Anahtar kelimeler: Tenfiz Fikri Başkan Sinaî Sınaî Katip Haklar Layihalar İstenmiş Ankara

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN
: ... ...
ÜYE
: ... ...
ÜYE
: ... ...
KATİP
: ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2024
NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.
DAVACI
VEKİLLERİ
DAVALI
:
DAVANIN KONUSU
: Tenfiz
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen █████/2024 tarih ve ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
: Davacı vekili, müvekkili kurumun █████/2007 tarihinde Mevduat Sigortası Kanununun Azerbaycan Cumhuriyet Parlamentosu tarafından kabul edilmesinin arından kurulmuş olup, tıpkı Türkiye'de faaliyet gösteren TMSF gibi bireyler tarafından yatırılan paraların kaybedilme riskini azaltmayı ve finans ve bankacılık sisteminin sürdürülebilirliğini ve gelişimini sağlamayı hedeflediğini, kendisine kanunla verilen görevlerden birinin de mahkemelerce iflasına karar verilen ticari bankaların tasfiye sürecini yürütmek olduğunu, bu kapsamda tenfiz istemine konu davanın davacısı ...'nin tasfiye memurluğunu yürüttüğünü, kararın davalısının ise ...'ın sözleşmesel ilişki içinde bulunduğu ... Tekn. Ltd. Şti. olduğunu, ancak ... Tekn. Ltd. Şti.'nin tür değiştirerek ... Tekn. A.Ş. haline dönüştüğünü, davanın taraflar arasında davalı şirketin ... ile akdettiği █████/2015 tarihli lisans sözleşmesinden kaynaklandığını, sözleşme uyarınca davalı şirketin "..." adlı bankacılık yazılımına ilişkin lisans hakkı tanımayı, yazılımın kurulumunu sağlamayı ve sözleşmenin ekinde belirtilmiş olan modülleri teslim etmeyi, bunun karşılığında ...'nin de 4.000.000,00 Euro ödeme yapmayı taahhüt ettiğini, tarafların ödemelerin modüllerin teslim alınması ile aşamalı şekilde yapılması konusunda anlaştıklarını, ...'nin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek üzere 1.300.000,00 Euro tutarında ödeme yaptığını, davalı şirketin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini ifa etmediğini ve sözleşmenin esaslı şekilde ihlal edildiğini, 2017 yılında ...'nin ... ile birleşerek tüzel kişiliğini kaybettiğini ve ...'ın ...'nin külli halefi konumuna geldiğini, sözleşmenin ihlali ve ödenen bedelin 50.000 Euro tutarındaki gecikme cezası ile birlikte iadesini talep ve dava hakkının ... nezdinde doğduğunu, bu miktarların ödenmesi talebiyle Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü 1. İdari - İktisat Mahkemesi nezdinde dava açıldığını, █████/2018 tarihinde davanın kabulüne ve toplam 1.350.000,00 Euro'nun davalı şirket tarafından ...'a ödenmesine karar verildiğini, kararın █████/2018 tarihinde kesinleştiğini, davacı kurumun işbu davayı ikame etmeye taraf ve dava ehliyeti ile hukuki yararının mevcut olduğunu, yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin MÖHUK'ta sayılan tüm şartların oluştuğunu, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşmanın mevcut ve yürürlükte olduğunu ileri sürerek, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü 1. İdari - İktisat Mahkemesi nezdindeki 2-2(81)-████████ sayılı kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkil şirketin tüm fikri mülkiyet haklarına sahip olduğu "..." adlı bankacılık yazılımının, hem Türkiye'deki hem de yurt dışındaki bankalarda 10 yılı aşkın süreden beri kullanıldığını, müvekkili şirket ile ... ("...") arasında 01.05.2015 tarihili lisans sözleşmesi ile bu ürünün uygulaması ve kurulumu kapsamındaki haklarını ...'ye sağlamayı ve bunun karşılığında ...'nin de toplam 4.000.000 Avro'yu müvekkili şirkete ödemeyi taahhüt ettiğini, müvekkili şirketin sözleşme ekindeki planlama çerçevesinde projenin büyük bölümünü tamamlamasına ve ...'nin bunun karşılığında 1.300.000 Avro'yu ödemesine rağmen; 2016 yılının son aylarına doğru ...'nin ciddi mali krize girmesi ve projede görevlendirdiği personelin işten çıkartılması dolayısıyla projenin tamamlanmasının fiilen imkansız hale geldiğini, Haziran 2017'de ...'la birleşerek infisah ettiğini, lisans sözleşmesinin 4.3 maddesinde "Devir Yasağı" olduğundan, birleşme yoluyla da olsa ...'ın hiçbir zaman lisans sözleşmesinin tarafı olmadığını, ancak ...'ın 22.06.2017 tarihli yazısından "..." yazılımını müvekkili şirketten devir izni ve lisans almadan hukuka aykırı şekilde kullandığının anlaşıldığını, müvekkili şirkete usulüne uygun tebligat yapılmadığını, iflas ve tasfiyenin Türk mahkemesinin münhasır yetkisinde bulunduğunu, lisans sözleşmesinin 4. maddesinde; "... adlı bankacılık ürünün, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) ve diğer telif haklraı ve uluslararası telif hakları anlaşmaları ve diğer fikri mülkiyet kanun ve anlaşmaları ile korunduğu. Ürün'ün ilgili kanunlardan doğan tüm mülkiyet haklarının Cybersoft'a (Davalı Şirket) ait olduğunun" açıkça belirtildiğini, ayrıca 5846 sayılı FSEK'in 76. ve Sınai Mülkiyet Kanununun 156. maddesi dolayısıyla Türkiye'deki Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin görevli ve yetkili olmasını kararlaştırdıklarını, işbu davada, Ankara Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından, Azerbaycan ile Ülkemiz arasında, █████/2002 tarihinde imzalanan, █████/2004 tarihli ve █████████ sayılı Kanunla onaylanan ve █████/2004 tarihli ve 25411 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması”nın mevcut olduğu, davalı taraf tenfize konu davada, usulüne uygun tebligat yapılmadığını, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmadığını, mahkemede temsil edilmeyip savunma hakkı tanınmadığını savunduğu, bu kapsamda dosyanın tetkikinden; Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü İdari İktisat Mahkemesinden verilme, Dosya No:2-2 (81)-████████ sayılı ve █████/2019 tarihli "Belge" başlıklı tercüme belgenin incelenmesinden davalının yargılamaya katılmama durumu ile ilgili olarak, "... davalı ise ... gerçekleşen duruşma tarihi ve yerine yönelik gerekli kaidede bildirilmesine rağmen temsilcisi duruşmaya katılmamış ve nedenleri ile ilgili mahkemeyi bilgilendirmemiştir." şeklinde olduğu ve bu belgenin yetkili makamlarca usulüne uygun olarak verilmiş belge niteliğinde olduğu, dolayısıyla davalının kendisine tebligat yapılmadığı yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceğinin değerlendirildiği; öte yandan, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden davacının tasfiye memuru olduğu anlaşılan ...'nun, davayı açmakta taraf ve dava ehliyeti ile hukuki yararının mevcut olduğu, tenfizi talep edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş bir karar olup, kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü İdari Mahkemesi █████/2018 tarihli ve 2-2 (81)-████████ sayılı kararının tenfizine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, tenfiz kararının eksik olduğunu ve yeterli inceleme yapılmadan verildiğini, mahkeme tarafından 5718 sayılı MÖHUK'un ve “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması” nın bazı maddelerinin aynen belirtildiğini ancak, tarafların ileri sürdükleri hususlar ve sunulan delillerle ilgili hiçbir değerlendirme yapılmadığını; ...'ın görevden alınan eski yöneticileri tarafından kötüniyetle ve sebepsiz zenginleşme amacıyla özellikle yetkisiz Bakü İdare Mahkemesi'nde dava açıldığını, Bakü İdare Mahkemesinin de milletlerarası özel hukuk kuralları bakımından yetkisiz olmasına rağmen davayı reddetmediğini, 5718 Sayılı Kanun'da uygulanacak hukuk konusunda "ülkesellik ilkesine" uygun olarak, fikrî mülkiyete ilişkin hakların, hangi ülkenin hukukuna göre koruma talep ediliyorsa o hukuka tâbi olduğu (md. 23/1) ve tarafların, fikrî mülkiyet hakkının ihlâlinden doğan talepler hakkında, ihlâlden sonra mahkemenin hukukunun uygulanmasını kararlaştırabileceklerinin (md. 23/2) düzenlendiğini, ayrıca, 5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesinde tenfizin şartları düzenlendiğini, anılan maddede öngörülen şartlardan bir tanesinin; ilâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması durumu (md. 54/b) olduğunu, bu durumda yabancı mahkemenin yetkisinin “aşkın yetki” olarak karşımıza çıktığını, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19.12.2019 T. ████████ E. - █████████ K.), lisans sözleşmesinde tarafların açıkça Türk Hukukunu seçtiklerini, ayrıca, 5846 sayılı FSEK'in 76. maddesi ve Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 156. maddesi dolayısıyla Türkiye'deki Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin görevli ve yetkili olmasını kararlaştırdıklarını, "aşkın yetki" kullanarak Bakü İdare Mahkemesi'nin verdiği Karar'ın, Türkiye'de tenfizinin, 5718 sayılı Kanun'un md. 54/b 'ye açıkça aykırı olduğunu; müvekkili şirkete usulüne uygun tebligat yapılmadığını ve savunma hakkı tanınmadığını, tenfiz kararının verilebilmesi için aranan şartlardan bir tanesinin de, savunma hakkının ihlal edilmiş olmaması olduğu, MÖHUK’nın 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye "o yer" kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş, olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün olmayacağını, görüldüğü üzere MÖHUK’nın 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkı ihlal eden diğer durumlar MÖHUK’nın 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabileceğini (Çelikel, Aysel/Erdem, B. Bahadır), bilindiği gibi; yurt dışından Türkiye'ye yapılacak tebligatların Tebligat Kanunu'na, Türkiye'nin taraf olduğu ikili anlaşma veya çok taraflı sözleşmelere ve uluslararası adli yardımlaşma kurallarına uygun olması gerektiğini, doğrudan posta yoluyla tebligatı düzenleyen 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesine hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından çekince konulduğundan, ne Türkiye’de ne de Azerbaycan'da bulunan bir muhataba, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesi gereğince doğrudan posta yoluyla yurtdışından tebligat yapılmasının mümkün olmadığını, ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması'nın 3. maddesinde aksi öngörülmediği takdirde, Akit Tarafların adli makamları birbirleriyle Akit Taraflarca tayin edilen Merkezi Makamlar aracılığı ile iletişim kuracaklarının hüküm altına alındığını, diğer taraftan, Adalet Bakanlığının 63/3 sayılı Hukuki Alanda Uluslararası Adli Tebligat İşlemleri Hakkında Genelgesinde Yabancı Devletlerden gelen tebligat taleplerinin nasıl yapılması gerektiği açıkça düzenlendiğini, buna göre, adli evrakın, önce Adalet Bakanlığına gönderilmesi, Bakanlık tarafından tebliğ edilecek şahsın adresinin bulunduğu yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmesi, Cumhuriyet Başsavcılığınca tebligatın PTT aracılığı ile Tebligat Kanunu hükümlerine göre yaptırılmasının gerektiğini, talepleri üzerine mahkeme tarafından Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'ne "Azerbaycan'da yargılama yapılırken Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü aracılığı ile herhangi bir tebligat yapılıp yapılmadığı buna ilişkin bir evrak bulunup bulunmadığının sorulmasına evrak var ise istenilmesine" ilişkin müzekkere yazıldığını, verilen cevapta müvekkili şirkete Azerbaycan Adli Makamlarından T.C. Adalet Bakanlığı ya da Dışişleri Bakanlığı aracı kılınarak herhangi bir tebligat yapılmadığının teyit edildiğini, ancak mahkemece Adalet Bakanlığı'nın bu yazısının hiç dikkate alınmadığını, müvekkili şirkete hukuka ve usule uygun hiçbir tebligat yapılmadığını, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmadığını, mahkemede temsil edilmediğini, savunma hakkı tanınmadığını, uluslararası anlaşmalara ve kanunlara aykırı bir şekilde yokluğunda hüküm verildiğini, Bakü Mahkemesinin tenfize konu Karar'ının kesinleştiğinden söz edilemeyeceğini; 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamasının, tenfiz şartları içinde sayıldığını, Buna göre, yabancı mahkeme kararının verilmesinde uygulanan hukuk ve bunun hangi kriterlere göre uygulandığı değil, yabancı kararın Türkiye'de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerektiğini, davacı ...'ın eski yöneticilerinin haksız ve hem mevzuatımıza hem de uluslararası anlaşmalara aykırı şekilde "usulsüz tebligat yöntemiyle" Bakü Mahkemesi’ni yanıltılarak aldığı kararın, Türkiye’de tenfizi halinde; söz konusu Karar, Türk Şirketleri açısından “olumsuz” emsal teşkil edeceğini ve Türk Kanunlarına göre tescil edilmiş tüm fikri ve sınai mülkiyet haklarının uluslararası korunması imkansız hale geleceğini, bu nedenle, Türkiye'de tescil edilmiş tüm fikri ve sınai mülkiyet haklarının büyük risk altında olduğunu; usulsüz tebligat yöntemiyle ve tarafların lisans sözleşmesiyle açıkça seçtikleri Türk hukukunu ve Türk Mahkemelerinin yetkisini hiçe sayarak, fikri ve sınai mülkiyet haklarıyla ve bunlara ilişkin sözleşmelerle ilgili haksız ve uluslararası anlaşmalara aykırı yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına ve tenfizine karar verilmesi halinde; Türkiye’de açılan davalar ile yabancı ülkede açılan davalarda tamamen zıt veya farklı sonuçlara ulaşılacağını, ayrıca Türk Mahkemelerinin emredici yasal düzenleme sonucu verdikleri çok sayıdaki karara tezat teşkil edecek yabancı mahkeme kararlarına Türkiye’de icra kabiliyeti kazandırılacağını ve netice olarak bu durumun Türk kamu düzenine açıkça aykırı olacağını, ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
: Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken MÖHUK'ın 54. maddesinde tenfiz kararı verilebilmesi için gereken asli şartlar sayılmış olup, anılan madde;
"(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması." şeklindedir.
Somut uyuşmazlık yönünden Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması bulunmakta olup, davalı vekilince diğer üç şartın mevcut olmadığı savunulmuştur.
Davalı tarafça, tenfize konusu kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verildiği savunulmuş ise de, Bakü İdari İktisat Mahkemesinde sözleşmenin feshi ve sözleşme için verilen tutarın iadesi talebiyle açılan davanın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmediği sonucuna ulaşılmış olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.02.2023 tarih ve ████████ E.-█████████ K. sayılı kararı da bu yöndedir. Davalı vekilince usulsüz tebligat yöntemiyle ve tarafların lisans sözleşmesiyle açıkça seçtikleri Türk hukukunu ve Türk Mahkemelerinin yetkisini hiçe sayarak verilmesi nedeniyle dava konusu kararın tanınmasının Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağını da savunmuş ise de; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin anılan kararında belirtildiği üzere yabancı Mahkemece gıyapta hüküm verilmesi tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağından, davalı vekilinin bu iddiası da yerinde görülmemiştir.
Davalı vekilinin, müvekkilinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmadığı yönündeki istinaf itirazının incelenmesine gelince; tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlal edilmemiş olması olup, davacı vekilince dava dilekçesine eklenen belgelerden, Bakü İdari İktisat Mahkemesinin davalı şirkete doğrudan posta yoluyla ve ... kargo şirketi aracılığıyla tebligat yaptığı görülmüştür.
Bu aşamada tenfiz şartları ile doğrudan ilgili olan uluslararası tebligata ilişkin düzenlemelerin dikkate alınması gerekmektedir.
Ülkemiz, uluslararası tebligata ilişkin olarak 1954 tarihli "Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi ile 1965 tarihli "Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine İlişkin Lahey Sözleşmesi'ne taraf olmuştur. 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi tebligatın diplomatik temsilcilikler vasıtasıyla yapılmasını öngörmekte iken, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ise bu yönteme ek olarak tebligat sürecinin daha hızlı işlemesi için merkezi makamların ihdas edilmesini ve tebligatın doğrudan merkezi makamlar arasında yapılmasını düzenlemiştir (Çelikel/Erdem, s. 504). 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi bağlamında tebligat, yerleşmiş teknik anlamıyla kullanılmakta olup, görülecek bir dava bakımından tarafları haberdar etmeye yetecek hukuki yeterliliğe sahip belgelerin usulüne uygun yollarla taraflara ulaştırılmasını ifade etmektedir. 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen temel tebligat yöntemi, merkezi makamlar vasıtasıyla tebligatın yapılmasıdır. Türkiye açısından bu görevi, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü üstlenmiştir. Sözleşme'nin 9. maddesi dipomatik temsilci aracılığıyla tebligatı düzenlemektedir. Anılan sözleşmedeki tebligat yöntemlerinden bir diğeri ise 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesi ile düzenlenen doğrudan posta yoluyla tebligattır. Anılan madde ile merkezi makamlar veya dış temsilcilikler aracı kılınmaksızın doğrudan posta yoluyla tebligat usulü düzenlenmiştir. Ancak bu yönteme, sadece 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesine çekince koymayan devletler açısından başvurmak mümkündür. Anılan madde ile düzenlenen tebligat usulüne Türkiye tarafından çekince konulmuş ve doğrudan posta yoluyla tebligat usulü tamamen reddedilmiştir. Bu nedenle, Türkiye’de bulunan bir muhataba, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesi gereğince doğrudan posta yoluyla yurtdışından tebligat yapılması mümkün değildir.
MÖHUK’nın 50. maddesi gereğince tenfizinin ön şartları arasında yabancı mahkemelerde verilen kararın o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş olması aranmaktadır. Tenfize konu kararın kesinleşmesi ise usulüne uygun şekilde tebligatın yapılması ile mümkün olmaktadır. 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesine konulan çekince nedeniyle Türkiye’de bulunan muhataba doğrudan posta yoluyla tebligat yapılması usulsüz olduğundan ve anılan Sözleşme’ye taraf olan bir devlet tarafından Türkiye’de bulunan muhataba doğrudan posta yoluyla kararın tebliğ edilmesi o devlet kanunlarına göre kararın kesinleşmesini engellemektedir.
Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, Bakü İdari İktisat Mahkemesinde açılan davada davalıya 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak merkezi makam aracılığıyla tebligat yapılmadığı, gerekçeli kararın da anılan sözleşmeye uygun olarak merkezi makam aracılığıyla tebliğ edilmediği, her ne kadar, davacı tarafça ibraz edilen Dosya No:2-2 (81)-████████ sayılı ve █████/2019 tarihli "Belge" başlıklı ve "... davalı ise ... gerçekleşen duruşma tarihi ve yerine yönelik gerekli kaidede bildirilmesine rağmen temsilcisi duruşmaya katılmamış ve nedenleri ile ilgili mahkemeyi bilgilendirmemiştir." açıklamasını havi belgeye dayalı olarak, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabı da dikkate alındığında, davalı tarafa Türkiye Cumhuriyeti'nin 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesine koyduğu çekince ile uyumlu olarak merkezi makam aracılığıyla tebligat yapıldığı kanıtlanamadığından ve açıklanan gerekçeyle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi █████/2024 gün ve ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin harç olarak alınan 179,90-TL harçtan mahsubu ile bakiye 435,50-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre hesaplanan 40.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 2.080,00-TL posta gideri‬, istinaf aşamasında yapılan 290,00-TL posta giderleri, 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 3.539,40-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
8-Davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 456.150,68-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,
9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile █████/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH
: █████/2025
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!