Giriş yap
Kayıt ol

                ANKARA NÖBETÇİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

Gönderilmek Üzere

ANKARA 9. SULH CEZA MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

SORGU NO :2012/

ŞÜPHELİ :

MÜDAFİ :Av.

TUTUKLAMA TARİHİ:17.01.2012

TALEP KONUSU :Müvekkilin yukarıda Sorgu Numarasını belirtmiş olduğum
dosya üzerinden tutuklanmasına dair karara itirazlarımızdan ibarettir.

AÇIKLAMALAR :

1.  Yukarıda sorgu numarasını belirtmiş olduğumuz dosya üzerinden
    müvekkil … 17.01.2012 tarihinde Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesine Sevk
    edilerek tutuklanmıştır. Ancak biz bu tutuklama kararına haklı
    gerekçelerimiz ile itiraz etmekteyiz. Şöyle ki;

2.  Sayın Mahkemece 17.01.2012 Tarihli tutuklama gerekçesinde “.. suçun
    temas eden yasal maddelerdeki ceza karşılığı, kuvvetli suç
    şüphesinin varlığı, delillerin toplanmamış olması, delilleri yok
    etme değiştirme hususlarında kuvvetli şüphe bulunması, şüphelinin
    kaçma ihtimalinin olması..” olarak vurgulanmıştır. Oysaki;

3.  Kolluk kuvvetlerince tanzim edilen soruşturma evraklarından şüpheli
    ifade tutanağında suç; çocuğun cinsel yönden istismarı, olarak
    belirtilmiştir. Oysa ki Çocuğun cinsel yönden istismarı suçunu
    düzenleyen TCK 103. Madde; 15 yaşını tamamlamamış veya tamamlamış
    olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneği
    gelişmemiş çocuklara karşı işlenmesi halini düzenlemektedir. MAĞDURE
    15 YAŞINI TAMAMLAMIŞTIR. Mağdure ile onun isteği doğrultusunda
    cinsel birlikteliği olmuştur. Bu durumda müvekkilin yargılamasının
    yapılacağı sevk maddesi, mağdurenin yaşı dikkate alındığında,
    TCK 103. Madde olmayacaktır. Bu durumda isnat edilen suçlama,
    CMK 100. Maddede sayılan katalog suçlardan olmayacaktır.

4.  Ayrıca mağdurenin adli tıp raporunda darp ve cenbir izine
    rastlanmamıştır. Dolayısıyla cebir tehdit vs. ile zorlama olmadığı
    sabittir. Bununla birlikte mağdure ifadesinde, şüpheli ile kendi
    rızası ile görüştüğünü de beyan etmiştir.

5.  Mağdure, müvekkilim ile tanıştığında 19 yaşında olduğunu beyan
    etmiştir. Zira, mağdure okulu bırakmış ve çalışmaktadır. Müvekkilim
    de, mağdurenin görüştükleri zaman aralığında okula gitmemesi ve
    işten yeni ayrıldığını söylemesi üzerine, ona inanmış ve mağdurenin
    reşit olduğunu düşünmüş ve onunla bu suretle birlikte olmuştur. TCK
    MADDE 30. - (1) “Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki
    maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu
    hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.” Hükmü dikkate
    alınmalıdır. İlgili maddede belirtildiği gibi fail fiilin icrası
    sırasında mağdurun 19 yaşlarında olduğunu düşünmektedir. Çocukların
    cinsel istismarı suçu kasten işlenebilen bir suç olup olası kastlada
    işlenebilir. Failin kastı mağdurun yaşına yönelikte olmalıdır.
    Failin bu konuda yanılması kastı ortadan kaldırır, fail bu
    hatasından yararlanıcaktır ve cinsel istismar suçunun taksirle
    işlenmesi mümkün olmadığı için reşit olmayan ile cinsel ilişki suçu
    sebebiyle sorumlu olacaktır.

6.  Mağdure 15 yaşını tamamlamış olup, henüz reşit olmadığından,
    müvekkilin yargılamasının yapılacağı sevk maddesi TCK 104. Madde
    olma ihtimali göz önüne alındığında, yasal maddedeki ceza karşılığı
    6 aydan başlamaktadır. Müvekkil hakkında uygulanacak kanun
    maddesinin, belirttiğim yönde değişme/belirlenme ihtimali mevcuttur.
    Bu durumda, Sayın Mahkemece verilen tutukluluk kararının gerekçesi
    mesnetsiz kalmaktadır.

7.  Müvekkilim emlakçılık yapmakta, ailesine(anne, baba ve kardeşler)
    bakmaktadır. Ayrıca Fiili olarak beraber yaşamasa da, ekonomik
    olarak bakmakla sorumlu olduğu bir eşi ve eşinin hasta bir çocuğu
    bulunmaktadır. Şayet tutuklu kalırsa, eşi ve çocuğu mağdur
    olacaktır. Zira, bu kişiler hayatlarını, müvekkilimin yaptığı
    ekonomik yardımlar ile devam ettirebilmektedirler.

8.  Dosyada el konulan çakı ise, müvekkilimin arabasında bulunmuştur.
    Mağdure, müvekkilimin çakı ile kendisine zor kullandığını, kafasına
    yumruk attığını ifade etmiş ise de, vücudunda herhangi bir cebir
    izi, bıçak izine rastlanmamıştır. Bu sebeple mağdure beyanları
    çelişkili olup, itibar edilebilir nitelikte değildir. Mağdure,
    müvekkil ile 10 güne yakın bir süre sık aralıklarla görüşmüş, bir
    çok arkadaşı ile tanıştırmıştır. Mağdurenin, müvekkilin arabasında
    bulunan çakıyı görme ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca,
    müvekkilim, mağdureye bu çakı ile meyva soyduğunu, möağdurenin bu
    suretle çakıyı gördüğünü ifade etmiştir.

9.  Müvekkil aleyhine kanıt olarak yalnızca mağdurenin çelişkili
    beyanları mevcuttur. Müvekkil, mağdure ile cinsel münasebetlerinin
    olduğunu samimi bir şekilde ikrar etmiştir. Uyuşmazlık konusu ise
    rıza olup olmadığıdır. Rıza olduğu ise, yargılama aşamasında sabit
    olacaktır. Bu sebeple müvekkil hakkında TCK 104. Maddenin
    uygulanması kuvvetle muhtemeldir.

10. Gerek Anayasada ve gerek Yasada, tutuklama koşulları sayıldıktan
    sonra, kişilerin tutuklanabilecekleri belirtilmiş, yargıcın mutlaka
    tutuklama kararı vermesi gerektiği belirtilmemiştir. (A.Yasa M. 19;
    CMK m.101). Her iki maddede yer alan “tutuklanabilir” ibaresi bunun
    açık kanıtıdır. Türk Hukukunda, Yargıcın tutuklama kararı vermeye
    zorunlu tutulduğu hiçbir durum yoktur. Aksine, hakim tutuklama
    kararı verip vermemekte tamamen özgürdür. Kural sanığın
    tutuklanmamasıdır. İstisna ise suçluluğu hakkında kuvvetli suç
    şüphesi uyandıran olgular bulunan kişinin, kaçma şüphesi veya
    delilleri karartma tehlikesi varsa tutuklanabilmesidir. Bir kimsenin
    uzun süre tutuklu kaldıktan sonra aklanması durumunda tutuklulukta
    geçen süre ve özgürlük kısıtlılığı nedeniyle çekilen acılar,
    yakınlarının çektiği sıkıntılar telafi edilememektedir. Bunun aksi
    bir durumda yani tutuksuz yargılanan birinin dava sonucunda suçlu
    bulunması durumunda cezasını çekmek üzere davet edilmesinde,
    giderilmesi olanaksız bir zarardan söz edilemeyecektir. İşte Sayın
    Mahkemenin bu iki seçenek arasından tutuksuz yargılamayı seçmesi
    ancak sanığın kaçmaması ve suç kanıtlarını karatmaması olanaklarını
    değerlendirerek böyle bir olasılığın bulunması durumunda tutukluluğa
    karar vermesi gerekirken, ortada karartılacak bir kanıt kalmamış
    olan durumlarda hala tutuklukta ısrar edilmesi hem Anayasa CMK’nın
    ve hem de AİHS’in lafzına ve ruhuna aykırıdır.

SONUÇ VE İSTEM : İtirazlarımız göz önüne alınarak, kaçma, delilleri
karatma şüphesinin bulunmayışı, ve suçun vasıf ve mahiyetinin değişme
ihtimalinin de kuvvetle muhtemel oluşu, atılı suçun TCK 103 kapsamında
da olmayışı göz önüne alınarak; itirazımızın kabulü ile Sayın Mahkemenin
17.01.2012 Tarihli tutuklama kararının kaldırılarak, müvekkilimin
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını saygılarımla arz ve
talep ederim. 20.01.2012

Şüpheli Müdafi

Av.

            
Avevrak.com © 2024, her hakkı saklıdır.
bilgi@avevrak.com
Tel.: 0507 115 57 78