Anahtar kelimeler: Geldiler Davalısı Davacısı Salı Başlanarak Sözlü Birleşen Hazır Kesinlik Şartı

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul 14. İş MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.BİRLEŞEN DAVA MAHKEMESİ
: İstanbul 10. İş MahkemesiSAYISI ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.01.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.Duruşma günü davacı- birleşen dava davalısı Avukat ... ile davalı- birleşen dava davacısı Avukat.... .... geldiler.Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 03.09.2007-31.03.2016 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız yere feshedildiğini, davacıya aylık ücretin dışında hiçbir koşul ileri sürülmeden 3 ayda bir vekâlet ücreti ödeneceğinin belirtildiğini, vekâlet ücretinin temel ücrete dâhil edildiğini, bu konuyla ilgili olarak düzenlenmiş banka yönetmelikleri bulunduğunu, vekâlet ücretlerinin banka nezdinde açılmış vekâlet ücretleri havuzunda toplandığını, toplanan tutarların 3 ayda bir hukuk baş müşaviri tarafından hazırlanan listeye göre ödendiğini, davalı bankanın iç mevzuatında sözleşmeli avukat tarafından tahsil edilen tutarların %50’sinin avukatlara dağıtılması gerektiğini ancak davalı banka tarafından karşı taraf vekâlet ücretlerinin %25’inin vekâlet ücreti havuzuna aktarıldığını, kalan %25’inin ise gelir kaydettiğinin öğrenildiğini, daha sonra hazırlanan listenin ilgili birime gönderildikten sonra ikinci bir kesintiye uğradığını, davalı bankanın bu kesintileri gizlediğini, davalı bankanın İstanbul 23. İş Mahkemesinin ████████ ve ████████ Esas sayılı dosyalarında, davalı bankanın hukuka aykırı kesintileri ikrar ettiğini, yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu beyanla, yapılan birinci ve ikinci kesintilerin hesaplanarak davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacı işçiye doğum izninde olduğundan bahisle eksik vekâlet ücreti ödendiği dönemlerin olduğunu, davalı bankanın doğum izninde bir taraftan bizzat takip edilen davalar nedeniyle bazı çalışanlar için ödeme yaparken diğer taraftan o dönemde çalışılmadığı gerekçesiyle diğer çalışanların oldukça altında vekâlet ücreti ödememesinin çelişkili olduğunu, banka uygulamasında idari veya ücretli sair izinler kullanıldığı durumda vekâlet ücretlerinin tam ödendiğini, ancak ücretli doğum iznindeki kişiler için ayrımcılık yapılarak vekâlet ücretinin ödenmediğini belirterek doğum izni esnasında eksik ödenen ücret mahiyetindeki vekâlet ücretlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.II. CEVAP1. Davalı vekili asıl dava cevap dilekçesinde; dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı ile davalı arasında işçi-işveren ilişkisi olduğunu, davacının karşı taraf vekâlet ücreti ödemesine hak kazanmasının mümkün olmadığını, davacının talep ettiği karşı taraf vekâlet ücreti alacağının davalı bankanın sözleşmeli avukatları tarafından takip edilen dosyalardan kaynaklandığını, davacının bu dosyalara vekâlet sunmadığını, davacının sözleşmeli avukatlarla yaptığı sözleşme gereği karşı taraf vekâlet ücretinin %50’sinin sözleşmeli avukata, %50’sinin bankaya ait olduğunu, davacının bu ücretin kadrolu avukatlara ait olduğunu iddia ettiğini, bu ücretin tasarruf yetkisinin bankada olduğunu, bu tutarın bir bölümünün avukatlara performans bonusu olarak dağıtılmasının ve dağıtılacak rakam ve oranlara bankanın karar verilmesinin yönetim hakkının sonucu olduğunu, sözleşmeli avukatlar ile banka arasında imzalanan sözleşmenin tarafının kadrolu avukatlar olmadığını, davacının talep ettiği karşı taraf vekâlet ücreti alacaklarının kadrolu avukatlara dağıtılmasının davacının iş sözleşmesinden kaynaklanmadığını, bankanın işyeri uygulaması hâline gelmiş uygulamadan kaynaklandığını, davacının bu uygulamayı yıllardan beri bildiğini, davacının çalışmaya başlamadan evvel süregelmekte olan bir uygulama olduğunu, davacının talep ettiği karşı taraf vekâlet ücretinin ücret olmayıp ücretin eki niteliğinde olduğunu, kadrolu avukatların ücretinin bankanın üst düzey yöneticilerinden fazla olması nedeniyle objektif iyi niyet kuralları çerçevesinde kesintiye gidildiğini, alt düzeyde çalışan bir personelin üst düzey bir personelden daha fazla gelir elde etmesinin işyerinde huzursuzluk yarattığını bu nedenle kesinti yapıldığını, çalışanların gelir durumlarını dengelemek amacıyla daha sonra ikinci bir kesinti yapıldığını, kesinti yapılmasına karşın davacının gelir oranının arttığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.2. Davalı vekili birleşen dava cevap dilekçesinde; davacının doğum iznindeyken dava ve icra takiplerine vekâlet koyarak davalı bankayı temsil etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, doğum izni iş sözleşmesinin askıda olduğu hâller arasında sayıldığından davalı bankanın ücret ve ücrete bağlı yan hakları ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, davalı banka iç mevzuatında da kadrolu avukatlara doğum izni sırasında performans konusu ödeneceğine dair bir hükmün bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 03.09.2007-31.03.2016 tarihleri arasında davalı bankada çalıştığını, vekâlet ücretlerinin nasıl dağıtılacağına ilişkin düzenlemelerdeki esasların davalı bankanın tek taraflı tasarrufu ile davacı işçi aleyhine değiştirildiği, ödemelerin miktarının düşürülüp ayrıca belli bir oranda da kesinti yapıldığı, bu kesintinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 22. maddesi kapsamında işyeri uygulaması ile oluşan çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğinde olduğu, davacının bu değişikliklere yazılı onayının bulunmadığı, birleşen dava yönünden ise davacı işçinin Kasım 2010 -2011 tarihleri arasında hak kazandığı vekâlet ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile dava açtığı, bahsi geçen dönemde iş sözleşmesinin geçici süre askıda bulunduğu, iş sözleşmesinin askıya alınması ile sözleşme taraflarının temel borçlarından da yükümlülüklerinin hükmünü yitireceği, iş sözleşmesinin askıda kalması nedeni ile işine gidemediği süreler için ücret işlemeyeceği hükmünün bulunduğu, davalı banka iç mevzuatı incelendiğinde doğum izninde ücret ödenip ödenmeyeceğine dair herhangi bir düzenlemede yer almadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yasal doğum izni süresinin 28.11.2010-19.03.2011 tarihleri arasında olduğu, birleşen dava tarihi olan 31.05.2016 tarihi itibarıyla ücret alacaklarına uygulanması gereken 5 yıllık zamanaşımının geçmiş olduğu, bu nedenle bu döneme ilişkin alacağın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiği, bu noktada İlk Derece Mahkemesinin birleşen dava yönünden gerekçesinin bu şekilde düzeltilerek davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar vermek gerektiği, davacının sadece 13.01.2020 tarihinde ıslah dilekçesi sunduğu, bu ıslah dilekçesinin daha önce sunulan bedel arttırım dilekçesinin ıslahı niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince davacının davasının 719.876,12 TL yönünden kabulüne karar vermek gerekirken ikinci ıslah yapılamayacağından bahisle 694.052,67 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, davalının dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğü de ispat edilememiş olduğundan, davacının 719.876,12 TL alacağından; 694.052,67 TL'sına dava tarihinden, bakiye kalan 25.823,45 TL'sına ise ıslah tarihi olan 13.01.2020 tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği, davacının işe başlama tarihi olan 03.09.2007 tarihinden önce son düzenleme olan 18.12.2006 tarihli “Kredi İzleme ve Takip Uygulama Esasları Hakkında Genel Duyuru”nun incelenmesinde, sözleşmeli vekillerin kazancından bankaya gelecek olan %50 oranındaki vekâlet ücretinin tamamının Hukuk Müşavirliği Müşavir ve Avukatlarına dağıtılacağının belirlendiği, banka iç mevzuatında sözleşmeli vekillerin kazancından bankaya gelecek olan %50 oranındaki vekâlet ücretinden kesinti yapılacağına dair bir düzenlemenin olmadığı ,yine davacının davalı banka bünyesinde çalışırken revize edilen ikinci düzenleme olan 30.10.2009 tarihli “Kredi İzleme ve Takip Uygulama Esasları Hakkında Genel Duyuru”nun da incelenmesinde sözleşmeli vekillerin kazancından bankaya gelecek olan %50 oranındaki vekâlet ücretinden kesinti yapılacağına dair bir düzenlemenin olmadığı, yapılan kesinti uygulamalarının 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesi kapsamında işyeri uygulaması ile oluşan çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğinde olduğu, davacının bu değişikliklere ilişkin yazılı muvafakatinin bulunmadığı, davalı bankanın tek taraflı tasarrufuyla davacı aleyhine yaptığı bu değişikliklerin davacıyı bağlamayacağı ve davacının bu kesintilere uzun süre ses çıkarmayarak kötü niyetli olduğuna yönelik iddialarına itibar edilemeyeceği, davacının birleşen İstanbul 10. İş Mahkemesine 03.01.2019 tarihinde sunmuş olduğu talep arttırım dilekçesinde dava değerini sonuç olarak 130.733,55 TL olarak bildirdiği, hesaplanacak vekâlet ücretinin bu tutarın tamamı üzerinden hesap edilmesi gerekirken, hatalı şekilde sadece 3.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalı vekili temyiz dilekçesinde;1. %25'lik kesintinin davacının işe başlama tarihinden önce başladığını,2. %30'luk kesintiye ilişkin olarak da yapılan ödemelerin performansa dayalı bonus ödemesi olarak yapıldığını,3. Müvekkili Bankanın ilgili kesintiyi değişen koşullar nedeniyle ve tüm çalışanların gelir oranlarını dengelemek amacıyla, objektif iyiniyet kuralları çerçevesinde yaptığını,4. İkinci kesinti uygulamasının işyeri uygulaması hâline geldiğini, davacı tarafından uzun yıllar itiraz edilmediğini beyan etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, davacıya ödenmesi gereken ücret benzeri alacaklardan yapılan kesintinin çalışma koşullarında esaslı değişiklik olup olmadığı ve kesintinin davacıya ödenmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir2. Anayasa, kanunlar, toplu ya da bireysel iş sözleşmesi, personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ile işyeri uygulamasından doğan işçi ve işveren ilişkilerinin bütünü, çalışma koşulları olarak değerlendirilmelidir. 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesinde yer verilen düzenleme, çalışma koşullarında değişikliğin normatif dayanağını oluşturur.Uygulamada, yazılı olarak yapılan iş sözleşmelerinde çoğunlukla işçinin yerine getireceği iş, unvanı, ücret ve ekleri belirtilmekle birlikte, çalışma koşullarının tespitine yönelik ayrıntılı düzenlemelere yer verilmemektedir. Bu nedenle gerek çalışma koşullarının tespiti gerekse çalışma koşullarında değişiklik yapılması noktasında ispat sorunları ortaya çıkmaktadır. Çalışma koşullarında işçi aleyhine esaslı değişiklik yapıldığı konusunda ispat yükü işçidedir.Çalışma koşullarını belirleyen kaynaklar arasında, iş sözleşmesinin eki sayılan personel yönetmeliği veya işyeri iç yönetmeliği gibi belgeler de yer alır. İşçi tarafından onaylanan personel yönetmeliği, iş sözleşmesi hükmü niteliğindedir. İşyerinde öteden beri uygulanmakta olan personel yönetmeliğinin kural olarak işçi ile iş ilişkisi kurulduğu anda işçiye bildirilmesi gerekir. Daha sonra yapılacak olan değişikliklerin işçi açısından bağlayıcı olabilmesi ise bu değişikliklerin, 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesindeki şekle uygun olarak işçi tarafından kabulüne bağlıdır.İşçi çalışma koşullarında yapılmak istenen değişikliği usulüne uygun biçimde yazılı olarak ve süresi içinde kabul ettiğinde, değişiklik gerçeklemiş olur. İşçinin değişikliği kabulü, sadece bu işlem yönünden geçerlidir. Bir başka anlatımla, işveren işçinin bir kez vermiş olduğu değişiklik kabulünü, daha sonraki dönemlerde başka değişiklikler için kullanamaz. Diğer taraftan, işçiye yapılan değişiklik önerisi altı iş günlük süre içinde yazılı olarak kabul edilmediği sürece işçiyi bağlamaz.Davalı Bankada uygulanan Mayıs 1999 tarihli Takip İşleri Uygulama Esasları'nın (Takip İşleri Genelgesi) 46. maddesinin (a) fıkrasına göre; başka daimi kadrolu avukatların takip ettikleri işlerden dolayı fiilen tahsil edilen vekâlet ücretlerinin Hukuk Müşavirliği Yönetmeliği'nin 12. maddesi gereğince yarısının işi takip ve sonuçlandıran avukata ödeneceği, bu vekâlet ücretinin diğer yarısının ise, müşavirlerin, raportör avukatların ve avukatların performansı göz önünde tutulmak suretiyle başhukuk müşavirinin takdir ve onayına bağlı olarak dağıtılması için muhasebe müdürlüğüne herhangi bir kesinti yapılmaksızın maledileceğinin kararlaştırıldığı, davalı Bankanın Mayıs 1999 tarihli Takip İşleri Uygulama Esasları'nın (Takip İşleri Genelgesi) 46. maddesinin (b) fıkrasında ise, davalı bankanın devamlı kadrosunda olmayıp, gerek duyulduğu zaman ve yalnız belirli veya bazı işlere ilişkin olmak kaydıyla akit serbestisi çerçevesinde geçerli usullere göre avukatlık hizmet ve ücret sözleşmesi kapsamında istihdam edilen avukatların vekâlet ücreti sözleşmelerinde mahkeme ve icra dairelerince hüküm altına alınan vekâlet ücretinin yarısının bu sözleşmeli avukatlara, diğer yarısının ise hukuk müşaviri, müşavir ve avukatlara ait olduğunun kararlaştırıldığı görülmüştür.Yine “18.12.2006 tarihli Kredi İzleme ve Takip Uygulama Esasları” adlı belgenin 5.9.5.4 numaralı “Vekâlet Ücretinin Dağıtımı, ödenmesi ve Muhasebeleştirilmesi” başlıklı maddesinin; “Bankanın vekâletini üstlenmiş avukatlar, hukuksal durumlarına göre; Banka daimi kadrosunda olup, Banka mevzuatı ve Hukuk Müşavirliği görev tanımları kapsamında görev alan avukatlar,Banka daimi kadrosunda olmayıp, gerek görüldüğünde ve sadece belirli bazı işlere ilişkin olmak kaydıyla, mevzuat hükümlerine göre yeni avukatlık hizmet ve ücret mukavelesi düzenlenerek istihdam edilen avukatlar, şeklinde iki grupta ele alınabilir.Şubeler tarafından tahsil olunan vekâlet ücretinin ödenme şekli ve vergilendirilmesi, avukatların yukarıda açıklanan durumlarına göre değişmektedir.Birinci grupta bulunan avukatların takip ettikleri işlerden dolayı fiilen tahsil edilen vekâlet ücretleri bu uygulama esasları dahilinde ve takdiren aşağıda belirtilen esaslar dahilinde hak sahiplerine dağıtılır.İkinci grupta yer alan, Banka devamlı kadrosunda olmayıp, gerek duyulduğu zaman ve yalnız belirli veya bazı işlere ilişkin olmak kaydı ve akit serbestisi içerisinde ve geçerli usullere göre "Yeni Avukatlık Hizmet ve Ücret Sözleşmesi" (EK: 14) akdedilerek istihdam edilen sözleşmeli Avukatların sözleşmelerinde;"Dava ve icra takibi nedeniyle, mahkeme ve/ya icra dairelerinden veya haricen borçlu ve/ya davacı ya da davalı taraftan alınacak vekâlet ücretleri Hukuk Müşavirliğinden alınan hukuki yardım nedeniyle vekil ve Banka Hukuk Müşavirliği arasında eşit oranda paylaştırılacak" şeklinde yer alan hükme İstinaden ödenir.Bu nedenle, vekâlet ücretinin yarısı Hukuk Müşavirliği Müşavir ve Avukatlarına aşağıdaki şekilde dağıtılır ve muhasebeleştirilir.Birinci grupta bulunan avukatların takip ettikleri İşlerden dolayı fiilen tahsil edilen vekâlet ücretleri Baş Hukuk Müşaviri'nce, mahkeme ve İcra dairelerince karşı tarafa yükletilmek üzere takdir edilecek vekâlet ücretlerinin fiilen tahsili halinde bu uygulama esasları dahilinde ve takdiren aşağıda belirtilen esaslar dahilinde hak sahiplerine dağıtılır. Bu gruptaki tüm avukatlarca tahsil edilen vekâlet ücretleri vekâlet ücreti hesabında toplanır. Bu hesaptaki tutarın :%25'i tüm avukatlara - görev seviyesi ve görev tanımlarına bakılmaksızın – ödenir.%25'i Baş Hukuk müşaviri, Hukuk Müşaviri, I. Müşavir Avukatlar, Müşavir Avukatlar ile Raportör Avukatlara görev seviyeleri gözönüne alınarak orantılı olarak ödenir.%25'i Yapılan tahsilatlar gözönüne alınarak, tahsilatı yapan avukatlara ödenir.%25'i performanslar gözönünde tutulmak suretiyle Baş Hukuk Müşaviri'nin takdir ve onayına bağlı olarak dağıtılır.” şeklinde düzenlendiği görülmüştür.Somut uyuşmazlıkta davacının, yapılan esaslı değişikliğe yazılı muvafakat etmediği gözetildiğinde, 2009 yılında işverence tek taraflı olarak uygulanan %30’luk kesinti nedeniyle hesaplanarak kabul edilen karşı taraf vekâlet ücreti alacağı noktasında isabetsizlik bulunmamakta ise de, dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler, davalı bankada vekâlet ücretinin dağıtımına ilişkin Esaslar ile davacının 03.09.2007 tarihinde davalı bankada çalışmaya başlaması birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafından karşı taraf vekâlet ücretlerinden yapılan %25’lik kesintiye ilişkin değişikliğin, davacının işe giriş tarihinden önce yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının işe başladığı tarihte vekâlet ücretlerinden %25 oranında kesinti yapılmakta olup davacının çalışmaya başlamasından önce işverence son verilen işyeri uygulamasına göre talepte bulunulması ve karşı taraf vekâlet ücretinden %25'lik kesinti yapıldığı gerekçesiyle alacak hesaplanması isabetli değildir.Bölge Adliye Mahkemesince belirtilen yönler gözetilmeden dava konusu alacağın kabulüne dair yazılı gerekçe ile hüküm kurulması hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Davalı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.