Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Kararının İncelenmesi ve Adil Ceza Tayini İlkeleri
Özet: İdarenin takdir yetkisi sınırsız olmayıp, yasal sınırlar, eşitlik ilkesi, kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek kullanılmalıdır. Avukatın zimmet suçundan HAGB kararı alması avukatlığa engel olsa da, kararın hukuki sonuç doğurmaması nedeniyle meslekten çıkarma yerine daha hafif bir ceza verilmesi gerektiği, ancak TBB Disiplin Kurulu'nun belirlediği 3 ay işten çıkarma cezasının eylemin ağırlığıyla orantılı olmadığı ve bu nedenle 1 yıl 8 ay işten çıkarma cezasının uygun olduğu değerlendirilmiştir.
Tarih
29.10.2022
Esas
████████
Karar
████████

* İdareye belli konularda takdir yetkisinin tanınması, idarenin “keyfi” olarak hareket edebileceği anlamına gelmez. İdare takdir yetkisini kullanırken; yasanın koyduğu sınırlar içinde kalmalı, eşitlik ilkesine önem vermeli, kamu yararını gözetmeli, hizmetin gereklerini göz önüne almalı, gerekçe göstermeli ve eğer yasalar özel koşullar öngörmüş ise bunlara da uymalıdır.

 (Av. Yas. m. 158)


 

 

 

Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün 13.10.2022 günlü “Olur”u ile Kurulumuzun 02.07.2022 gün ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı, 

“Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunca, adı geçen Avukata isnat edilen eylem ile verilen ceza arasında adil bir denge gözetilmeden alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilen işten çıkarma cezası süresinin ölçülülük ilkesine uygun olmadığı gerekçesiyle, itirazın kabulüne ve söz konusu kararın 3 ay süre ile işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına şeklinde düzeltilerek onanmasına karar verilmiş ise de;…

Adı geçen Avukat hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararma konu zimmet suçu Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a maddesine göre, avukatlığa engel suçlardan olup anılan Kanunun 136/1. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasını gerektirmektedir. Ancak bu suç nedeniyle adı geçen Avukat hakkında verilen mahkûmiyet kararının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi uyarınca hukuki sonuç doğurmadığı nazara alındığında Avukatlık Kanunu’nun 158/1. maddesinde belirtilen ilkeler uyarınca eylemin niteliği ve ağırlığı dikkate alınarak meslekten çıkarma cezası yerine bir alt ceza olan belirli süre ile işten çıkarma cezası verilmesi gerekmektedir. 

Bu itibarla, eylemin niteliği ve ağırlığı, Mahkemece verilen ceza miktarı ile Avukatlık Kanunu’nun 158/1. maddesinde öngörülen ilkeler nazara alındığında Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunca, Baro Disiplin Kurulunun 1 yıl 8 ay süre ile işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına dair kararının, düzeltilerek onanmasına karar verilmek suretiyle tayin edilen üç ay süre ile işten çıkarma cezasının süre yönünden hafif kaldığı, eylem ile ceza arasında adaletli bir dengenin kurulmadığı, hak ve nesafet kurallarına uygun bulunmadığı anlaşılmıştır.” gerekçesi ile Avukatlık Kanunu’nun 157/7. maddesi gereği bir daha görüşülmek üzere geri gönderilmiştir. 

Geri gönderme gerekçesi ile birlikte dava dosyası yeniden incelendi: 

Şikâyetli avukat hakkında, “Alacaklı müşteki vekili sıfatıyla, tüketici hakem heyeti kararlarına istinaden, işlemiş faiziyle birlikte toplam 466,38 TL kredi masrafı alacağının tahsili amacıyla yürüttüğü … İcra Müdürlüğünün █████████ ve 3465 sayılı icra takipleri sırasında, 27.05.2016, 31.05.2016 ve 08.06.2016 tarihli reddiyat makbuzları ile toplamda 968,61 TL alacağı tamamen tahsil ettiği hâlde, müştekiye vermeyerek uhdesinde tuttuğu” iddiası açılan kamu davasında verilen HAGB kararı üzerine başlatılan disiplin davasında, eylem sabit görülerek disiplin cezası tayin edilmiştir. 

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında Şikâyetli savunma vermemiştir. Disiplin davasına konu eylem nedeniyle yargılandığı mahkemede “Ben avukatlığa başladıktan sonra rahatsızlandım, tansiyonum 25’lere çıktı, koah hastalığına düştüm, şekerim çıktı, vertigo hastalığına yakalandım, damarlarda genişleme oldu, bu nedenle ben icra dosyalarının takibini Avukat A.K. ve kâtibi O.S.E.’yi bırakarak … iline gittim, oradan biraz tarla aldım, bu tarlada çiftçilik yapmaya başladım, sağlımı düzeltmeye çalıştım, iddianamede geçen paraların çekildiği iddiası doğrudur, benim hesabıma gönderilmiştir, ben bu paraları ödemesi için Avukat A.K.’ya gönderdim, ancak ödeyip ödemediğini ben bilmiyorum, ben ayrıca yazılı beyanda bulunacağım, atılı suçlamayı kabul etmiyorum. HAGB’nin uygulanmasını kabul etmiyorum.” demiştir. 

İncelenen dosya kapsamından, Baro Yönetim Kurulu’nun 15.04.2020 günlü toplantısında Avukatlık Kanunu’nun 34, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 3, 4 ve 43.maddeleri uyarınca Şikâyetli Avukat hakkında, disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği, 

Şikâyetli avukatın disiplin kovuşturmasına konu eylemi nedeniyle, “Görevi Kötüye Kullanma” suçundan cezalandırılması istemiyle … Ağır Ceza Mahkemesinin ███████ esasına kayden açılan kamu davasında Mahkemenin 20.11.2019 gün ve ████████ sayılı ilamı ile sanık şikâyetli Avukatın eylemine uyan “Zimmet” suçundan TCK’nın 247/1, 43/1, 249/1, 248/2,  62/1.maddesi gereğince neticeten 1 Yıl 8 Ay 25 Gün Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına, 10 Ay Süre ile Avukatlık Hak ve Yetkilerini Kullanmaktan Yasaklanmasına, CMK’nın 231/5.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeden 28.11.2019 günü kesinleştiği, 

Mahkemenin, “Sanığın … İcra Müdürlüğünün █████████ ve 3465 sayılı icra takipleri sırasında, 27.05.2016, 31.05.2016 ve 08.06.2016 tarihli reddiyat makbuzları ile toplam 968.61 TL alacağı tamamen tahsil ettiği hâlde, müştekiye vermeyerek uhdesinde tuttuğuna yönelik eylemi her ne kadar görevi kötüye kullanma olarak açılmış ise de bu eylemin Yargıtay 5. Ceza Dairesi █████████ Esas █████████ karar sayılı ilamında da ‘1136 sayılı Kanunun 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve Barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden avukatların kamu görevlisi olduklarında kuşku bulunmadığı, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesinin 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle anılan Kanunun genel hükümlerine aykırı olan sınırlayıcı nitelikteki Avukatlık Yasasının 62. maddesinin özel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçları açısından zımnen ilga edilmiş sayılmasının gerektiği ve TCK’nın 247. maddesine göre zimmete geçirilen malın devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı da nazara alınarak, sanık avukatın 22.04.2011 tarihinde tahsil ettiği 8.000,00 TL’yi müvekkiline vermemesi şeklindeki eyleminin zimmet suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması’ belirtildiği gibi sanığın eyleminin zimmet suçuna vücut verdiği kabul edilerek sanığın bu suçtan dolayı cezalandırılmasına karar verildiği ayrıca aynı mağdura karşı birden fazla kere işlediği değerlendirildiğinden sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı, zimmete geçen miktar TCK’nın 249/1 .maddesi kapsamında değerinin az olduğu kabul edilerek bu maddenin uygulanmasına karar verildiği ve ayrıca sanığın müştekinin zararını hüküm verilmeden giderdiği ve buna ilişkin dekontu mahkememize sunduğu için sanık hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulandığı ve sanık hakkında HAGB’yi kabul etmesi, müştekinin zararını gidermesi ve suç işlemeyeceği yönünde kanaate varılarak ve sanık hakkında HAGB kararı uygulanarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle karar verdiği, 

Baro Disiplin Kurulu’nca “…HAGB kararları gerek yargı kararlarında ve gerekse Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu kararlarında ‘kesin hüküm’ olarak kabul edilmekte olup, özellikle işten çıkarma ve meslekten çıkarmayı gerektiren eylemlerde bir alt ceza uygulanması gerekmektedir. 

Şikâyetli avukat hakkında ceza mahkemesince verilen karara konu, zimmet suçu Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a maddesine göre Avukatlığa engel suçlardandır. Avukatlık Kanunu’nun 136/1 maddesinde ‘5.maddenin(a) bendinde yazılı bir suçtan kesin olarak hüküm giyme halinde meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması gerektiği’ öngörülmektedir. Ancak ceza mahkemesince şikâyetli avukat hakkında CMK. 231. maddesi uyarınca ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına’ karar verilmiş olduğundan, eylemin niteliği, suçun özelliği, eylem sebebiyle örselenen mesleğin onuru, düzen ve gelenekleri nazara alınarak meslekten çıkarma yerine bir alt ceza olan işten çıkarma cezasının tayini, adalet duygularına daha uygun düşeceği kanaatiyle disiplin cezası verilmesine karar verilmiştir. 

Şikâyetli avukatın yukarıdaki maddeleri ihlal ettiği, mesleğini yaparken gerekli özeni göstermediği, bu durumun şikâyetli avukat açısından disiplin suçu oluşturduğu ve Avukatlık mesleğinin gerektirdiği güven ve saygınlıkla bağdaşmadığı anlaşılmakla aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur” gerekçesiyle ceza tayin edildiği, 

Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde, eylem tarihi (24.06.2016) itibariyle tekerrüre esas kesinleşmiş ceza olmadığı, 

Şikâyetli avukatın 15.04.2022 kayıt tarihli itiraz dilekçesinde özetle, sağlık sorunları nedeniyle fiilen çalışamadığı bir dönemde çalışanların suiistimali nedeniyle hem mağdur eden hem mağdur olan durumuna düştüğünü, bu saatten sonra ne gücü ne de sağlığı savunma yapmaya elvermediğinden sadece karara itiraz etmekle yetindiğini belirterek mezkûr kararın bozularak kaldırılmasını talep ettiği, 

Usulüne uygun tebligata rağmen itiraza cevap verilmediği görülmüştür. 

Şikâyetli avukat hakkında, disipline konu eylem nedeni ile, yapılan ceza yargılaması sonucunda, … Ağır Ceza Mahkemesinin ███████ esasına kayden açılan kamu davasında Mahkemenin 20.11.2019 gün ve ████████ sayılı ilamı ile sanık şikâyetli Avukatın eylemine uyan “Zimmet” suçundan TCK’nın 247/1, 43/1, 249/1, 248/2,  62/1.maddesi gereğince neticeten 1 Yıl 8 Ay 25 Gün Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına, 10 Ay Süre ile Avukatlık Hak ve Yetkilerini Kullanmaktan Yasaklanmasına, CMK’nın 231/5.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeden 28.11.2019 günü kesinleştiği dosya kapsamı ile sabittir. 

Ceza Mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmişse de, HAGB kararı, ceza yargılamasından bağımsız olarak, yargılamaya konu eylem konusunda disiplin kovuşturması yapılmasına ve yapılacak kovuşturma sonucunda disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmemektedir. Disiplin kovuşturmasına konu eylemin maddi delillerle sabit olması halinde, açıklanmayan hüküm; şikâyetlinin bu fiil sebebiyle sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, disiplin kovuşturması neticesinde verilecek ceza bakımından da bağlayıcı değildir. 

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması erteleme, kısa süreli hapis cezası gibi seçenek yaptırımlar içeren, hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber, hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve Mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır. (Enez ERSÖZ, § 35) 

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkumiyeti bulunmayan kişilerin toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve yararlı bir birey olarak tekrar topluma kazandırılması amacıyla belli koşullara bağlı olarak tanınan bir imkandır. (AYM, E.███████, K.███████, 17.06.2015) 

Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse, suçlu sayılamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36.maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair Anayasa’nın 38.maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir. (Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şti. B. No:█████████, 19.04.2017, § 27) 

Yukarıda açıklanan masumiyet karinesinin sağladığı iki güvenceden biri; aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmaması gerektiğidir. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil, ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir. (Galip Şahin, B. No:█████████, 11.06.2018 § 39) 

Nitekim, yine Anayasa Mahkemesi, Başvurucu Enez Ersöz’e ilişkin kararında, “Bölge İdare Mahkemesinin gerekçesinde, Gölcük 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararına atıfla ‘…her ne kadar, kasten yaralama suçu nedeniyle aldığı mahkûmiyet hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa da …işlediği fiillerin niteliği göz önüne alındığında…’ ifadesiyle mahkûmiyet olarak nitelenen HAGB kararına atıfla fiil nitelendirilmiştir. Mahkeme gerekçesinde; bir yandan kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasında verilen karara dayanıldığı, bir yandan da kullanılan ifadelerde başvurucunun üzerine atılı suçu işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verildiği görülmüştür. Bu durumda verilen düşme kararı anlamsız hale gelmiş ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür.” diyerek, Mahkemenin gerekçesinde HAGB kararını dikkate alarak hüküm tesis etmesini masumiyet karinesinin ihlali olarak saymıştır. 

Ezcümle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair bir karar ile etkin bir denetime sahip olan doğrudan hapis veya adli para cezasına mahkûmiyete dair bir kararın aynı nitelikte olması ve aynı hukuki sonuçları doğurması beklenemeyeceği gibi, HAGB kararını mahkûmiyet hükmüne eşitlemek Anayasal ilkelere açıkça aykırılık oluşturacaktır. 

Somut olayda; Şikâyetli avukat hakkında, ceza yargılaması neticesinde HAGB kararı verilmiş olmakla, disiplin yargılamasının gerekçesine esas alınması mümkün olmayan bir mahkeme kararı mevcuttur. Aksi durumda, şikâyetli avukatın adil yargılanma hakkının zedelenmesi söz konusu olacaktır. 

Fakat hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi, mahkûm olma ya da olmama kararlarından farklı olduğu için, ceza mahkemesinin bu kararı disiplin soruşturması bakımından güçlü bir delil niteliği taşımaktadır. (Enes Yılmaz, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Sanık Hakkında Sonuç Doğurmaması Üzerine Bir Değerlendirme, KHM, Cilt:1, Sayı:2, 2021, s- 269-292.) 

Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesi, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler”, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 3. maddesi, “Avukat mesleki çalışmasını ve kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde ve işine tam bir sadakatle yürütür.”, 4. maddesi, “Avukat, mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır.” Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 43. maddesindeki “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir. Müvekkille ilgili bir hesap varsa, uygun sürelerde durum yazıyla bildirilir.” hükümlerini amirdir. 

 Şikâyetli avukatın yargılamaya konu eylemi, Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a maddesine göre; mesleğe kabulü engelleyen suçlardan olmasına rağmen, maddede “…suçlarından mahkûm olmak” dendiği ve şikâyetli hakkında verilen HAGB kararının da bir mahkûmiyet kararı olmadığı açıktır. Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu yargı denetiminden de geçen kararlarında, meslekten çıkarmayı gerektiren bir suçtan dolayı, yapılan ceza yargılaması sonucunda verilen HAGB kararı nedeniyle, eylemin karşılığı olan cezadan bir alt ceza verilmesi gerektiği konusunda istikrar kazanan görüşünü sürdürmektedir. 

Avukatlık Kanunu’nun 135/4 maddesinde, meslekten çıkarma cezasının bir alt cezası olarak “İşten çıkarma, avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetlerinin yasaklanmasıdır.” şeklinde tanımlanmıştır. 

Hak ve özgürlükleri sınırlandıran hükümlerin kamu makamlarınca geniş yorumlanması bireyler açısından öngörülemez sonuçlar doğurabileceğinden hukuk devletine aykırılık teşkil etmenin yanında adil yargılanma hakkını da zedeler. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıklarda uygulanacak hukuk kurallarının öngörülebilir olmasını zorunlu kılmaktadır. 

Avukatlık Kanunu’nun 158.maddesi; “Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu ve barolar disiplin kurulları, gösterilen delilleri, soruşturma ve duruşmadan edinecekleri kanıya göre serbestçe takdir ederler. Bu kurullar disiplin cezalarının verilmesinde; avukatlık onurunu, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarını ve itibarını korumak, mesleğin amaç ve gereklerine ve adalete uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak ilkelerini göz önünde tutarlar.” hükmünü amirdir. 

Kanun’da avukatlık onurunu, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarını ve itibarını korumak, mesleğin amaç ve gereklerine ve adalete uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak denilirken avukatlık mesleğinin korunması amaçlanmış kovuşturma geçiren avukatın mesleğini yapamaz hale gelmesinden bahsedilmemiştir. 

Disiplin cezaları ile korunmak istenen hukuki değer, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlayacak kamusal çalışma düzeninin korunmasıdır. İdareye belli bir davranışta bulunurken ya da belli bir görevi yerine getirirken az ya da çok bir hareket serbestisi tanınmış ise bu durumda takdir yetkisinden söz edilir. 

Takdir yetkisi, idareye, işlemin sebebini, konusunu, zaman ve yerini belirlemek; çeşitli çözümlerden birini seçmek; işlem yapmak ya da yapmamak konusunda verilen hareket serbestisidir. Bir başka tanıma göre takdir yetkisi, belli olguların varlığı halinde, idarenin serbestçe ya da mevcut seçeneklerden birini uygun gördüğünce tercih ederek karar alabilme imkânıdır Takdir yetkisinde, idarenin elinde birden fazla çözüm yolu vardır. Yani, ortaya çıkan bir olay karşısında idarenin nasıl bir yol izleyeceğinin mevzuatta kesin olarak gösterilmemiş olması, sorunun çözümünde kanunen birden fazla yolun bulunması ve işlemi yapabilecek idarenin bu çözümlerden dilediğini seçme hakkına sahip olması gerekir. Şüphesiz idare kendisine verilen bu takdir hakkını dilediği gibi kullanabilecektir. Ancak, takdir hakkı ne sınırsız ve ne de keyfi kullanılabilir. 

İdareye belli konularda takdir yetkisinin tanınması, idarenin “keyfi” olarak hareket edebileceği anlamına gelmez. İdare takdir yetkisini kullanırken; yasanın koyduğu sınırlar içinde kalmalı, eşitlik ilkesine önem vermeli, kamu yararını gözetmeli, hizmetin gereklerini göz önüne almalı, gerekçe göstermeli ve eğer yasalar özel koşullar öngörmüş ise bunlara da uymalıdır. 

Danıştay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere “...Takdir yetkisine dayalı işlemlerin, hukukun belirlediği sınırlar ve eşitlik kuralı gözetilerek kamu yararına ve hizmetin gereklerine uygun şekilde objektif, makul ve geçerli neden ve gerekçelere dayalı olarak tesis edilmesi gerekir.” 

Bu kapsamda zimmet suçunun işlendiği Ceza Mahkemesi kararı ile sabit olduğu dikkate alındığında, Baro Disiplin Kurulu’nca şikâyetli hakkında eylem ile yaptırım arasında adil bir denge gözetilmeden alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilen işten çıkarma cezasının süresinin, ölçülülük ilkesine uygun olmadığı değerlendirilmiştir. 

Kurulumuz Avukatlık Kanunu’nundan altığı yetki ile takdir hakkını kullanarak şikâyetli Avukat hakkında alt sınırdan ceza tayin edilmesi gerektiğine yönelik kararında ısrarcıdır. 

Bu nedenle, Avukatlık Kanunu’nun 158.maddesindeki “Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu ve barolar disiplin kurulları, gösterilen delilleri, soruşturma ve duruşmadan edinecekleri kanıya göre serbestçe takdir ederler. Bu kurullar disiplin cezalarının verilmesinde; avukatlık onurunu, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarını ve itibarını korumak, mesleğin amaç ve gereklerine ve adalete uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak ilkelerini göz önünde tutarlar.” hükmü ile avukatlık mesleğinin önem ve özelliği de dikkate alınarak, şikâyetli avukatın müvekkili adına tahsil ettiği parayı uhdesinde tutmak suretiyle müvekkilinin mağduriyetine sebebiyet verdiği ve zimmet suçunu işlediği hususunun ceza mahkemesince tespit edildiği de gözetildiğinde, toplanan kanıtlar doğrultusunda verilen ceza miktarı ve Bakanlık geri gönderme gerekçesi yerinde görülmediğinden itirazın kabulü Baro Disiplin Kurulu kararının düzeltilerek onanmasına, şikâyetli Avukatın takdiren alt sınırdan 3 ay işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına dair Kurulumuzun 02.07.2022 gün ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararında ısrar etmek gerekmiştir. 

Gereği düşünüldü: 

1-Bakanlık geri gönderme gerekçesi yerinde görülmediğinden Şikâyetli avukatın itirazının kabulüne, … Barosu Disiplin Kurulu’nun Şikâyetlinin “1 Yıl 8 Ay Süre ile İşten Çıkarma Cezası ile Cezalandırılmasına” ilişkin kararının takdiren3 ay işten çıkarma cezasına çevrilmek suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Şikâyetli Avukatın 3 AY İŞTEN ÇIKARMA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA dair Kurulumuzun 02.07.2022 gün ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararında ISRAR EDİLMESİNE, 

2-Sonucun Avukatlık Kanunu’nun 157/7.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı’na bildirilmesine, 

3-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere, 

Oybirliği ile karar verildi. 

 

 

 

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!