Anahtar kelimeler: Fikri Başkan Sinaî Sınaî Hükümsüzlüğü Katip Haklar Marka Layihalar İstenmiş

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.ANKARABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ20.HUKUK DAİRESİESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AK A R A RBAŞKAN
: ... (...)ÜYE
: ... (...)ÜYE
: ... (...)KATİP
: ... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2021NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.DAVACIVEKİLİDAVALIDAVANIN KONUSU
: Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali, Marka HükümsüzlüğüTaraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen █████/2021 Tarih ve ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davaya konu marka başvuru sahibinin tasarımcı olarak göründüğü 2017 06348-2 sayılı ve “...” ibaresini de içerir tasarımına karşı Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde ████████E sayısı ile ikame ettikleri davada, tasarımın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, bu karara gerekçe olarak müvekkiline ait olan önceki tarihli paylaşımlar ve yine çeşitli ülkelerdeki tescil belgelerine dayanıldığını, anılan tasarımın sahibi olarak görünen dava dışı ... Ltd. Şti.'ye ait olan ██████████ sayılı “...” markası aleyhine de yine Gaziantep 3. AHM’nin ████████E sayılı davasının ikame edildiğini ve bu davanın da kötüniyetli başvuru yapıldığı gerekçesiyle müvekkili lehine sonuçlandığını, davalının ██████████ sayılı "..." ibareli dava konusu başvurusunun, bahsi geçen hükümsüzlük davalarının sonuçlarından kaçınmak amacıyla kötüniyetle yapıldığını, davalının 2017/ 06348-2 sayılı tasarımı hakkında 12.06.2018 tarihinde açılan hükümsüzlük davasından hemen sonra 25.10.2018 tarihinde dava konusu marka başvurusunu gerçekleştirdiğini, “...” markasının müvekkili adına birçok ülkede tescilli olduğunu, tanınmış bir marka olduğunu, müvekkilinin bu ibare üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, www...com alan adının 2011 yılından beri müvekkili tarafından kullanıldığını, müvekkilinin facebook sayfasından da müvekkili tarafından gerçekleştirilen markasal kullanımların, dava konusu başvurudan çok daha eskiye dayandığını, müvekkilinin yurtdışında tescilli markalarının tanınmış olduğunu ileri sürerek, 2020-M-256 sayılı YİDK kararının iptali ve ██████████ sayılı başvurunun tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili, verilen Kurum kararının yerinde olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Diğer davalı vekili, davacı yanın dayanak yaptığı davaların henüz kesinleşmediğini, anılan dosyalardaki tasarım ve markaların işbu dava konusu başvuru ile bir benzerliğinin bulunmadığını, müvekkilinin, davacının facebook hesabında yaptığı paylaşımları bildiği iddiasının varsayımdan ibaret olduğunu, davacının eskiye dayalı kullanımlarını ispatlayamadığını, “...” ibaresinin Arapça “haline, halkına” anlamlarına geldiğini, dolayısıyla ayırt ediciliği düşük bir sözcük olduğunu,müvekkili markasının bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, tek başına “...” ibaresinin kullanılmadığını, bu anlamda taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, başvurunun kötüniyetle yapılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dosya kapsamında bulunan delillere göre davacı yanın yurtdışında “...” markası üzerinde, süt ürünleri ağırlıklı olarak gerek tescil gerekse de kullanım ile elde ettiği bir hak sahipliğinin mevcut olduğu, “...” markası ile dava konusu marka arasında, ortalama tüketici kitlesini yanılgıya düşürebilecek düzeyde bir benzerlik bulunduğu ancak davacı yanın “...” ibaresi ile ülkemizde herhangi bir tescilli markasının bulunmadığı, gerçek hak sahipliği iddiaları ile ilgili olarak dosyaya sunulduğu görülen delillerin ise, davacı yanın “...” markalarının, ülkemiz tüketicisi üzerinde markasal etki yaratır bir kullanıma konu edildiğini ortaya koymaya elverişli olmadığı, her ne kadar marka üzerinde gerçek hak sahipliği ilkesine göre bir markayı ilk kez oluşturup kullanan kişinin korunması gerekmekte ve bu kullanımın illa tanınmışlık düzeyinde bir kullanım olması gerekmemekte ise de tescilsiz bir markanın kullanımı ile gerçek hak sahibine tanınan bu korumadan faydalanabilmesi için tescilsiz işaretin başvurudan önce markasal anlamda Türkiye'de kullanılmasının gerektiği, dosya kapsamındaki delillerden bu yönde bir sonuca varılmasının mümkün görülmediği, davacının kötü niyet iddiası ile ilgili olarak somut olayda davacı adına yurtdışında tescilli "..." markasının önüne ''...'' ibaresini getirerek davalı tarafından Türkiye'de tescil başvurusuna konu ettirmesinin, markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmasının, davalının davacının markasını tescilden önce bildiğini gösterdiği, bu durumun hukuk düzeni sınırları içinde korunamayacağı, davalının başvurusunun iyiniyetli olmadığı, davalının davacının Türkiye'de bir tescilininin olmamasından faydalanarak dava konusu başvuruyu yaptığı, tescil başvurusunun SMK m.6/9 anlamında kötüniyetli bir tescil olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile TPMK YİDK'nın 2020-M-256 sayılı kararın iptaline, davalıya ait ██████████ kod nolu "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacı tarafından sunulmuş olan bilgi ve belgelerin, uyuşmazlık konusu ibarenin davacı tarafından başvuru tarihinden önce, başvuru kapsamında yer alan mallar/hizmetlerle ilgili olarak, ciddi kullanım teşkil edecek şekilde Türkiye'de ticaret alanında kullanıldığı yönünde kanaat oluşturmaya yeterli olmadığını, başvurunun kötü niyetli olarak gerçekleştirildiği yönünde davacı yanca itiraz aşamasında yeterli delil sunulmadığını, kötü niyet iddiasının kötü niyetin varlığı için tek başına yeterli bir sebep olamayacağını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. ¸GEREKÇE
: Dava, YİDK marka kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı şahsın, "..." ibaresinin, 29 ve 35. sınıf mal ve hizmetlerde tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacının Türkiye'de tescilli olmayan yurtdışında tescilli "..." ibareli markalarına dayalı olarak başvuruya itiraz ettiği, davacının itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından reddine karar verildiği, davacının bu karara karşı yaptığı itirazının da, YİDK'nın 2020-M-256 sayılı, █████/2020 tarihli kararıyla reddedildiği, işbu davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde █████/2020 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesinin kabulü ve istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu başvurunun 6769 sayılı SMK'nın 6/9 maddesi uyarınca kötüniyetle yapılıp yapılmadığı noktasındadır.İlk derece mahkemesinin davalı şirketin başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin gerekçesi, davalının, davacının Türkiye'de marka tescilininin olmamasından faydalanarak karıştırılma ihtimali bulunacak düzeyde benzer başvuru yapmasına dayanmaktadır. Ne var ki davalı başvurusunun, davacı markaları ile iltibasa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük nedeni oluşturmaz. Zira ATAD 27.06.2013 tarihli, C-██████ sayılı kararında da belirtildiği gibi "Başvuru sahibinin başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurt dışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına başvuru sahibinin, ilgili hüküm kapsamında kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir." Yine, "İnceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken, kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz." (Adalet Divanı Genel Mahkemesi, 01.02.2012 tarihli, T-██████ sayılı kararı). C-██████ sayılı ATAD kararında da "Başvuru sahibinin, bir markanın aynısını veya benzerini, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi" gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay HGK.'nun 16.07.2008 gün ve ███████-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde dahi, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve ███████-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin benzer bir uyuşmazlığa ilişkin █████/2019 Tarih ve █████████ E., █████████ K. Sayılı kararında da bu husus; "...Marka hukukunda tescilin ülkeselliği ilkesi hakim olup markaya konu ibarenin yurt dışında herhangi bir ülkede farklı kişiler adına tescilli olması, aynı ibarenin ülkemizde de bir başkası adına tesciline hukuki engel oluşturmamaktadır.(Ü. Tekinalp, FMH, 2012, s.48-p3, s.431-p.8) Her ne kadar Anayasamızın 90. maddesinden hareketle Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesi ve TRİPS Sözleşmesi’nin 16. maddesi uyarınca Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markaların ülkemizde tescilli olmasalar dahi korunmaları ve başkaları adına ilgili mal ve hizmetlerde tesciline engel oluşturmaları mümkün ise de somut olayda, davacının yurt dışındaki tescilli markalarının, davalının marka başvuru tarihinden önce ülkemizde de ilgili sektörde tanınmışlığı ispatlanamamıştır. Bir markanın yurt dışında bir çok ülkede tescilli ve tanınmış marka olması, o markanın ülkemizde de doğrudan tanınmış marka olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, tek başına, anılan markanın ülke içinde bir başkası adına tescil edilmiş olması da kötü niyetli olduğu anlamına da gelmez. Bir markanın tanınmışlığı olgusu sabit bir statü olmayıp, her bir davada somut olayın özelliğine göre dosyaya sunulan deliller ve yurt içindeki ilgili mal ve hizmet sektörü itibariyle değerlendirme yapılmalıdır. Öte yandan Kanun'un tanınmış markanın başkalarınca izinsiz tesciline bağlanan sonuçlar ile kötü niyetle marka tesciline bağlanan sonuçların birbirinden farklı olduğu da dikkate alınmalıdır." biçiminde vurgulanmıştır.Somut olayda davacı vekili, davalının tasarımcı olarak göründüğü 2017 06348-2 sayılı ve “...” ibaresini de içerir tasarıma karşı Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde ████████E sayısı ile ikame ettikleri davada, tasarımın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, anılan tasarımın sahibi olarak görünen dava dışı ... Ltd. Şti.'ye ait olan ██████████ sayılı “...” markası aleyhine de yine Gaziantep 3. AHM’nin ████████ E. sayılı davasının ikame edildiğini, bu davada başvurunun kötüniyetle yapıldığı gerekçesiyle markanın hükümsüzlüğüne karar verildiğini iddia etmiş, Gaziantep 3. AHM’nin █████/2019 tarih, ████████E., ████████ K.sayılı kararıyla davalının davacının markasını tescilden önce bildiği, davacının Türkiye'de tescilli markasının bulunmamasından faydalanarak dava konusu başvuruyu yaptığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin █████/2021 tarih, █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla, davacının markalarının sırf yurtdışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeterli olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurunun kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiş, anılan kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████/2023 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.Açıklanan nedenlerle somut olayda mahkemece, yurt dışında herhangi bir ülkede farklı kişiler adına tescilli bir markanın ülkemizde de bir başkası adına tesciline hukuki engel bulunmadığı, davacının yurt dışındaki tescilli markalarının, davalının marka başvuru tarihinden önce ülkemizde de ilgili sektörde tanınmışlığının ispat edilemediği ve tek başına, yurt dışında tescilli bir markanın, ülke içinde bir başkası adına tescil edilmek istenmesinin kötü niyetin varlığının kabulü için yeterli bulunmadığı, başkaca da bir kötü niyet halinin varlığının ispat edilemediği, nitekim davacı ile dava dışı Şirket'in taraf olduğu Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████/2023 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararının da aynı yönde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davalı gerçek kişinin kötü niyetli olduğu değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Somut olayda uyuşmazlığın niteliği ve istinaf edenin sıfatı gözetildiğinde, bir başka hususun daha tartışılması gereklidir. Zira, davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde, gerçekte ayrı davaların konusunu oluşturan iki farklı talep birleştirilmiş ve davalı ... YİDK kararının iptali ile diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi birlikte talep edilmiştir. Mahkemece her iki talebin de kabulüne karar verildiği halde, yerel mahkeme kararı, davalı gerçek kişi tarafından istinaf edilmemiştir. Davalı ...'in istinaf başvurusu ile YİDK kararının iptali davası yönünden oluşacak hukuki sonucun, diğer davalıyı ilgilendiren hükümsüzlük davasına yansıması düşünülemeyeceğinden, Dairemizce, YİDK kararının iptali davası yönünden ulaşılan sonucun, kararın davalı şirket tarafından istinaf edilmemesi nedeniyle, yerel mahkemece verilen hükümsüzlük kararına yansıtılması mümkün olmamıştır.Bu itibarla, dava konusu marka başvurusunun kötüniyetle yapıldığı ispat olunamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak YİDK iptali istemine ilişkin davanın reddine, hükümsüzlük davası istinaf edilmediğinden marka hükümsüzlüğü isteminin kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi █████/2021 gün ve ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,2-YİDK kararının iptali istemli davanın REDDİNE,3-Hükümsüzlük davasının kabulüne, davalı şahsa ait ██████████ sayılı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 561,00-TL'nin davalı şahıstan tahsili ile Hazineye irat kaydına,5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ve hükümsüzlük davası istinaf edilmediğinden ilk derece mahkemesinin karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 7.375,00-TL vekalet ücretinin davalı şahıstan alınarak davacıya verilmesine,6-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Kurumuna verilmesine,7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.250,00-TL bilirkişi ücreti, 102,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 26,00-TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 2.378.00-TL yargılama giderinin, kabul/ret oranı takdiren 1/2 kabul edilerek bu orana tekabül eden 1.189,00-TL'ye, 54,40-TL peşin harç ile 54,40-TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 1.297,80-TL'nin davalı şahıstan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinden bırakılmasına,8-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 80.00-TL posta gideri ile, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 300,70-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı Kuruma verilmesine,9-Davalı şahıs tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333),11-Davalı ... tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde anılan davalıya iadesine,12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile █████/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH
: █████/2025Başkan...Üye...Üye...Katip...