Giriş yap
Kayıt ol

                  MÜRAFAA TALEPLİDİR

  YARGITAY HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA

  GÖNDERİLMEK ÜZERE

  …………………..ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HÂKİMLİĞİNE

DOSYA NO: …………. ESAS, ……………. KARAR.

TEMYİZ EDEN/

DAVACI...

ALEYHİNE TEMYİZ OLUNAN/

DAVALILAR: 1-….………………….

  2-……………………..

VEKİLLERİ... ...…….

ADRES...……..

  3-....

ADRES...………

  4-.....

ADRES...………

  5-...….

VEKİLİ...………..

ADRES...……….

DAVA KONUSU: Tapu İptali ve Tescil

TEMYİZ KONUSU: Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin ………….. Esas,…………… Karar
Sayılı, ………………. Tarihli Kararının BOZULMASINA karar verilmesi talebidir.

KARAR ÖZETİ: Davalı ……………………. ile ... arasındaki satış işleminin
muvazaa nedeni ile iptaline, davalı .... adına kayıtlı İstanbul
Şile Kumbaba Köyü ………………….parseldeki yolsuz olan tapu kaydının iptali
ile adıma tesciline, İstanbul Şile Kumbaba Köyü …………………..parsel ve
İstanbul Şile Kumbaba Köyü ………………..parselde kayıtlı gayrimenkullerin
dava tarihindeki satış bedellerinin ticari faizi ile birlikte davalılar
tarafından müteselsilen tahsiliyle tarafıma ödenmesine karar verilmesi
talebiyle açılan davanın GEREKÇESİZ OLARAK REDDİNE karar verilmiştir.

AÇIKLAMALAR: Mahkemenize sunmuş olduğumuz dava dilekçesinde, şahsımın:

1-İstanbul İli Şile İlçesi Kumbaba Mah.de tapuya kayıtlı
………………………….taşınmazın

2- İstanbul İli Şile İlçesi Kumbaba Mah.de tapuya kayıtlı ……………………..
taşınmazın

3- İstanbul İli Şile İlçesi Kumbaba Mah.de tapuya kayıtlı
…………………….…taşınmazın

1993 senesinde maliki olduğumu beyan etmiştim. Davalılardan Kardeşim
……………………………… oğlu Davalı ………………………(yani öz yeğenime) İstanbul …………..
Noterliğinden ……………. tarih, ……………..yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki
vekâletname ile adı geçen taşınmazlarımı üçüncü kişilere satması
amacıyla vekil tayin etmiş ve yukarıda adı geçen üç taşınmazı üçüncü
kişilere satması konusunda yetkilendirmiştim. Bu vekâleti verirken
amacım taşınmazlarımın 3. Şahıslara mümkün olan en yüksek bedellerden
satılmasını sağlayarak gelir elde etmekti. Bunu bir emlak komisyoncusu
vasıtası ile yapmak yerine güvendiğim yeğenim aracılığı ile yapmak bana
mantıklı gelmişti. Taşınmazlarımın verilen yetkiden 11 gün sonra yani
……………….. tarihinde davalı yeğenim…………………… tarafından şahsıma hiçbir
bildirimde bulunulmadan annesi ……………………….. alelacele geçirileceğini
düşünemedim. Böyle bir bildirim olmadığı için taşınmazlarımın takibi ile
de ilgilenmedim zira yeğenime güveniyordum ve ayrıca noterde düzenleme
şeklinde yapılan vekâletnameden de anlaşılacağı üzere ‘taşınmazlarla
ilgili gerekli beyannameleri yetkili resmi mercilere verme, her türlü
harç, vergi ve giderlerini yatırma, fazla ödenenlere itiraz etme, geri
alma, bu vekâletnamede belirtilen işlerden dolayı ilgili tapu
dairesinde, resmi makam ve mercilerde benim yapmam gereken tüm işlemleri
yapma yürütme ve imzalama…’ işlemlerini de davalı yeğenim üzerine
bırakmıştım. Tüm bu noktalardan hareketle hem kız kardeşim üzerine
yapılan satıştan hem de kız kardeşim tarafından başkalarına yapılan
satışlardan uzun süre haberim olmadı. Davalı ………………………….. uzun süre
herhangi bir bildirim almadığım için artık satışı yapamayacağını
düşünerek 2010 yılında Şile’de bir emlak komisyoncusu olan …………………. ile
anlaştım. Zira artık satışların yapılmasını ve gelir elde etmeyi
istiyordum. Daha sonra ………………. satışlar için tapu kayıtlarını incelemiş
ve bilgilerini verdiğim gayrimenkullerin başkaları adına kayıtlı
olduğunu öğrenmiş. Ben bu olanları duyduğumda çok şaşırdım çünkü halen
gayrimenkullerin benim üzerime kayıtlı olduğunu sanıyordum. Davalı
taşınmazlarımı annesi davalı ……………………….. satmış, sonra kız kardeşim söz
konusu taşınmazlardan bir tanesinin mülkiyetini üzerinde tutmuş diğer
iki taşınmazımın mülkiyetini başkaları üzerine tapuda geçirmiş. Ben
satışların gerçekleştiğini öğrenir öğrenmez kızımla birlikte hemen
davalının evine gittim. Kendisi bize ‘yerlerin benim olduğunu, bunu
inkâr etmediğini, paraya ihtiyaçları olduğundan dolayı sattıklarını,
paramı bana vereceklerini’ söyledi. Halen üzerinde mülkiyeti olan
taşınmazımın tarafıma iadesini istediğimde de ‘kaçmadıklarını müsait bir
zamanda iade edeceklerini’ söyledi. Söz konusu davalılar yakın
akrabalarım olduğu için tartışma çıkarmak istemedim ancak satışlar
karşılığı elde edilen paralarla hala kız kardeşim üzerinde mülkiyeti
olan taşınmazımı tarafıma iade etmeyeceklerini anladım ve bu davayı
açmak zorunda kaldım. Araştırmalarım sonrası yapılan işlemin aslında
satış değil bağış olduğunu yani taşınmazların devrine karşılık hiçbir
bedel alınmadığını fakat tapuda usulüne uygun göstermek için satış
yapılmış gibi gösterildiğini anladım. Yani davalı …………………… ve davalı kız
kardeşim ……………………….. benim gayrimenkullerim ile kendilerine yarar
sağlamış haksız menfaat elde etmişler. Söz konusu bu taşınmazlardan
………….. parsel sayılı olan ………………….. tarafından ………………., ……………….
tarafından da ……………… satılmış. ……………. parsel sayılı diğer taşınmaz da
………………. tarafından ………………… satılmış. …………… parsel sayılı son taşınmazın
mülkiyeti ise halen kız kardeşim ………………….. üzerindedir.

TEMYİZ NEDENLERİ:

…………… Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı yazılı kararı
tarafıma tebliğ edilmiş olup, gerekçeli karar ile dosya içeriğini temyiz
süresi içerisinde incelemem neticesinde, kararın usul ve yasaya aykırı
olduğu tarafımca anlaşılmıştır. Bu nedenle izah ettiğim nedenler ve
Yüksek Yargıtay’ca saptanacak sair sebeplerle zikredilen kararı lehime
hüküm ifade etmek üzere temyiz ediyorum.

USUL HUKUKU AÇISINDAN TEMYİZ NEDENLERİMİZ:

1-Öncelikle sayın yerel mahkeme HÜKMÜ GEREKÇESİZ OLARAK vermiştir.
Mahkemeler tarafından verilen hükümlerin gerekçeli olması gerekmektedir.
Bu husus bir Anayasa ilkesidir. Dolayısıyla hükmün gerekçesiz olması da
mutlak bir temyiz nedenidir. Karar üzerinde denetleme yapılabilmesi için
de, kararın gerekçeli olması, kararda iddia ve savunmaya ilişkin ileri
sürülen delillerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Hukuk Muhakemeleri
Kanununun 297/1-c maddesinde hükmün içeriğinde neler olması gerektiği
tarif edilirken, hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini,
anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında
toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini,
sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin
belirtilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Somut olaya döndüğümüzde
ise, Anayasanın ve Usul Kanununun bu emredici ve açık hükmüne rağmen
Hâkim kararını gerekçelendirmemiş, kısa kararla yetinerek iddia ve
savunmalara göre delilleri tartışıp değerlendirmemiştir. Davanın hangi
gerekçe ile reddedildiğine dair kararda bir açıklama yoktur. Yerel
Mahkeme kararında delilleri ve olayları tartışmamış, hangi delile neden
itibar ettiğini veya etmediğini yasal dayanakları ile belirtmemiş, hatta
en basit gerekçe olan ‘ispat edilemeyen davanın reddine’ şeklinde bir
gerekçe bile belirtmeden davanın reddine karar vermiştir. Hangi
nedenlerle davamı reddettiğini bilemediğimden Âdem-i kanaatle kararı
temyiz etme zorunluluğum hâsıl olmuştur. Bir mahkeme kararının gerekçesi
o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,
kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere
dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki
mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden hukuk
düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp
değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimi
yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi
nedenlerle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntıları ile gösteren
ifadeler üzerinde seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki gerekçe
bölümünün bulunması zorunludur. BÜTÜN MAHKEMELERİN HER TÜRLÜ KARARLARI
ANAYASA MADDE 141 VE HMK 297 HÜKÜMLERİ GEREĞİNCE GEREKÇELİ OLARAK
YAZILMAK ZORUNDADIR. (HGK, 09.02.2005 T. 11-5/33 ESAS) Yüce Yargıtay’ın
da takdir edeceği üzere gerekçesiz kararla hüküm kurmak MUTLAK BOZMA
NEDENİ teşkil eder. Bu nedenlerle kanunun emredici hükmüne aykırı
mahkeme kararının bozulması gerekmektedir. 

2- Islah veya muvafakat olmadan savunma genişletilmiştir. Hukuk
Muhakemeleri Kanununun 319. maddesi gereğince Basit Yargılama Usulüne
tabi dava ve işlerde iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı
dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı
cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar. Basit Yargılama
Usulünün uygulanmadığı diğer bütün dava ve işlerde ise Hukuk
Muhakemeleri Kanununun 139. maddesi gereğince ön inceleme duruşmasına
sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi
durumunda diğer tarafın muvafakati olmadan iddia ve savunmasını
genişletebilir yahut değiştirebilir. Bunun haricinde iddia ve
savunmanını değiştirilebilmesi veya genişletilebilmesi ancak ıslah veya
karşı tarafın muvafakati ile mümkündür. Somut olayda ise davalılar,
tarafımca muvafakat olmaksızın, ayrıca davalarını ıslah da etmeden, dava
konusunu zamanaşımı def’i noktasından çıkararak ödeme itirazı şeklinde
genişletmişlerdir. Davalıların itirazları haksız, hukuka ve kanuna
aykırıdır. Şöyle ki; usul hukuku yönünden zamanaşımı def’inde bulunan
kişi daha sonra ödeme itirazında bulunamaz, bulundu ise zamanaşımı
def’inden vazgeçmiş sayılır. Zamanaşımı Def’inin anlamı ‘evet borç
vardır ancak zamanaşımına uğradığından dolayı eksik borç haline
gelmiştir, bu nedenle ödemeyi reddediyorum’ şeklinde hukukumuzca
tanımlanmıştır. Yani davalılar cevap dilekçelerinde zamanaşımı def’inde
bulunarak borcu kabul etmişler ancak zamanaşımından dolayı
ödemeyeceklerini beyan etmişlerdir. Ancak 8 ay sonra zamanaşımı
def’inden vazgeçip savunmalarını ödeme itirazı noktasına
yoğunlaştırmışlar ve ödemelerin yapıldığını iddia etmişlerdir. Kendi
içlerinde çelişkiye düşmüşlerdir. TC. Hukuku bir davada taraflara birçok
itiraz çeşidi sunmuştur. Fakat bu itirazların amacı bir borçtan
kaçınmak, ödemeden kurtulmak için çareler aramak değil; gerçekten
haksızlık teşkil eden hususları yargı önünde aydınlatmaktır. Davalılar
önce borcu kabul edip ödemediklerini beyan edip zamanaşımı iddiasında
bulunmuş, sonra ödeme iddiasında bulunup bunu tanıklarla ispat etmeye
çalışmış ve en sonunda da bu iddialarından dönüp vekâlet borcu
hükümlerine dayanıp 5 yıllık zamanaşımı iddiasını ileri sürmüşlerdir.
Tüm bunlar davalıların aslında kanun boşluklarından yararlanıp hangisi
tutarsa amacı ile ileri sürdükleri birbirleri ile çelişkili iddialardır.
Davalılar birbiri ile çelişen asılsız itirazları ile kötü niyetlerini
ortaya koymuşlardır. Sayın Yerel Mahkeme ise birbirinden tamamen farklı
bu üç iddianın hangisine göre davayı reddettiğini belirtmemiştir. Zaten
biri gerekçe olarak gösterilse diğer iddialarla çelişeceği için gerekçe
de kanuna aykırı olacaktı. Bu nedenle usul ve yasaya aykırılık teşkil
eden hükmün bozulması gerekmektedir.

3- Usul Kurallarının Yanlış Uygulandığı İtirazı İncelenmemiştir. Hüküm
mahkemesinde davanın görülmesi sırasında, taraflardan birince bir usul
kuralının yanlış uygulandığını ispat edecek derecede itiraz edildiği
halde, mahkemenin bu itirazı, incelememiş olması mutlak bir temyiz
nedenidir. Yargılama aşamasında taraflardan biri yargılamayı da
etkileyen bir usul itirazında bulunursa, hâkimin bunu değerlendirdikten
sonra karar vermesi gerekmektedir, aksi hal bozma nedenidir. Bu
anlatılanların ışığında somut olaya bakıldığında, HMK 200. maddede
belirtilen usul kuralına dair husus, tarafımca ileri sürülmesine rağmen,
mahkemenin bunu dikkate almadan hüküm vermiş olması nedeniyle verilen
karar usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir. Hâkimin bu itirazı
nazara almadan yargılamaya devamla karar vermiş olmasının mutlak bir
bozma nedeni olduğu kanısındayım. Şöyle ki; davalılar ödemeleri
yaptığına dair tanık beyanları sunmuşlar ve tanık ifadelerinde
ödemelerin şu şekilde yapıldığı ifade edilmiştir; ………………….., ……………….. ve
………………………… birlikte bankaya gitmişler 200.000,00TL gibi büyük meblağda
bir parayı bankadan çekmişler (karşılığında hiçbir banka dekontu
olmadan) daha sonra yazıhanede tarafıma elden ödemişler ve üstelik ödeme
karşılığında bir makbuzda almamışlar. Davalılar vekilinin ödemeler
noktasındaki beyanında ise ödemelerin ……………………….. tarafından ferağdan
sonra derhal elden verilerek yapıldığı yönündedir. Bu noktada da
davalıların beyanlarında bir çelişki olduğu ve bazı noktaların gerçek
dışı beyan edildiği açıktır. Tüm bu noktalardan sonra davalıların
zamanaşımı def’i nazara alınmayarak ödemeleri yapıp yapmadıklarının
tespiti zorunluluğu hâsıl olmuştur. Ancak sayın yerel mahkeme bu noktada
yazılı bir delil sunulmamasına rağmen tanık beyanlarına itibar etmiş
olacak ki haklı davamız reddedilmiştir. Takdir edileceği üzere HMK MD
200 nazarınca ödeme iddialarının tanık ile ispatlanamayacağı hususu yer
almaktadır. Ayrıca HMK MD 203 ‘e istinaden senetle ispat zorunluluğunun
istisnaları arasında sayılanlar altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler,
kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat yer almaktadır. Sınırlı sayım
noktasında yeğen ve kayınbirader adına bir istisna getirilmemiştir,
dolayısı ile madem ödemenin yapıldığı iddia ediliyor yeğenim davalı
………………….. tarafından yazılı belge ile durumun ispatlanması zaruridir.
Ödemelerin ya bir makbuzla ya da banka dekontları ile ispatlanması
gerekmektedir fakat karşı taraf tanık beyanları ile yetinmiştir. Bu
şekilde bir ispat olmadan davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır. Sayın
Yargıtay’ın mağduriyetimi göze alarak bu noktayı açıklığa kavuşturması
gerekmektedir. Senetle ispatı gereken bir hususta tanık dinlenmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. maddesine göre, bir hakkın doğumu,
düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve
itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar
veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat
olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya
borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı
düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı
gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı
tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. Şahsım olarak tanık
dinlenmesine muvafakat vermedim. Somut olayda dava konusu tapu iptali ve
tescil dava değeri ise 200.000,00 olduğuna göre davanın yazılı delille
(senetle) ispatı şarttır. Bu nedenle usulün emredici hükmüne rağmen ve
muvafakatım da olmaksızın salt dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak,
senetle ispat edilemeyen dava hakkında, esastan verilen karar usul ve
yasaya açık aykırılık teşkil etmekte ve bu nedenle bozulmalıdır.

4- Dosyada Hâkim ve Zabıt Kâtibi İmzaları Tam Değildir. Hukuk
Muhakemeleri Kanununun 155. maddesi gereğince duruşma tutanakları, hâkim
ve zabıt kâtibi tarafından derhâl imzalanır. Aynı kanunun 297/d
maddesine göre de hüküm hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını içermek
zorundadır. Kanunun bu emredici hükümlerine rağmen ………………….. tarihli
gerekçeli kararda hâkim ve zabıt kâtibinin imzası bulunmamaktadır. Bu
nedenle usul ve yasaya aykırılık oluşturan imza eksikliğinin giderilmesi
için de hükmün bozulması gerekmektedir.

MUVAZAA İDDİASI VE ESAS AÇISINDAN TEMYİZ NEDENLERİMİZ:

1-Dava konusu devir işlemlerinin tamamı muvazaalıdır. Eğer ortada
muvazaa olmadan usule uygun bir satış işlemi varsa davalıların tapu
bedellerinin ödendiğini ve ayrıca satış sonrası davacı müvekkile
taşınmaz bedellerini ödedikleri iddialarını yazılı belge ile ispat etmek
zorundadırlar. Yasadaki açık hükümler gereğince davalıların ödemelerin
usulüne uygun yapıldığını tanık beyanları ile ispat etmeye çalışmaları
yetersizdir ve tatmin edici değildir. Bu noktada senetle ispat
zorunluluğu vardır. Tarafımdan muvazaa iddiası ileri sürülmüş olmasına
rağmen yerel mahkemece bu iddianın BK 18 anlamında açıklığa kavuşturulup
netleştirilmeden hüküm kurulması isabetsizdir. Muvazaa iddiamız tapu
kayıtları ve bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere ispat
olunmuştur. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, satış tarihinde
gösterilen tapu bedellerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece
bu yön gözetilmeden ve gerekçeli kararda bu noktaya hiç değinilmeden
sadece davalı tanığı ………………………… ifadesine istinaden karar verilmesi
yasaya aykırıdır. (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU’NUN 2005/770 ESAS,
2005/14 KARAR, 25.01.2006)

2-Davalıların ödeme itirazları hukuka aykırı ve çelişkilidir. Davalılar
tapuda gösterilen satış bedeli 189.000,00TL olmasına rağmen bu miktarı
değil de davada şimdilik kaydıyla tarafımızdan talep edilen 200.000,00TL
miktarı ödediklerini iddia etmişlerdir. Satış bedeli değil de bu
miktardan 11.000,00TL fazlası olan miktarı ödediklerini iddia etmeleri
ortada bir yanlışlık olduğunun alenen ifadesidir. Madem tapuda usulüne
uygun satış yapılmış ve karşılığında alınan meblağ tarafıma ödenmiş, o
zaman davalıların yapılan satış sonrası ne kadar ödeme yaptıklarını
bilmeleri gerekir. Aksi durum hayatın olağan akışına aykırıdır ve kötü
niyetin simgesidir. Ayrıca yapılan ödemeler karşılığı makbuz alınmaması,
paranın bankadan çekildiğinin söylenmesine rağmen banka dekontu olmaması
ya da herhangi bir yazılı belgenin de bulunmaması davalıların
iddialarının tamamen mesnetsiz, kötü niyetli ve yalanlarla dolu
olduğunun açık kanıtıdır.

3-Davalı ……………………… vekillik görevini kötüye kullanmış fakat bu yerel
mahkemece dikkate alınmamıştır. Davalı Murat Saraçoğlu’nun BK’na göre
vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu
zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Mahkemece
dava dilekçemde belirttiğimiz hususlardan hiçbiri göz önünde
bulundurulmamıştır. Mahkemece vekâlet ilişkisinin kötüye kullanıldığının
belirlenebilmesi için öncelikle vekil ile ondan taşınmazı alan kişi
arasında el ve iş birliğinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin yani muvazaa
unsurlarının varlığının araştırılması gerekirdi. Oysa mahkemece şahsım
ile davalı ………………………….. arasındaki vekâlet ilişkisinde, vekilin özen ve
sadakat borcunu yerine getirip getirmediği; gerçekten bir satış ilişkisi
varsa satılan taşınmazların bedellerinin ödenip ödenmediği hakkında
hiçbir araştırma-tespit yapılmamıştır. (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
2004/14912 ESAS, 2005/715 KARAR, YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ 2010/2141
ESAS, 2010/3279 KARAR) Bu kararlara istinaden haklı davamda zamanaşımı
söz konusu olmamakla birlikte vekillik görevinin kötüye kullanılmasından
dolayı zarara uğradığım aşikârdır ve bu durumun Sayın Yargıtay’ca
değerlendirilip yerel mahkeme kararının bozulması gerekmektedir.

HUKUKİ SEBEPLER: Anayasa, Türk Medeni Kanunu, Türk Borçlar Kanunu... ,
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 Sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu, Yüksek Yargıtay İçtihatları vd…
DELİLLER: Davacı, Davalı, Müdahil ifadeleri, Tanık Beyanları, Yemin,
Bilirkişi Raporu, Keşif, Duruşma Tutanakları, Nüfus Kayıtları, Mahkeme
Dosyası, Sair Belge, ve Diğer Deliller vd...

SONUÇ VE İSTEM: Yukarı da arz ve izah ettiğim nedenler ve Yüksek
Yargıtay'ca saptanacak sair sebeplerle usule, yasaya ve hukuka aykırı
olan ……………. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin …………… Esas, ………………. Karar Sayılı
………………. Tarihli kararının murafaalı olarak TEMYİZEN İNCELENEREK
BOZULMASINA karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim.

DAVACI: ………………………………………………

            
Avevrak.com © 2024, her hakkı saklıdır.
bilgi@avevrak.com
Tel.: 0507 115 57 78