Anahtar kelimeler: Fetö İltisak Süreci Meslekte Meslekten İrtibatının Olağanüstü Kalmasının Savcılar Beşinci
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No
: █████████
Karar No
: █████████
TEMYİZ EDEN (DAVALI)
: … Kurulu
VEKİLİ
: Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI)
: …
VEKİLİ
: Av. …
İSTEMİN KONUSU
: Danıştay Beşinci Dairesinin █████/2022 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ
:
Dava konusu istem
: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti
: Danıştay Beşinci Dairesinin █████/2022 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği,
Tanık beyanları yönünden, B.B. isimli tanığın ifade içeriğinde ileri sürülen iddiaların somut bilgilerle desteklenmediği, tanığın bu beyanından başka davacının örgütle iltisakının ve irtibatının bulunduğuna ilişkin olarak herhangi bir somut tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi tanık ile ilgili olarak davacı hakkındaki ceza mahkemesi kararında yer verilen yalan tanıklıkla ilgili değerlendirme de nazara alındığında, söz konusu tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği; ... kod adlı gizli tanık tarafından ileri sürülen iddiaların yoruma ve duyuma dayalı olduğu ve davacının örgütle bağlantısı bulunduğuna yönelik somut verilere dayalı bir beyanda bulunulmadığı, davacının FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğunu ortaya koyabilecek nitelikte somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan tanık beyanında yer alan iddiaları destekleyebilecek başkaca tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin de davalı idarece dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, anılan tanığın beyanının davacının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacının yurt dışı dil eğitimine gönderilmesi yönünden, davacının yurt dışı dil eğitimine örgütle bağlantısı ve örgütsel amaçlar gözetilerek gönderildiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, tek başına bu hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
HTS kaydı yönünden, HTS analiz raporunun davalı idare tarafından dosyaya sunulmadığı, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine dair kararda yer alan tespitlerin değerlendirilmesi sonucunda, belirli bir periyot veya yoğunluk tespiti yapılmaksızın, yalnızca haklarında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma/kovuşturma yürütülen bir kısım kişilerle telefon görüşmesinin bulunduğu iddiasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği iddiasıyla düzenlenen iddianamede ve anılan iddianame üzerine açılan kamu davası neticesinde verilen beraat kararında yer alan deliller yönünden, iddianamede ve anılan iddianame üzerine açılan kamu davası neticesinde verilen beraat kararında yer alan hususların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı,
Davacının eşinin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması yönünden, davacının eşi hakkındaki tespitlerde ve eşinin açtığı Dairelerinin E:█████████, E:█████████ ve E:█████████ sayısına kayıtlı dava dosyalarına sunulan belgelerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği anlaşıldığından, davacının eşinin meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile buna dayanak gösterilen tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan █████/2022 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen █████/2022 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin ... esas (Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … sayılı dosyası) sayılı soruşturma dosyasında, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca daha önceden verilmiş bir meslekten çıkarma kararının bulunması ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yeniden karar verilmesine yer olmadığına, ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin ... esas sayılı dosyasında yer alan iddiaya ilişkin olarak … tarih ve ... sayılı kararı ile karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, bunun dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtildiğinden, söz konusu soruşturmaların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin █████/2022 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı,
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı,
Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
: Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, tanık beyanları, davacının, FETÖ'nün etkin olduğu dönemde kamu imkanlarıyla yurt dışı eğitim olanaklardan yararlandırılmasına dair bilgi, davacının eşi hakkındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, adli yargı hakimi olarak görev yapmaktayken meslekten çıkarılmasına karar verilmesi, davacı hakkındaki beraat kararında da belirtildiği üzere, cep telefonuna ait HTS kayıtlarının incelemesi sonucunda davacının, haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları isnadıyla işlem yapılan kişilerle görüşmelerinin olduğunun tespit edilmiş olması birlikte değerlendirildiğinde Kurul kanaatinin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu; tanık B.B.'nin ifadesinin tamamı incelendiğinde ve ifadesinde geçen isimler irdelendiğinde tanığın beyanının sıhhatinde herhangi bir sorun olmadığının anlaşılacağı; tanığın beyanının yalan tanıklık suçundan mahkumiyeti sebebiyle muteber kabul edilmemesinin Dairenin hatalı hüküm kurmasına sebep olduğu; davacı hakkında ifade veren gizli tanığın daha sonra bu ifadesini değiştirmesi hususu ile ilgili olarak, FETÖ/PDY mensuplarının yargılama sürecini sekteye uğratmak amacıyla sıklıkla önceki ifadelerini inkâr cihetine gittikleri, tanığın farklı amaçlarla beyanını değiştirdiği kanaatiyle önceki ifadelerinin hükme esas alınması gerektiği; her iki tanığın beyanlarının birbirlerini doğruladıkları, somut bilgiler içerdikleri ve bu yönüyle de davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisakını gözler önüne serdiği görülmekle, bu hususun gözardı edilerek dava konusu işlemin iptaline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu; örgüt mensubu bazı hâkim ve savcıların hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına mevzuat hükümlerine riayet edilmeksizin yerleştirildikleri, davacının, o yıllarda neredeyse hiçbir hâkim ve savcının yararlanamadığı hatta haberinin dahi olmadığı yurt dışı dil eğitimi/gezi imkânından faydalandırılmasının bu minvalde değerlendirilmesi gerektiği; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı teşkilatında etkin olduğu dönemde yurt dışına dil eğitimi/gezi maksadıyla gönderilenlerin neredeyse tamamına yakınının örgüt ile iltisaklı kişilerden oluşturulmaya gayret gösterildiğinin tüm yargı camiasınca da bilinen bir husus olduğu; davacı hakkındaki HTS kayıtlarına ilişkin olarak, Dairenin idari yargılama usulünde geçerli "resen araştırma ilkesi" çerçevesinde öncelikli yetkisini kullanarak tüm verilere sahip olabileceği açıkken, söz konusu iletişim kayıtlarının dayanağı olan raporun dosyaya sunulmadığı şeklindeki gerekçesinde hukuka uyarlık bulunmadığı; davacının tespit edilen hususlara ilişkin olarak herhangi bir beyanda bulunmadığı; belirli bir periyot ile Dairenin neyi kastettiği bilinmemekle beraber, görülen bu davalarda "periyot" belirlemesi yapılmasının doğru bir yaklaşım olmayacağı ve görüşmelerin yoğunluğunun görüşme hakkında bir veri oluşturmayacağı; davacı hakkında mevcut delillerin, bir Cumhuriyet savcısı tarafından değerlendirmeye tabi tutulması neticesinde bu delillerin "terör örgütü üyeliği" suçu yönünden kamu davası açmak için "yeterli" olduğu takdir edilmekle davacı hakkında kamu davasının açılmış olduğu, iddianamedeki delillerin iltisak ve irtibat hususunu ortaya koyduğu; davacı hakkındaki tespit ve delillerin, aile bireyleri başta olmak üzere sosyal çevre bilgileri ve Kurul kayıtlarının bir bütün olarak değerlendirildiği ve neticesinde Kurulun davacıyla ilgili kanaatinin olumsuz yönde oluştuğu; Danıştay Savcısının, davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisaklı olduğu ve davanın reddine karar verilmesi yönündeki görüşünün de dikkate alınması icap ettiği belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
: Davacı tarafından, Dairenin yaklaşık beş yıl süren detaylı ve titiz bir araştırma ve yargılama yaptığı, resen araştırma yetkisi de kullanılarak her türlü iddia, savunma ve delilin ayrıntılı olarak incelenerek karar verildiği; gerekçeli kararın özenle hazırlandığı; yargılamada usuli herhangi bir eksiklik bulunmadığı; idarenin tesis ettiği işlemin arkasındaki takdir hakkının somut delillere dayanması gerektiği; diğer kişilerle ilgili olarak yapılan yargılamaların ve verilen kararların temyize konu bu dosya ile ne gibi bir ilgisi olduğunun anlaşılamadığı; sosyal çevre bilgilerinin ne olduğuna dair en ufak bir açıklama bulunmadığı; ceza dosyasında yer alan bilgi, belge, beyan ve delillerden herhangi bir oluşum ile irtibat veya iltisakının olmadığının açığa çıktığı, maddi gerçeğin lehine değerlendirilmesinin hukukun bir gereği olduğu; gizli tanığın beyanının gerçeğe aykırı, yalan, yanlış, hatalı, inandırıcılıktan uzak, soyut ve hiçbir somut olguyla desteklenmeyen bir beyan olduğu; ... Ağır Ceza Mahkemesinin de gerekçesinde soruşturma ve kovuşturma aşamalarında değişiklik gösteren, somut ve denetlenebilir maddi vakıalara dayanmayan ve duyuma dayalı gizli tanık beyanına itibar etmediğini belirttiği; diğer tanığın yalancı tanıklıktan, hürriyeti yoksun bırakmaktan ve terör örgütü üyeliğinden hapis cezası almış olan firari bir mahkum olduğu; daha önce de yalan tanıklık yaparak birçok insanın haksız olarak tutuklanmasına ve yargılanmasına sebebiyet verdiği; yalancı tanıklık yaptığı ve yalan tanıklıktan ceza aldığının maddi gerçek olduğu ve maddi gerçeğin göz ardı edilmesinin de mümkün olmadığı; bu şahsın iftiralarını destekleyen herhangi bir tanık ya da delil bulunmadığı, kendisinin cezaevinden kurtulmak için uğraştığı ve amacına da ulaştığı; HSK tarafından, resen KPDS'den 70 ve üzeri not alan hakim ve Cumhuriyet savcılarının yurt dışı dil eğitimine gönderilmelerine karar verildiği ve kendisine yapılan tebligatla bu durumdan haberdar olduğu; KPDS İngilizce'den 2012 yılında 86,25 puan aldığı ve bu puana istinaden de New York'a gönderildiği, 3 ay süren dil eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra Türkiye'ye geri döndüğü; eğitimden sonra dil yeteneğini geliştirdiğini girdiği sınavlarla da ispat ettiği, dil eğitimine birlikte New York'a gönderildiği toplam on kişi arasından ihraç edilen tek kişi olduğu; hakkında düzenlenen HTS analiz raporu dosyaya sunulmadığından bu hususta bir açıklama yapma gereği duymadığı; görevde olan çok sayıdaki hakim, savcı, kamu personeli ile daha fazla görüşmesinin bulunmasına rağmen buna ilişkin HTS kayıtları dahi dosya arasına alınmadığı, tek yanlı olarak haklarında soruşturma/kovuşturma yürütülen kişilerle yapılan görüşmelere dikkat çekildiği; iddianame düzenlenme tarihinin 2020 yılı olup idari işlemin tesis edilmesinden üç yıl sonra olduğu; kendisi ve eşi hakkında beraat kararı verildiği ve bu kararın savcılık tarafından istinaf edilmeden kesinleştiği; eşinin ihraç edildiği belirtilmişse de bu durumun sorumluluğun şahsiliği ilkesine aykırılık teşkil ettiği; eşinin ceza yargılamasında beraat ettiği ve hakkındaki idari işlemin iptal edilip hakim olarak görevine başladığı; kararın onanması icap ettiği belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ
: Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun █████/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
:
MADDİ OLAY
:
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından █████/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu █████/2016 tarihinde, ülke genelinde █████/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar █████/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve █████/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
█████/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, █████/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise █████/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ve anılan karar kesinleşmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT
:
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi
: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi
: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."
Anayasa’nın 9. maddesi
: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi
: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa’nın 14. maddesi
: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
Anayasa’nın 36. maddesi
: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Anayasa’nın 139. maddesi
: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."
Aynı maddenin sekizinci fıkrası
: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası
: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi
: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
AİHS'in 15. maddesi
: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."
Üçüncü fıkrası
: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun █████/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun █████/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
:
1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. █████/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi █████/2019 tarih ve E:███████, K:███████ sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi sözü edilen beraat kararının Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.'ye ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen █████/2016 tarihli tanık ifade tutanağında bulunan beyan şu şekildedir: "... O dönem Malazgirt'te görev yapan 8 hakim ve savcıydık. Bunların içinde hakim D.K. hariç diğerlerinin hepsi cemaatçiydi ve taşra 3'ün elemanlarıydı. Malazgirt’te bunlarla birçok kez sohbet toplantıları düzenledik. Bunların içinde isimlerini hatırladığım kadarıyla, savcı ..., eşi hakim ..., Hakim E.Ö., savcı K.D. ve isimlerini hatırlamadığım 2 kişi daha cemaatçiydi. Yine yakın çevrede daha önceden cemaatçi olduğunu bildiğim hakim ve savcılarla da yeniden irtibat kurdum ..."
… Cumhuriyet Başsavcılığının … soruşturma sayılı dosyası kapsamında █████/2016 tarihinde gizli tanık sıfatıyla ifadesi alınan ...'ın beyanı şu şekildedir: "... Şereflikoçhisar ilçesinde hâkimlik savcılık görevinde bulunan İ.F., E.G., M.G., H.İ.A., ...’in mütevelliler içerisinde yer alan H.Ü. ile irtibatlı olduklarını biliyorum. H.Ü.'nün babasına ait kuyumcu dükkanı vardır ve burada çalışır. Aynı zamanda cemaat içerisinde mütevelli olarak görev yapar. Bu hakim ve savcılar kendi paralarını hurda altın üzerinden kâr etmesi için H.Ü.'ye teslim ettiklerini ve paralarını bu şekilde işlettiklerini biliyorum. ..., M.G., İ.F., E.G.'nin yönlendirmesiyle H.Ü. ile irtibat kurmuşlardır. Bu şahıslar H.Ü. ile karşılıklı olarak ev ziyaretlerinde de bulunurlardı. Ancak ne amaçla buluştuklarını bilmiyorum. Ayrıca ... ve eşi ...'nin cemaat kermesine katıldıklarını gördüm. ...'in 'cemaat dershanelerine gittim, içlerinde bulundum, yaptığı icraatları biliyorum, gerçekten ülkenin kalkınması, öğrencilerin eğitimi için faydalı işler yapıyorlar, bu işin temelinden eğitim alan öğrencileri yurt dışına gönderdiklerini, ailemden uzak kalmak istemediğim için cemaat içerisinden uzaklaştım' dediğini duydum. Bunlar dışında herhangi bir hâkim savcının H.Ü. ile irtibatını duymadım. Çevre illerde bulunan hâkim savcılarla ilgili herhangi bir bilgim yoktur... "
... kod adlı gizli tanığın, davacının ceza yargılamasının yapıldığı .... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan ifadesi ise şu şekildedir: "Daha önce de beyanda bulunmuştum zaten. O beyanım geçerli. ...'nin bir kere kermese katıldığını gördüm. Onun hakkında başka hiç bir malumatım yok. Kermeste genelde yemek yeniliyordu. Şereflikoçhisar ilçesinde görmüştüm. Çocuğunu gezdirmek için gelmişler herhalde. 2015 yada 2014 yılı olabilir. Çok net tarih hatırlamıyorum şu an. Yanında çocuğu vardı. Çocuğunu gezdirmek için gelmişti galiba. Onun dışında kendisi hakkında başka hiç bir bilgim yok. Bu kermes FETÖ kapsamında yapılan bir kermes miydi? Evet. Çok kalabalık bir ortamdı, her durumdan her mevkiden insan geliyordu yemek yemek için. Evet kendisi hakkında başka bir bilgim yok. ... hakkında da önceki ifademde söylemiştim. Sadece bir beyanına denk geldim. Daha önceden cemaatin içerisinde yer aldım, dershanelerine gittim ancak gidişatlarını beğenmediğim için cemaat içerisinden ayrıldım. Bağlantım yok dedi. Bildiğim budur kendisi hakkında. H.Ü.'nün Şereflikoçhisar ilçesinde bu cemaat içerisinde bir dönem yer aldığını biliyorum. Yalnız önceki ifademde yazmışlar ki, ben bir kaç isim vermiştim. O isimlerin sonuna ... ve ...'nin de sanki H.Ü.'le irtibatlı olduğu şeklinde yazılmış ama ben diğer şahısları kast etmiştim. Sonradan ifademde fark ettim ama sonradan değiştirme şansım olmadı. O yüzden de bugün duruşmaya geldim. Burada söylemek istedim. Ben diğer şahısları kast ettim. Yazarken ... in de sanki H.Ü. ile irtibatı varmış gibi çıkmış. Ben de beyanımı okuyunca fark ettim bugün. Diğer şahıslar İ.F., E.G., M.G., H.İ.G. doğru mu? Evet onların H.Ü'yle ile irtibatı olduğunu biliyorum. Görmüşlüğüm de vardır ama ... in hiç bir şekilde irtibatını görmedim, bilmiyorum yani. O şekilde yazılmış ama yanlış o. Yine aynı şekilde kopyala yapıştır. Diğer şahıslan biliyorum. Onlar evde ev ziyaretinde bulunuyorlardı ama ... in ev ziyaretinde bulunduğunu ben görmedim, duymadım, bilmiyorum. Yani şu şekilde ifade alınan ortamda bir ismi söylediğiniz zaman hepsini kopyalayıp yapıştırıp sonuna da bu ibareyi eklemişler. Kopyala yapıştırdan belki kaynaklanmış olabilir. Yani ben bilmiyorum. Bilmediğim bir şey hakkında gördüm diye yalan söyleyemem. Görmedim yani. "
Tanık B.B., ifade verdiği döneme ilişkin olarak Malazgirt'te görev yapan hakim ve savcıların biri hariç hepsinin "cemaatçi" olduğunu, bunların "taşra 3" kategorisinin elemanları olduğunu, bunlarla bir çok kez "sohbet" toplantıları düzenlediklerini, bu toplantılarda davacının ve eşinin de bulunduğunu beyan etmiştir.
Daire kararında, B.B.'nin yalan tanıklık suçundan cezalandırıldığı, ceza mahkemesi kararında yer verilen yalan tanıklıkla ilgili değerlendirme de göz önünde bulundurulduğunda somut bilgilerle desteklenmeyen söz konusu tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği belirtilmiş ise de, tanık B.B.'nin yalan tanıklık suçundan bir başka beyanı sebebiyle cezalandırıldığı, cezalandırılmasına ilişkin yalan tanıklığının davacıyla ilgili bu beyanla alakasının bulunmadığı; FETÖ ile iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle yargı mensuplarının meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açtıkları davalar neticesinde Kurulumuzda temyizen incelenen dosyalarda, verdiği beyanlar bağlamında B.B.'nin tanıklığının ilgili kararlara esas alındığının anlaşıldığı ve Kurulumuzca bu kişilerin FETÖ ile iltisakı veya irtibatı bulunduğuna karar verildiği, bu dosyalarda B.B.'nin beyanının sıhhatli bulunduğu; B.B.'nin beyanının tümü incelendiğinde ve yargı mensupları ile ilgili malumatı nazara alındığında, beyanında belirttiği yargı mensuplarının pek çoğunun FETÖ ile iltisakı veya irtibatı bulunduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen ve dosyaları Kurulumuz incelemesinden de geçen kişiler olduğunun müşahede edildiği, netice olarak tanığın beyanı ile yargı kararlarının sonuçlarının paralellik gösterdiği; bu nedenle tanıklığının sıhhatinde sorun görülmediği; tanığın somut bir şekilde ve görgüsüne dayalı olarak davacının söz konusu yapı tarafından "taşra 3" kategorisinde değerlendirildiğini, bir çok kez düzenlenen "sohbet" toplantılarında davacının bulunduğunu beyan ettiği, bu beyanın muteber ve davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olduğu değerlendirilmiştir.
Gizli tanık ... █████/2016 tarihli beyanında, Şereflikoçhisar ilçesinde görev yapan ve aralarında davacının da bulunduğu bazı hakim ve savcıların, örgütün mütevellileri içerisinde yer alan kuyumcu H.Ü. ile irtibatlı olduklarını bildiğini, bu hakim ve savcıların kendi paralarını hurda altın üzerinden kar etmesi için H.Ü.'ye verdiğini, karşılıklı olarak ev ziyaretinde bulunduklarını ancak ne amaçla buluştuklarını bilmediğini, ayrıca davacının ve eşinin cemaat kermesine katıldığını gördüğünü, davacının "cemaat dershanelerine gittim, içlerinde bulundum, yaptığı icraatları biliyorum, gerçekten ülkenin kalkınması, öğrencilerin eğitimi için faydalı işler yapıyorlar, bu işin temelinden eğitim alan öğrencileri yurt dışına gönderdiklerini, ailemden uzak kalmak istemediğim için cemaat içerisinden uzaklaştım" dediğini duyduğunu; aynı tanığın davacının ceza yargılamasında alınan beyanında ise, önceki beyanının geçerli olduğunu, davacının eşinin bir kere cemaat kermesine katıldığını gördüğünü, yanında çocuğunun olduğunu ve muhtemelen çocuğunu gezdirmek için geldiğini, davacının kendisine daha önce cemaat içerisinde yer aldığını, dershanelerine gittiğini ancak gidişatlarını beğenmediği için cemaat içerisinden ayrıldığını ve bağlantısının olmadığını söylediğini, davacının kuyumcu H.Ü.'yle irtibatının olduğu şeklindeki ifadesinin ise tutanağa yanlış geçtiğini, aslında ifadesinde belirttiği diğer şahısları kastettiğini, davacının H.Ü.'yle hiçbir şekilde irtibatını görmediğini ve bilmediğini belirttiği görülmüştür.
Gizli tanığın davacının ceza yargılamasında verdiği beyanda, önceki beyanının geçerli olduğuna değindiği de nazara alınarak her iki beyanı birlikte değerlendirildiğinde, kendi gözlemlerine, davacıdan bizzat duyduklarına ve diğer hususlara ilişkin ayrıntılı beyanının, davacının örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyduğu kanaatine varılmaktadır.
Buna göre, davacı hakkındaki tanık beyanları bir arada değerlendirildiğinde, yukarıda ayrıntısı aktarılan beyanların, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olduğu görülmüştür.
Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve █████/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: ████████, █████/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
4) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu kararların iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU
:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararların iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu █████/2022 tarih ve E:█████████, K:█████████ sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
4. █████/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!