Anahtar kelimeler: Araya Finansman Esaskarar Gruplar Markanın Sinaî Fikri Yazildiği Hükümsüzlüğü Firma

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████
TÜRK MİLLETİ ADINAT.C.ANKARA5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████HAKİM
: ...KATİP
: ...DAVACI
: ...VEKİLİ
: Av. ...DAVALI
: 1- ...VEKİLİ
: Av. ...DAVALI
: 2- ...VEKİLLERİ
: Av....Av. ......Av. ...DAVA
: Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)DAVA TARİHİ
: █████/2022KARAR TARİHİ
: █████/2023GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH
: █████/2023Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
:Davacı vekili █████/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacının davalı firma gibi ... finansman yöntemini kullanarak gerçek ve tüzel kişilerin belirli gruplar oluşturmak suretiyle bir araya getirilmesini ve bu sayede konut, çatılı işyeri ve taşıt edindirme işlemlerinin yürütüldüğü ... finansman sektöründe halihazırda 100'ü aşkın şubesi ve 1200'e yakın çalışanıyla faaliyet gösteren ... lisansına sahip bir ... finansman şirketi olduğunu, daha öncelerde ismi “faizsiz araç ve konut edindirme” olarak geçen sistemin 6361 sayılı Kanun'dan sonra “... ...” adını aldığı ve Kanun'un 07.03.2021 tarihinden itibaren ... ... adıyla anılmaya başladığını, ... finansman faaliyetinin 6361 sayılı Kanun “Tanımlar” başlıklı m.3/1-l’de “Bir sözleşme kapsamında önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıtın edinimi için faizsiz finansman esaslarına göre belirli bir süre ... edilmesi, müşterilere finansman kullandırılması ve toplanan tasarrufların yönetimi” olarak tanımlanmış olduğunu, ... finansman sektörünün önemli paydaşlarından birisi olan davacının kurulduğu 2016 yılından beri ... ...’ne 400.000 kişiyi tanıştırarak ülke ekonomisine ve ... finansman sektörüne önemli katkılar sağladığını, özellikle ... finansman sisteminin kanunlaştığı dönemde sistemin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını, davalı firmanın da davacı ile aynı sektörde aynı usul ve esaslarla faaliyet gösterdiğini, hal bu iken dava konusu edilen ... sayılı "... ...” ibareli markanın 35, 36 ve 37.sınıflara giren hizmetlerde tescili için davalı firmanın dosyaladığı başvuruya davacının önceki tarihlerde tescil ettirdiği markalarına ve gerçek hak sahipliği iddialarına dayalı olarak yaptığı itirazların davalı ... tarafından bütünüyle ve nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, nitekim davalının ... sayılı “...” ibareli markanın tescili için yapmış olduğu başvurunun davalı ... tarafından re’sen hareketle bütünüyle reddedildiğini, aynı şekilde davalının ... sayılı “... ...” ibareli marka tesciline karşı davacının açmış olduğu hükümsüzlük davasının da ... Esas sayılı dosyası tahtında yapılan yargılama sonucunda kabul edilmiş olduğunu, davalı firmanın dava konusu marka başvurusuna ticaret unvanının çekirdek unsuru ve ana markası olan "..." ibaresini de eklemek sureti ile kendisini ... finansman sisteminin ... gibi göstermekte olduğunu ve bu ibareyi fiilen tanıtma vasıtalarında da kullanmaya çalıştığını, zira dava konusu markada geçen ... finansman sisteminin temeli olan faizsiz ev alma sisteminin işaret ettiği finansman sisteminin, özel ... kurumları/katılım bankaları tarafından 1985 yılından bu yana kendi mevzuatları çerçevesinde ve bu kurumlara özel yöntemlerle yürütülmekte olduğunu, fiilen 1991 yılında otomotiv sektörü ile sınırlı olarak faaliyete başladığı iddia edilen, resmi kayıtlara göre 1998 yılında kurulan ve yine kendi beyanlarına göre 2005 yılında ... ... üzerine faaliyete başlayan davalı firmanın, faize dayalı olmayan herhangi bir sistemin ... olmak bir yana; katılım bankalarından önce faizsiz konut finansmanı ile ilgili herhangi bir faaliyet göstermiş olmasının dahi mümkün olmadığını, esasen davalının markasında el birliği sistemine yönelik bir atıf bulunmadığından bu şirketin bu konuda sistemin ... olup olmadığının da öneminin bulunmadığını, ancak yine de el birliğine dayalı faizsiz ... sisteminin davalıdan önce ...'nde bile örneklerinin görüldüğünü, faizsiz ev alma sistemi olarak adlandırılabilecek çok sayıda sistem ve modelin davalı firmanın internet sitesinde ilan ettiği fiili faaliyet başlangıcından 100 yıl önce uygulandığını, bütün bunlara göre davalının ... finansman sisteminin ... değil, yalnızca uygulayıcısı olduğunun kabulünün gerektiğini, oysa ki dava konusu edilen markada, faize dayalı olmayan ... finansman sistemini ilk kez davalı firmanın ihdas ettiğine dair gerçeğe aykırı ve halkı yanıltıcı bir kelime öbeğinin kullanılmış olduğunu, dolayısıyla dava konusu markanın öncelikle SMK'nın 5/1-f maddesine göre hükümsüz kılınması gerektiğini, ayrıca böyle bir markanın tescilinin TTK kapsamında haksız rekabet olarak da nitelendirilebileceğini, ayrıca da dava konusu edilen markanın davacının tescilli ve tanımış markalarıyla görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, zira davacının birçok markasında "..." ve "..." ibarelerinin yan yana kullanıldığını, bu markaların davacı tarafından istikrarlı bir şekilde kullanılan ve kendi sektöründe davacı ile özdeş hale gelen markalar olduğunu, ayrıca taraf markalarının birebir aynı hizmetlerde kullanılacağını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun kabulünün gerektiğini, davacının tescilli markalarının aynı zamanda gerçek hak sahibi de olduğunu ve uyuşmazlık konusu edilen ibareyi 2018 yılından beri yoğun bir biçimde kullandığını, davalının daha önceki tarihlerde dosyaladığı benzer başvuruların ... tarafından re’sen reddedilmesine ve açılan davalarda hükümsüz kılınmasına rağmen dava konusu edilen markayı tescil ettirmek istemesinin davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu iddia ederek, ... ...’nın 29.09.2022 tarihli ve ... sayılı kararının iptalini ve ... sayılı markanın tescile bağlanması halinde hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.CEVAP
:Davalı ... vekili █████/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu markanın bir slogan markası olduğunu, slogan markalarının yapısı gereği bir reklam, tanıtım ve promosyon aracı olarak sıklıkla kullanılan ibarelerden oluştuğundan ayırt edicilik incelemesinde sloganın ilgili tüketici kesiminde marka algısı yaratıp yaratmayacağı hususunun öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiğini, “... ...” ibaresinin gerek ayırt edici niteliğinin bulunmaması gerekse slogan markası olması nedeniyle dava konusu edilen markada esas unsurun “...” ibaresi olduğunun kabulünün gerektiğini, dolayısıyla dava konusu edilen marka ile davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzemediğini, davacının SMK’nın m.6/3 hükmü kapsamında davaya konu markanın eskiye dayalı kullanımını markaya itiraz sürecinde ispatlayamadığını, dava konusu edilen markanın esas unsurunun “...” olması nedeniyle bu markanın tescilinin SMK m.5/1-f hükmüne aykırılık da teşkil etmediğini, davacının, davalının kötü niyetli olduğunu da ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini savunmuştur.Davalı ... A.Ş, dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmesine rağmen yasal süre içinde cevap dilekçesi ibraz etmediğinden 6100 sayılı HMK m.128 hükmü uyarınca dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.UYUŞMAZLIK
:Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "... ..." ibareli marka başvurusunun SMK m.5/1-f hükmü uyarınca halkı yanıltıcı mahiyette olup olmadığı, davalı şirkete ait marka ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesinin bulunup bulunmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacıya ait ticaret unvanı ile davalı şirkete ait marka arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel veya teknik hususlara ilişkin bilirkişi raporları aldırılmış, █████/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şirketin 20.04.2021 tarihinde "... ..." ibareli ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 12.08.2021 tarih ve 378 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 12.10.2021 tarihinde ...sayılı markaları mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1, m.6/3, m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, davalı şirketin 27.12.2021 tarihinde itiraza karşı görüş dilekçesi ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı şirket tarafından 31.07.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, davalı şirketin 05.09.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ...'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 05.10.2022 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka 20.02.2023 tarihinde tescil edilmiştir.6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran █████/2023 havale tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; davacının muhtelif markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına giren; 35, 36 ve 37. sınıflardaki tüm hizmetlerin birebir aynıları yönünden tescillidir. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleştiği, ilave bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın söylenebilecektir.Dava konusu edilen marka; renk ve şekil unsurlarından yoksun sırf kelime markasıdır. İşarette aynı yazım karakterinde, aynı puntolarda, siyah renkli büyük harflerle yazılmış “...” VE “...” kelime unsurları alt alta satırlarda konuşlandırılmıştır ve yazım özellikleri itibariyle, aynı karakterlerde/aynı puntolarla yazılmış olmaları nedeniyle bu kelime öbeği ve kelimelerden hiçbiri, görsel açıdan tek başına ön planda algılanmamaktadır. Bu kelime unsurlarından “...” isim tamlaması, yerleşik/bilinen anlamları haiz kelimelerden oluşturulmuş ve herkes tarafından aynı anlamda algılanabilecek bir slogandır. Bu sloganın markasal hüviyette ayırt ediciliği düşük, alelade bir slogan olduğu, işarette kullanılmış olan birleşik “...” kelimesinin ise markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşüklüğünden bahsedilemeyeceği değerlendirilmektedir.Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalar; “...” kelimesini başkaca kelime unsurları ile birleşik olarak veya birer isim tamlaması içerisinde ve renk ile şekil unsurlarıyla birlikte ihtiva eden karma markalardır. Davacının markalarında kullanılmış olan şekil unsurlarının ve/veya kompozisyonların işaretlere kattığı markasal hüviyette ayırt ediciliğin, işaretlerde geçen ve aşağıda değinildiği üzere zaten tek başına markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan “...” ibaresinden daha düşük seviyede kaldığı söylenememektedir. Her ne kadar, basit şekil unsuru yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur” ise de, davacının karma markalarında kullanılmış olan şekil unsurlarının ve dahi tüm markalarında mevcut olan ve işaretleri kelime markası hüviyetinden uzaklaştıran kompozisyonların “basit” olduğunun ve işaretlerde geri planda kaldığının ve markaların genel görünümü itibariyle “...” kelimesinin veya “...” kelime öbeğinin tek başına ön plana çıktığının kabulü mümkün görülmemiştir.Taraf markalarında ortak olan “...” ve dahi “...” ibarelerinin, aslında yerleşik/bilinen bir anlamı olan, taraflarca yaratılmamış, ülkemizde sıklıkla kullanılan bir ... terimi olduğu tespit edilmiştir. Zira; 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman Şirketleri Kanunu’nun 3/1-l maddesi hükmünde de tanımlandığı üzere, ... finansman faaliyeti; bir sözleşme kapsamında önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıtın edinimi için faizsiz finansman esaslarına göre belirli bir süre ... edilmesi, müşterilere finansman kullandırılması ve toplanan tasarrufların yönetimi olarak tanımlanmış bir ... sistemidir, yani finansal bir terimdir.Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; karşılaştırılan markalarda ortak olarak yer alan “...” kelime öbeği veya “...” kelimesinden hareketle, markaların genel görünümleri itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal yönlerden benzediğini söylemek mümkün görülmemiştir. Dolayısıyla, taraf markalarında geçen ve markasal hüviyette ayırt edici niteliği zaten bulunmayan bir ... teriminin mevcudiyeti/ortaklığı, markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesini yaratacak güçte bir ortaklık olarak nitelendirilememiştir. Her ne kadar markalar birebir aynı hizmetlerde kullanılacak ise de, dava konusu markada yer alan "..." ibaresi, markaları birbirinden ayrıştırmaya yeter derecede farklılık kattığı, buna göre; daha önce davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaları gören, işiten, bu markalı hizmetlerden yararlanan ilgili tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu "... ..." markasını davaya konu hizmetler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, "..." ibaresinden ziyade "..." ibaresine markasal etki izafe edeceği, "..." ibaresini slogan olarak algılayacağı, bu tip sloganların ticari hayatta yaygın olarak kullanıldığına aşina olan söz konusu tüketici kesiminin, davaya konu hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı süre içerisinde, dava konusu markayı, davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (...)Somut olayda yapılan değerlendirmede; Davacı yanın, dava konusu marka ile aynı veya benzer tescilsiz bir işareti, dava konusu marka tescil başvuru tarihinden önce, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler ile aynı ya da benzer mal ve hizmetler üzerinde yoğun ve sıkı bir şekilde kullandığını gösterir delil ibrazında bulunmadığı dikkate alınarak SMK m.6/3 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.”Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı ve alan adı girer. Bir alan adının SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o alan adının fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda bir marka kullanımının söz konusu olması gerekir.Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nin 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. ... Dairesi'nin 13.03.2019 tarih ... sayılı kararında da, önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle sonraki tarihli aynı/benzer markanın başvurusunun engellenebilmesi için, salt ticaret unvanına ilişkin ticari sicil kayıtlarında yer alan iştigal alanlarına bakılmaması gerektiği, ticaret unvanının fiili olarak kullanıldığı mal ve hizmetler dikkate alınmak suretiyle iltibas değerlendirmesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir.Somut olayda yapılan değerlendirmede; Davacının ticaret ünvanının ayırıcı unsurunun “...” ibaresi olduğu ve bu ibarenin dava konusu edilen “... ...” ibareli markada geçmediği, dolayısıyla; dava konusu marka ile davacının ticaret ünvanı arasında benzerlik bulunmadığı tespit edildiğinden SMK m.6/6 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (...)Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.6769 sayılı SMK m.5/1-f bendi hükmüne göre; Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler, marka olarak tescil edilemezler.Hükme göre; başvurusu yapılan işaretin, re'sen reddi için objektif olarak halkı yanıltıcı nitelikte olması yeterlidir. Yanıltıcılık olgusu belirlenirken başvuranın aldatma kastı ayırca aranmaz. (...)Marka olarak tescili istenen işaretin; mal veya hizmetin niteliği, kalitesi, coğrafi menşei itibariyle yanıltıcı olması mümkündür. Bir markanın, mal ya da hizmetin niteliği, kalitesi, coğrafi kaynağı gibi konularda yanıltıcı olup olmayacağı, tescil başvurusuyla birlikte verilen ve markanın kullanılacağı malları veya hizmetleri gösteren liste dikkate alınarak belirlenir. (...)Somut olayda yapılan değerlendirmede; mahkememizce aldırılan █████/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda; dava konusu edilen "... ..." ibareli markanın kapsamına giren 36. Sınıftaki; “Finansal ve parasal hizmetler” yönünden halkı yanıltıcı niteliği haiz olduğu, yönünde görüş bildirilmiştir.Davalı şirket vekili █████/2023 tarihli bilirkişi raporuna yönelik beyan ve itiraz dilekçesi ile; ... Esas sayılı dosyasına ibraz edilen "... " ibareli markaya ilişkin bilirkişi raporunu, ... Esas sayılı dosyasına ibraz edilen "... ..." ibareli markaya ilişkin bilirkişi raporunu mahkememize ibraz ederek, █████/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda SMK m.5/1-f hükmü bağlamında yapılan değerlendirmeye itiraz etmiştir.Davalı şirket vekilinin mahkememize ibraz ettiği bilirkişi raporları ile mahkememizce aldırılan █████/2023 havale tarihli bilirkişi raporu arasında "...", "..." ve "..." gibi aynı/benzer anlama gelebilecek söz konusu ibarelerin halkı yanıltıcı mahiyet taşıyıp taşımadığı hususunda çelişki bulunduğu tespit edildiğinden, söz konusu çelişkinin giderilmesi için mahkememizce oluşturulan yeni bir heyet vasıtasıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Mahkememize ibraz edilen ve içinde "..." sektöründen kimselerin bulunduğu █████/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda yer verilen tespitlere göre; dava konusu markada yer alan "..." şeklindeki sloganı gördüklerinde ya da işittiklerinde, ilgili tüketiciler tarafından, dava konusu markanın gerçekten de piyasadaki lider firma olduğunu düşünmeleri ve buna bağlı olarak tercihlerini somutlaştırmalarının rasyonel bir yaklaşım olmayacağı, zira tüketicinin böylesi bir sloganı ancak ve ancak markanın imajını olumlama algısı ile idrak edeceği, ticaret hayatında benzeri şekilde sloganların birçok işletme tarafından kullanıldığı, bu tür sloganların tüketicilerin tercihlerini doğrudan etkilemediği, "..." gibi kullanımların tamamının, tüketicilerin aşina olduğu, lafza önem atfetmediği, reklam temelli unsurlar olarak değerlendirildiği, abartı unsurları taşıyan markalardaki bu tür süperlatif ibarelerin doğrudan yanıltıcılık engeline tabi olmamasının gerektiği, bu tip kullanımlarda özellikle somut bir rakip ile karşılaştırma halinin varlığının gözetilmesinin daha isabetli olacağı, genel nitelikteki bu tür üstünlük kavramlarının münhasırın yanıltıcılık algısını sağlamayacağı, kaldı ki dava konusu markanın bütünündeki ayırt edici unsurun "..." ibaresi olduğu, sloganın tali nitelikte algılanacak olduğu, tali nitelikteki bu slogana dayalı olarak ilgili tüketici kesiminin salt "..." sözcüğünden yola çıkarak yanılgı yaşamayacağı, tespit edilmiştir.Mahkememizce aldırılan █████/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda; davalı şirket vekilinin mahkememize ibraz ettiği bilirkişi raporları ile mahkememizce daha önce aldırılan █████/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda yer alan çelişki giderilmiş olup, dava konusu "... ..." ibareli markasının, kapsamında yer alan hizmetlerin hitap ettiği ilgili tüketici kesimi nezdinde SMK m.5/1-f hükmü uyarınca halkı yanıltıcı mahiyet taşımadığı kanaatine varılmıştır.Davacı yan her ne kadar haksız rekabet iddiasına dayanmışsa da, 6769 sayılı SMK hükümlerinde mutlak ve nispi tescil engeli/hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenen normlar arasında "haksız rekabet" müessesesinin bulunmadığı, esasen; 6769 sayılı SMK hükümlerinde düzenlenen birçok mutlak ve nispi tescil engeli normunun "haksız rekabet" müessesinin spesifikleştirilmiş hallerini oluşturduğu, zira "haksız rekabet" müessesesinin 6769 sayılı SMK'de yer alan birçok düzenlemeyi de içine alan genel hüküm mahiyetinde olduğu, spesifikleştirilmiş hususların yukarıda incelendiği, bunun haricinde davalı şirketin fiili kullanım alanının iş bu davanın niteliği gereği sonuca etkili olmadığı, dolayısıyla, davacı yanın "haksız rekabet" iddiasından kaynaklı ... kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemleri yerinde bulunmamıştır.Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM
:1-Davanın REDDİNE,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL'nin düşümü ile bakiye kalan 189,15 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,3-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,4-Davacı tarafından yapılan 80,70 TL peşin harç, 80,70 TL başvurma harcı, 75,50 TL vekalet harcı, 6.500,00 TL bilirkişi ücreti, 45,42 TL dosya kapağı masrafı, 152,25 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.934,57 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,5-Davalı ... A.Ş. tarafından yapılan 177,90 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... A.Ş.'ye verilmesine,6-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesineDair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.█████/2023Katip ...E-imzaHakim ...E-imza