Bütün evraklar
Giriş yap
Kayıt ol

          T.C.

………. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO :

CEVAP VEREN DAVALI :

VEKİLİ :

DAVACI/LAR          :

VEKİLİ :

KONU : Dava dilekçesine karşı beyanlarımızın sunulmasından ibarettir.

AÇIKLAMALAR :

DAVANIN ESASI HAKKINDA BEYANLARIMIZ:

1.  Davacı taraf, muris ….. ‘nun söz konusu satış işlemini
    gerçekleştirmeye ihtiyacı olmadığı gibi satıştan doğacak menfaatinin
    de bulunmadığını ileri sürmüştür ki bu iddialarını neye
    dayandırdıkları anlaşılamamaktadır.

Muris …, ekte sunmuş olduğumuz nüfus kayıt örneğinden de anlaşılacağı
üzere ….. tarihinde …. isimli şahıs ile evlilik gerçekleştirmiştir. Söz
konusu evliliğe istinaden ….’ ın ziynet eşyası, ev eşyası, giysi ve
benzeri yönde maddi talepleri olmuştur.

Yaşlılığın ilerleyen dönemlerinde, kişinin yalnız kalmak istemeyeceği,
hem bakımıyla ilgilenecek hem de geri kalan hayatında kendisine yol
arkadaşı olacak birine ihtiyaç duyabileceği aşikârdır. Ve özellikle köy
yerinde ilerleyen yaşlarda gerçekleştirilen bu tarz evliliklerde,
kadının birtakım maddi taleplerde bulunduğu bilinen bir gerçektir.

Bunun yanı sıra evlilikten kısa bir süre sonra, ……., …….. Hastanesi ve
……. Hastanesi’nde bulunan kayıtlardan da görüleceği üzere rahatsızlık
geçirmiş, ilaç ve tedavi giderleri muris tarafından karşılanmıştır.

Evliliği dolayısıyla oldukça masraf yapmış olan muris, maddi açıdan
sıkıntılı bir döneme girmiştir. Dikkat edilecek olursa davaya konu
edilen taşınmazın diğer davalı/ara malik ……….’na satış tarihi …. olup bu
da söz konusu evlilikten 1 ay sonrasına tekabül etmektedir. Dava konusu
taşınmazın muris tarafından satışının maddi açıdan biraz rahatlamak,
birtakım borçlarını ödemek ve eşine de daha rahat bir yaşam sunmak
amacıyla gerçekleştirildiği kanaatindeyiz.

2.  Davacıların ileri sürmüş olduğu bir diğer husus; çekişmeli
    taşınmazın satışından haberdar olmadıkları ve satışı murisin
    vefatından sonra yapmış oldukları harici araştırma sonucu
    öğrendikleri hususudur ki bu tamamen asılsız ve kötü niyetle ileri
    sürülmüş bir iddiadır. Şöyle ki;

Müvekkil, 2004 yılından bu yana fiilen ….’de ikamet etmektedir. ….
köyündeki evini yazlık olarak kullanmaktadır. Bu sebeple dava konusu
taşınmazın muris tarafından ….. adlı şahsa satılıp devredildiğini
sonradan öğrenmiştir.

Müvekkil, ilk satış işlemini öğrendikten bir süre sonra o tarihlerde (
2008 eylül-ekim arası) hayatta olan kardeşi, aynı zamanda davacıların
babası, müteveffa …. ’ya dava konusu taşınmazı (ata yurdu-baba mülkü
olması dolayısıyla) yeni malik …..’ndan (eğer satmayı düşünür ise) ortak
olarak satın almayı teklif etmiştir. ….., teklifi reddetmiştir. Bu husus
tanık beyanları ile sabit olacaktır.

Müvekkil ilk satışın akabinde davacıları haberdar etmiş olmasına rağmen
murisin vefatından sonra satışı öğrendiklerini ileri sürmelerinin iyi
niyetli bir yaklaşım olmadığı ortadadır. Davacıların, mal kaçırma amacı
olmadığını bildikleri ve müvekkilin kendi parası ile dava konusu
taşınmazı 3.kişiden satın aldığından haberdar oldukları halde işbu
davayı haksız çıkar sağlamak amacıyla açmış bulundukları ortadadır.

3.  İleri sürülen bir diğer husus; tapu senedinde yer alan satış bedeli
    ile rayiç bedel arasındaki farkın fahiş olduğu iddiasıdır. Tapu
    senedinde yer alan değerler satış tarihinde ……. Belediyesi
    tarafından verilmiş olan belediye emlak değerleridir. Söz konusu
    taşınmazın satımı bu değer üzerinden gerçekleştirilmiştir.

Takdir edersiniz ki; kişi kendi taşınmazını istediği bedel karşılığı
satabilir, piyasa değerinde satış yapmak zorunda olmadığı gibi bu bedel
üzerinden satmak zorunda da bırakılamaz. Sözleşme serbestisi uyarınca
tarafların birbiriyle örtüşen iradeleri doğrultusunda bedeli bu şekilde
kararlaştırmalarında hiçbir sakınca olmadığı kanaatindeyiz.

Kaldı ki, rayiç bedel ile satış bedeli arasındaki fark muvazaaya karine
teşkil etmemektedir. Yargıtay HGK’ nun 6.6.1986 tarihli 273/634 sayılı
kararında da “Gerçek değerle satış bedeli arasındaki aşırı fark,
muvazaanın kabulü için tek başına yeterli değildir. Muvazaa, ayrıca öbür
delillerle ispat edilmelidir ” denilmektedir. Ekte sunmuş olduğumuz
Yargıtay kararları da aynı doğrultuda olup bu hususu desteklemektedir.

Davacı tarafın rayiç bedel ile satış bedeli arasındaki farkın fahiş
olduğu iddiası dışında hiçbir somut delili bulunmamaktadır. Müvekkil ile
diğer davalı, gerçek ve özgür iradeleri doğrultusunda, resmi satış
prosedürü için aranan bütün sıhhat şartlarını taşıyan bir taşınmaz satım
sözleşmesi yapmış ve tapuda resmi görevliler önünde de devir işlemini
gerçekleştirmişlerdir. Tarafların gerçek iradelerini yansıtan sözleşme
bütün geçerlilik unsurlarını taşımakta, ardında gizli bir sözleşme
barındırmamaktadır.

Öte yandan, muvazaanın kabulü için müvekkilin bedel ödememiş olması
gerekmektedir ki; ekte sunmuş olduğumuz banka hesap ekstresinde de
görüleceği üzere müvekkil, ….. tarihinde bankadan 10.000,00 TL ihtiyaç
kredisi almıştır. Bu tarih ise 2. Satışın yapılmasından 1 ay öncesine
tekabül etmektedir. Satış bedelini karşılamak için gerekli olan kalan
miktarı ise …. köyünde ikamet etmekte olan … isimli şahıstan borç almak
suretiyle tamamlamıştır. Bu husus ve bedelin …..’na ödenmiş olduğu
hususu tanık beyanlarımız ile sabit olacaktır.

4.  Davacı taraf, sahibinden.com adlı internet sitesinden alıntı yaparak
    piyasa değerine ilişkin birtakım örnekler sunmuştur. Sunulan
    örnekler 2015 yılına ait olmakla birlikte, özellikle seçilmiş olup
    rayiç bedelin dahi çok çok üstündedir. İşbu davada kıstas
    olamayacağı açıktır. Örnekleyecek olursak;

Davacıların babası müteveffa …., 2006 yılında ….. köyü … parsel numaralı
6000 m² yüzölçümlü arsanın kendi payına düşen 3000 m² lik kısmını
18.000,00 TL ye satıp devretmiştir. Tapuda yer alan satış bedeli
18.000,00 TL dir. Bahsi geçen taşınmaz davaya konu edilen taşınmaz ile
aynı mevkide bulunmakta olup üstelik içerisinde ceviz bahçesi yer
almaktadır. (2006 yılında da metrekare rayiç bedel 10,00 TLdir.)
Davacıların iddiası doğrultusunda rayiç bedel dikkate alınarak bir
hesaplama yapılır ise kendi taşınmazlarının en az 30.000,00 TLye
satılması gerekirdi. Hatta sahibinden.com adlı siteden verilen örnekleri
baz alacak olursak 2006 yılında devretmiş oldukları bu taşınmazın
bedelinin en az 72.000,00 civarında olması gerekirdi. Görüldüğü gibi;
kendi taşınmazlarının satışı da rayiç bedelin oldukça altındadır. Sadece
bedel farkına dayanarak işlemin muvazaalı olduğunun kabul edilemeyeceği
açıktır.

5.  Davacılar tarafından ileri sürülen bir diğer husus; müvekkil ile
    murisin aynı yerde yaşıyor olmaları dolayısıyla yakın ilişki içinde
    bulunacaklarıdır. Tamamen varsayımdan ibaret olan bu iddianın hiçbir
    gerçeklik payı yoktur.

Murisin özellikle vefatından önceki 3 yıllık bakımını müvekkil
üstlenmiştir. Hatta müvekkil, sağlık problemleri dolayısıyla kendisi
için zararlı olmasına rağmen murisin altının temizlenmesine kadar (son
zamanlarında muris kendi ihtiyaçlarını göremeyecek hale gelmiştir) her
ihtiyacı ile ilgilenmiştir.

Tüm bunlara rağmen muris, müvekkil ile hiçbir zaman yakın ilişki
içerisinde olmamıştır. Aksine, muris ile müvekkil arasında yaşanan
sorunlar, murisin davacı tarafı müvekkile oranla her zaman üstün
tuttuğu, kayırdığı, daha çok önemsediği hemen hemen bütün köylü
tarafından bilinen bir gerçektir. Bu husus tanık beyanlarımız ile ispat
olunacaktır.

Davaya konu edilen taşınmaz yıllarca muris tarafından başka kişilere
kiraya verilmiştir. Müvekkil ise aynı mevkide bulunan amcasının
arazisini, tarlanın bakımı karşılığı olmak üzere ekip-biçme amaçlı
kullanmıştır. Eğer muris iddia edildiği gibi davacılardan mal kaçırmak,
dava konusu taşınmazını müvekkile bağışlamak amacı taşıyor olsaydı
taşınmazını müvekkile kullandıracağı açıktır.

Öte yandan, muris müvekkil yerine, ….. köyünden başka şahıslara maaş
kartını vermek suretiyle maaşının bu kişilerce bankadan çekilip
kendisine verilmesini sağlamıştır. Emekli maaşını nerede, ne amaçla
kullandığı tarafımızca bilinmemektedir. Ancak, davacı taraf ile kişisel
ilişkileri ve onlara karşı beslediği sevgi göz önünde bulundurulursa bir
kısmını yardım amaçlı olmak üzere davacı tarafa verdiği kanaatindeyiz.

Bunun yanı sıra, müvekkilin sağlık problemleri nedeniyle (böbrek nakil
ameliyatı geçirmiştir) hastanede yattığı dönem süresince kendisine muris
…. tarafından hiçbir yardımda bulunulmamıştır. Yine aynı dönemde,
davacıların annesi ….’ nun hala ikamet etmekte olduğu evin inşaat
yapımında kullanılmak üzere muris tarafından 25-30 adet kalın gövdeli
kavak ağacı gönderilmiştir. Gönderilen kavak ağaçları ise davaya konu
edilen taşınmaz üzerinden elde edilmiş olup murise aittir. (…… köyünde
‘selvi’ ağacı olarak adlandırılmaktadır) Kavak ağacının piyasa fiyatı
ise m³ bazında 250-300 TL civarındadır.

Muris, davacı tarafa maddi yardımda bulunurken, aynı zamanda manevi
yönden davacı tarafı müvekkile oranla daha çok gözetirken mal kaçırmak
amaçlı muvazaalı işlem yaptığının ileri sürülmesi oldukça çelişkili ve
kötü niyetli, haksız kazanç sağlamak amacına yönelik bir iddiadır.

6.  Davacı taraf, murise ait banka hesaplarında nakit parasının
    bulunmamış olmasını muvazaaya dayanak göstermiş olsa da, bunun kabul
    edilemeyeceği ortadadır. Şöyle ki;

Satışın üzerinden murisin vefatına kadar 5 yıldan fazla bir süre
geçmiştir. Bu süre içerisinde muris birtakım hastalıklar geçirmiştir.
Bunun yanı sıra vefatından 3 yıl öncesine kadar tek başına yaşamış,
günlük giderlerini, ihtiyaçlarını kendisi karşılamıştır. 5 yıl önce
gerçekleştirilen satıştan nakit parasının kalmamış olması hayatın olağan
akışına uygun bir durumdur.

Ayrıca belirtmiş olduğumuz gibi, kanaatimizce murisin satışı
gerçekleştirmekteki asıl amacı evlilik dolayısıyla yapmış olduğu
masrafları karşılamaktır. Bu durumda satış dolayısıyla elde ettiği
parayı 5 yıl boyunca bankada saklamış olması zaten hayatın olağan
akışına göre mümkün olmayacaktır.

7.  Açıklanan sebepler göz önünde bulundurulduğunda, murisin
    davacılardan mal kaçırma ve

muvazaalı işlem yapma gibi bir niyeti olmadığı gibi müvekkile bağış
yapması için hiçbir sebebinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Muris,
tamamen gerçek iradesine uygun şekilde ….. adlı kişiye taşınmazını satıp
devretmiştir. Gerçek amacı satıştır, iradesi satış yapmak yönündedir,
yapılan işlemin ardında bağış amacı taşıyan gizli bir sözleşme
bulunmamaktadır. Yapılan taşınmaz satış sözleşmesi de şekil şartlarına
uygun şekilde yapılmıştır ve geçerlidir.

8.  Açılmış bulunan dava, kötü niyetle haksız kazanç sağlamaya yönelik
    olup davacıların soyut iddialarından ibarettir. Davacılar, murisin
    mal kaçırma amacı taşımadığını, satış işlemlerinin muvazaalı
    olmadığını, müvekkilin kendi parasıyla diğer davalıdan dava konusu
    taşınmazı satın aldığını bilmektedirler. Bu sebeplerle muvazaa
    sebebine dayalı tapu iptali ve payları oranında tescili taleplerinin
    reddini talep ediyoruz.

TERDİTLİ OLARAK TALEP EDİLMİŞ OLAN TENKİS İSTEMİNE İLİŞKİN BEYANLARIMIZ:

1.  Sayın mahkemenin muvazaanın oluşmadığı yönünde kanaat oluşturması
    durumunda; Davacıların tenkis talebinin kabul edilebilmesi için,
    saklı paylarının muris tarafından ihlal edilmiş olması
    gerekmektedir. Saklı paylarının ihlal edildiği iddiası ise
    asılsızdır. Şöyle ki;

Mahkemeniz tarafından murise ait tapu kayıtlarının istenilmesi suretiyle
görüleceği gibi tapuda muris adına kayıtlı 3 adet taşınmaz
bulunmaktadır. Saklı pay ihlali söz konusu değildir.

-   …… mevkiinde …. parsel numaralı 1/3 hisseli …. m² tarla

-   …….mevkiinde …..parsel numaralı tam hisseli … m² bahçe

-   ……..mevkiinde ….. parsel numaralı tam hisseli ….. m² bahçe

2.  Bir an için murisin serbest tasarruf oranını aştığını ve davacıların
    saklı payının ihlal edildiğini kabul etsek dahi murisin saklı payı
    zedeleme kastıyla hareket etmediği ortadadır. İhlal kastını ispat
    yükü ise davacı taraftadır, davacı taraf bunu ispat edecek somut
    hiçbir kanıt ortaya koyamamaktadır.

3.  Öte yandan, davacı tarafın saklı pay ihlalini öğrendikleri tarihten
    itibaren tenkis talep edebilmesi için 1 yıllık hak düşürücü süresi
    bulunmaktadır. Muris 13.03.2014 tarihinde vefat etmiştir. Dava
    konusu taşınmazın muris tarafından satışının daha önceden davacılar
    tarafından bilindiği gerçeği göz önünde bulundurulursa davacılar
    murisin vefatı tarihinde saklı paylarının ihlal edildiğini biliyor
    olmalıdır. Bu sebeple 1 yıllık hak düşürücü süre mahkemeniz
    tarafından değerlendirilirken bu hususun göz önünde bulundurulmasını
    talep etmekteyiz.

İHTİYADİ TEDBİR TALEBİNE İLİŞKİN BEYANLARIMIZ:

1.  Takdir sayın mahkemenin olmakla birlikte, ihtiyati tedbir için
    gerekli olan ‘yaklaşık ispat’ hususu gerçekleşmemiştir. Davacı
    tarafın beyanları soyut iddialardan ibarettir. Davanın haksız çıkar
    elde etmek amacıyla ve kötü niyetle açıldığı ortadadır. İhtiyati
    tedbir kararı hakkaniyetsizlik yaratacak olup karşı tarafın
    korunmaması gerektiği kanaatindeyiz.

2.  Her iki satış sözleşmesi de şekil şartlarını haizdir ve tarafların
    gerçek iradesini yansıtmaktadır. Murisin mirastan mal kaçırma amacı
    bulunmamaktadır. Bu sebeple ihtiyati tedbir isteminin reddini talep
    etmekteyiz.

HUKUKİ NEDENLER           :  4721 sayılı TMK, 6098 sayılı TBK ve ilgili
mevzuat

HUKUKİ DELİLLER             : Tapu kayıtları, Keşif, Bilirkişi, Yargıtay
kararları, banka hesap

ekstreleri, tanık beyanları (tanık listesi daha sonra sunulacaktır)

ve diğer deliller.

NETİCE ve TALEP : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.  Haksız ve kötü niyetli davacı/ların ihtiyati tedbir talebinin
    reddine,

2.  Davacı/ların haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddine,

3.  Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine

karar verilmesini saygı ile talep ederiz.

DAVALI VEKİLİ

Av. ……

EK: 1-Muris ….’ ya ait nüfus kayıt örneği

2-Müvekkilin bankadan ihtiyaç kredisi kullandığını gösterir banka
ekstresi

3-Yargıtay kararları

4-Veraset ilamı

5-Vekâletname örneği