8. Ceza Dairesi 2018/6532 E., 2018/11182 K. Kararı: Kredi Kartı Kötüye Kullanımı Suçundan Mahkumiyet Kararının Değerlendirilmesi ve Oyçokluğu ile Onaylanması.
Özet: Asliye Ceza Mahkemesi'nin sanığın banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan mahkumiyetine ilişkin kararı, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nde yapılan temyiz incelemesi sonucunda, çoğunluk oyuyla onanmıştır; ancak bir üye, sanığın mahkumiyetini gerektirecek yeterli delil bulunmadığı, eksik soruşturma yapıldığı ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği kararın bozulması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ
: Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılmasıHÜKÜM
: MahkumiyetGereği görüşülüp düşünüldü
:Bozmaya uyularak; yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun,yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanığın, suçun sabit olmadığına yönelik temyiz itirazı yerinde görülmediğinden reddiyle hükmün ONANMASINA,18.10.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.KARŞI DÜŞÜNCESanık ... hakkında açılan kamu davasının yerel mahkemece yapılan yargılaması sonunda kredi kartını kötüye kullanmak suçundan TCK.nun 245/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına dair kararın onanmasına yönelik sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı olmamıştır.20.04.2017 tarihli karşı düşüncemizdeki "23.02.2012 tarihinde şikayetçi ... adına düzenlenen sahte nüfus cüzdanı ile sanık tarafından işletilen ... Bilgisayar isimli işyerinden yine ... adına verilen kredi kartı ile Mail-order yöntemiyle 3.650 TL tutarında bilgisayar satın aldığı, olaydan önce 10.02.2012 tarihinde telefon bankacılığı üzerinden şikayetçiye ait kart üzerinden... adına ek kart talep edildiği ve bu kartın teslimi esnasında şikeyetçi ...'in ek kart sözleşmesini ibraz ederek kuryeye teslim ettiği anlaşılmaktadır.Dosyada, sanığın mahkumiyetini gerektirir derecede delil bulunmayıp eksik ve yetersiz soruşturma sonucu hüküm kurulmuştur.Sanığa ait işyerinde alışveriş yapılmış olması başlıbaşına mahkumiyeti gerektirir bir durum ve delil olarak değerlendirilmesi hukuken olanaklı değildir.1) Şikayetçi ... kimliği ile alışveriş yapılan sahte kimlik fotokopisinde tüm bilgiler birebir aynı olup, bu husus şikayetçinin kimlik ve kredi kartının muhtemelen şikayetçiyi tanıyan biri tarafından kullanıldığını göstermekte, ayrıca üzerinde .... nolu GSM numarası bulunmakta olup bu konuda hiç bir araştırma yapılmaması,2) Yapı Kredi Bankası'nın 13.08.2012 günlü cevabi yazılarında şikayetçiye ait kart üzerinden .... adına ek kart başvurusunun telefon bankacılığı üzerinden yapıldığı ve görüşme kayıtlarının CD ortamında Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiği bildirilmiş olması karşısında ses analizi yapılarak sesin sanığa ait olup olmadığı hususunda uzman kuruluşlardan rapor alınmaması,3) Sanık tarafından satışı gerçekleştirilen bilgisayarların MAC numaralarından bilgisayarı kullanan kişilerin tesbiti ile beyanlarına başvurulmaması,4) Dosyada mevcut, Dr. ... tarafından düzenlenen 18.11.2013 günlü raporunda, sanığa ait işyerinden yapılan alışveriş sonrası ibraz edilen nüfus cüzdanı fotokopisindeki imzalarında FARKLILIK gösterdiği, ancak sanığın eli ürünü olarak kabul edilmesi gerektiği şeklindeki kanaate ve ihtimale dayalı raporun hükme esas alınması olanaklı olmayıp, daha fazla miktarda ve eski tarihli belgelerde istenilmek suretiyle uzman kuruluşlar veya Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmadan yetersiz bilirkişi raporuyla hüküm kurulmasından sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.07.2009 tarih ve 2009/8-72 esas, ████████ sayılı kararı ile birçok kararında "Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan "in dubio pro reo" yani "kuşkudan sanık yararlanır" kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu da budur". denilmek suretiyle olasılığa dayanılarak hüküm kurulamayacağına açıkça vurgu yapılmıştır.Somut olayda da kesin delillere değil olasılığa dayanılarak hüküm kurulmuştur." şeklindeki görüşümüz doğrultusunda yerel mahkeme kararının bozulması gerekmektedir.Bu itibarla, yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir. 18.10.2018