Anahtar kelimeler: Pahasına Tekeline Halkı Markayı Yanıltıcı Esaskarar Yanıltmak İbareli Markanın Sinaî

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████
TÜRK MİLLETİ ADINAT.C.ANKARA5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████HAKİM
:...KATİP
: ...DAVACI
: ...VEKİLİ
: Av. ...DAVALI
: 1- ...VEKİLİ
: Av. ...DAVALI
: 2- ...VEKİLLERİ
: Av. ...Av. ......DAVA
: Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)DAVA TARİHİ
: █████/2023KARAR TARİHİ
: █████/2023GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH
: █████/2023Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
:Davacı vekili █████/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin gerçek dışı ve yanıltıcı mahiyetteki “...” ibareli marka ile ... ... kendisiymiş gibi halkı yanıltmak pahasına dava konusu markayı tekeline almaya çalıştığını, davalı şirketin ... finansı sektöründe faaliyet göstermekte olan uygulayıcı şirketlerden birisi olduğunu, müvekkilinin de bu alanda faaliyet gösterdiğini, dava konusu markanın gerçek dışı ve yanıltıcı mahiyette olduğunu, davalı şirketin markanın temsil ettiği hizmetin mucidi olmadığını, davalı şirketin neredeyse birebir aynı nitelikteki ... nolu “...” ibareli marka başvurusunun ... tarafından ilan dahi edilmeden reddedildiğini, bu marka başvurusunun reddedilmesinden sonra davalı şirketin ... nolu “...” ibareli marka başvurusunda bulunduğunu ve bu markanın tescil edildiğini, bu markaya karşı açtıkları dava ile markanın hükümsüz kılındığını, davalı şirketin hak sahibi olmadığı vasıfları kendi üzerine izafe ederek halkı yanıltma niteliği taşıyan ve rakipler arasında haksız rekabet meydana getiren ayırt edici olmayan marka başvurularında bulunduğunu, müvekkilinin ve davalı şirketin faaliyet gösterdiği sektörün kurumsal güvenilirlik bakımından son derece kırılgan bir sektör olduğunu, davalı şirketin kendisini ... olarak göstermesinin kendisine piyasada haksız surette güvenilirlik telkin etmesine imkân verdiğini, bu açıdan davalı şirketin oluşturduğu gerçeğe aykırı, yanıltıcı ve kötü niyetli intiba ile haksız bir ticari menfaat sağladığını, bu yolla rakipleri içerisinde kendi hizmetlerini ön plana çıkardığını, müvekkilinin “...” ibaresi kullanılarak oluşturulmuş son derece özgün ve orijinal işaretler olduğunu, müvekkilinin davaya dayanak bütün markalarında “...” ibaresinin yer aldığını ve öne çıktığını, müvekkilinin birçok markasında “...” esas unsurunun “...” ibaresi ile yan yana kullanıldığını, bu markaların müvekkili tarafından istikrarlı bir şekilde kullanılan ve kendi sektöründe müvekkiliyle özdeş hale gelen markalar olduğunu, dava konusu markada “...” ve “...” ibarelerine başlangıç unsuru olarak yer verildiğini, adı geçen ibarenin sektörel vasıf bildiren bir niteliği olsa da tertip bakımından “...” ibaresi ile birlikte yan yana kullanılmasının müvekkilinin markalarında ön plana çıkan bir kullanım şekli olduğunu, dava konusu markada da aynı detaya vurgu yapılarak aynı kullanım şeklinin benimsendiğini, taraf markaları arasında “... ...” ibareleri bakamından kuvvetli bir benzerlik bulunduğunu, bu nedenle müvekkilinin itiraza dayanak markaları ile aynı mal ve hizmetlerde ikame edilen başvurunun reddedilmesine karar verilmesi gerekirken itirazların reddedilmesinin isabetsiz olduğunu, itiraza dayanak gösterdikleri markalar arasında; ...sayılı markaların özellikle göz önünde bulundurulduğunda taraf markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ve iltibas tehlikesinin meydana geleceğini, her iki markanın mal ve hizmet sınıflarının da aynı içeriklere sahip olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötüniyetli yapıldığını, davalı şirketin basiretli tacir olarak hareket etmediğini, müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğunu, dava konusu markanın müvekkiline ait ticaret ünvanı ile de iltibas oluşturduğunu iddia ederek; ... sayılı ... kararının iptaline, ... numaralı markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
:Davalı ... vekili █████/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Markalar arasında iltibas bulunup bulunmadığı belirlenirken daha önce tescil edilmiş olan markanın ayırt edici gücünün göz önüne alındığını, bu etkinin zayıf olması durumunda tescili istenen ikinci markada bazı ufak değişikliklerin yapılmasının yeterli olduğunu, davaya konu marka ile itiraza mesnet markalarda yer alan “...” ve “...” ibarelerinin itiraza konu hizmetler yönünden ayırt edici niteliğinin zayıf olduğunu, dava konusu başvuruda birlikte kullanıldığı diğer kelimelerle birlikte farklı bir anlamın ortaya çıktığını, itiraza mesnet markalarda yer alan şekil unsurları ve farklı renk kombinasyonlarıyla markaların birbirinden ayrıldığını, bu kapsamda taraf markaları arasında karıştırılma ve iltibas ihtimaline sebebiyet verecek düzeyde benzerlik bulunmadığını, kötüniyete dayalı iddiaların ispat edilemediğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... A.Ş. vekili █████/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Baskın unsurları farklı olan taraf markaları arasında ayırt ediciliği zayıf “...” ve “...” ibareleri üzerinden benzerlik ilişkisinin kurulmasının mümkün olmadığını, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, ayırt ediciliği düşük bir unsurun markalarda ortak olarak yer almasının olağan şartlarda karıştırılma ihtimaline yol açmayacağını, taraf markaları arasında görsel ve işitsel bir benzerliğin de bulunmadığını, müvekkiline ait markanın tescili bakımından kötü niyet bulunmadığını ve bu konudaki iddiaların yersiz olduğunu, davacı şirketin de müvekkili şirkete benzer şekilde “... finansının mimarı” ibareli bir markanın haklarına sahip olduğunu, bir hizmetin mimarı olmanın hizmetin hazırlanıp gerçekleştirilmesini sağlamak anlamına geleceğinden neredeyse müvekkilinin dava konusu markasıyla aynı kapsamda olduğunu, finansal sektörde faaliyette bulunan ortalama tüketicilerin bilinçli tüketiciler olduğunu, tüketicilerin müvekkilinin kullandığı sloganın reklam mahiyetinde olduğunu anlayabilecek kapasitede olduklarını, müvekkilinin markası bakımından yanıltıcılıktan söz edilemeyeceğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.UYUŞMAZLIK
:Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusunun halkı yanıltıcı mahiyette olup olmadığı, davalı şirkete ait marka ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesinin bulunup bulunmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacıya ait ticaret unvanı ile davalı şirkete ait marka arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel veya teknik hususlara ilişkin bilirkişi raporu aldırılmış, █████/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şirketin 20.04.2021 tarihinde "..." ibareli ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 14.06.2021 tarih ve 374 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 15.08.2021 tarihinde "..." ibareli markaları mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1, m.6/3, m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, davalı şirketin 15.10.2021 tarihli itiraza karşı görüş ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı şirket tarafından 08.07.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, davalı şirketin 10.08.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi ibraz ettiği, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 04.01.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka 24.07.2023 tarihinde tescil edilmiştir.6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu markanın tescil edildiği 35, 36 ve 37. sınıftaki hizmetlerin tamamı, davacının ... kararına dayanak olan (tescili geçersiz olan marka başvuruları hariç olmak üzere) markalarından ... tescil numaralı markalarının kapsamındaki mal veya hizmetlerle aynı, aynı tür veya benzerdir.Davacının dava aşamasında dayanak gösterdiği markalarının hepsi ile dava konusu markanın tescil kapsamındaki hizmetlerin tamamı arasında mal-hizmetlerin aynı, aynı tür veya benzer olma durumu söz konusudur.Zira bilirkişi raporunda yer verilen tabloda kalın olarak işaretlenmiş olan mal veya hizmetlerin tamamının birbirinin yerine ikame edilmeleri, aynı alıcı kitlesine hitap etmesi, satış yol ve yöntemlerinin ortak kriterler içermeleri söz konusudur.Dava konusu marka; standart yazı ile oluşturulmuş, herhangi biri ön planda olmayan “...” sözcüklerinin bir araya getirilmesinden oluşmuştur.Markadaki bu sözcüklerin anlamları sırasıyla, ...; “Bir şeye sahip olma ve onu istediği gibi kullanma yetkisi; kullanım, isim, ekonomi tutum, isim, ekonomi Para, mal vb. biriktirme.”, ...; “ Para ve para ile ilgili araçları, değerleri konu edinen iş alanı, mali işler.”, ...; “Yeni bir buluş ortaya koyan, icat eden kimse, sıfat yaratıcı.” anlamlarına gelmektedir.Dava konusu markadaki sözcüklerin her birinin anlamı yukarıda tek tek belirtilmiştir. Ancak, markanın bütünsel olarak değerlendirilmesi gerekliliği karşısında markanın ilgili tüketici nazarında bıraktığı etkinin karşılığının belirlenmesi gerekmektedir. İlgili tüketici kitlesi nazarında dava konusu marka, bir bütün olarak; “para veya ilgili araçlar bakımından tasarruflu olma” ile ilişkilendirilecektir.Davalı şirket markasının tescil kapsamındaki hizmetlerin tamamı para veya parasal karşılığı olan değerler üzerinden elde edilmektedir veya bu değerler karşılığında sunulmaktadır. Dolayısıyla az bir maliyet ile temin etme, tutumlu olmayı sağlama gibi algılar oluşturması nedeniyle dava konusu hizmetler bakımından ayırt ediciliği zayıf bir ibare söz konusudur. Ayrıca, günümüz ekonomik koşullarının giderek ağırlaşması, mal veya hizmetlere erişimin karşılığı olan değerlerin gösterdiği artış da dikkate alınmalıdır. Bu etkiyle mal veya hizmet fark etmeksizin ulaşılabilirliğin ekonomik karşılığının gösterdiği artışlar nedeniyle tüm tüketicilerin kendilerine göre almaya çalıştıkları ... önlemleri de bulunmaktadır. Bunların tamamının etkisiyle dava konusu marka işareti bir bütün olarak tescil edildiği hizmetlerin tamamı için ayırt ediciliği zayıf bir ibare durumundadır. Dolayısıyla; davaya konu marka, tescili kapsamında yer alan hizmetler bakımından somut ayırt edicidir, ancak zayıf karakterli bir marka görünümündedir. Bu nedenle; davacı vekilinin █████/2023 tarihli dilekçesi ile ileri sürdüğü, dava konusu markanın SMK m.5/1-b hükmü uyarınca ayırt ediciliğinin bulunmadığı argümanına itibar edilmemiştir. Nitekim; “Vasıf belirten ibare” ile “zayıf marka” olgusunun birbirinden farklı kavramlar olduğu, zayıf markaların vasıf belirtmediği, ancak koruma kapsamlarının sınırlı olduğu hususu öğretide de savunulmuştur (...).Aynı durum davacının aşamalarda dayanak gösterdiği “...” veya “...” ibarelerinin içeren markalar bakımından da geçerlidir. Başka bir ifadeyle tarafların karşılaştırılması gereken markalarının ayırt ediciliğinin zayıf olması karşısında işaret benzerliğinin bu özel duruma göre belirlenmesi gerekmektedir.Davacının aşamalarda dayanak yaptığı markaların tamamında başka sözcük, renk veya şekil unsurları bulunmaktadır. Bu unsurlar, davacının marka bütünlükleri içinde bir dereceye kadar da olsa markaların ayırt edicilik gücünü zayıf olmanın üzerine çıkarmış durumdadır.Dava konusu markanın sadece kelime unsurlarından oluşması, davacının dayanak markalarında ortak zayıf unsurların yanı sıra başkaca unsurların da bulunması karşısında, ilgili tüketicilerin işaretler arasında benzerlik ilişkisi kurması ihtimalinin varlığından söz edilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla; dava konusu marka ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (...)Somut olayda yapılan değerlendirmede; Dosya kapsamında davacı tarafından gerek ... kararına gerek davaya dayanak olarak gösterilen veriler, dava konusu markadan önceki tarihli marka başvuruları veya marka tescilleridir. Şu halde davacı aşamalarda kendisine bağlanmış tescilsiz bir işaret bulunduğunu ispat etmemiştir. Bu nedenle markasal etki doğuracak nitelikte bir tescilsiz kullanımın var olduğunu tespit etme olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla davacının iddiasını ispat edemediği ve bu nedenle de dava konusu marka bakımından tescilsiz marka veya ticaret sırasında kullanılan işaretten kaynaklı bir tescil engelinin varlığından söz edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.”Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı ve alan adı girer. Bir alan adının SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o alan adının fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda bir marka kullanımının söz konusu olması gerekir.Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nin 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. ... Dairesi'nin 13.03.2019 tarih ...sayılı kararında da, önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle sonraki tarihli aynı/benzer markanın başvurusunun engellenebilmesi için, salt ticaret unvanına ilişkin ticari sicil kayıtlarında yer alan iştigal alanlarına bakılmaması gerektiği, ticaret unvanının fiili olarak kullanıldığı mal ve hizmetler dikkate alınmak suretiyle iltibas değerlendirmesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir.Somut olayda yapılan değerlendirmede; Davacının ticaret ünvanının kök unsuru, “...” ibaresidir. Ticaret ünvanında yer alan “...” ibaresi ise şirketin faaliyet konusuna karşılık gelmektedir. Faaliyet alanını temsil eden bir ibarenin aynı alanda faaliyet gösteren tüm şirketler tarafından kullanılması, ticaret ünvanının faaliyeti ile ilgili unsuruna karşılık gelmektedir. Bu durumda faaliyet alanını temsil eden bir ibareden ve bu ibarenin aynı faaliyeti gerçekleştiren tüzel kişiler bakımından ayırt ediciliğinin bulunmadığı açıktır. Ayırt ediciliği bulunmayan ve 6361 sayılı Kanun’un sınırları doğrultusunda faaliyet yürüten tüm şirketlerin kullanabileceği bir ibareden dolayı davacının herhangi bir üstün hakkının bulunduğundan söz edilemeyeceği düşünülmektedir. Davacının ticaret ünvanının kök unsuru durumundaki “...” ibaresinin ise dava konusu ibareden başka olması karşısında herhangi bir benzerlikten söz edilemeyecektir. Şu halde davacının ticaret ünvanının kök unsurunun dava konusu markayla benzer olmaması ve davacının ticaret ünvanında yer alan “...” ibaresinin şirketin faaliyet konusuna karşılık gelmesi (ve de aynı faaliyeti gösteren, kanunen yetkili kılınmış tüm şirketlerin kullanımına açık olması) nedeniyle davacıya herhangi bir üstün hak tanımayacağı kanaatine varılmıştır.SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (...)Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.6769 sayılı SMK m.5/1-f bendi hükmüne göre; Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler, marka olarak tescil edilemezler.Hükme göre; başvurusu yapılan işaretin, re'sen reddi için objektif olarak halkı yanıltıcı nitelikte olması yeterlidir. Yanıltıcılık olgusu belirlenirken başvuranın aldatma kastı ayırca aranmaz. (...)Marka olarak tescili istenen işaretin; mal veya hizmetin niteliği, kalitesi, coğrafi menşei itibariyle yanıltıcı olması mümkündür. Bir markanın, mal ya da hizmetin niteliği, kalitesi, coğrafi kaynağı gibi konularda yanıltıcı olup olmayacağı, tescil başvurusuyla birlikte verilen ve markanın kullanılacağı malları veya hizmetleri gösteren liste dikkate alınarak belirlenir. (...)Somut olayda yapılan değerlendirmede; "..." sözcüğü, karıştırılma ihtimaline ilişkin açıklamalarda da belirtildiği gibi “yaratıcı” anlamını taşımaktadır. Bu doğrultuda davacının iddia ettiği gibi dava konusu markanın ... finansının yaratıcı olduğu gibi bir algının oluşması ihtimali bulunmaktadır. Ancak, bu ihtimalin güncel ve ciddi bir tehlike oluşturması gerekmektedir ki; mutlak tescil engeli düzeyinde bir yanıltıcılıktan söz edilebilsin. ... şirketlerinin sayısının azımsanamayacak derecede olması, bu şirketlerin yaptıkları reklam veya tanıtımlarda bir şekilde kendilerini ön planda tutmaya yönelik olarak somut uyuşmazlıkta taraf markalarında olduğu gibi “..., mimar, Türkiye, kolay, kahraman, elçi, lider” vb. sözcükleri kullandıkları gözlemlenmiştir. Kendine özgü bir ... akışı olan ... finansı alanında faaliyet gösteren şirketlerin sayısının artması karşısında tüketicilerin örnek olarak belirtilen ibarelerle karşılaşmaları da yaygınlaşmaktadır. Bu durum karşısında da yukarıda belirtilen ihtimalin tüketiciler bakımından güncel ve ciddi bir tehlike düzeyine ulaşmasının söz konusu olmayacağı kanaatine ulaşılmıştır. Başka bir deyişle; dava konusu markada yer alan "..." şeklindeki sloganı gördüklerinde ya da işittiklerinde, ilgili tüketiciler tarafından, dava konusu markanın gerçekten de piyasadaki lider firma olduğunu düşünmeleri ve buna bağlı olarak tercihlerini somutlaştırmalarının rasyonel bir yaklaşım olmayacağı, zira tüketicinin böylesi bir sloganı ancak ve ancak markanın imajını olumlama algısı ile idrak edeceği, ticaret hayatında benzeri şekilde sloganların birçok işletme tarafından kullanıldığı, bu tür sloganların tüketicilerin tercihlerini doğrudan etkilemediği, "..." gibi kullanımların tamamının, tüketicilerin aşina olduğu, lafza önem atfetmediği, reklam temelli unsurlar olarak değerlendirildiği, abartı unsurları taşıyan markalardaki bu tür süperlatif ibarelerin doğrudan yanıltıcılık engeline tabi olmamasının gerektiği, bu tip kullanımlarda özellikle somut bir rakip ile karşılaştırma halinin varlığının gözetilmesinin daha isabetli olacağı, genel nitelikteki bu tür üstünlük kavramlarının münhasırın yanıltıcılık algısını sağlamayacağı, dolayısıyla; SMK m.5/1-f hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.Davacı yan her ne kadar haksız rekabet iddiasına dayanmışsa da, 6769 sayılı SMK hükümlerinde mutlak ve nispi tescil engeli/hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenen normlar arasında "haksız rekabet" müessesesinin bulunmadığı, esasen; 6769 sayılı SMK hükümlerinde düzenlenen birçok mutlak ve nispi tescil engeli normunun "haksız rekabet" müessesinin spesifikleştirilmiş hallerini oluşturduğu, zira "haksız rekabet" müessesesinin 6769 sayılı SMK'de yer alan birçok düzenlemeyi de içine alan genel hüküm mahiyetinde olduğu, spesifikleştirilmiş hususların yukarıda incelendiği, bunun haricinde davalı şirketin fiili kullanım alanının iş bu davanın niteliği gereği sonuca etkili olmadığı, dolayısıyla, davacı yanın "haksız rekabet" iddiasından kaynaklı ... kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemleri yerinde bulunmamıştır.Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM
:1-Davanın REDDİNE,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile bakiye kalan 89,95 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,3-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,4-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL peşin harç, 179,90 TL başvurma harcı, 64,00 TL vekalet harcı, 3.500,00 TL bilirkişi ücreti, 45,42 TL dosya kapağı masrafı, 151,25 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 4.120,47 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,5-Davalı ... A.Ş. tarafından sarf edilen 166,40 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... A.Ş.'ye verilmesine,6-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.█████/2023Katip ...E-imzaHakim ...E-imza