Anahtar kelimeler: Medenî Uğranılan Tazmini Birleştirilen Kaydının Sayisi İstanbul Adliye Derece Zararın
5. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
    "İçtihat Metni"

    İNCELENEN KARARIN
    MAHKEMESİ
    : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
    SAYISI
    : █████████ Esas, ████████ Karar
    DAVA TARİHİ
    : 08.01.2016
    KARAR
    : Yeniden esas hakkında verilen karar
    İLK DERECE MAHKEMESİ
    : İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI
    : ███████ Esas, ███████ Karar
    Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davaların kabulüne karar verilmiştir.
    Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davanın davacısı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilerek, Tekik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    1. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın evveliyatında Mayıs 1926 tarihli ve 24 sayı ile Besim Ağa adına tesçil edildiğini, 1930 yılında taşınmazın ...’a satıldığını, daha sonra yapılan ifrazla taşınmazın 128.674,00 m²lik kısmının 9 parsel sayısı ile tescil ettirilerek müvekkili murisi ...’a satıldığını, 1968 yılında yapılan kadastro çalışmaları ile taşınmazın 309 parsele revizyon gördüğünü, taşınmazın Eyüp 1. Asliye Hukuk mahkemesinin 01.06.2008 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile devlet ormanı olarak Hazine adına tescil edildiğini, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince uğranılan zararın tazminini talep etmiştir.
    2. Davacı vekili birleştirilen dosyanın dava dilekçesinde özetle; asıl dosyaya ilişkin dava dilekçesindeki hususları tekrar ederek vefat eden ablasından gelen payı yönünden 4721 sayılı TMK’nın 1007 nci maddesi gereğince uğranılan zararın tazminini ve dosyanın birleştirilmesini talep etmiştir.
    II. CEVAP
    Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın devlet ormanı sınırları içerisinde olması nedeniyle kesinleşmiş ilamla orman vasfı ile Hazine adına tescil edildiğini, taşınmazın 1939 yılında yapılan ilk orman tahdidinde devlet ormanı olarak belirlediğini, tapu kaydının hukuki değerinin bulunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. İstinaf Sebepleri
    1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Hazinenin harçtan muaf olması nedeniyle harcın talep edilmememesi ya da maktu talep edilmesi gerektiğini, mahkemece harcı yatırılabilen kısım için kabul kararı verilmiş olduğunu kalan kısmın hüküm dışı kalmasının taleplerini tam olarak karşılamadığını ileri sürmüştür.
    2. Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; 1939 yılında devlet ormanı olarak tespit gören taşınmazın özel mülkiyete konu edilemeyeceğini, husumetin idarelerine düşmediğini, tapu kaydının hukuki değerinin bulunmadığını, hukuka aykırı birleştirme kararı verildiğini, taleple bağlılık ilkesinin ihlal edilmiş olduğunu, ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
    C. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 1968 yılında yapılan kadastro sırasında, Pirinççi köyü 309 parsel sayılı 134.300 m² yüzölçümündeki taşınmazın tapu kaydına dayanılarak davacının murisi Mehmet Tacettin Tosunlar adına tespit edildiği, 309 sayılı parsel hakkında Hazinenin kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu iddiası ile yaptığı itirazın, tapulama komisyonunca yetkisizlik kararı verilerek Kadastro Mahkemesine gönderildiği, Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (Kadastro Mahkemesi Sıfatıyla) yapılan yargılama sonunda; 12.06.2008 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar karar sayılı kararıyla 309 ve dava dışı 312 parsellerin ayrı ayrı tamamının orman niteliğiyle Hazine adına tesciline kararın verildiği ve Yargıtay aşamasından geçen kararın 19.10.2009 kesinleştiği, dosya kapsamından; Pirinççi köyü 309 numaralı parselin 1939 yılında yapılan ve 1940 yılında ilan edilerek kesinleşen ve daha sonra Temmuz 1945 tarih 39 numarada 1957 hektar 2500 m² yüzölçümü ile tapuya tescil edilen Devlet Ormanı içinde kaldığı, bu ormanın bir bölümünün 1951 yılında makiye ayrıldığı ve makiye ayrılan yerlerin bir bölümünün 4753 sayılı Kanun gereğince tevzi edildiği, 309 ve 312 numaralı parsellerin ise makiye ayrılmasına rağmen kimseye tevzi edilmediği, tarafların tevzi tapusuna dayanmadıklarının anlaşıldığı. 22.03.1996 tarihli ve 1993/5-1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile kesinleşen orman sınırları içerisinde iken makiye ayrılan ve makiye ayrılmasından sonra özel yasalar uyarınca oluşturulan tapu kayıtlarına değer verileceğinin kabul edildiği, davacının tutunduğu murise ait 25.12.1952 tarih, C.146 Shf.1, Sıra 395 ve Shf.5 Sıra 495 nolu tapu kaydının 1926 yılında oluşturulduğu, sözü edilen tapu kaydının, çekişmeli 309 sayılı parselin 1940 yılında kesinleşen ve Temmuz 1945 tarihli 39 numarada tapuya tescil edilen Pirinçci Devlet Ormanının sınırları içinde kaldığı, Ormanların tevzi edileceği veya iskan suretiyle verileceği konusunda 2510 sayılı Kanun'da herhangi bir hüküm bulunmadığı, Orman sınırları içinde oluşturulan tapu kayıtlarına değer verileceğine ilişkin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 45 inci maddesinin ilgili hükümleri Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve ███████-13 sayılı, 14.03.1989 tarihli ve ███████-13 sayılı 13.06.1989 tarihli ve 1989/7-25 sayılı kararları ile iptal edildiği ve bu kararların gerekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili tüm Yargıtay Daire kararlarında açıklandığı gibi kesinleşen orman sınırları içinde kalan tapu kayıtlarının yasa değerini yitireceğinden ve orman sınırı içinde olan bir yer için oluşturulan bu tür kayıtlara değer verilemeyeceği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının görülmekte olan davalara uygulanmasının zorunlu olduğu 3402 sayılı Kanun'un 45 inci maddesinin iptal edilen hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı Yargıtay Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/1-19-97 sayılı kararı ile de “kesinleşen orman sınırları içinde kalan eski tapu kayıtları yasal değerini yitirdiğinden o yer makiye ayrılmış olsa bile eski tapu kayıtlarına değer verilemeyeceği” ilkesinin kabul edildiği, 1993/1-5 sayılı Yargıtay İçtihadi Birleştirme Kararının değer verdiği tapu kayıtlarının makiye ayrıldıktan sonra özel yasalar gereğince oluşturulan tapu kayıtları olduğu, Orman sınırları içinde iken oluşturulan tapu kaydının kapsamının sonradan makiye ayrılmış olması sözü edilen kararının konusu olmadığının anlaşıldığı, davacının murisine verilen tapu kaydının kadastro tapusuna dönüşmesinin hukuken mümkün olmadığı ve davacının malik olduğunu belirleyen geçerli bir kayıttan bahsetme olanağı bulunmadığı, davacının dayandığı eski tapu kaydı 1940 yılından itibaren orman tahdidi içinde kaldığı gibi 1968 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yaptığı, 766 sayılı Kanun'un 46/2 ve 3402 sayılı Kanun'un 22/1 maddeleri gereğince ikinci kadastrosunun yolsuz ve tüm sonuçlarıyla hükümsüz olduğu, dayanılan tapu kaydının yasal değerinin ve devletin bu tapu kaydından dolayı tazminat ödeme sorumluluğunun bulunmadığını, aynı parsele ilişkin olarak davacı Ali Yıldız mirasçıları tarafından açılan tazminat davasında İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı tazminat talebinin kabulüne ilişkin kararının Dairenin 13.03.219 tarihli ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamı ile aynı gerekçe ile kaldırılarak tazminat talebinin reddine karar verildiği ve sözkonusu kararın Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 05.11.2019 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile onandığını, bu nedenlerle mahkemece koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından, davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurularak asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
    V. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazın hiçbir zaman orman tahdidi altında bulunmadığını, sonrasında 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uygulanarak orman alanı dışına çıkartıldığını, taşınmazın iade edilmediğini, davacının adli yardımdan faydalandırılmadığını, Bölge Adliye Mahkemesinin hatalı karar verdiğini, örnek Anayasa Mahkemesi kararının bulunduğunu, güncel değerin ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
    C. Gerekçe
    1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme
    Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
    2. İlgili Hukuk
    1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
    2. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi.
    3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4- 383 Esas, ████████ Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.
    4. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.
    3. Değerlendirme
    1. Bölge adliye mahkemelerinin nihaî kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
    2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    VI. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,03.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!