Anahtar kelimeler: Düşüneceği Unsurlu Markalı Tanıyan Ailesine Esaskarar Markanın Sinaî Fikri Yazildiği

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████
TÜRK MİLLETİ ADINAT.C.ANKARA5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████HAKİM
: ...KATİP
:...DAVACI
:...VEKİLİ
: Av. ...DAVALI
: 1- ...VEKİLİ
: Av. ...DAVALI
: 2- ...DAVA
: Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)DAVA TARİHİ
: █████/2023KARAR TARİHİ
: █████/2023GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH
: █████/2023Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
:Davacı vekili █████/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketi ve onun “...” unsurlu markalarını tanıyan tüketicinin, “... ...” markalı ürünleri gördüğünde, ilk düşüneceği şeyin, müvekkili şirketin “...” unsurlu marka ailesine yeni bir marka daha kattığını, bu markalı ürünlerin müvekkili şirkete ait olduğu yönünde olacağını, davalı markasını müvekkilinin diğer markalarıyla ve müvekkili ile ilişkilendireceğini, tek başına marka olarak tescili mümkün bulunmayan “..." ibaresinin herhangi bir ayırt edicilik vasfına sahip olmadığını, mevcut başvuruda marka tescilinin sağlanması suretiyle yansıtılmaya çalışılanın, “...” esas unsurlu yeni bir marka daha çıktığı mesajı olduğunu, müvekkilinin “...” esas unsurlu markaların emtia listelerindeki ürünler ile davalının “... ...” şeklindeki marka başvurusunda yer alan ürünlerin de aynı ve benzer ürünler olduğunu, müvekkili tarafından “...” ibareli ve esas unsurlu markaların uzun yıllardan beri tüketiciler nezdinde bilinirliğinin artırılarak kullanıldığını, yalnızca tescil ile değil bu yaygın kullanım ile de markalara ilişkin tanınmışlığın sağlandığını, dava konusu marka başvurusunda müvekkiline ait marka ile aynı ve benzer sınıf mal ve hizmetler için tescil talebinde bulunulduğundan, tescil sebebiyle müvekkili markası üzerinden haksız kazanç sağlanacağını, müvekkilinin zarara uğrayacağını, davalı şahsın kötü niyetli olduğunu ifade ederek; ... sayılı ... kararının iptaline, ... numarada işlem gören iş bu marka tescil başvurusunun tescile bağlanması halinde hükümsüzlüğüyle sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
:Davalı ... vekili █████/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davalının dava konusu markası ile davacının itiraz konusu markalarının birbirinden tamamen bağımsız markalar olduğunu, zira davalının markasının içinden sadece ... ibaresini çekip davacı markalarıyla benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunduğu iddiasının hukuka aykırı olduğunu, davalı markası altın sarı tonlarda siyah zemin üzerine yazılmış ve ... kelimesinin B harfi şekilli olarak markada yer almakta iken, davacının itiraz konusu markaları daha çok mavi ve kırmızı renkte zemin üzerine beyaz renkle yazılmış markalardan oluşmakta olup, davalı markasıyla herhangi bir çağrışım oluşturmaktan uzak markalar olduğunu, markalar benzer olmadığından, itiraz gerekçesi markaların önceki kullanımları ya da piyasadaki bilinirlik düzeyinin de markalar arasında karışıklığa neden olmayacağını, muteriz markalarının ün ve itibarından haksız kazanç elde etme ya da bunlara zarar verme ihtimallerinin bulunmadığını ifade ederek, haksız ve mesnetsiz olan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ..., davaya cevap dilekçesi ibraz etmediğinden 6100 sayılı HMK m.128 hükmü gereği, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.UYUŞMAZLIK
:Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsın ... sayılı "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacıya ait markaların tanınmış olup olmadığı, davalı şahsın kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel veya teknik hususlara ilişkin bilirkişi raporu aldırılmış, █████/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şahsın 03.11.2020 tarihinde "... ..." ibareli ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 28.12.2020 tarih ve 363 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 28.02.2021 tarihinde ... sayılı markaları mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1, m.6/5 ve m.6/9 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı şirket tarafından 14.02.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ...'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 30.01.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu tescil edilmemiştir.İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir.... kararının iptali istemi bakımından ise; marka işlem dosyası ile sınırlı olarak aşağıdaki şekilde inceleme yapılmıştır.6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ... olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; Dava konusu marka başvurusunun kapsamında yer alan dava konusu 35. sınıftaki malların satışı hizmetlerinin davacı şirkete ait itiraza gerekçe ... sayılı markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı tespit edilmiştir.Dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan dava konusu 25. sınıftaki malların davacı şirkete ait itiraza gerekçe ... sayılı markalarının kapsamında ilişkili olarak yer aldığı tespit edilmiştir. Şöyle ki; davalı marka başvurusundaki 25. sınıftaki mallar ile davacının ... sayılı markalarının kapsamında yer alan 35. Sınıftaki 25. Sınıfta yer alan malların satışı hizmetlerinin benzer olduğu, zira; bir malın üretilmesinin doğal sonucu, o malın satışı/pazarlanması olduğu, 25.sınıftaki emtialar ile bu emtiaların 35.sınıfta satışı hizmetleri arasında; birbirini tamamlayıcılık ilişkisinin bulunduğu tespit edilmiştir.Öte yandan, bilindiği gibi 35.05. sınıfta yer alan “hizmet” ifadesinin “belirli ürünlerin bir araya getirilmesi ve satışa sunulması” işlevi bulunmaktadır. Bu sebeple genel anlamda tescilli perakendecilik hizmetinin, otomatik olarak 01-34. sınıf malların tamamının satışını kapsadığı yönünde bir kabul yerleşik yargı kararlarına aykırıdır. Bu sebeple marka sahibinin 01-34. sınıflarla düzenlenen mallardan hangilerini bir araya getirilerek satışa sunacağını belirtmesi gerekir. ... sayılı müstekar içtihatlarında da belirtildiği üzere; mal ya da hizmetlerin, daha önceki tarihte 35.sınıf için bir belirleme yapılmaksızın genel olarak tescil edilmiş bir marka ile aynı ya da benzer tür olduklarının kabulü için, tescilli marka sahibinin itiraz ettiği başvuru kapsamında sayılan malların da kendisi tarafından bu hizmet altında satışa sunulmasının kanıtlanması gerektiği, genel perakende satış hizmetleri için tescilli bir markanın koruma kapsamının "Çoğun içinde az da vardır." görüşüyle ticari alandaki tüm sektörler tarafından satışa arz edilen malları kapsayacak şekilde geniş belirlenmesinin markanın tescilli olduğu mal ve hizmetler bakımından korunması ilkesine uygun düşmeyeceği gibi benzer işaretler altında ancak farklı sektörlerde satışa arz edilecek mallar bakımından karıştırılma ihtimaline yol açacağı düşüncesinin de kabul edilemeyeceği, ilkeleri benimsenmiştir. Buna göre; dava dosyası kapsamında davacıya ait olup 35.sınıfta genel olarak düzenlenmiş ...sayılı markaların, başvuru markası kapsamında yer alan; 25.sınıfta yer alan emtialar ve 35/5.sınıfta sayma suretiyle sayılan malların perakendecilik hizmetleri bakımından kullanımını kanıtlar herhangi bir delil marka işlem dosyasında bulunmadığından mevcut bilgi ve belgeler ışığında, davacıya ait ... sayılı markalar bakımından, taraf markalarının kapsadığı mal/hizmetlerin farklı olduğu tespit edilmiştir.Dava konusu marka başvurusu incelendiğinde; siyah zemin üzerine, kalın, italik, ilk harfleri büyük, altın renginde, “B” harfi stilize edilmiş şekilde “...” ibaresi ile “...” ibaresinin yer aldığı, dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “... ...” ibaresi olduğu değerlendirilmektedir.Davacıya ait olup, dava konusu marka kapsamında yer alan bir kısım mal ve hizmetler ile aynı ya da benzer hizmetler içerdiği tespit edilen itiraza mesnet ... sayılı markalar incelendiğinde; kırmızı zemin üzerine, beyaz renkte, büyük, kalın harflerle “...” ibaresi ile mavi zemin üzerine, beyaz renkte, büyük, kalın harflerle, “...” ve “...” ibarelerinin yer aldığı, “...” ibaresinin slogan niteliğinde bir ibare olması nedeniyle itiraza mesnet markaların esas unsurlarının “...” ve bütüncül olarak “... ...” ibareleri olduğu değerlendirilmektedir.Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; davacıya ait ... sayılı markalar bakımından, taraf markalarının kapsadığı mal/hizmetlerin farklı olduğu tespit edildiğinden, bu markalar ile dava konusu marka başvurusu arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı peşinen söylenebilecektir. Davacıya ait ... sayılı markalar ile dava konusu marka başvurusu karşılaştırıldığında ise; görsel, işitsel ve kavramsal olarak, davaya konu mal ve hizmetlerin hitap ettiği ilgili tüketici kesimi nezdinde, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi doğuracak derecede benzer olduklarının söylenemeyeceği, markalarda müşterek olarak bulunan "..." sözcüğünün; "..." zamirinin iyelik eki almış hali olup, genel olarak ayırt ediciliği düşük zayıf karakterli bir kelime olduğu, ... sayılı kararında belirtildiği üzere; zayıf markaların koruma kapsamı değerlendirilirken iltibas tehlikesinin yapılacak küçük bir değişiklik ile dahi bertaraf edilebileceğinin göz önüne alınması gerektiği, "... ..." ibareli marka başvurusu ile "..." ve "..." esas unsurlu markalar arasında, "..." sözcüğü dışındaki farklılıklardan kaynaklı olarak ilgili tüketici kesimi nezdinde yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, her ne kadar başvuru markasında yer alan "..." sözcüğünün davaya konu 25 ve 35/5.sınıfta yer alan 25.sınıf emtiaların satışı hizmetleri bakımından ayırt ediciliğinin bulunmadığı düşünülse bile, bu mal ve hizmetler bakımından davacı yanın başlangıçta ayırt ediciliği düşük "..." sözcüğünün kullanım yolu ile ayırt ediciliğini artırdığı hususunu ispatlayamadığı, ayrıca; karşılaştırılan markalarda müşterek olarak yer alan "..." sözcüklerinin tertip tarzlarının da birbirinden oldukça farklı olduğu, makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, bu mal ve hizmetler bakımından başvuru markasını, davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayabileceği, aksinin kabulü halinde; ticari hayatta yaygın olarak kullanılan ve ayırt ediciliği oldukça düşük "..." sözcüğü üzerinde davacı lehine tekel oluşturulmuş olacağı, böylesi bir durumun ise düzenli olarak işlemesi gereken piyasa ekonomisi üzerinde haksız rekabete meydan verecek şekilde bozulmaya neden olacağı, Marka Hukuku'nun fonksiyonlarından birinin; düzenli olarak işleyen piyasa ekonomisi üzerinde haksız rekabet oluşturacak şekilde piyasa aktörlerinden biri lehine avantaj sağlamak olmadığı, dolayısıyla düzenli işlemesi gereken piyasa ekonomisi dinamiklerine uygun olarak Marka Hukuku müesseselerinin işletilmesi gerektiği, mahkememizce de bu şekilde bir yaklaşım benimsenerek markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi değerlendirmesi yapıldığı, yukarıda belirtilen mal ve hizmetler haricinde kalan sair davaya konu hizmetler bakımından ise "..." sözcüğünün de somut ayırt edici niteliği haiz olup "... ..." şeklinde başvuru markasının bütünlük oluşturduğu, buna göre; daha önce davacıya ait itiraza mesnet markaları gören, işiten, bu markalı hizmetlerden yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu "... ..." ibareli başvuru markasını gördüğünde ya da işittiğinde, davaya konu mal ve hizmetlerden faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır.SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.Somut olayda yapılan değerlendirmede; Davacı vekilinin, dava ve sair dilekçelerinde iddia ettiği “...” ibareli markanın tanınmışlığına ilişkin dosya kapsamında yeterli bilgi ve belge bulunmadığı, bununla birlikte; dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında işaret benzerliği bulunmadığı, bu nedenle SMK m.6/5 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (...)Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.Yukarıda izah edilen gerekçelerle; ... kararının iptali isteminin reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM
:1-... kararının iptali isteminin REDDİNE,2-Dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile bakiye kalan 89,95 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,5-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL peşin harç, 179,90 TL başvurma harcı, 25,60 TL vekalet harcı, 368,00 TL posta-tebligat masrafı, 45,42 TL dosya kapağı masrafı, 3.500,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 4.298,82 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,6- HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine,Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı ...'nun yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.█████/2023Katip ...E-imzaHakim ...E-imza