Haksız Şikayet Nedeniyle Manevi Tazminat Davası: 4. Hukuk Dairesi 2010/9458 E., 2011/11641 K. Kararının İncelenmesi
Özet: Dava, davacının davalı tarafından yapılan haksız şikayet sonucu manevi zarara uğradığı iddiasıyla açılmıştır; mahkeme, şikayet hakkının sınırları ve kişilik hakları arasındaki dengeyi gözeterek, davalının şikayet dilekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki tartışma ve davalının beyanları dikkate alındığında, şikayet hakkının kötüye kullanılmadığı ve kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varmıştır.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine █████/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen █████/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ile davalı taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.Dava, haksız şikayet nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin bir bölümünün ödetilmesine karar verilmiş; karar, davacı ve davalı tarafından temyiz olunmuştur.Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsavarlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.Dosya kapsamından, davalı ile davacının komşu oldukları, davacının polis memuru olup nöbette olduğu geceler evinden gürültü geldiğinde davalının kendisini arayarak ailesini ikaz etmesini istediği, şikayete konu olayın yaşandığı günde, benzer şekilde davalının davacıyı aradığı, davacının davalının kendisini aramasından rahatsız olarak konuşmak için evine gittiğinde aralarında sözlü tartışma yaşandığı, davacının polis memuru arkadaşları tarafından davalının kapısından uzaklaştırıldığı anlaşılmaktadır. Olayın bu şekilde gerçekleştiğine yönelik taraflar arasında da ihtilaf bulunmamaktadır. Davalı, bu olayı konu alan biçimde 13.01.2009 günü Cumhuriyet Savcılığına davacı hakkında suç duyurusunda bulunmuş, aynı dilekçe kapsamında hakaret ve tehdide uğradığını, davacının beyinsel özürlü bulunan çocuğuna kötü muamelede bulunduğunu, çocuğun sürekli ağlamasından rahatsızlık duyduğunu iddia etmiştir. Bu kapsamda davacı hakkında yapılan adli soruşturma sonunda atılı suçlardan yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmaması nedeni ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.Yerel mahkemece, dava konusu şikayet dilekçesinin tartışma sırasında fevri sözler söylenmiş olabileceğinden şikayet hakkı ve hak arama özgürlüğü kapsamında kalmasına karşın, davacının beyninden özürlü olduğu belli olan çocuğuna atılan dayak ve yapılan eziyetten kendisinin ve komşuların rahatsız olduklarına ilişkin beyanın davacının kötü muamele nedeni ile adli ve idari soruşturma geçirmesine neden olması ve ispat olunmaması nedeni ile davacının manen zarara uğradığının kabulü ile istemin bir bölümünün ödetilmesine karar verilmiş ise de, davalının davacı hakkında verdiği dilekçe bir bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında yaşanmış bulunan tartışma nedeni ile şikayetçi olunduğu, tartışma sırasında davacının davalıya yönelik şikayete konu olan sözleri söylemiş bulunabileceğinin mahkemece de fevri sözler söylenmiş olabilir şeklinde kabul edildiği, dosya arasına ibraz olunan sağlık raporuna göre davacının oğlunda sınırda mental retardasyon+dikkat eksikliği hiveraktivite bozukluğu özgül öğrenme bozukluğu bulunduğu, bu durumu sezinleyen davalının davacının evinden gelen sesler nedeni ile şikayet dilekçesinde bu konuya da yer vermesinde zayıfta olsa somut bir takım emareler bulunduğu anlaşılmakla şikayetin olağan kuşku üzerine somut emarelere dayandırılarak yapıldığı gerekçesi ile istemin tümden reddi gerekir.Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, davalının tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.SONUÇ
: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle davalı yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine █████/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.