Anahtar kelimeler: Ödemekle Kayseri Aidat Yılına Yan Yazim İfa Üyelerinin Eksiksiz Üye

T.C.

KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2024
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: █████████
DAVANIN KONUSU
: Alacak (Kooperatif Yönetim Ve Denetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2025
İSTİNAF KARAR
YAZIM TARİHİ
: █████/2025
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2024 tarih ve ████████ Esas - █████████ sayılı kararı davacı vekili tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin █████/2010 tarihinde davalı kooperatife üye olduğunu, 2015 yılına kadar ödemekle yükümlü olduğu tüm aidat ve yan giderleri eksiksiz bir şekilde ifa ettiğini, davalı kooperatifçe müvekkiline daire verileceği vaat edilen blokların yapılmadığını, davalı kooperatifin █████/2015 tarihli 36 no.lu yönetim kurulu kararı ile, "Kayseri İli ... İlçesi ... Mah. ... Mevkii ... Ada ... Parsel" sayılı taşınmazda kayıtlı tapunun 13 nolu bağımsız bölümünün müvekkiline devredileceğinin kararlaştırıldığını, bahsi geçen yönetim kurulu kararı neticesinde, █████/2015 tarihinde davaya konu dairenin zilyetliğinin müvekkile verildiğini ,dairenin üzerindeki ipotekler sebep gösterilerek tapu devri yapılmadığını, aradan geçen bir aylık süreye rağmen tapu devrinin gerçekleşmemesi üzerine müvekkilinin davalı kooperatifin yetkilileri ile görüştüğünü ve kendisine "Diğer üyelerden aidatları toplayamadığımız için sizin dairenizdeki ipoteği kaldıramıyoruz. İpoteği kaldırdığımız an tapu devrini yapacağız." şeklinde beyanda bulunmaları ve zaten dairenin zilyetliğinin de kendisinde bulunması sebebiyle 2018 yılı Aralık ayına kadar daireyi kullandığını, dairenin üzerinde Şekerbank T.A.Ş'nin ipoteği olması ve davalı kooperatifçe bankanın alacaklarının ödenmemesi sebebiyle müvekkiline tahsis edilen 13 nolu bağımsız bölüm, Kayseri 7. İcra Müdürlüğü ... esas sayılı icra dosyası ile satışa çıkarıldığını ve açık artırma yoluyla satıldığını, kooperatif tarafından cebri icra yoluyla yapılan satışta usulsüzlüklerin bulunması sebebiyle ihalenin feshi davası açılarak satışa itiraz edildiğini ve davalı kooperatifin haklı itirazları neticesinde ihalenin feshedilerek müvekkiline tahsis edilen 13 nolu bağımsız bölümün tapusunun tekrar davalı kooperatif adına tescil edildiğini ve müvekkiline tapusu devredilmeden tekrar cebri icra yoluyla satıldığını, müvekkilin aidat ve sair borçlarını düzenli olarak ödemesine rağmen kendisine tahsis edilen taşınmazı devralamaması karşısında yaşadığı mağduriyetin ve hukuksuzluğun giderilmesi adına, uyuşmazlık konusu dairenin dava tarihindeki rayiç değerinin faiziyle birlikte tahsilini talep ettiğini ayrıca, dava konusu taşınmazın yönetim kurulu kararı ile kendisine tahsis edildikten ve zilyetliği devredildikten hemen sonra dairesini kiraya vererek kira geliri elde ettiğini fakat henüz tapu devrini alamadığı için dairesinin satılması neticesinde yaklaşık 3 yıl süren zilyetliğini de kaybettiğini █████/2018 tarihinden beri dairesini kendisi kullanamadığı gibi kiraya da veremediğini █████/2018 tahliye tarihinden itibari ile kira bedelini talep etmekle, Kayseri İli ... İlçesi ... Mah. ... Mevkii ... Ada ... Parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 13 nolu bağımsız bölümün dava tarihindeki rayiç değerine karşılık şimdilik 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı kooperatiften tahsiline, Müvekkilin, dava konusu taşınmazın satışı sebebiyle █████/2018 tahliye tarihinden itibaren uğradığı kira kaybına karşılık şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın ve davalı kooperatif ve yönetim kurulu üyeleri aleyhinde devam eden pek çok dava ve icra takibi olması sebebiyle dava sonunda elde edilebilecek tazminata karşılık, davalı kooperatif tüzel kişiliği ile yönetim kurulu üyelerinin şahsi mal varlıkları üzerine, iş bu dava kesinleşinceye kadar üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla takdiren teminatsız olarak ihtiyati haciz konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar tarafından cevap dilekçesi sunulmadığı görüldü.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; "... Somut olayda da davacının ileri sürdüğü zarar talebi, davalı yöneticilerin ortaklığın malvarlığını azaltan veya kötüleştiren davranışlarına ilişkin olduğundan, dolaylı zarar kapsamındadır. Nitekim eldeki davada da davalı kooperatif yöneticilerin usulsüz olarak çektiği krediler ve borçlanmalar nedeniyle kooperatife ait taşınmazların satıldığı bundan dolayı zarar görüldüğü iddia olunmaktadır. Ancak kooperatifin bir zarara maruz kalması halinde, bundan dolaylı zarar gören kooperatif üyelerinin, hükmolunacak tazminatın kooperatife verilmesi koşulu ile dava açma hakları bulunduğu, ancak ileri sürülen zararın bizzat kendilerine ödenmesini isteyen davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gözetilerek davalılar ..., ... ve ...'e karşı açılan davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmiştir. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin █████████ E.█████████ K. Sayılı ilamı benzer yöndedir) Aktif husumet ehliyeti bulunmadığından Kayseri 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ████████ esas sayılı dava dosyasının sonucunun da beklenmesine gerek kalmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davalı kooperatife yönelik açılan dava yönünden yapılan incelemede;
Yapı kooperatifinin ana amacı ortakların akçalı yükümlülüklerini yerine getirmeleri karşılığında anasözleşmeye uygun, konut ya da işyeri teslim etmektir. Konut karşılığı tazminat isteyebilmesi için, kooperatifin inşaatlarının bitirilip konut tahsisi aşamasına gelindiği ve diğer üyelere tahsis ve teslim yapıldığı halde davacıya konut tahsis ve tesliminin yapılmaması gerekir. Bu husus, bu tazminatın istenebilmesinin ön koşuludur. Bu önkoşulun gerçekleşmesinden sonra, davacı için çeşitli nedenlerle konut ya da işyeri tahsisi imkânsızlığı ortaya çıktığında ortağın uygun bir tazminat isteme hakkı bulunmaktadır. Normal ödemesini yapıp konut sahibi olan üyelerle eşit miktarda ödemesi bulunduğu tespit edilen, diğer anlatımla eksik ödemesi bulunmadığı belirlenen, ancak kendisine konut tahsis ve teslimi yapılamayan ortağın, ödemesi eksik olmayan diğer üyelere verilen emsal bir konutun dava tarihi itibariyle rayiç değerini talep edebileceğinin, hiç ödemesi yok ise konut karşılığı tazminat talep hakkı olup, bu isteminin reddi gerektiğinin kabulü gerekir. (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin █████████ E.████████ K. Sayılı ilamı aynı yöndedir)
Yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacının davalı kooperatifin üyesi olduğu, davalı kooperatifçe davacıya tahsis edilen daire için 148.970 TL maliyet belirlendiği, maliyetin belirlendiği aşamada davacı ödemesi 143.150 TL olarak dikkate alınmış ve davacının 5.820 TL borçlu kaldığı hesaplanmıştır. Davacı taraf söz konusu 5.820 TL ve 3.500 TL mesken bedelini 28.11.2017 tarihinde ödediği belirlenmiştir. Bu durumda davalı tarafça belirlenen bedeli davacının ödediği, davacının eksik ödemesi bulunmadığı, davacının talebinin taşınmazın rayiç değerinin verilmesine yönelik olduğu ve davacının tüm ödemeleri yapmış olması nedeniyle dava tarihindeki daire bedeli olan 320.000,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı kooperatiften tahsiline karar verilmiştir. Hemen burada belirtmek gerekir ki kooperatife karşı talep hakkı bulunduğu sürece davacının yöneticilere karşı henüz dava açma hakkı da yoktur. (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin █████████E .█████████ K. Sayılı ilamı aynı yöndedir) Ayrıca davacının tahliye tarihinde itibaren kira kaybı zararı olduğu iddiasıyla kira alacağı talebi de haklı görülerek davacıya tahsis edilip zilyetliği devredilen taşınmazın cebri icra yoluyla satılması nedeniyle davacının dava tarihine kadar kira kaybı da bulunduğundan 16.198,75-TL'nin davalı kooperatiften tahsiline karar verilmiştir. Kira alacağı talebine yönelik faiz talebi olmadığı gözetilerek aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiş..." gerekçesiyle DAVANIN KISMEN KABULÜ ile; Davalı ...Yapı Kooperatifi'ne karşı açılan davada; Davacının taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesine yönelik talebinin kabulü ile 320.000,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasıl faizi ile birlikte davalı ...Yapı Kooperatifi'nden alınarak davacıya verilmesine, b- Davacının kira alacağına yönelik talebinin kabulü ile 16.198,75-TL'nin davalı ...Yapı Kooperatifi'nden alınarak davacıya verilmesine, Davalılar ..., ... ve ...'e karşı açılan davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmiştir.
İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin gerekçeli kararında; zarar talebinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren davranışlardan kaynaklandığını bu sebeple dolaylı zarar kapsamında olduğunu kararına gerekçe gösterdiğini, ancak zarar talebinin doğrudan zarar kapsamında olduğunu, bu sebeple aktif husumet yokluğu nedeniyle reddolunan kısmın hukuka aykırılık oluşturduğunu, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu 62/1 "Yönetim Kurulu, kooperatif işlerinin yönetim için gereken titizliği gösterir ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda bütün gayretini sarf eder." hükmü ile yönetim kurulu üyelerinin kooperatif işlerinin görülmesinde gereken titizliği göstermeye mecbur oldukları belirtilmiş ve hemen akabinde 2.fıkra ile "Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar." denilmekle kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri, kusurları nedeniyle gereği gibi yerine getirmemeleri halinde doğan zararlardan şahsen sorumlu olduklarının da hüküm altına alındığını, anılan kanun gereği bu sorumluluğun kooperatife, ortaklara ve üçüncü şahıslara karşı şahsi sorumluluk şeklinde ve bu sorumluluğunun hukukî müeyyidesinin ise verdikleri zararı tazmin ettiğini, bu bağlamda kooperatif yönetim kurulu üyeleri olan davalılar ..., ... ve ...'nun kusurları dolayısıyla sorumlulukları bulunduğunu, müvekkilinin uğradığı zarardan Kooperatif Kanunu'nun 98.maddesinin yollamasıyla TTK'nın ilgili maddeleri gereği müteselsilen ve şahsen sorumlu olduklarından yönetim kurulu üyeleri açısından verilen husumetten red kararının kaldırılması gerektiğini, kusurlu yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak olan sorumluluk davalarının, sadece şirket tüzel kişiliği tarafından değil aynı zamanda “doğrudan zararlar”ı söz konusu olan kooperatif ortakları tarafından da açılabildiğini, Yönetim kurulu üyelerinin yükümlülüklerini kasten veya ihmalle yerine getirmemeleri halinde kusurun gerçekleşmiş sayıldığını, TTK’nın 369. maddesinde "Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar." denildiğini, Kanun koyucunun bu hususta yöneticilerin “tedbirli" olması gerektiğini özellikle belirterek, yönetim kurulunun görevlerini yerine getirirken özenli davranması gerektiğinin altını çizdiğini, müvekkilinin uğradığı zarar göz önüne alındığında, davalı yöneticilerin görevlerini yerine getirebilecek bilgiye sahip olmadıkları, kooperatifi maddi tehlikelere karşı dayanıklı hale getirebilecek isabetli kararları almak noktasında yetkin olmadıkları dolayısıyla tedbirli yönetici sıfatını haiz olmadıkları ortada olduğunu, müvekkilinin, yönetim kurulu üyesi olmak için gerekli yetenek, bilgi ve yetkinliğe sahip olmayan davalıların vermiş oldukları kararlar nedeniyle yıllardır mağdur durumda olduğunu, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin, şirkete ve pay sahiplerine karşı sadakat yükümlülüğü altında olup şirketin aleyhine sonuç doğuracak hiçbir karar almaması gerektiğini, yönetim kurulu üyesinin diğer pay sahiplerine veya alacaklılara doğrudan zarar verir ise, verdiği bu zararın tazminat olarak yönetim kurulu üyesi tarafından karşılanacağını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ██████████ E., ██████████ K. Kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ██████████ E., █████████ K. sayılı kararların yerleşik Yargıtay kararlarının da bu doğrultuda olduğunu, işbu davada dört yılı aşkın sürenin sonunda karar kurulabildiğinden davanın tam kabulüne karar verilse bile müvekkilinin gerçek zararının karşılanmayacağının açık olduğunu, müvekkilinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmişken ve artan enflasyon karşısında tazminat hakkı da erimişken faiz talebinin reddinin hukuka uygun olmadığını, yerel mahkeme dosyasında taraflarınca dile getirilen şikayetlerle birebir aynı olacak şekilde kovuşturma yürütülen Kayseri 16. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ████████ E. - ████████ K. sayılı dosyasında (Ek-1) davalı sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verildiğini, davalıların cezai sorumluluklarına ilişkin taraflarınca yürütülen Kayseri 13. Asliye Ceza Mahkemesi ████████ E. sayılı dosyasının ise halen derdest olduğunu, işbu derdest olan davada da, dava konusu ve tarafları aynı olan Kayseri 16. Asliye Ceza Mahkemesi ile aynı doğrultuda, davalı sanıklar hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan mahkumiyet kararı verileceğinin açık olduğunu, davalıların sorumluluğunun bulunduğunun ceza davası ile de ispatlandığını, cezai sorumluluğu bulunan davalı sanıkların hukuki sorumluluğunun da bulunduğunu belirterek; istinaf dilekçesinde açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunun kabulü ile, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E. - 2024//1164 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talep doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; İstinafa cevap dilekçesinde açıklanan nedenlerle davacı tarafça yapılan istinaf başvurusunun yerel mahkemece verilen kararın hukuka uygun olduğu gözetilerek reddine; yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.Davacı talebi aynı zamanda kooperatif yöneticilerinin sorumluluğu nedeniyle tazminat davasıdır. Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri ve denetçileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici ve denetçi aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait ise de, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır.
Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.
Somut olayda öncelikle, söz konusu talebin davacının doğrudan mı yoksa dolaylı zararını mı oluşturduğu hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı anonim şirketler hukukunda sorumluluk çerçevesinde, ortağın veya alacaklının doğrudan kendi malvarlığında mı, yoksa şirketin zararı dolayısıyla “yansıma” (Reflexschaden) bir zarara mı maruz kaldığı sorusunu cevaplamaya yarar. Bu iki kavram yalnızca ortakların ve alacaklıların zararı halinde kullanılır, zira sorumluluk hükümleri çerçevesinde anonim şirket yalnızca doğrudan zarara uğrayabilir, ortaklar ve alacaklılar bakımından ise hem doğrudan hem de dolaylı zarar söz konusu olabilir.
Doğrudan doğruya zarar, şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Şirketin ortakları ve alacaklıları, ortaklık zarar görmeden de bir zarara uğrayabilirler. İşte ortaklık malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmeden ortağın ve alacaklının malvarlığında meydana gelen azalmaya anonim şirketler hukukunda doğrudan zarar denilmekte ve bu durumda pay sahibine hükmedilecek tazminatın kendisine ödenmesi talebiyle dava açma imkanı tanınmaktadır. Ortakların veya alacaklıların doğrudan doğruya zararı, yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda bu kimselerin ferdi ve hususi haklarının ihlali şeklinde ortaya çıkar. Ortakların ve alacaklıların doğrudan zararına ilişkin olarak başlıca şu örnekler verilebilir: Sermaye artırımında ortağın rüçhan hakkının kullanımının engellenmesi, ortağa payına uygun temettü ödenmemesi, ortağın genel kurul toplantısına katılmasına veya toplantıda oy kullanmasına haksız yere engel olunması, hazırlanan yanlış bilançoya istinaden ortağın hisselerini satması veya yeni hisse senedi alarak zarara uğraması, alacaklının yanlış bilgiye dayanarak şirkete kredi açması.
Alacaklıların ve ortakların doğrudan zarar görmeleri nedeniyle uğradıkları zararın tazminini talep etmeleri, genel hukuk prensibi olan sorumluluğun bir sonucudur. Doğrudan doğruya uğranılan zararlardan dolayı açılacak davalarda ortaklar ve alacaklılar tazminatın kendilerine verilmesini talep edebilirler. Birden fazla pay sahibi veya alacaklı aynı fiille zarara uğramış olsalar dahi talep edilebilecek tutar bizzat uğradıkları zarar ile sınırlıdır. Aslında ortakların ve alacaklıların doğrudan zararı anonim şirketler hukukuna özgü tipik bir sorumluluk davası olmayıp şirketin haksız fiilini teşkil eder. O nedenle bu davalarda anonim şirketlere özgü aktif ve pasif dava ehliyeti, doğrudan ve dolaylı zarar, farklılaştırılmış teselsül gibi özel düzenlemeler dışında esas itibarıyla haksız fiil sorumluluğuna ilişkin zarar, illiyet bağı, hukuka aykırılık ve kusura ilişkin kurallar uygulama bulur.
Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.
Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.
6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.
Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır. Ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortakların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları da etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak, dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada, hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesini talep edebilir. Bu durumda davacı ortak uğranılan dolaylı zararın şirkete verilmesi yönünde talepte bulunabilecek olup, anılan talep yönünden herhangi bir genel kurul kararı alınması da gerekmemektedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi █████████ Esas █████████ Karar) 6102 sayılı TTK'nın "V - Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu" başlıklı 553'üncü maddesine göre; "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz." Şirket yöneticileri aleyhine açılacak tazminat davalarının bu madde kapsamında ele alınması gerekmektedir.
Davacı kooperatif üyesi davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Kooperatifin uğradığı zararların tazmini istemiyle açılan dolaylı zarara ilişkin alacak davasında tazminatın kooperatife ödenmesinin istenmesi zorunludur. Buna dayanılarak davacının aktif husumet ehliyetinin yokluğu sebebiyle davanın reddi kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Davacının kira alacağı yönünden faize hükmedilmemesi nedeniyle istinaf talebinin incelenmesi sonucunda davacının dava ve ıslah dilekçesiyle bağlı kalınarak hüküm tesis edildiği, dava ve ıslah dilekçesinde bu alacak kalemi yönünden faiz talebinin olmadığı görülmekle talepten fazlaya hükmedilemeyeceğinden kararın yerinde olduğu görülmüştür.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen █████/2024 tarih ve ████████ E. - █████████ sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcından istinaf eden davacı tarafından peşin yatırılmış 5.752,00 TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 5.136,60 TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinden istinaf eden davacıya iadesine,
3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK'nın 361/1 uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2025

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!