Anahtar kelimeler: Anılacaktır Medikal Satımdan Tekstil Binaen İthalat İhracat Faturaya İlişkiye Limited

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: █████████ EsasKARAR NO
: █████████DAVA
: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2024GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH
: █████/2024Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili şirket ..... Tekstil Medikal İthalat ve İhracat Sanayi Limited Şirketi (..... Tekstil olarak anılacaktır) ile davalı borçlu ..... Tekstil Limited Şirketi (..... olarak anılacaktır) arasında ticari ilişki bulunmakta olduğunu, işbu ticari ilişkiye binaen müvekkili tarafından davalı ..... Tekstil Ltd. Şti. Adına 14.04.2023 Tarihli ...... Fatura Numaralı 53.900,00 USD tutarlı fatura tanzim edilmiş olduğunu ve fatura konusu malların teslim edildiğini, davalı ..... Tekstil Ltd. Şti tarafından işbu faturaya dayalı alacağın 28.724,45 USD tutarlı kısmı ödenmediğinden söz konusu bakiye alacağa binaen Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü ....... E. Sayılı dosya üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalı borçlu tarafından işbu takibe itiraz edilmiş olduğunu, taraflarınca Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesi ...... E. Sayılı dosya üzerinden itirazın iptali talepli dava ikame edildiğini, Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesi ...... E. ..... K. Sayılı kesinleşen dosya ilamından da görüleceği üzere yerel mahkemece takibin 28.002,66 USD bakımından devamına karar verildiğini, akabinde taraflarınca ilgili icra dosyası üzerinden icrai işlemlere başlanmış olduunu, yapılan sorguda borçlu adına kayıtlı menkul ve gayrimenkulun tespit edilemediğini, aynı zamanda ilgili icra dosyası üzerinden borçlu adına kayıtlı banka hesaplarına 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmiş olduğunu ancak tüm bankalardan olumsuz dönüş geldiğini, ilamsız icra takibine zaman kazanmak için yapılan itiraz ve itirazın iptali davası ile uzayan süreçte borçlu firma borcu ödememek için tüm ticaretini diğer davalı firmaları üzerine kaydırdığı ve borçlu ...... Firmasını pasif firma haline getirdiğinin anlaşıldığını, ilgili icra dosyası üzerinden fiili haciz işlemlerinin yapılması saikiyle 31.07.2024 tarihinde davalı borçlu ..... un mersis adresine gidilmiş olduğunu, adreste borçlu şirket ile birlikte ..... Tekstil Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi Ve başkaca bir şirketin daha aynı adreste faaliyet gösterdiğinin tespit edildiğini, ancak haciz mahallinde borçlu şirket yetkililerine rastlanamadığını, mahalde bulunan ....... tarafından ......'un fabrikasının çatalcada olduğu beyan edilmiş olduğunu, mahalde bulunan 2 adet masa ve 6 adet sandalye, 1 adet TV ile 1 adet kitaplıktan oluşan menkuller üzerine haciz işlenmiş olduğunu ancak haciz tutanağından da görüleceği üzere ilgili mahalde haczedilen menkullerin müvekkilinin alacağını karşılamadığından ve yediemin dahi temin edilemediğinden haciz işleminden vazgeçildiğini, borçlu ..... aktif olarak hizmet vermemekte olduğunu, adına kayıtlı araç ve gayrimenkul bulunmadığını, banka hesaplarında ise herhangi bir tutar bulunmadığını, diğer davalı firmaların ticari kişiliği ardına saklanmak suretiyle alacaklı müvekkilinden mal kaçırmak gayesiyle ve ızrar kastıyla hareket etmekte olduğunu, davalı borçlu şirketin ilamsız takibe haksız şekilde ve ticaretini diğer davalı şirketleri üzerinden sağlamak, borçlu olan şirketini pasife almak, bunun için zaman kazanmak için ilamsız takibe itiraz ettiğinin de sabit olduğunu, davacı alacaklı müvekkili şirketin vadesi geçmiş, mahkeme kararı ile kesinleşen ve kötü niyetle ödenmeyen, rehinle temin edilmemiş tahsil edemediği bir alacağının söz konusu olduğunu, Davalıların mal kaçırma ve yeni bir tüzel kişilik üzerinden ticarete kalkışma ihtimaline binaen tebligat yapılmaksızın tüm davalıların menkul, gayrimenkul malları ile 3.şahıslardaki hak ve alacaklarının tespiti akabinde üzerine İİK 257.maddesi uyarınca öncelikle teminatsız, talebin reddi halinde uygun görülecek teminat mukabilinde, şimdilik 982.088,94 TL tutar bakımından ihtiyati haciz/ tedbir konulmasına, tüzel Kişilik Perdesi teorisi uyarınca borçlu tarafından bedeli ödenmiş ve borçlu şirketin mal varlığında olması gereken menkul ve gayrimenkullerin tespit edilerek davalılar üzerindeki kaydın tashihine mahal olmaksızın cebri icra yolu ile taraflarına haciz ve satış yetkisi verilmesine, davanın kabulü ile, davalıların arasındaki tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü ..... E. Sayılı dosya alacağı, masraf, faiz ve ferilerinden tüm davalıların sorumlu tutulmasına ve tüm davalılar yönünden cebri icra yetkisi verilmesine, yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava; Muvazaa (nam-ı müstear) istemine ilişkindir.TBK'nın 19.maddesi kapsamında açılan muvazaa hukuksal nedenine dayalı tasarrufun iptali davaları ve İİK'nın 277 ve devamı maddeleri kapsamında açılan iptal davaları, iptali talep olunan tasarruf konusu unsurların aynı ile ilgili olmayıp, alacaklıya alacağını temini imkanı sağlayan nispi nitelikteki bir dava türüdür.Bilindiği ve artık yargısal içtihatlarla yerleşik hale geldiği üzere; İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları ile TBK'nın 19. (818 sayılı BK'nın 18.) maddesine dayalı genel muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de, bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir.İİK'nın 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır.Muvazaaya dayalı davalarda İİK'nın 277 ve devamı madde hükümlerine dayalı tasarrufun iptali davalarından farklı olarak, davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK'nın 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkân verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir ve muvazaaya dayalı iptal davalarında herhangi bir zaman aşımı süresi veya hak düşürümü süre mevcut değildir.İİK'nın 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, yani muvazaaya dayanarak dava açmasına da engel değildir. Her hangi bir somut uyuşmazlıkta, davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın dava konusu şeyin aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK'nın 283/1.maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile yada başka bir uygulamaya gerek olmaksızın davacının dava konusu şeyi haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.İcra İflas Kanunu'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olup; bu tür davaların dinlenebilmesi için de (a) davacının borçludaki alacağının gerçek olması (b) borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması (c) iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve (d) borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK'nın 277.m.) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK'nın 278.maddesinin 3.bendinde hangi tasarrufların bağışlama gibi olduğu belirtilerek, bu nitelikteki tasarrufların iyi niyet koşulu aranmaksızın iptale tabi olduğu kabul edildiğinden, mahkemece iptal isteğine konu tasarrufların durumu incelenmeli ve değerlendirilmeli ve aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. gözetilmelidir. Keza İİK'nın 280/1.maddesinde de; "Mal varlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerinin bulunduğu hallerde iptal edilebilir" şeklinde düzenleme bulunduğundan yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Her ne kadar borçlunun zarar verme kastını ispat yükü İİK'nın 280/3.maddesindeki durum hariç, davacı alacaklıya düşmekte ise de, borçlunun işlemi yaptığı sırada mal varlığının borçlarına yetmemesi halinde, yerleşmiş yargısal içtihatlarına göre; borçlunun, tasarrufu yaparken alacaklılara zarar verme kastı bulunduğu fiili karine (hayatın doğal akışı) olarak kabul edilmektedir. (İİK.m.281). Böyle bir durumda borçlu ile işlemde bulunan 3.kişi tarafından bu kastın bilindiği veya bilinmesi gerektiğinin tespiti önem arz eder. Öte yandan İİK'nın 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği de ayrıca araştırılıp takdir olunmalıdır.(-bkz..Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin █████/2015 tarih ve █████████ E., ██████████ K. Sayılı kararı-).Kaldı ki, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasaruflar İİK'nın 281/1.madde hükmünden de anlaşılacağı üzere sınırlı olarak sayılmış olmayıp, Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır. Diğer bir ifadeyle davacı tarafından İİK'nın 278,279 ve 280.maddelerinden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme İİK'nın 281/1 hükmü uyarınca bununla bağlı olmadığından taraflar arasındaki uyuşmazlığı hal ve şartları göz önünde tutarak serbestçe takdir ve halleder.Ayrıca muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davalarında, davacı alacaklı İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde yer alan karinelerden de ispat kolaylıklarından faydalanamayacaktır. Bu nedenle muvazzaa hukuksal nedenine dayalı iptal davalarında, uyuşmazlığın doğru şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için davalılar arasında yapılan temlikin gerçek amacının ve gizlenen iradenin duraksamaya yer bırakılmayacak şekilde aydınlığa kavuşturulması, bunun için de borçluyla işlemde bulunan diğer kişi veya kişilerin böyle bir temiliki tasarrufunda bulunmalarının hayatın doğal akışına göre haklı ve makul bir nedeni olup olmadığı, davalı yanın alım gücünün bulunup bulunmadığı, satış bedeliyle sözleşme tarihindeki gerçek değer arasında fark ve tarafların birbirleriyle olan ilişkileri gibi olgulardan yararlanılması gerekmektedir.Açıklanan bu yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, gerek İİK.m.277 ve devamı madde hükümleri uyarınca açılmış tasarrufun iptali davalarında gerekse TBK.m.19'da düzenlenen muvazaa hukuksal nedenine dayanılarak açılan iptal davalarında, davanın görülebilirlik şartlarından birisi alacağın varlığı, bir diğeri de alacağın iptal isteğine konu tasarruftan önce doğmuş olması gereğidir.Ayrıca yukarıdaki açıklamalardan çıkan sonuca göre gözden kaçırılmaması gereken diğer husus, gerek TBK'nın 19.maddesi, gerekse İİK'nın 277 ve devamı maddeleri kapsamındaki tasarrufun iptali davasında; İİK'nın 282.maddesi hükmü gereğince borçlu ve borçlu ile işlemde bulunan 3.kişinin açılacak davada zorunlu dava arkadaşı olduğu, tasarrufun iptali davasının; borçlu ve borçlu ile işlem yapan 3.kişiye karşı yöneltilerek açılmasının zorunlu olduğu, hususudur. Dolayısıyla görülmekte olan bir davada mahkemece davanın TBK ve İİK kapsamında tasarrufun iptali davası olduğu kanaatine varılması durumunda, davada taraf gösterilmemiş borçlu yada borçlu ile işlemde bulunan 3.kişinin davaya dahil edilmesi zorunluluğu İİK'nın 282.maddesi hükmü gereğidir.Uygulamada borçlunun, gerçekte kendi adına edinmek üzere bedelini ödediği bir mal varlığı unsurunu alacaklılarından kaçırmak amacı ile yakını, organik bağ içerisinde olduğu gerçek yada tüzel kişi adına edinmiş olması halinde, tasarrufun (hukuki işlem) dışarıdan üçüncü kişiler arasında yapılmış görünmesine rağmen, gerçekte bedeli borçlunun mal varlığından çıkmış fakat karşılığı borçlunun arkasına gizlendiği gerçek yada tüzel kişinin mal varlığına girmiştir. Namı müstear (inançlı işlem) ile gizlenmiş muvazaalı işlemler hakkında iptal davaları açılabileceği Yargıtay uygulamaları ile kararlılık kazanmıştır. (-Yargıtay HGK'nin 12.10.2001 gün ve 2001/2-515 E., 605 K sayılı; 17.Hukuk Dairesinin 20.06.2011 gün ve ██████████ E.-█████████ K. sayılı kararları-)Müstekar Yargıtay uygulamalarına göre; icra takibi neticesinde alacağına ulaşamayan, icra takibi semeresiz kalan takip alacaklısı, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisine dayanarak TBK'nın 19 ve İİK'nın 277 ve devamı maddeleri kapsamında tasarrufun iptali davası açabilir.Somut olayda; davacının, Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü'nün ..... Esas sayılı icra takibine borçlu tarafından yapılan itirazın iptali istemi ile açılan Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2024 kesinleşme tarihli, ...... Esas, ...... Karar sayılı ilamı uyarınca kesinleşen alacağı kapsamında; davalı..... Tekstil Limited Şirketinin yetkilisi tarafından kurulan diğer davalı şirketler ile nam'ı müstear ilişkisi kurmak suretiyle alacaklılardan mal kaçırdığı, perdeli şekilde borcun ödenmesi yollarını engellediği, davalıların davranışlarının kanuna karşı hileli ve muvazaalı MK'nın 2.maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak davacı şirketin alacağının davalı/borçlunun nam-ı müstearı olarak hareket eden diğer davalılardan tahsiline imkan tanınması gerektiğini belirtilerek, borçlu .... Tekstil Limited Şirketi tarafından bedeli ödenen menkul ve gayrimenkullerin tespit edilerek kaydın tashihine mahal olmaksızın cebri icra yolu ile haciz ve satış yetkisi verilmesini, Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü'nün ..... Esas sayılı dosya alacağı, masraf, faiz ve ferileri yönünden cebri icra yetkisi verilmesini talep ettiği, dava dilekçesinde ve sunulan diğer dilekçelerde muvazaa, namı müstear gibi nedenlere dayanarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi kapsamında alacağın; borçlunun nam-ı müstearı kabul edilmesi istenen davalılardan tahsili hususunda TBK'nın 19 ve İİK'nın 277.maddeleri hükümlerine dayandığı anlaşılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davanın yukarıda açıklanan icra takibinin sonuçsuz kalması üzerine açılan TBK'nın 19 ve İİK'nın 277 ve devamı maddeleri kapsamında tasarrufun iptali davası olduğu, tasarrufun iptali davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan; nispi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu olan malların aynı ile ilgili olmadığı gibi; tarafların tacir olmasının veya temel ilişkinin ticari nitelikte bulunmasının veya borcun temelini oluşturan senedin kambiyo senedi niteliğinde olmasının görev yönünün belirlenmesinde, doğrudan bir etkisinin olmadığı, bu nedenle tasarrufun iptali davalarında, HMK.m.2 hükmü uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğu, (HGK. █████/2016 gün ve ███████-2389;████████ sayılı; 17. HD. █████/2014 gün ve ██████████ sayılı emsal kararları) anlaşılmakla; davacı vekilinin davasının Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, Mahkememizin görevsizliğine, dosyanın karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Yukarıda açıklana nedenlerle;1-Davacı vekilinin davasının Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,2-6100 Sayılı HMK'nun 20.maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğinin, aksi takdirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına,3-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosu'na gönderilmesine,4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra davanın görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK'nun 331/2 maddesince bir karar verileceğinin ihtarına,5-Harç, masraf ve vekalet ücretinin HMK.nun 323/1-ğ ve 331/2 maddesi gereğince görevli mahkemesince değerlendirilmesine,6-Davacı vekilinin ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin görevli Mahkemece değerlendirilmesine,Dair; kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememize verilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliyesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde karar verildi.█████/2024Katip ......¸e-imzaHakim .....¸e-imza