikkate alındığında, iptal davası-hukuk devleti ve Barolar-Barolar Birliğinin hukukun üstünlüğünü koruma görevi arasındaki üçlü ilişkinin oldukça net bir şekilde ortaya çıktığı, bu nedenle söz konusu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
: Davalı idare tarafından, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ
: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU
:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu █████/2023 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, █████/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X-1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak tanımlanmış; 109. maddesinde, Türkiye Barolar Birliğinin bütün baroların katılmasıyla oluşan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğu belirtilmiş; Türkiye Barolar Birliğinin görevlerinin sayıldığı 110. maddesinin 3. bendinde, Birliğin, Baro mensuplarının genel menfaatlerini korumakla görevli olduğu ifade edildikten sonra 17. bendinde, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu da vurgulanmıştır.
1136 sayılı Kanun'daki bu düzenlemeler karşısında, gerek Baroların gerekse Türkiye Barolar Birliğinin, mesleki bir örgüt olmak ve meslek mensuplarının genel menfaatlerini gözetmenin ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır.
Bu itibarla, Barolar ve Türkiye Barolar Birliği tarafından açılan davalarda, dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra, dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlanması gerekmektedir.
Kaldı ki dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılmalıdır.
Dava; uyuşmazlığa konu edilen Yönetmelik hükmü ile, Kanunda tahdidi olarak sayılan tütün ürünleri ile alkol ürünlerinin tüketilemeyeceği/satılamayacağı alanların genişletildiği ve böylecce Anayasa'nın 20. maddesinde yer alan özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açılmıştır.
Bu hukuka aykırılık nedenleri dikkate alındığında, Türkiye Barolar Birliğinin, toplumun genelini ilgilendiren ve tütün ile alkollü içki satışı ve sunumu yapılamayacak yerlerin kapsamı ile ilgili olan dava konusu düzenleyici işlemin iptalini istemekte, kişisel, meşru ve güncel menfaat ihlali şartının gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baronun, düzenlemenin değinilen niteliği de dikkate alındığında dava açma ehliyeti bulunduğundan, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!