Anahtar kelimeler: Yitiren Teselsül Olayı Rücuan Yaşamını Yardımları Sgk Uğranılan İsteklerinin Başvuran
10. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi
    :İş Mahkemesi
    No
    :1932-483
    Dava; zararlandırıcı sigorta olayı sonucu yaşamını yitiren sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan zararın, 506 sayılı Kanunun 26 ve 87’nci maddeleri gereğince davalılardan teselsül hükümlerine göre rücuan alınması istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, davacı SGK Başkanlığı avukatı ile davalılar ..., ..., ..., ... avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, temyiz yoluna başvuran taraf avukatlarının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2-) Temyiz yoluna başvuran davalıların ortak miras bırakanı olan ...’ün “taşeron”, davalı ...’nin “mal sahibi işveren” olarak tanımlandığı, otel inşaatı beton, kalıp, demir, asmolen yapılması, tuğla duvar, düz sıva (cephe sıvası), yapılması bilgilerini içeren sözleşmenin düzenlenmesinden sonra yapımını başlanılan ve 506 sayılı Kanun hükümlerine göre davalı ... adına tescil edilen inşaatta hizmet akdine dayanılarak çalıştırılan sigortalının 02.03.2001 günü iş kazası geçirerek yaşamını yitirdiği, sözleşmede taşeron olduğu belirtilmesine karşın ...’ün anılan işyerinde 01.01.2001 – 29.01.2002 döneminde söz konusu Kanuna tabi zorunlu sigortalı olarak tam gün üzerinden eksiksiz bildirimlerinin bulunduğu ve ... yönünden davalı mirasçı ... tarafından SGK Başkanlığı ile ...’ye karşı 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrasına dayalı olarak 09.11.2005 tarihinde açılan hizmet tespiti davasında 07.07.2000 – 01.01.2001 dönemindeki eksik bildirimler hüküm altına alınarak, bu kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nce 02.07.2009 gün ve █████████-10276 sayılıilamla onandığı anlaşılmakta olup, işbu rücu davasının mahkemece yapılan yargılamasında hazırlanan, kazanın gerçekleşmesinde ...’nin asıl işveren sıfatıyla %50, ...’ün alt işveren olarak %25, sigortalının %25 oranında kusurlu olduğuna ilişkin bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğu belirgindir.
    506 sayılı Kanunun “İşveren ve işveren vekilinin tarifi” başlığını taşıyan 4’üncü maddesinde; işveren, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmış, “Üçüncü kişinin aracılığı” başlıklı 87’nci maddesinde de, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı deneceği belirtilerek, sigortalıların üçüncü kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu Kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olduğu açıklanmıştır. Maddede “aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, sözleşmelerde, mevzuatta, öğretide, yargı kararlarında, alt işveren veya taşeron gibi adlarla da anılmaktadır. Anlaşılacağı üzere kanun koyucu tarafından yapılan bu düzenlemeyle asıl işveren, anılan Kanun bakımından söz konusu çalışma ilişkisi çerçevesinde, alt işverence çalıştırılan sigortalılara karşı olan tüm ödevlerinden sorumlu tutulmuş, böylelikle gerek sigortalıların, gerekse sigortalılara verilecek sosyal güvenlik haklarını uygulayan ...’nın hak ve alacakları güvence altına alınmıştır. 506 sayılı Kanun hükümlerine göre açılan davalarda doğrudan uygulama olanağı bulunmamasına karşın vurgulanmalıdır ki, 4857 Sayılı İş Kanununun 2’nci maddesinde, bir iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren deneceği belirtilmiş, “asıl işveren – alt işveren ilişkisi”, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki olarak tanımlanarak, bu ilişkide asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu bildirilmiş, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 12’nci maddesinin son fıkrasında da, asıl işveren, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi olarak tarif edilmiştir.
    Aracılık; asıl işverenin varlığı, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesi, asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırması unsurlarını içermektedir. Asıl işverenle aracı arasındaki ilişkide taşıma, eser ve benzeri sözleşmelere dayanılması olanaklı ise de, hiç bir şekilde hizmet akdi unsurları bulunmamalıdır. Aracı kavramının belirleyici özelliği, asıl işverene ait işten bir bölüm iş alınması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırılmasıdır. Asıl işveren, sözü edilen 4’üncü madde anlamında sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişi olup, asıl - alt işveren ilişkisi için işyerinde asıl iş sahibinin de işçi çalıştırıyor olması gerekmektedir. Sigortalı çalıştırmayan, “işveren” sıfatını kazanamayacağından, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve 87’nci madde kapsamında teselsül hükümlerine göre sorumluluk söz konusu olmayacaktır. İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil, bağımsız işverendir. Şu durumda işin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, alt işverenlik ve dolayısıyla da dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi, bölerek ve ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi ihale makamı sıfatıyla o işten el çekmekle asıl işveren niteliği taşımadığından alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 12.12.2007 gün ve ███████-973 Esas - ████████ Karar sayılı, 10.11.2010 gün ve ███████-497 Esas - ████████ Karar sayılı, 02.02.2011 gün ve ███████-739 Esas - 2011/5 Karar sayılı, 25.05.2011 gün ve ███████-290 Esas - ████████ Karar sayılı, 08.02.2012 gün ve ███████-789 Esas - ███████ Karar sayılı, 08.02.2012 gün ve ███████-790 Esas - ███████ Karar sayılı, 07.03.2012 gün ve ███████-815 Esas - ████████ Karar sayılı, 07.03.2012 gün ve ███████-819 Esas - ████████ Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
    Diğer taraftan; davanın temel yasal dayanağı niteliğindeki 506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesi her ne kadar “İşverenin sorumluluğu” başlığını taşımakta ise de, maddenin ikinci fıkrasında üçüncü kişilerin de sorumluluk durum ve koşulları düzenlenerek, iş kazası veya meslek hastalığı, üçüncü bir kişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla birlikte zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edileceği açıklanmıştır.
    Yukarıdaki yasal mevzuat ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; her ne kadar davalı ... ile diğer davalıların ortak miras bırakanı ... arasında düzenlenen sözleşmede ... taşeron olarak tanımlanmış ise de, gerek ...’ün, ... adına tescilli ve kazanın gerçekleştiği işyeri yönünden 506 sayılı Kanun hükümleri gereğince zorunlu sigortalı olarak gerçekleşen bildirimleri, gerekse kesinleşen yargı kararı ile anılan kişinin hizmet akdine dayanılarak ... tarafından çalıştırıldığının saptanmış olması karşısında, söz konusu kişiler arasında 87’nci madde hükmü kapsamında aracılık ilişkisinin varlığından söz edilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu bakımdan, yeniden yöntemince düzenlenecek bilirkişi raporu alınarak, özellikle usta başı üçüncü kişi olduğu anlaşılan ... ile birlikte diğer ilgililerin kusur durumları 506 sayılı Kanunun 26., 4857 sayılı Kanunun 77. maddeleri ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü ve diğer yasal mevzuat çerçevesinde belirlenmeli, hak sahiplerine ilişkin olarak 506 sayılı Kanunun 92’nci maddesi uygulamasının, ölüm gelirlerinin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerlerine etkisi saptanmalı ve elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu tüm davalıların teselsül hükümleri gereğince rücu alacağından sorumlulukları yönünde davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, temyiz yoluna başvuran taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek hüküm bozulmalı, kuşkusuz, yeniden yapılacak yargılamada karar verilirken, temyiz yoluna başvurmayan davalı ... yönünden davacı Kurum yararına oluşan usulü kazanılmış hak olgusu dikkate alınmalıdır.
    S O N U Ç
    : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalılar ..., ..., ... ve ...’e geri verilmesine, 10.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!