Anahtar kelimeler: Anneyi Down Sendromu Gebelik Testler Doktorun Alternatif Riskler Cismani Doğruluk

T.C. İstanbul Anadolu 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ
: █████/2021
KARAR TARİHİ
: █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili verdiği dava dilekçesinde özetle;
Davacı Vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ----, küçük ----- annesi olup gebelik takibi dava dışı Dr. --- --- tarafından yapıldığını, Dr. ---’in tıbbı kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin 13.10.2020-13.10.2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere ---- no ile davalı -----Şirketi tarafından düzenlendiğini, sigortalı doktorun, gebelik takibinde davacı anneyi down sendromu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük -----’ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, oysa down sendromunun gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de 2627 SK’na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtay -----.Hukuk Dairesinin ise, down sendromunu teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını kabul ettiğini, davanın, 2 sigortalı doktorun davacıları aydınlatmaması nedeniyle down sendromlu doğumdan sorumlu olduğu iddiasına dayandığını, Yargıtay -----.Hukuk Dairesinin bu konudaki ilke kararının; anomaliyi tespit imkanları konusunda aydınlatma yapılmamasının hekimin sorumluluğunu gerektirdiğini ve aydınlatma konusunda da ispat yükünün davalı sigortacıya ait olduğu yönünde bulunduğunu, Yargıtay’ın bir çok kararının bu yönde olduğunu, davalının eğer davacıların aydınlatılmış onamını aldığını ispat edemez ise davanın kabulünün gerektiğini, ne var ki öncelikle müvekkilinin zararının belirlenmesinin gerektiğini, bu nedenle küçük müvekkilinin tedavi evrakları geldikten sonra Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre adli tıp kurumu----.ihtisas kurulundan veya ------ Üniversitesi Tıp Fakültesinden maluliyet tespit işlemleri yönetmeliği hükümlerine göre rapor alınmasının gerektiğini, yine down sendromuna ilişkin açtıkları başka bir davada ---- Bölge Adliye Mahkemesi -----.Hukuk Dairesinin de -----esas, ----- karar sayılı 27.11.2019 tarihli kararında, Yargıtay ------.Hukuk Dairesi ile aynı ilkeyi benimseyerek doktorun hastayı usulünce bilgilendirmemesini sorumluluğu için yeterli kabul ettiğini, davanın yasal dayanağının TTK’nun 1483 vd. maddelerinde düzenlenen zorunlu sorumluluk sigortaları olduğunun ihtilafsız bulunduğunu, görevin kamu düzenine ilişkin olduğunu, Yargıtay incelemesi dahil davanın her aşamasında resen dikkate alınacağını, sonuç olarak işbu davada ticaret mahkemesinin görevli olduğunu davacı açılmadan önce uyuşmazlığın dava şartı arabuluculuk kapsamında olması nedeniyle taraflarınca arabuluculuk müessesine başvurulduğunu, ancak sonuç alınamadığını, açıklanan nedenlerle; müvekkili küçük ----- için; a-430.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, b-40.000 TL manevi tazminatı, 2- müvekkili -----(anne>) için 20.000 TL manevi tazminat, 3-müvekkili ---- (baba) için 20.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000 TL tazminatın davalıya başvuru (14.01.2021) tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini, dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili verdiği cevap dilekçesinde özetle;
İlk tazminat talep tarihinde hekimin sigortasının hangi şirket nezdinde bulunduğunun tespitinin, ayrıca olay tarihinde hekimin herhangi bir sigorta şirketinde zorunlu TKU poliçesinin bulunup bulunmadığının tespitinin gerektiğini, zira 30 günden fazla sigortasız kalınan dönemlerde yapılan mesleki faaliyetler yönünden ileride poliçe düzenlense dahi TKU ZMM genel şartları gereğince poliçe kapsam ve korumasının bulunmadığını, somut olaya ilişkin olarak, hekimin, ilk tazminat talep tarihinden poliçesinin hangi şirkette olduğu ve olay tarihinde herhangi bir tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin bulunup bulunmadığının tespiti için Tramer (SBM)’ye yazı yazılmasını talep ettiklerini, dava konusu olayın ne şekilde meydana geldiği, davacının hangi tarihlerde sigortalı hekimle görüştüğü, doğum öncesi gebelik takiplerinin hangi hastanelerde yapıldığına ilişkin hiçbir bilginin dava dilekçesinde yer almadığını, gebelik takibinin, yaklaşık 40 haftaya yayılmış bir süreç olduğunu, bu sürecin farklı aşamalarında farklı hekimler, uzmanlar ve hastaneler yer alabileceği gibi, hastanın sürecin farklı dönemlerinde tedavi ve takiplerini üst merkezler, dış merkezler ve dahi özel hastanelerde yürütülebileceğinin Sayın Mahkemenin malumu olduğunu, nitekim davacı yan tarafından, müvekkili şirketçe sigortalı bulunduğu iddia edilen hekim tarafından takip edildiği iddia edilen kısmı yönelik itham ve iddialarda bulunulduğunu, HMK md. 64 vd. uyarıca işbu davanın sonuçlarının kendisini de etkileyebileceğinden davanın, sigortalı hekime ihbarını talep ettiklerini, öte yandan; davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkiklerin eksiksiz yaptırıldığını, kaldı ki, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu vb anomalilerin %100 tespitinin mümkün olmadığını, eğer test ve tetkiklerde düşür risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, zira testlerin tespit oranlarının değişkenlik gösterdiği gibi her doğum öncesi anomalinin doğunu sonlandırma endikasyonun da bulunmadığını, üstelik, hastanın ikili tarama testi vb yöntemlerle yüksek risk grubunda 3 bulunmadığını durumlarda, amniyosentez, kordosentez ve CVS gibi invazif işlemlerin yapılmasının tıbbi açıdan mümkün olmadığını, zira bahsi geçen invazif tanı yöntemlerinin yüksek oranda risk içerdiğinden, bu tür invazif girişimlerin yapılabilmesi için hastanın endikasyonlarının bu testlerin yapılmasına uygun olması diğer bir deyişle yüksek risk grubunda yer almasının gerektiğini, o halde dahi, hastanın, hekimin yönlendirmelerine uygun şekilde işlem yapmasının gerektiğini, öte yandan; gebelik takibinde hastalarının çoğunun birden fazla hastanede farklı hekimler tarafından muayene edildiğini, özellikle her test ve tetkikin her yerde yapılamadığı gözetildiğinde, farklı tıp merkezlerinde çeşitli test ve tetkiklerinin yaptırılabildiğini, bu nedenle; davacı küçüğün doğum tarihinden 12 ay öncesini içerecek şekilde; davacı annenin tüm gebelik sürecini ve gebeliğin sonuçlandığı tarihi içerir şekilde en az 12 aylık medula kayıtlarının Sosyal Güvenlik Kurumunda getirilmesini, kayıtlardan tespit edilecek hastanelerden ve tıbbi merkezlerden, tüm test ve tetkiklerin, hasta dosyalarının, raporların celbini talep ettiklerini, hastanın, gebelik takibinin hangi aşamalarından, hangi haftalarda sigortalı hekime muayene için geldiğinin; gebeliğin hangi haftalarında sigortalı hekim takibinde olduğunun belirlenmesini talep ettiklerini, davacının bahsi geçen dönemlerde muayeneye gelip gelmediğinin; farklı hastanelerde takiplerine devam edip etmediğinin tespitinin gerektiğini, her down sendromlu gebeliğin belirti vermeyebileceğini, bu nedenle hekim tüm özeni göstermesine rağmen, kimi hastalarda down sendromunun tespitinin mümkün olmadığını, dava konusu olayda, müvekkili hekimin kusurlu olduğu iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, zira hastanenin ve hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için, gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartın uygulanmamış olmasının gerektiğini, tıbbi standartın uygulandığı yerde, hekimin müdahalesinin tıp biliminin gereklerine de uygun ise hekimin/hastanenin kusur veya sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, tıbbı standartın, hekimin tedavi amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekimin tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade ettiğini, öte yandan, davacı yanın tazminat taleplerinin dayanaksız ve fahiş olduğunu, öncelikle, belirtmek gerekir ki, davacı yanın iddialarının aksine, olayda malpraktisin söz konusu olmadığını, üstelik, maddi ve manevi tazminat hakkının doğabilmesi için, hukuka aykırı eylem, bu eylem sonucu ortaya çıkmış zarar, illiyet bağı ve kusur unsurlarının bir arada bulunmasının gerektiğini, halbuki dava konusu olayda davalı hekimin herhangi bir kusuru bulunmadığı gibi, iddia edilen zarar ve gerçekleştirilen tedavi arasında illiyet bağı da bulunmadığını, üstelik ilgili mevzuat ve tıbbi standarda uygun olarak gerçekleştirilmiş bulunan teşhis ve tedavi işlemlerinin hukuka aykırı eylem niteliğini de taşımadığını, kaldı ki; davacı küçükte mevcut olduğu iddia edilen down sendromu genetik bir bozuklu olup; bu hastalığa hekim/hastanenin neden olamayacağını, dolayısıyla, iddia edilen zararla hekimin yahut hastanenin işlem ve eylemleri arasında illiyet bağının bulunmadığını, açıklanan nedenlerle; HMK Md.119/2 gereği dava dilekçesinde dayanılan olay ve maddi vakıalar ile talep sonucunun açıklatılması için davacıya 1 haftalık kesin süre verilmesine, celp edilmesi gereken delil ve kayıtların; medula kayıtları ile bu kayıtlardan tespit edilecek hasta dosyaları, test ve tetkik sonuçları ile belgelerin celbine; medula kayıtları ve ilgili tüm hasta dosyaları geldiğinde, dosyanın Adli Tıp Kurumu ----İhtisas Dairesine gönderilmesine; aksi halde üniversitelerden üç kişilik heyet oluşturularak dosyanın bilirkişilere tevdiine, her halükarda haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini, savunmuş ve talep etmiştir.
İhbar olunan --- Vekili verdiği dilekçesinde özetle;
Davacının tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, davanın müvekkiline ihbarının haksız olduğunu, sigorta şirketinin hukuki yararının bulunmadığını, davacının doğum süreci ile ilgili olarak müvekkili Doç. Dr. --- ’in risk tespit edilmeyen davacıya endikasyon dışı önerilecek amniosentez işlemi sonrası yaşanabilecek anneye ve/veya bebeğe ait ölüm dahil ciddi bir komplikasyonun kabul edilemeyeceğini, savunulamayacağını ve gerçek bir malpraktis olduğunu, isteğe bağlı amniosentezin hekimin her gebeye önerebileceği bir işlem olmadığını, davacının isteğe 4 bağlı amniosentezi daha önceki diğer 3 gebeliğinde yaptırmadığı gibi takip eden gebelikte de yaptırmadığını, amniosentezin, komplikasyonları olan invaziv bir işlem olduğunu, tüm gebeliklerin yüksek risk tespit edilen ancak %5 ile %10’luk bir grubuna önerileceğini, davacının bu risk grubunda tespit edilmediğini, aksi takdirde tüm gebeliklere amniosentez işleminin önerileceğini, bunun da bilimsel verilerle bağdaşmayacağını, tedavi süreci kapsamında her aşamada davacının aydınlatılmış onamı alındığını, sözlü olarak da ayrıntılı şekilde bilgilendirildiğini, 01.09.2023 tarihli adli tıp raporunda müvekkilinin kusuruna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını, öncelikle kusur değerlendirilmesinin yapılmasının gerektiğini, müvekkili hekimin, üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini, hekime atfedilebilecek herhangi bir kusurun olmadığını, müvekkili hekimin eylemi ile davacının doğduğunu iddia ettiği zarar arasında illiyet bağının bulunmadığını, açıklanan nedenlerle; müvekkilinin kusurlu olup olmadığının tespiti amacıyla dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine, davacının öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine; davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini, savunmuş ve talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
:
Dava Tıbbı Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesine dayalı tazminat davasıdır.taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı anne ve baba ---- ve ----- küçük down sendromlu ----yönünden annenin gebeliği sırasında, dava dışı hamilelik takipleri yapan doktorların, işbu hastalığın tespit ve teşhisine yönelik yapılacak takip, tahlil ve testler yönünden yasal düzenlemelere uygun olarak, anne babanın kültürel yapısına uygun bir şekilde yapılacak tahlil ve testlerin nitelikleri ile sonuçları bakımından aydınlatılarak yazılı onamlarının alınıp alınmadığının belirlenmesi, yasal düzenleme ve tıbbı tekniklere uygun olarak davacı anne ----- hamileliğinde, küçüğün down sendorumu rahatsızlığının tespit edilememesinde, doktor veya hastanenin kusurlu olup olmadığı, buna bağlı olarak davalı sigorta şirketinin poliçe kapsamında tazminat sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarındadır.
Davacılar vekili, dava dışı sigortalı doktorun, gebelik takibinde davacı anneyi, down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük -----down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, Yargıtay -----. Hukuk Dairesi'nin de, down sendromunu teşhise yönelik imkanlar konusunda, hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını kabul ettiğini, davanın, sigortalı doktorun davacıları aydınlatmaması sebebiyle down sendromlu doğumdan sorumlu olduğu iddiasına dayandığını, müvekkili küçük ---- için; 430.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, müvekkili----- (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, müvekkili ----- (baba) için 20.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000 TL tazminatın davalıya başvuru (14.01.2021) tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini, dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili ise özetle, sigortalı doktorların davalı anneyi muayenelerinde, tıbbı tedavi ve teşhislerinde, hasta takibi işlemlerinde herhangi bir katalı işlemlerinin söz konusu olmadığı, davalı anneyi gebelik sürecinde gerekli aydınlatmayı yaptıklarını, sigorta poliçesi kapsamında tazminatı gerektirecek her hangi bir kusurlu eylemlerinin olmadığını savunarak davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkememizce, dava konusu olayın çözümü için teknik bilgi ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bir kadın doğum uzmanı, bir perinatolog bilirkişi ve bir sağlık hukukçusu bilirkişiden oluşan bilirkişi heyetine dosya tevdi edilmiş, heyet tarafından düzenlenen 10.11.2024 uyap tarihli bilirkişi raporu dosyaya sunulmuş, rapor dosya kapsamına uygun ve hüküm kurmaya elverişli görülmüştür.
Down Sendromu’nun DNA’daki farklılık nedeniyle ortaya çıkan bir durum olduğu, bu sendromun gelişmesinde hekim müdahalesinin söz konusu olmadığı gibi önlenebilmesi için hekimin veya anne-babanın yapabileceği bir şey bulunmadığı, davacı ----’ın gebelik takibini yapan Op. Dr. ----- gebelik süresince hastaya gerekli muayene ve tetkikleri yaparak tıp kurallarına uygun davrandığı, anne yaşının 27 olması nedeniyle genetik anomaliler açısından risk tayini yapabilmek adına Op. Dr--- tarafından anne adayı --- dörtlü tarama testi yapılmasının ve daha sonra Dr. ----- tarafından detaylı USG incelemesi yapılmasının tıbben doğru olduğu,anneye Down Sendromu açısından DÖRTLÜ tarama testi ve detaylı USG (Obstetrik 2. Düzey USG) yapılmasının hastanın doğumsal anomaliler açısından sözel olarak aydınlatıldığını gösterdiği . anomali taraması için önerilen 2. düzey USG sonuçlarının olağan çıkmasının down sendromu şüphelerini ötelediği, bu sonuçlara göre, Down Sendromunu göz önünde tutmamanın ve invazif testlerin yapılmasını önermemenin, istatistik ve tıb bilimi açısından doğru olduğu, dörtlü tarama tarama test sonucunun CUT OFF değerinin altında, düşük riskli çıkması (1/471) ve anne yaşının 27 olmasından dolayı, istatistiki olarak risksiz bölgede(1/1155) olması nedeniyle Down Sendromu gibi kromozomal anomaliler açısından İNVAZİF tanı testinin önerilmesinin tıbben uygun olmadığı, Op. Dr. ----- hiçbir eyleminin ----’da genetik olarak var olan Down Sendromuna yol açmasının mümkün olmaması, gerek muayene ve tetkikler gerekse aydınlatılmış onam hususunda eksikliği olmaması nedeniyle op. Dr. ---- atf-ı kabil kusur bulunmadığından tıbbi malpraktis sonucu oluşan zarardan ve buna bağlı olarak gelişen maluliyetten bahsedilemeyeceği tespitleri yapılmış, bilirkişi raporu dosya kapsamına uygun ve hüküm kurmaya elverişli bulunmuştur.
Sonuç, olarak anne------ Hastanesinde yapılan gebelik takiplerinin tıbben uygun olduğu, 1 ve 2. trimestrde yapılan 2’li ve 3’lü tarama testlerinin uygun zamanda yapıldığı, bu testlerin sonucuna göre doğacak bebekte down sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin tıbben mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre USG sonuçları göz önüne alınarak bir risk oranı belirlendiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tarama testi sonuçlarının risk sınırı üzerine çıkmasının bebekte mutlaka down sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi risk sınırının altında olduğu durumlarda da bebekte down sendromu görülebileceğinin tıbben bilindiği, dolayısıyla dava konusu olayda tarama testlerinde ve USG takiplerinde down sendromu düşündürecek bulgu tespit edilmemiş olmasının tıbbi hata olarak değerlendirilmeyeceği, anneye Down Sendromu açısından DÖRTLÜ tarama testi ve detaylı USG (Obstetrik 2. Düzey USG) yapılmasının hastanın doğumsal anomaliler açısından sözel olarak aydınlatıldığını gösterdiği bu olayda davalının sigortalısı olan hekim Dr----- kusur atfedilemeyeceği, sigorta poliçesi kapsamında davalı sigorta Şirketinin meddi ve manevi tazminat sorumluluğununa ilişkin şartların bulunmadığı kanaatine varılmakla davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki gibi karar verilmiştir.
H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 615,40.-TL harcın peşin alınan 1.741,91.- TL harçtan mahsubu ile fazladan alınan 1 125,50.- TL harcın kararın kesinleşmesini müteakip ve talebi halinde davacı tarafa iadesine,
3-Davacı tarafından tüm yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,
4-Maddi tazminat yönünden;
5-Dava reddolduğundan AAÜT'ye göre hesap edilen 30.000.- TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Manevi tazminat yönünden;
7--Dava reddolduğundan. AAÜT'ye göre hesap edilen 30.000.- TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Dava reddolduğundan Davalı tarafından yapılan 8.000.-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine
0-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,Dair; taraf vekilleri ve ihbar olunan vekilinin .yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!