Anahtar kelimeler: İbareyi Dünya Çapında Emtialar Sınai Edici Sınıflar Ayırt Sinaî Fikri

T.C. ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERMEYE YETKİLİ
T.C.
ANKARA
3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
HAKİM
: ... ...
KATİP
: ... ...
DAVACI
: ... - (T.C.: ...)
VEKİLİ
: Av. ... - ...
DAVALI
: ... ...
DAVA
: Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali)
DAVA TARİHİ
: █████/2022
KARAR TARİHİ
: █████/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: █████/2023
TALEP
:
Davacı vekili █████/2023 harç tarihli dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarında özetle: müvekkilinin "..." markasının 01 ilâ 45. sınıflar arasındaki emtialar bakımından tescil edilmesi için davalı Kurum'a başvuruda bulunduğunu, ancak başvurunun 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 5/1(b) ve (c) maddeleri uyarınca reddedildiğini; oysa ki kararın hukuka aykırı olduğunu, bu ibareyi tüm dünya çapında ilk kullanan ve ayırt edici nitelik kazandıran kişinin davacı olduğunu, söz konusu ibarenin başvuru konusu sınıflar yönünden ayırt edici niteliği haiz olduğunu, kaldı ki tüm sınıflarda yapılan başvurunun sınıf özelinde inceleme yapılmadan reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, "veri heykeli" ibaresini ilk kullanan kişinin davacı olduğunu, tüm dünyada da "..." ibaresinin davacı ile anıldığını ileri sürerek, müvekkili başvurusunun reddine dair ... ...'in ... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
:
Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında özetle: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu, davacının dava konusu başvurusunun "..." ibaresinden oluştuğunu, söz konusu ibaredeki "..." kısaltmasının "..." ibaresinin kısaltılmışı olup yapay zeka anlamına geldiğini, "..." ibaresinin ise "veri heykeli" anlamına geldiğini, bir bütün olarak "yapay zeka veri heykeli" anlamına gelen ibarenin “görsel, ses, metin, vs. gibi sayısal verilerin çeşitli yapay zeka algoritmaları ve parametreleriyle birbiriyle ilişkili hale getirilerek oluşturulan sanal ya da fiziksel tasarımlar”ı ifade ettiğinin tespit edildiğini, söz konusu ibarenin ortalama tüketici nezdinde doğrudan anlamı ile algılanacağını, ayırt edicilik vasfının bulunmadığını ve tanımlayıcı nitelikte olduğunu, bu nedenle SMK madde 5/1-b ve c kapsamında başvurunun reddine karar verildiğini, davacı tarafça sunulan belgelerin kullanım yolu ile ayırt edicilik kazandığına dair bir ispat içermediğini, davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
MUHAKEME
: HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü" uygulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ VE DİĞER HUSUSLAR
:
Dava
: 6769 sayılı SMK'nın 5/1-(b) ve (c) madde ve bentleri temelinde; davacı başvurusu olan ... sayılı marka başvurusu ile ilgili olarak ... ... tarafından ... sayılı kararın iptali istemine ilişkindir.
Davanın açılmasıyla birlikte, tarafların karşılıklı dilekçeleri tebliğ olmuş, sundukları deliller toplanmış, dava konusu başvuruya ilişkin bilgi ve belgeler ...'den celp edilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklikler bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik edilmiş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmuş, █████/2015 tarihli ve 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 201/2 nci maddesi hükmü de gözetilerek, taraflara yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş, sözlü olarak iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ UYGULANACAK HÜKÜMLER ve GEREKÇE
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacının ... başvuru sayılı markasının 6769 sayılı SMK'nın 5/1-b , 5/1-c maddesi ve bentleri anlamında ...'in ... sayılı ... kararının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır.
İptali istenen ... kararının davacıya █████/2022 tarihinde tebliğ olduğu, █████/2022 tarihinde açılan davanın, 5000 sayılı ... Vekilliği ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'un 15/c maddesinde belirlenen iki aylık süre içerisinde olduğu işin esasına geçilmiştir.
... ...'nun ... sayılı kararında; "... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun 6769 s. Kanunun 5/1-(b) ve (c) bentleri uyarına reddine yönelik karara karşı yapılan itiraz incelenmiştir.
...
Somut olayın bu çerçevede değerlendirilmesi neticesinde işbu başvurunun "... ..." ibaresinden oluştuğu, "..." ibaresinin "..." ibaresinin yani "yapay zeka" kavramının kısaltması olduğu, "..." ibaresinin "veri heykeli" anlamına geldiği ve başvurunun bir bütün olarak "yapay zeka veri heykeli" anlamına geldiği tespit edilmiştir. "Veri heykeli" ifadesinin "(...) görsel, ses, metin vs. gibi sayısal verilerin çeşitli yapay zeka algoritmalari ve parametreleriyle birbiriyle ilişkili hale getirilerek oluşturulan sanal ya da fiziksel tasarımlar"ı ifade ettiği de tespit edilmiş bulunmaktadır. Tescili talep edilen mal/hizmetlerin ortalama tüketicileri nezdinde doğrudan anlamı dahilinde bir algılamaya yol açacak olan başvurunun, anlamı herkes tarafından açık, belirgin ve oldukça genel bir ifade olduğu kanaatine varılmış ret kapsamında bulunan mallar/hizmetler bakımından ticari kaynak belirtme, ayırt etme vasfı bulunmadığı, marka algısı yaratır nitelikte olmadığı, diğer işletmelere ait benzer mal ve hizmetlerden ayırt etmeyi sağlama işlevini yerine getiremeyeceği ve malların/hizmetlerin vasfını / karakteristik özelliğini belirtiyor olması nedeniyle ayrıca tanımlayıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
....
İtirazın bu açıdan değerlendirilmesi sonucunda, itiraz dilekçesi ve ekinde başvuruya konu markanın kullanımı ve bu kullanım sonucunda ayırt edici nitelik kazandığı yönündeki iddiayı ispatlamak üzere sunulan belgelerin nitelik ve nicelik olarak markanın kullanım sonucunda ayırt edici nitelik kazandığını göstermede yeterli olmadığı tespit edilmiş olup bu yöndeki itirazın da reddi gerekmiştir.
Son olarak, her marka özgünlük derecesi, tasarımı, tescile konu mallar/hizmetlerin ve bu mal ve hizmetlerin tüketici grubunun özellikleri, markanın tescil kapsamındaki mal/hizmetler üzerindeki ayırt edici niteliği gibi unsurlar açısından kendine Öözgü özellikler taşıdığından ve ancak tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesi sonunda tescil başvurusuna ilişkin karar oluşturulabildiğinden dilekçede başka marka başvurularına ilişkin verilen kararların işbu itirazın değerlendirilmesinde dayanak gösterilmesi de haklı bulunmamıştır.
Yukarıda sayılan nedenlerle işbu itirazın reddine karar verilmiştir.
KARAR
: İtirazın ve başvurunun reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir." şeklinde ifade edilmiştir.
6769 sayılı SMK'nın 5/1-b maddesi “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler”in marka olarak tescil edilemeyeceklerini düzenlemektedir. Madde gerekçesi incelendiğinde, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. ... sayılı AB Marka Tüzüğünün 7. maddesinde de marka olarak tescil edilemeyecek herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler benzer şekilde düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre işaretin tescilinin mümkün olmaması için “kaynak gösterme fonksiyonu”na sahip olmaması gerekmektedir.
Zira ... ve üye ülkelerin ulusal mevzuatlarına göre bu maddenin yorumunda hareket noktası markanın esaslı fonksiyonu kavramıdır. Bir markanın esaslı/asıl fonksiyonu, mal ve hizmetleri bir başkasının mal ve hizmetlerinden ayırt etmekten ibarettir. Dolayısıyla ürünün bir kişi veya firmaya ait olduğunu tanıtmaya imkan vermesi, yani ayırt edici gücünün olması gereklidir. Eğer ki işaret, ürünün aidiyeti hakkında tüketiciye bir bilgi veremiyor ise marka olarak tescil edilemez. Dolayısıyla ayırt edicilik fonksiyonu, işaretlerin genel ve temel bir özelliğidir (...”).
“Bir markanın ayırt edici karaktere sahip olması için o markanın, tescili istenen ürünün belirli bir işletmeden kaynaklandığını belirler hale gelmiş ve böylece o ürünü diğer işletmelerin mallarından ayırır hale getirmiş olması gerekir. (...).”. Yargıtay kararlarında da, ayırt ediciliğin markanın temel fonksiyonu olan kaynak gösterme fonksiyonunun sağlanıp sağlanmadığına bağlı olduğu ifade edilmektedir. Emsal .... sayılı kararında:
"556 sayılı KHK ile hüküm altına alınan tanım ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ayırt edicilik fonksiyonu markanın en temel unsurudur. Çünkü, ayırt edicilik markanın üzerinde kullanıldığı bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan en önemli tescil şartıdır." denilerek ayırt ediciliğin markanın en temel unsuru olduğuna dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla kabul edilen bu görüşler çerçevesine işaretin, tescili talep olunan emtialar yönünden “kaynak gösterme” fonksiyonunun var olup olmadığı incelenmeli ve bu doğrultuda bir kanaate varılmalıdır.
Kanunun 5/1-c maddesi ise “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” in marka olarak tescil edilemeyeceklerini düzenlemektedir. 556 sayılı KHK döneminde 7/1-c maddesinin doğrudan karşılığı olan bu düzenlemeye göre, bir işaretin 5/1-c kapsamında değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile olan sıkı ilişkisi sebebiyle derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir.
Görüldüğü üzere işaretin 6769 s. SMK 5/1-b ve 5/1-c maddeleri kapsamında kalıp kalmadığı hususu, başvuru kapsamındaki emtialar ile işaret arasındaki ilişki gözetilerek değerlendirilmesi gereken bir husustur. Zira tescili talep edilen işaretin kaynak gösterme fonksiyonuna sahip olup olmadığı ya da ilgili mal ya da hizmetin bir özelliğini ifade edip etmediği değerlendirilirken, başvuru kapsamındaki mallar / hizmetler esas alınmak durumundadır.
Yukarıdaki kriterler çerçevesinde dava konusu marka başvurusu işaretsel yönden incelendiğinde şu şekildedir:
Davacı başvuru markası
"..."
(...)
01 ilâ 45. sınıflar.
Bilirkişi heyetinden alınan █████/2023 havale tarihli raporda özetle;
"...1.... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusunun soyut ve somut ayırt ediciliği haiz olduğu dolayısı ile 6769 sayılı SMK’nın 5/1-b maddesi tescil engelinin somut olayda oluşmadığı;
2. ... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusunun başvuru konusu emtialar bakımından tanımlayıcı olmadığı dolayısı ile 6769 sayılı SMK’nın 5/1-c tescil engelinin somut olayda oluşmadığı;..." ifade edilmiştir.
Yukarıda ifade edildiği gibi, dava konusu "..." ibareli marka başvurusunun 01-45. Sınıflar arasındaki tüm emtialar yönünden tescili talebi üzerine ... tarafından 6769 sayılı SMK'nın 5/1-b, 5/1-c maddeleri ve bentleri uyarınca başvuru reddedilmiştir.
6769 Sayılı SMK 5/1-b ve 5/1-c Maddesi Yönünden Yapılan Değerlendirme
Dava konusu "..." ibareli ve ... başvuru numaralı davacı başvurusunun 01 ilâ 45. sınıflar arasındaki tüm mal ve hizmetlerin bulunduğu anlaşılmıştır.
Bir markanın tescil edilebilirliğine ilişkin olarak öne çıkan ayırt edicilik hususunun değerlendirilmesi yapılırken marka olarak kullanılacak işaretin birden fazla unsurdan oluşup oluşmadığına da bakılmalıdır. Şayet marka birden fazla unsurdan oluşuyorsa markanın bütününün bıraktığı izlenime bakılarak değerlendirme yapılmalıdır. (....)
Dava konusu başvurunun "..." ibaresinden oluştuğu, "..." ibaresinin "..." ibaresinin yani "yapay zeka" kavramının kısaltması olduğu, "..." ibaresinin "veri heykeli" anlamına geldiği ve başvurunun bir bütün olarak "yapay zeka veri heykeli" anlamına geldiği tespit edilmiştir.
Yapay zeka, bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrollü robotun genellikle akıllı varlıklarla ilişkili görevleri yerine getirme yeteneğidir. Terim sıklıkla akıl yürütme, anlam keşfetme, genelleme veya geçmiş deneyimlerden öğrenme gibi insanlara özgü entelektüel süreçlerle donatılmış sistemler geliştirmek amacıyla kullanılmaktadır. Günümüz dünyasında artık hemen hemen birçok noktada hayatımıza yerleşmiş ve kullanılmaya devam eden bu kavram, teknolojik bir gelişimi tanımlamak ve türetilmiş bir kavram olarak ortaya çıkmıştır.
"..." ise Türkçe'de “veri heykeli” kavramından dilimize birebir çevrilmiş, “görsel, ses, metin vs. gibi sayısal verilerin çeşitli yapay zeka algoritmaları ve parametreleriyle birbiriyle ilişkili hale getirilerek oluşturulan sanal ya da fiziksel tasarımları ifade eden” bir kavram olup “...” terimi görsel sanatlar alanında var olmakla birlikte, veri biliminin bazı bölümlerini ve kesinlikle makine öğrenimini de içermektedir. Veri biliminin gelişmesiyle ortaya çıkan araçların kullanımını içeren bu kavramda derin öğrenme (deep learning), veri tabanları mevcut araçların yardımıyla verileri görselleştirir. Yine başka bir tanımlamaya göre ise “Gerçek dünyadaki fiziksel nesneler kullanılarak oluşturulan bir veri temsilidir. İki boyutlu çizelge ve grafikler, verileri klasik görsel değişkenlerle (boyut, renk, şekil, konum, vb.) eşleştirirken, veri heykelleri verileri ek bir dizi şeyle eşleştirir - koku, doku, üç boyutlu şekil şekil, tat, ölçek, vb. gibi.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; SMK 5. madde kapsamında mutlak ret sebepleri söz konusu olduğunda re'sen araştırma ilkesi geçerli olduğundan, mahkememizce re'sen yapılan araştırmada da, "..." ifadesinin görsel sanat alanında dijital üretimde yaratıcı bir süreç anlamında sanatçılarca kullanılabildiği, veri biliminin bazı bölümlerini ve makine öğrenmesini içerdiği anlaşılmıştır (kaynak: ..., erişim tarihi:█████/2023). Belirtilen internet linkindeki adreste, bir dijital heykel videosunun bulunduğu ve üzerine tıklayınca videonun sağa-sola döndürme yöntemi ile oynatılabildiği, kadın heykeli olduğu anlaşılan dijital heykelin 3 boyutlu olarak izlenebildiği görülmüştür. Yine, mahkememizce yapılan internet araştırmasında "..." adresinde ise (erişim tarihi █████/2023) "..." ..." isimli kitabın (ilk olarak 2021 tarihli) satışa sunulduğu görülmüştür. Dolayısıyla “...” tanımlamasının, davacı tarafça yaratılan bir tanımlama olmadığı açığa çıkmakla, "..." ifadesinin yapay zeka ile sanata ilişkin içerik üretmede tanımlayıcı bir ibare olduğu, ayırt edici bir nitelik taşımadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan; “yapay zeka” ve “veri heykeli” ile ilgili, özellikle gelişen teknoloji ve değişen çağ itibariyle, her iki kavramın da birbirinden bağımsız olarak terminolojide yer alan ve enternasyonel olarak kullanılan (... yani “...” ve ...) kavramlar oldukları, özellikle değişen çağ yapısı itibariyle teknoloji ile ilgili bu tür kavramların (...) aynen “yapay zeka” tanımının ortaya çıktığı dönemlerdeki gibi teknolojik gelişimlere yönelik ortaya çıkarak isimlendirilen kavramlar oldukları görülmektedir. Dolayısıyla “yapay zeka” ve “veri heykeli” kavramlarının bir bütün olarak kullanımı, anılan kavramlara sahip oldukları anlamlardan bağımsız bir anlam katmamış, ortaya yeni, alışılmışın dışında anlama sahip bir söz öbeği çıkmamıştır.
Nitekim emsal nitelikteki ... sayılı kararında; “Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının başvurusunun "..." ibaresinden oluştuğu, 9, 35, 38, 41 ve 42. sınıf ürün ve hizmetleri içerdiği ve davacının marka tescil başvurusunun bu sınıflar için reddedildiği, ibarenin bütün olarak, firmaların dijitalleşme alanındaki tüm durumlarını tanımladığı, başvuru konusu mal ve hizmetler için ayırt edicilik taşımadığı, vasıf bildirdiği ve ticaret hayatında herkesin kullanımına açık nitelikte olduğu, işaretin kullanımla ayırt edicilik kazandığına ilişkin bir kanıt da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.” şeklinde karar verilmiştir.
Neticeten “...” ibaresi ile karşı karşıya kalacak bir tüketicinin, anılan ibareyi somut bir mal veya hizmet ile ilişkilendirmesi mümkün olmayacak ise de yapacağı basit bir araştırma ile dahi, bu ibarenin yeni nesil bir sanat akımı için kullanılan genel bir kavram olduğunu, ibare İngilizce ise de yapay zeka ve dijital alanla biraz ilgili olan herkesin anlamını bilebileceği temel terimler olduğu, ibarenin farklı nitelikteki dijital verilerin yapay zeka aracılığıyla sanata dönüştürülmesini ifade ettiğinin derhal algılanabileceği, böylesi bir durumda anılan ibareyi bütün olarak teknolojik bir tanımlama, terim olarak algılayarak ibarenin bütününe iktisadi bir anlam yüklemeyeceği, başkaca hiçbir ayırt edici sözcüksel veya şekilsel herhangi bir unsur içermeyen dava konusu markayı, kaynak gösteren bir sözcük grubu şeklinde algılamayacağı, bu halde her bir sözcüğün bir araya getirilmesi ile oluşan bütünsel anlamın, olağanın ötesinde bir sözdizilimsel buluş olarak nitelendirilemeyeceği, dolayısıyla markasal algı yaratmayan, evrensel nitelikte ve aynı anlam kullanılan birebir karşılığı/çevirisi bulunduğu görülen böylesi bir sözcük grubunun, tek bir kişinin inhisarına bırakılmasının da yerinde olmayacağı kanaatine varılmıştır.
Neticeten tescili talep edilen mal/ hizmetlerin ortalama tüketicileri nezdinde doğrudan anlamı dahilinde bir algılamaya yol açacak olan başvurunun, anlamı herkes tarafından açık, belirgin ve oldukça genel bir ifade olduğu kanaatine varılmış, ret kapsamında bulunan mallar/hizmetler bakımından ticari kaynak belirtme, ayırt etme vasfı bulunmadığı, marka algısı yaratır nitelikte olmadığı, diğer işletmelere ait benzer mal ve hizmetlerden ayırt etmeyi sağlama işlevini yerine getiremeyeceği ve malların/hizmetlerin vasfını / karakteristik özelliğini belirtiyor olması nedeniyle ayrıca tanımlayıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu genel tespitler ve somut olay bazında yukarıda ifade edilen değerlendirme neticesinde dava konusu başvurunun belirtilen hizmetler bakımından somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı ve ilgili tüketici nezdinde doğrudan özellik bildirir, tanımlayıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Kullanım Sonucu Ayırt Edicilik İstisnası Açısından Değerlendirme
Marka tescilinde mutlak tescil engellerine ilişkin hallerin tek tek sayılmak suretiyle belirtilmesinin ardından, bu hallerin bir kısmı için benimsenen istisnalar bulunmaktadır.
Uyuşmazlık kapsamındaki tescil engelleri için düzenlenmiş olan istisna, “kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanılmış olması” ile ilgilidir. Buna göre; SMK’nın 5/2. maddesi; “Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez.” hükmünü haizdir.
Ayırt edici niteliğin bulunmaması nedeniyle tescil edilemeyecek bir işaretin marka başvurusunun yapıldığı tarihten önce gerçekleşen kullanımları sayesinde “ayırt edicilik kazanma seviyesi”ne ulaşması halinde tescil edilmesine imkân tanınmıştır. Belirtilen düzenlemenin amacı, temelde ayırt edici niteliği bulunmayan bir işareti kullanım sonucu ayırt edici hale getirmiş marka sahibinin korunmasıdır.
Bir işaretin kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığının tespitinde, bunlarla sınırlı olmamak üzere, öncelikle aşağıda belirtilen kriterler dikkate alınacaktır. (...)
-Tescili talep edilen işaretin daha önceden kullanıldığı ve bu kullanım sonucunda ayırt edici nitelik kazanmış olduğu ispatlanmalıdır. İşaretin, tescil talebi kapsamında bulunan mal ve hizmetlere ilişkin olarak ayırt edicilik kazandığı ispatlanmalıdır.
-İşaretin Türkiye’de marka olarak algılanır hale gelmiş olduğu ispatlanmalıdır.
Yurt dışında kazanılmış ayırt edici niteliğin ispatlanması, işaretin Türkiye’de tescili için yeterli değildir.
-Ayırt ediciliğin ispatına ilişkin deliller, işaretin yöneldiği hedef kitlenin algılamasını yansıtmalıdır. Doğası gereği uzman bir kesime ya da toplumun sınırlı bir kesimine hitap eden bir mal ya da hizmet söz konusu ise delillerin ilgili toplum kesimine ilişkin olması gerekli ve yeterlidir. Yiyecek/içecek gibi herkesin tüketicisi olduğu mal ve hizmetler açısından ise deliller, toplumun genelinin işareti marka olarak algıladığını ortaya koymalıdır.
-Kesin bir yüzde vermek mümkün olmamakla birlikte, ilgili toplum kesiminin yeterince büyük bir kısmının işareti marka olarak algıladığı ispatlanmalıdır.
-Kamuoyu anketleri ve/veya araştırmaları, ticaret odaları/birlikleri beyanları, tüketici dernekleri beyanları, işaretle ilgili çeşitli yayın organlarında çıkan haberler, makaleler, broşürler, eşya numuneleri, işaretin kullanımına ilişkin ciro rakamları, reklam ve tanıtım faaliyetlerine ilişkin belgeler, işaretin başka yerlerde tescilli olduğunu gösteren belgeler, işareti korumaya yönelik yasal takiplere ait belgeler gibi deliller, kullanım sonucu ayırt ediciliğin kazanılmış olduğunu ispat amacıyla sunulabilir.
-Yönlendirici sorular içermeyen, cevap veren kişilerin uygun ve tarafsız olarak belirlenmiş olduğu, bağımsız ve tanınmış kuruluşlar tarafından yapılan kamuoyu anketleri ve/veya araştırmalarının ispat gücü yüksektir.
-Ticaret odaları/birlikleri, tüketici dernekleri vs gibi –başvuru sahibinden-
bağımsız kuruluşların ve rakiplerin beyanları da ispat gücü açısından değerli iken, başvuru sahibi ile ilişki içindeki (tedarikçiler, distribütörler vs) kişilerden gelen deliller değerlendirmede daha az etkili olur.
-Sunulan ciro ve reklâm rakamları yalnızca tescili istenen eşyaya ilişkin olmalıdır. Örneğin başvuru “kahve” için yapılmış ise rakamlar, kahveyi de kapsar şekilde “gıda”ya ait olmamalıdır.
-Pazar payına ilişkin rakamlar, kullanım sonucu ayırt edicilik iddiasına konu işarete ilişkin olmalıdır. Örneğin “x” firmasının “y” işaretine kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandırdığını ileri sürdüğünü varsayalım. Bu firmanın piyasada ürünlerini pazarlarken kullandığı farklı işaretler/markalar da varsa ve firmanın toplam cirosu üzerinden bir pazar payı rakamı sunulmuşsa, bu rakamlar, “y” işaretini taşıyan ürünlerin pazar payının ne kadar olduğunu yansıtmayacağından değerlendirmede güçlü bir etkisi olmayacaktır.
-Satış rakamları delil olarak sunulduğunda dikkat edilmesi gereken husus ise işarete ilişkin rakamların toplam piyasa rakamları ile oranlanarak sunulmasıdır. Yıllık satış rakamları ancak piyasanın toplam büyüklüğü ile kıyaslandığında delil niteliği kazanacaktır. Sektörde yer alan diğer markaların da satış oranını gösteren bir sıralama tablosu, ispat gücü yüksek bir delil olacaktır.
-Deliller, markanın kullanım şekline, kullanımın süresine, sürekliliğine ve yoğunluğuna dair bilgiler vermelidir.
Hükmün uygulanabilmesi için tescili talep edilen işaretin red kapsamında yer alan mallar/ hizmetler üzerinde daha önceden kullanıldığı ve bu kullanım sonucunda ayırt edici nitelik kazanmış olduğunun ispatlanması gereklidir. Kullanım sonucu kazanılmış ayırt ediciliğin varlığının söz konusu olabilmesi için ispatlanması gereken husus ise kullanılan (ve aslında ayırt edici olmayan) işaretin, yoğun ve yaygın kullanım sonucunda tüketicilerce marka olarak algılanır hale gelmiş olması hususudur. Diğer bir anlatımla, başlangıçta ve kendiliğinden ayırt edici niteliği olmayan bir işaretin SMK'da öngörülen istisnai hüküm kapsamında tescil edilebilmesi için, söz konusu işaretin sadece kullanılıyor olması tek başına yeterli olmayıp, bu kullanım neticesinde ilgili tüketici kesiminin, o işaret altında sunulan mal veya hizmetlerin sadece belirli bir ticari kaynaktan geldiğini düşünmeleri gerekmektedir.
Somut olayda davacı tarafından ... kararına itiraz aşamasında kullanım yoluyla ayırt edicilikten kaynaklı olarak da itiraz edildiği anlaşılmıştır. ... kararı iptali davası olması nedeniyle, davacı başvuru sahibinin marka işlem dosyası kapsamında sunmuş olduğu delillerle sınırlı olarak, çekişme konusu ibarenin kullanım sonucu ayırt edicilik kazanıp kazanmadığı değerlendirilebilecektir. Davacının, markanın kullanım yoluyla ayırt ediciliğinin sağlandığına yönelik gösterilen haber, reklam, bülten, internet sitesi, röportajlar, davacının diğer marka başvuruları bütün olarak incelendiğinde, söz konusu delillerin kullanım sonucu ayırt edicilik iddialarını somutlaştırır yeterlilikte deliller olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar bilirkişi heyeti dava konusu marka ile davacı markaları arasında SMK'nın 5/1-b-c maddeleri yönünden tescil engelinin oluşmadığını belirtmiş ise de; raporun aksi yönde "..." ibaresinin tanımlayıcı olduğu, kullanım sonucu ayırt edicilik koşullarının oluşmadığı, tescil engelinin somut olayda oluştuğu kanaatine varılmıştır.
Taraflarca sunulan belgeler ile tüm deliller incelenmiş, alınan rapor ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiş olup, yukarıda açıklanan gerekçelerle dava konusu ... kararının yerinde olduğu kanaatine varılmış ve davanın reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
:
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 269,85 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın düşümü ile 189,15 TL bakiye karar harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
5-Tarafların yatırdıkları gider avanslarından kalan tutarın HMK 333/1 uyarınca karar kesinleştiğinde iade işlemi yapılmak üzere tebliğden itibaren 15 gün içinde, banka hesap numarası bildirildiğinde hesaba aktarılmasına, aksi halde ... racılığı ile adreste ödemeli olarak gönderilmesine,
Dair verilen karar, taraf vekillerinin yüzüne karşı 6100 sayılı HMK'nun 341. ile 345. Maddelerine göre tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ...ölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun Yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.█████/2023
Katip ...
¸
Hakim ...
¸

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!