Anahtar kelimeler: Caiz Bakmaya Sistem Yolunun Mercileri İstirdatı Konya Piyasası Usulden Ret

MAHKEMESİ
: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk DairesiSAYISI
: ███████ E., ████████ K.KARAR
: Esastan RetİLK DERECE MAHKEMESİ
: Konya 2. Asliye Ticaret MahkemesiSAYISI
: ███████ E., ████████ K.1- İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasındaki sistem kullanım anlaşması uyarınca davalı tarafından düzenlenen ve davacı tarafça ödenen ceza faturalarının bedelinin istirdatı istemine ilişkin davada, somut uyuşmazlığa uygulanması gereken █████/2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan, █████/2020 tarihli 7257 sayılı Kanunun 33. maddesi ile, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca iş bu davaya bakmaya idari yargı mercileri görevli olduğundan yargı yolunun caiz olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.2- İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.3- Bu karara karşı süresinde taraf vekillerince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı, keza; █████/2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan, █████/2020 tarihli 7257 sayılı Kanun'un 33. maddesi ile, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 8 nci maddesinin ikinci fıkrasına (ç) bendinden sonra gelmek üzere (d) bendi eklenmiş, buna göre “İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile işletme güvenliği ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, ihlal durumu tespit edilen tüzel kişilere sistem kullanım anlaşmasında düzenlenen ceza-i şartları ve diğer yaptırımları uygulamak” TEİAŞ’ın görev ve yükümlülükleri arasında gösterildikten sonra 6446 sayılı Kanun'a Ek madde 3 ile “8'inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür” hükmü eklenmiş, 46. madde ile de kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğinin düzenlendiği, bu bağlamda, 7257 sayılı Kanun ile bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerine ilişkin ceza-i şartlara ilişkin uyuşmazlıkların idari yargı yolunda görüleceği hükme bağlandığından yargı yoluna ilişkin bu değişikliğin usul hükmü niteliğinde olduğu, derhal ve kesinleşmemiş tüm uyuşmazlıkları da kapsar şekilde uygulanması gerektiği anlaşıldığından taraf vekillerinin temyiz istemleri yerinde görülmemiştir.SONUÇ
: Yukarıda açıklanan nedenlerle Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararına ilişkin taraf vekillerinin tüm temyiz istemlerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan kararın ONANMASINA, temyiz harcı davalı ve davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, kararın bir örneğinin Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine gönderilmesine 14.11.2024 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi.(Muhalif)KARŞI OY YAZISI6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu 30.03.2013 tarihinde yürürlüğe girmiş olup 8/2. maddesinde TEİAŞ'ın görev ve yükümlülükleri sayılmıştır. Bu görev ve yetkiler TEİAŞ'ın ana statüsünde de gösterilmiştir. Bu maddede 7257 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle (d) bendi hükmü eklenmiştir.Eklenen bu hükme göre; "İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile işletme güvenliği ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, ihlal durumu tespit edilen tüzel kişilere sistem kullanım anlaşmasında düzenlenen cezai şartları ve diğer yaptırımları uygulamak" TEİAŞ'ın görev yetkileri kapsamına alınmıştır.Yine 7257 sayılı Kanunla eklenen ek 3. Madde ile de "8 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür" hükmü getirilmiştir.Elektrik Piyasası Kanunun amacı; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanması (md.1) olup, elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı, toptan veya perakende satışı, ithalat ve ihracatı, piyasa işletimi ile bu faaliyetlerle ilişkili tüm gerçek ve tüzel kişilerin hak ve yükümlülüklerini kapsamaktadır (md.2).TEİAŞ, 4628 sayılı EPK’nda verilen görevleri kapsamında tesis ettiği işlemler yönünden idare hukuku hükümlerine tabidir ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun yukarıda 2. maddesi kapsamında verilen yetkileri kullanırken tesis ettiği işlemler bakımından özel hukuk hükümlerine tabi olmadığı yönünden bir kuşku bulunmamaktadır. Bu nedenle 8. madde kapsamında tesis edilen işlemlerin özel hukuk hükümlerine tabi olmayan idari işlemler olduğu ve yargı denetiminin idari yargıda görülmesi gerektiği de açıktır.Kanunun 8. maddesi kapsamında tesis edilen işlemler, idari işlem olup bunlara karşı açılacak davalarda yargı denetiminin idari yargıda yapılması gerekir ise de TEİAŞ'ın görev yetkilerine ekleme yapan 8/2-d madde hükmü 30.03.2020 tarihinde yürürlüğe girmiş olup bu madde kapsamında tesis edilecek işlemler de ancak bu tarihten sonra yapılanlar bakımından idarilik vasfını taşıyabilir. Kanun değişikliği ile öncesinde yapılmış bir özel hukuk işleminin idari işlem vasfına bürünebileceği de düşünülemez. Kaldı ki yasa koyucu bu konuda ekleme yapma gereği gördüğüne göre öncesi itibarıyla Kanunda bunu karşılayan bir hüküm bulunmadığı için bu eklemenin yapıldığı da açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle kanun değişikliği olmasa bile eklenen bent kapsamına giren işlemlerin öncesi itibarıyla idarilik vasfını taşımayacağı açıkça ortadadır.Sistem kullanım anlaşması Kanunda; Bir üretim şirketi, tedarik lisansı sahibi şirket veya tüketicinin iletim sistemini ya da dağıtım sistemini kullanımına ilişkin genel hükümleri ve ilgili kullanıcıya özgü koşul ve hükümleri içeren anlaşma olarak tanımlanmıştır. İlgili kullanıcıya özgü koşul ve hükümleri içeren bir anlaşmanın özel hukuk hükümlerine tabi bir anlaşma olduğu açıktır. Uyuşmazlık da taraflar arasındaki bu sözleşmeye dayalı olarak talep edilen ceza faturalarına dayanmakta olup sözleşme ile kararlaştırılan cezanın da borçlar hukuku kapsamında ceza koşulu (ceza-i şart) alacağı olduğu konusunda da tereddüt yoktur.Taraflar arasında ceza koşulunu da içeren özel hukuk anlaşması olduğu için cezai şartların uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkların adli yargıda görülmesi gerekir ise de bu değişiklikle bunun idarenin görevleri arasına eklenmesi yanında bundan doğan uyuşmazlıkları idari yargıda görüleceği hükmünün getirilmiş olmasına göre değişiklik sonrası işlemlere karşı açılacak davalar bakımından idari yargı görevli hale gelmiştir. Değişiklik öncesi işlemler bakımından ise ortada ne bir idari işlem ne de idari sözleşme bulunmadığından adli yargı görevli olup bu değişiklik nedeniyle eldeki dosyalar bakımından idari yargının görevli hale geldiğinden de söz edilemez.Kanunlarda yargı yolu veya görev kuralına ilişkin yapılan değişikliklerin derhal uygulanması gerekir. Dava açılması tamamlanmış işlem olsa da mahkemenin davaya bakmakla görevli olmasının kamu düzenine ilişki dava şartlarından olması ve bu dava şartının da her aşamada varlığının aranması zorunlu olduğundan kanun değişikliği ile görev veya yargı yolu bakımından görevsiz hale gelen mahkemenin de eldeki davalara uygulanmayacağı yönünde istisna teşkil eden bir geçiş hükmü getirilmemişse bu durumu gözetmesi gerekecektir.Ana temel ilke bu olsa da buradaki durum açıkça çok farklıdır. Eklenen Kanun hükmüne dayalı olarak yapılacak işlemler nedeniyle açılacak davalarda idari yargı görevli olsa da öncesinde yapılan işlemlerin henüz Kanunda yer almayan bir hükme dayalı yapılmış olabilmesinin imkansızlığı ve mantıksızlığı karşısında görülmekte olan davalarda idari yargının görevli hale gelmiş olabileceği de düşünülemeyecektir.Öte yandan davanın TEİAŞ işlemine karşı mı açıldığı yoksa cezai şart alacağı için TEİAŞ'ın açtığı bir dava mı olduğu konusu da önem taşımaktadır. Ek 3. maddede yer alan "8 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür" hükmü bu yönden bir ayrıma yer vermemiş olsa da bu hükmün idari yargılama usulünün temel ilkelerine uygun biçimde yorumlanıp uygulanması gerekir.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında idari yargıda görülebilecek davalar düzenlenmiş olup 2. fıkrasında ise İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu belirtilmiştir. Bu hükümle birlikte değerlendirildiğinde idari yargıda kendisine karşı dava açılan tarafın (davalı) mutlaka idare olması gerektiğinden, idarenin cezai şart alacakları için açtığı davanın idari yargıda görülebileceği düşünülemez.Somut olayda dava görülmekte iken kanun değişikliği gerçekleşmiş olup, idarenin değişiklik öncesinde özel hukuk sözleşmesindeki cezai şartların uygulanmasına ilişkin yaptığı uygulamalarının idarilik vasfı bulunmadığı ancak Kanunun yürürlük tarihinden sonraki uygulamalar bakımından bir idarilik vasfından söz edilebileceği kaldı ki değişiklik sonrası dönem işlemi olması halinde dahi ancak idare aleyhine dava açıldığında idari yargının görevli olduğundan söz edilebileceği için TEİAŞ tarafından ödenmeyen alacakların tahsili talepli olarak özel hukuk tüzel kişisi aleyhine açılan davaya bakmaya adli yargının görevli olduğu çok açıktır.Bu durumda mahkemece yargı yolu kurallarına göre davaya bakılması gerektiği gözetilerek işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmadığı halde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.Yukarıda açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak İlk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan onama yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.