Anahtar kelimeler: Sapanca Medenî Sakarya Sicilinin Tazmini Kesinlik Doğan Tutulmasından Sayisi Hatalı
5. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
    "İçtihat Metni"

    İNCELENEN KARARIN
    MAHKEMESİ
    : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
    SAYISI
    : ███████ Esas, ████████ Karar
    DAVA TARİHİ
    : 27.06.2018
    KARAR
    : Düzeltilerek yeniden esas hakkında verilen karar
    İLK DERECE MAHKEMESİ
    : Sapanca 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI
    : ████████ Esas, ████████ Karar
    Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulmasından doğan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
    Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların büyük murisi olan ...'dan kızı ... ... ve oğlu ...'a intikal eden Sakarya ili, Sapanca ilçesi, Rüstempaşa Mahallesi Kuruçay Mevkii, 10 Pafta, 43 ada 28 parsel sayılı taşınmazı kızı ... ...'nun hiçbir yetkisi ve talimatı olmaksızın, ...'nın ise taşınmaz ile ilgili bulunmayan başkaca bir vekâlet ile Sapanca Tapu Müdürüğü tarafından birden çok satışa konu edilerek davacıların zarara uğratıldığını, bu aşama itibarıyla davacıların taşınmazının, orman statüsünde olduğunu ve taşınmazlarına karşılık hiçbir tazmin olgusunun gerçekleşmediğini, İstanbul 3.Noterliğinin 1942 yevmiye ve 02.02.1953 tarih numaralı satış vekâletnamesi ile ...'nun davacılardan muris ...'nın kendisine verdiği vekâletnameye dayanarak ...adındaki şahsa tevkil ile satış yetkisi verildiğini, ancak vekâletnamenin usulüne uygun düzenlenmediğini, tapu kaydının beyanlar hanesi incelediğinde taşınmazı satın alan İbrahim Köseler'in kendisine satılan yerin farklı olduğunu beyan ettiğini, bu beyanın, davacıların murisinden vekâlet alarak işlem yapan şahısların, Tapu Müdürlüğünde usulüne aykırı işlem yaptığını açıkça gösterdiğini, Tapu Müdürlüğünün kusurlu ve hukuka aykırı işleminden kaynaklı işlemden dolayı mülkiyeti kaybeden davacılar adına eldeki tazminat davasını açma gereğinin hasıl olduğunu, bir kısım davacıların murisi ve kök murisin kızı olan ... ...'nun ise bahsedilen işlemlerde kimseye vermiş olduğu bir adi senet ve vekâletname bulunmadığını, taşınmazdaki hissesinin Tapu Müdürlüğü tarafından yok sayıldığını ve sanki davaya konu taşınmazın tamamının diğer mirasçı muris ...'a aitmiş gibi işlem yapıldığını belirterek 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca uğradıkları zararın dava tarihindeki belirlenecek değeri üzerinden, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminini talep etmiştir.
    II. CEVAP
    Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. İstinaf Sebepleri
    Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece dava dilekçelerindeki taleplerinin yanlış değerlendirildiğini, taleplerinin Sapanca Tapu Müdürlüğünde yetkisiz vekâletname ve vekâletnamesiz yapılan satışlar neticesinde tapuda yolsuz tescile bağlı olarak davacıların uğradığı zararın 4721 sayılı Kanun'un 1007 inci maddesi gereğince tazmini olduğunu, dosya içindeki bilgi ve belgelerden zararın Tapu Sicil Müdürlüğünün gerçekleştirmiş olduğu işlemlerden kaynaklandığının açık olduğunu, taşınmazın birden çok el değiştirdiğini ve bu sebeple de taşınmazın son malikinin kanunen iyiniyetli olması nedeniyle iş bu davanın açıldığını lakin Mahkemece kadastro tespitine itiraz şeklinde yorumlandığından usul ve kanuna aykırı hüküm verildiğini ileri sürerek ve 03.06.2022 tarihli mahkeme kararında davacı olarak görünen Nurettin Özdemir'in vefat etmesi ve mirasçıların mevcut davacı olarak bulunması sebebiyle davacı sıfatının silinmesi ve yine dahili dava dilekçesi ile davacı olan ve ıslah dilekçeleri ile diğer dilekçelerinde de davacı olan müvekkili Nuriyet Özdemir'e vekil kaydının yapılmasını ve maddi hataların düzeltilmesini talep ettiklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılarak yerel mahkemeye iadesini talep etmiştir.
    C. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince açılan iş bu davada Anayasa Mahkemesinin █████████ başvuru nolu 25.07.2017 tarihli ve 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ...kararı ile 18.11.2009 tarihli Hukuk Genel Kurul Kararından önce zaman aşımı süresi dolan talepler yönünden makul süre içinde dava açılma imkanı bulunmakta ise de davalı Hazine vekili süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesiyle zamanaşımı definde bulunduğu, dava konusu taşınmazın 1965 yılında kadastro tespiti ile tapuya tescil edildiği ve davacının davasını mülkiyeti kaybettiği tarihten itibaren 10 yıllık genel zaman aşımı süresi içine açmadığı gibi, tazminat talebinin mahkemelerce incelenmeye başlandığı 18.11.2009 tarihinden yaklaşık 10 yıl sonra açılan davanın makul süre içinde açıldığının kabulünün mümkün olmadığı, İlk Derece Mahkemesince zamanaşımı nedeniyle ret kararı verilmesi gerekirken sübut bulmayan davanın reddine dair karar verilmesi çelişkiye sebebiyet verdiği, yine kabule göre karar başlığında yargılama sırasında vefat eden davacı ... mirasçılarından ...'in gösterilmemesinin hatalı olduğundan bahisle davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesini kararı kaldırılarak,düzeltilerek yeniden esas halkında hüküm kurulmak suretiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
    V. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiş, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin makul süreyi aşırı şekilci ve katı yorumlayarak 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş başvurularda, başvurucular yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi kapsamında tazminat yolunu etkisizleştirildiğini, devlet kurumunun özensiz davranarak yetkisiz vekâletname ile yaptığı işlem sonucu müvekkillerinin mülkiyet hakkının zedelendiğini bir de makul süre değerlendirilmesi yapılırken aleyhe bir sonuca gidilmesinin de müvekkillerinin mülkiyet hakkının ikinci kez ihlal edilmesi sonucunu ortaya cıkardığını ve bu sebeple müvekkillerinin mülkiyet hakkının ve Anayasa ile güvenceye alınmış mahkemeye erişim hakkının kısıtlanmasına yol açıldığını ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur.
    C. Gerekce
    1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
    Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
    2. İlgili Hukuk
    1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
    2. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesinin birinci fıkrası.
    3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, ████████ Karar sayılı ilâmında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.
    4. 4721 sayılı Kanun'un 1007 inci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Borçlar Kanun'nun (6098 sayılı Kanun) 146 ıncı maddesine göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin █████████ başvuru nolu 25.07.2017 tarihli, 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Yaşar Çoban kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, ████████ Karar sayılı kararı nazara alındığında; Hukuk Genel Kurulu kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 inci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hale gelmiştir. Hukuk Genel Kurulu karar tarihi olan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından dava açılmasını mümkün kılacak makul süre içinde 4721 sayılı Kanun'nun 1007 inci. maddesine dayanarak dava açılmalıdır.
    3. Değerlendirme
    1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
    2. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; dava konusu taşınmazın 1965 yılında yapılan genel kadastro çalışmaları sırasında dava dışı şahıs adına tescil edildiği, öncesinde kök murislerinin tapusu içinde yer aldığı fakat yetkisiz vekâletname ve vekâletnamesiz yapılan satış işlemleri nedeniyle yolsuz tescil ile tapu oluştuğundan tapu sicilinin kusuru ile mülkiyet hakları ihlal edildiği gerekçesiyle eldeki bu davayı açtıkları anlaşılmaktadır.
    3. 4721 sayılı Kanun'un 1007 inci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'nun (6098 sayılı Kanun) 146 ncı maddesine göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin █████████ başvuru nolu 25.07.2017 tarihli, 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Yaşar Çoban kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, ████████ Karar sayılı kararı nazara alındığında; Hukuk Genel Kurulu kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 inci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hale gelmiştir. Hukuk Genel Kurulu karar tarihi olan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından dava açılmasını mümkün kılacak makul süre içinde dava açılmalıdır.
    4. Buna göre, Anayasa Mahkemesinin 25.07.2017 tarihli ve █████████ başvuru nolu kararı gereği 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan eldeki dava için 4721 sayılı Kanun'un 1007 inci maddesi kapsamında dava açılabilmesi imkanı yönünden Anayasa Mahkemesinin belirtilen hak ihlali kararı nazara alındığında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından sonra 27.06.2018 tarihinde taklaşık 9 yıl sonra açılan açılan eldeki davanın makul süre içinde açıldığının kabulünün mümkün olmadığı gibi 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun(3402 sayılı Kanun) 12 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki "bu tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz" hükmü gereği dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 50 yıldan fazla süre geçtiği, davacıların murisi adına kadastro sonucu herhangi bir tapu kaydı oluşmadığı, kadastro sırasında revizyon görmeyen ve işleme tabi olma niteliğini kaybetmiş tapu kaydına dayanılarak 4721 sayılı Kanun'nun 1007 inci maddesi gereğince de tazminat talep edilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
    5. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    VI. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
    Davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,
    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,03.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!