Anahtar kelimeler: Oda Bildirgesi Limited Aylığına Yaşlılık Durdurularak İstinaden Giriş Kazandığının Kesintili
10. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi
    :İş Mahkemesi
    No
    :441-602
    Dava, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının 13.02.2004 tarihinde durdurularak 506 sayılı Kanun kapsamında 01.07.2011 tarihinde yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkeme, davanın kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    17.11.1973-09.11.2009 tarihleri arasında kesintili şekilde 506 sayılı Kanun kapsamında 3856 gün sigortalılığı bulunan davacının, 24.05.2006 tarihli giriş bildirgesi ile 02.09.1997 tarihinden itibaren başlayan limited şirket ortaklığına ilişkin oda kaydına istinaden 1479 sayılı Kanun kapsamındaki tescilinin 506 sayılı sigortalılığının kesintiye uğradığı 13.12.2003 tarihinden itibaren başlatıldığı, 01.01.1997-13.02.2004 tarihleri arasında vergi kaydı, 02.09.1997 ve devam şeklinde oda kaydının bulunduğu, Kurumca 13.12.2003-23.06.2011 tarihleri arasında 1479 Kanun uyarınca sigortalı kabul edildiği, hiç prim ödemesi bulunmayan davacının 09.09.2005-29.09.2005, 18.04.2006-31.06.2006 tarihleri arasındaki 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığı ile çakıştığı, davacının 13.02.2009 tarihli Bağ-Kur sigortalılığının durdurulması talebinin Kurum tarafından 11.03.2009 tarihinde Bağ-Kur sigortalılık süresi beş yıl ve daha fazla olmadığı gerekçesiyle reddedildiği, 23.06.2011 tarihli tahsis talebinin Kurum tarafından devam eden Bağ-Kur sigortalılığı nedeniyle prim borcu bulunduğu ve Bağ-Kur sigortalılığı sonrası 2829 sayılı Kanun hükümleri gereğince 1260 gün 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı bulunmadığı gerekçesiyle SGK {devredilen SSK) Başkanlığı tarafından reddedildiği, Mahkemece, 5510 sayılı Kanunun geçici 17. maddesinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla davacının beş yılı aşan prim borcu bulunduğu gerekçesiyle ve taleple bağlı kalınarak Bağ-Kur sigortalılığının 13.02.2004 tarihi itibarıyla durdurularak 01.07.2011 tarihi itibarıyla aylığa hak kazandığının tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır.
    5510 sayılı Yasanın Geçici 17.maddesi, "Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip
    eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80'inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.
    Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır." hükmünü getirmiştir.
    14.01.1009 tarih ve 27110 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 5510 sayılı Kanun gereğince kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulananlar için yapılacak işlemler hakkında tebliğin kapsamda bulunan sigortalılar başlıklı A-1- maddesi "02.09.1971 tarihli, 1479 sayılı ve 17.10.1983 tarihli 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde 30.04.2008 tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalılarla bunların hak sahipler söz konusu geçici 17. madde hükümlerinden yararlanabilirler.", A-3- maddesi ise "30.04.2008 tarihi itibariyle beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalı veya bunların hak sahipleri hakkında, tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren altı ay içerisinde bunların Kuruma müracaat ederek ibraz ettikleri belgelerden veya Kurum tarafından yapılan incelemeler sonucu yeniden belirlenen sigortalılık süreleri ve borç tutarları esas alınarak işlem yapılır." Hükümlerini içermektedir.
    Belirtilen mevzuat hükümleri ve açıklamalara göre somut olayda; 13.12.2003 tarihi itibarıyla Bağ-Kur sigortalılığı başlatılan ve hiç prim ödemesi bulunmayan davacının sigortalılığın durdurulmasına ilişkin 5510 sayılı Kanunun Geçici 17. maddesi ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin tebliğin belirtilin hükümleri uyarınca 30.04.2008 tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcunun bulunmadığı, dolayısıyla Geçici 17. maddeden yararlanamayacağı belirgin olup Mahkemenin aksi yöndeki kabulü isabetsizdir.
    Ayrıca, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu bulunduğu açıktır. 506 sayılı Kanunun 2'nci maddesinde, hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı, 3'üncü maddesinde, kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların veya herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların sigortalı sayılmayacağı belirtilmiş; 1479 sayılı Kanunun 24'üncü maddesinde, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu (diğer) sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan, herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar ile, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıtlı olanların sigortalı kabul edileceği, sözü edilen diğer sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödeyenlerin sigortalı sayılmayacağı açıklanmıştır. Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, "sosyal sigortalarda çokluk", bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, "yararlanmada ve yükümlülükte teklik" ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz. Çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Belirtilmelidir ki, anılan düzenlemelerde yer alan "emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar" ibareleri, "başka sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olanlar" şeklinde anlaşılmalı, "sosyal güvenlik kuruluşlarf ibarelerinin de aynı zamanda "sosyal güvenlik kanunları" terimlerini içerdiği kabul edilmelidir. Bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için ise, Dairemizin yerleşik uygulamaları gereği olarak, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili sigortalı çalışmalardan hangisi kişinin hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliğini taşıyorsa o çalışmaya üstünlük ve geçerlilik tanınması gerekir. Bu amaçla, davacının 1479 ve 506 sayılı Kanunlar kapsamında çatışan sigortalılık sürelerinin hangi faaliyetten kaynaklandığı, çatışan dönemde ekonomik yönden baskın çalışmanın hangi Kurum sigortalısı olmayı gerekli kıldığı, kendi nam ve hesabına meslek faaliyetinin fiilen davacı tarafından yerine getirilip getirilmediği, bu dönemde hizmet sözleşmesine dayalı çalışma gereksiniminin hangi koşullardan kaynaklandığı araştırılarak, çatışan dönemlerde davacının geçimini karşılayacak gerçek ve fiili çalışmasının hangi Kurumda geçtiği belirlendikten sonra yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmelidir.
    Açıklanan maddi ve hukuki esaslar göz önünde bulundurularak davacının sigortalılık durumunun tespiti ile varılacak sonuca göre tahsis koşullarının oluşup oluşmadığı irdelenerek karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ
    : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!