Giriş yap
Kayıt ol

                Sigorta Şirketi Tarafından Yapılan Ödeme İle Birlikte Hesaplanan
Destekten Yoksun Kalma Tazminatından İndirilmek Suretiyle Bulunacak
Miktar Üzerinden Destekten Yoksun Kalma Tazminatına Hükmedileceğine
İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı 



Sigorta Şirketi Tarafından Yapılan Ödeme İle Birlikte Hesaplanan
Destekten Yoksun Kalma Tazminatından İndirilmek Suretiyle Bulunacak
Miktar Üzerinden Destekten Yoksun Kalma Tazminatına Hükmedileceğine
İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/4-824

K. 2012/134

T. 14.3.2012

• TRAFİK KAZASI NEDENİYLE DESTEĞİN ÖLÜMÜ ( Tazminat Davası -
Ödemelerin Yapıldığı Günler İle Tazminatın Hesaplanmasına
İlişkin Bilirkişi Raporunun Düzenlendiği Gün Arasında Geçen
Sürede Sigorta Şirketinden Alınan Paranın Getirisinin Yasal Faiz
Ölçüsünde Güncelleştirilip Belirlenmesi Gerektiği )

• SİGORTA ŞİRKETİ TARAFINDAN YAPILAN ÖDEME ( İle Birlikte
Hesaplanan Destekten Yoksun Kalma Tazminatından İndirilmek Suretiyle
Bulunacak Miktar Üzerinden Destekten Yoksun Kalma Tazminatına
Hükmedileceği )

• TAZMİNAT DAVASI ( Trafik Kazası Nedeniyle Desteğin Ölümünden
Dolayı - Sigorta Şirketi Tarafından Yapılan Ödeme İle Birlikte
Hesaplanan Destekten Yoksun Kalma Tazminatından İndirilmek Suretiyle
Bulunacak Miktar Üzerinden Destekten Yoksun Kalma Tazminatına
Hükmedileceği )

• DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI ( Sigorta Şirketi Tarafından
Yapılan Ödeme İle Birlikte Hesaplanan Destekten Yoksun Kalma
Tazminatından İndirilmek Suretiyle Bulunacak Miktar Üzerinden
Hükmedileceği )

• FAİZ VE TAZMİNATLARIN HESAPLANMASI ( Trafik Kazası Nedeniyle
Desteğin Ölümünden Dolayı Tazminat - Ödemelerin Yapıldığı
Günler İle Tazminatın Hesaplanmasına İlişkin Bilirkişi Raporunun
Düzenlendiği Gün Arasında Geçen Sürede Sigorta Şirketinden
Alınan Paranın Getirisinin Yasal Faiz Ölçüsünde
Güncelleştirilerek Belirleneceği )

ÖZET : Dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı
uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece yapılacak iş; sigorta şirketi tarafından davacılara
ödemelerin yapıldığı günler ile destekten yoksun kalma
tazminatının hesaplanmasına ilişkin bilirkişi raporunun
düzenlendiği gün arasında geçen sürede, sigorta şirketinden
alınan paranın getirisinin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip
belirlenmesi ve sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile
birlikte, hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatından indirilmek
suretiyle bulunacak miktar üzerinden destekten yoksun kalma
tazminatına hükmedilmesinden ibarettir.

DAVA : Taraflar arasındaki "maddi ve manevi tazminat" davasından
dolayı yapılan yargılama sonunda; Bolu 1.Asliye Hukuk Mahkemesince
davanın kısmen kabulüne dair verilen 30.07.2009 gün ve 2006/198
E.-2009/260 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili ve
davalılardan S. D. vekili ile A... İ... İ... San. ve Tic. A.Ş.
vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin
14.12.2010 gün ve 2009/13017 E.-2010/12991 K. sayılı ilamı ile;

( … 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya
uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde
bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin
kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davacıların diğer temyiz itirazlarına gelince;

a )Davacılar, davalılardan sürücü S. D.'nun eşi, kendilerinin
kızı ve kardeşi olan S. D.'nun, S. D.'nun tam kusuru ile yol
açtığı trafik kazası nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirterek
uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemişlerdir.

Davalılardan araç sahibi D... Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ,
aracı uzun süreli kiralama sözleşmesi ile diğer davalı A... İ...
İ... Sanayi ve Ticaret AŞ'ne kiraladığını;

Diğer davalı A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ ise, diğer
davalı sürücünün şirket çalışanı olmadığını, kazaya
karışan aracın sahibi de olmadığından kusur ve sorumluluğu
bulunmadığını;

Öteki davalı S. D. da, kazada eşini kaybettiğini ve büyük bir acı
yaşadığını; ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini
savunmuşlardır.

Yerel mahkemece, davalı sürücü S. D.'nun desteğin ölümüne neden
olan kazada tam kusurlu olduğu benimsenmiş; D... Turizm Otomotiv
Sanayi ve Ticaret AŞ'nin aracı uzun süreli kiralama sözleşmesi ile
teslim ettiği A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin araç
işleteni olduğu sonucuna varılarak, davalılardan D... Turizm
Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ'ne yönelik istemin husumet yönünden
reddine; diğer davalılar hakkındaki istemin ise bir bölümünün
kabulüne karar verilmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden, kazaya neden olan 34 ... ... plakalı
aracın davalılardan D... Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ adına
kayıtlı olduğu, diğer davalı A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ
ile aralarında imzaladıkları 01.10.2004 başlangıç tarihli kira
sözleşmesi uyarınca aracın 36 aylığına kiralandığına ilişkin
kira sözleşmesi sunulduğu, kiralama sözleşmesinin taraflarca
hazırlandığı, noter onayı bulunmadığı, 243 adet otomobilden söz
edilen kira sözleşmesinde kiralanan araçların plakalarının yer
almadığı, araçların üçüncü kişilere verecekleri zararlardan
A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ'nin sorumlu tutulacağı, mahkeme
kararı ile D... Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ'nin tazminat
ödemesi durumunda A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ'ne rücu
edeceği gibi koşulları içerdiği anlaşılmaktadır.

Davacılar, zarara yol açan aracın trafik kaydını esas alarak
davayı, işleten D... Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş
sıfatıyla yöneltmişlerdir. 2918 sayılı Karayolları Trafik
Yasası'nın 3 ve 19.maddelerine göre trafik kaydı "işleteni" kesin
olarak gösteren bir karine değilse de, onun kim olduğunu belirleyen
güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen
işletenliğin üçüncü kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir
yasal düzenleme de yoktur. İşletenlik, trafik kaydı adına olan
kişiden mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatıyla
sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süre ile kiralama, ariyet
veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişiye
geçmiş olur. Bu bakımdan işletenliğin kayda rağmen başkasına
geçmiş bulunduğu her zaman kanıtlanabilir. Fakat bu konuda
getirilecek kanıtların üçüncü kişiler yönünden bağlayıcı
nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların
haklarını ortadan kaldıracak ( halele uğratacak ) bir sonuç
yaratmaması gerekir.

Öte yandan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 299.maddesinde yer
alan düzenlemeler, birbiriyle hiç bağlantısı bulunmayan, birbirine
karşı tam anlamıyla üçüncü kişi durumunda bulunan kişiler
hakkında uygulama alanı bulamaz. Çünkü haksız eylem nedeniyle
zarar gören kişi, üzerinde işletenlik niteliği bulunmayan kişinin
hukuki ardılı değildir. Ancak, özellikle trafik olaylarına
karışan araçların oluşturdukları zararların ödetilmesini
olanaksız bırakmak için olaydan sonra danışıklı ( muvazaalı )
olarak eski tarihle düzenlenen sözleşmelerde, üçüncü kişi
durumunda bulunan zarar görenlerin, zarara uğramasını önlemek
amacıyla bu gibi belgelerin onlara karşı sonuç doğurabilmesi için
sözü edilen maddede öngörülen koşulların benzetme yolu ile (
kıyasen ) aranması hak ve adalete uygun düşmektedir. Yargıtay'ın
uzun yıllardan beri uygulaması bu doğrultudadır.

Dava konusu olayda davalı; aracını, başka bir kişinin kendi
hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiğini ve araç
üzerinde eylemli kullanımı ( tasarrufu ) bulunduğunu geçerli
kanıtlarla kanıtlamış değildir.

Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, araç sahibi olan
davalılardan D... Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ'nin de sorumlu
tutulması gerekirken, onun hakkındaki istemin husumet yönünden
reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden
kararın bozulması gerekmiştir.

b )Davacıların desteği, davalılardan S. D.'nun eşi olup bu sıfatla
olay günü araç içinde bulunmaktadır. Araç sürücüsü ile ölenin
karı koca oldukları gözetildiğinde, ölenin davalı yan tarafından
hatır için taşındığının kabul edilmesi doğru değildir. Ancak,
desteğin kaza sırasında emniyet kemeri takmadığı iddia olunduğuna
göre, kaza sırasında desteğin emniyet kemerinin takılı olup
olmadığı, meydana gelen sonuç ile emniyet kemerinin takılı
olmaması arasında uygun nedensellik bağı bulunup bulunmadığı
belirlenerek, Borçlar Yasası'nın 43.maddesinin uygulanmasına olanak
bulunup bulunulmadığı tartışılmadan karar verilmiş olması doğru
olmadığından karar bu nedenle de bozulmalıdır.

3-Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince;

a )Kaza yapan aracın sigorta ettireni olan davalılardan D... Turizm
Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ, sigorta şirketince davacılara tazminat
ödendiği, sigorta poliçesi kapsamında manevi tazminat klozu da
bulunduğu ileri sürülmüş olup yerel mahkemece, davacıların kaza
yapan aracın hem ihtiyari mali sorumluluk hem de zorunlu mali
sorumluluk sigortacısı olan Güneş Sigorta AŞ'den 27.03.2006 ve
28.03.2006 günlerinde 5.923,56 TL ve 36.785,56 TL tazminat aldıkları
belirlenmiş, ödenen tazminat tutarlarının hangi zarar kalemine
karşılık olduğu belirlenmediğinden, tümü destekten yoksun kalma
zararından indirilmiştir.

Yerel mahkemece, davalının itirazı da gözetilerek, davacılara
ödenen tazminat tutarının hangi zarar kalemlerine ilişkin olduğu,
özellikle manevi tazminat karşılığı bir ödeme yapılıp
yapılmadığı sorularak, sigorta şirketine açıklattırılmadan
yazılı biçimde karar verilmiş olması, bozmayı gerektirmiştir.

b )Yerel mahkemece benimsenen 03.08.2007 günlü destekten yoksun kalma
nedeni ile uğranılan maddi zararı hesaplayan bilirkişi raporunda,
tazminat tutarları hesap günündeki verilere göre hesaplanmış ve
yerel mahkemece de davacıların sigorta şirketinden
27.03.2006-28.03.2006 günlerinde aldıkları tazminat, herhangi bir
güncelleştirme yapılmadan indirilerek zarar tutarları bulunmuştur.

Sigorta şirketi tarafından yapılan ödemeyi tazminat hesabının
yapıldığı günden önce alan davacılar, bu paranın tazminat
hesabının yapıldığı güne kadar işleyen yasal faizi kadar
kazanım sağlamış olacaklarından; zarar ve yararın
denkleştirilmesi ilkesi gereğince, sigorta şirketi tarafından
yapılan ödemenin, tazminat hesabının yapıldığı güne kadar
geçen süreye ilişkin getirisinin yasal faiz ölçüsünde
güncelleştirilip belirlenerek hesaplanan tazminattan indirilmesi
gerekir.

Yerel mahkemece, sigorta şirketi tarafından davacılara ödemelerin
yapıldığı günler ile destekten yoksun kalma tazminatının
hesaplanmasına ilişkin bilirkişi raporunun düzenlendiği gün
arasında geçen sürede, sigorta şirketinden alınan paranın
getirisinin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip belirlenmesi ve
sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile birlikte, hesaplanan
destekten yoksun kalma tazminatından indirilmemiş olması da ayrı bir
bozma nedenidir... ),

Gerekçesiyle ( 2/a ve b ) sayılı bentte gösterilen nedenlerle
davacılar yararına; ( 3/a ve b ) sayılı bentte gösterilen
nedenlerle davalılar yararına bozularak; tarafların diğer temyiz
itirazları ilk bentteki nedenlerle reddedilerek, dosya yerine geri
çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki
kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz
edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra
gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı
uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, "07.03.2005 günü davalı sürücü S. D. yönetimindeki
davalı D... Tur. Oto. San. Ltd. Şti.ne ait, davalı A... İ... İ...
San. A.Ş.ne uzun süreli olarak kiralanan 34 ... ... plakalı otomobil
ile Bolu-Ankara otoyolunda aracı sağdaki oto korkuluklarına
çarptıktan sonra karayolu dışına çıkması ile araçta yolcu
olarak bulunan eşi Selda'nın ölümüne neden olduğu, olayda davalı
sürücü S. D.'nun %100 oranında kusurlu bulunduğu, Selda'nın
ölümü nedeniyle Güneş Sigorta A.Ş. tarafından babası K. E.'na
36.785,56 YTL, annesi Hanife Elieyioğlu'na 5.923,56 YTL ödeme
yapıldığı, davacı-baba K. E. için 8.061,00 YTL, davacı-anne
Hanife Elieyioğlu için 10.030,00 YTL destekten yoksun kalma tazminatı
talep hakları olduğu, sigorta tarafından ödenen bedel
düşüldüğünde davacı babanın karşılanmamış zararının
bulunmadığı, davacı annenin 4.106,56 YTL destekten yoksunluk
tazminatını talepte haklı olduğu, kazaya karışan 34 ... ... plaka
sayılı aracın trafik kaydında davalı D... Tur. Oto. San. ve Tic.
A.Ş. adına kayıtlı olduğu, ancak söz konusu aracın davalı A...
İ... İ... San. ve Tic. A.Ş.ne 01.10.2004-30.09.2007 tarihlerini
kapsayan 36 aylık kira sözleşmesi ile uzun süreli olarak
kiralandığı, kazanın meydana geldiği 07.03.2005 tarihinde diğer
davalı A... İ... İ... San. ve Tic. A.Ş. tarafından işletildiği,
her ne kadar davalı S. D.'nun Barut İ...San. A.Ş.nin çalışanı ise
de; kazaya neden olan aracın davalı A... İ... İ... San. ve Tic.
A.Ş. tarafından uzun süreli kiralanması ve şifai olarak dava
dışı Barut İ...San. A.Ş.ye teslim edilmesinin davalı A... İ...
İ... San. Tic. A.Ş.'nin işleten sıfatını kaldırmayacağı"
gerekçesi ile davacı K. E. tarafından açılan maddi tazminat
davasının reddine, davacı Hanife Elieyioğlu tarafından açılan
maddi tazminat davasının S. D. ve A... İ... İ... San. A.Ş.
yönünden ölen Selda'nın hatır taşıması ile taşındığı da
dikkate alınarak BK.nun 43.maddesi, hak ve nesafet kuralları
değerlendirilerek kısmen kabulüne, davalı D... Tur. Oto. San. Tic.
A.Ş.nin Karayolları Trafik Kanununun 85.maddesi gereğince işleten
sıfatının bulunmadığı ve zarardan sorumlu olmadığı dikkate
alınarak bu davacı yönünden açılan davanın reddine, tarafların
maddi ve sosyal durumu, davalı S. D.'nun kazanın meydana gelmesine
%100 oranında kusurlu bulunması, davacıların Selda'nın ölümü
nedeniyle duymuş oldukları elem ve ıstırabın derecesi dikkate
alınarak davalılar S. D. ve A... İ... İ... San. A.Ş. hakkında
açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar
verilmiştir.

Davacı vekili ve davalı A... İ... İ... San. ve Tic. A.Ş. vekilinin
temyizi üzerine karar, Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde
metni aynen yazılı gerekçeler ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece, önceki kararda direnilmekle; hükmü davacılar vekili
ile davalı A... İ... İ... San. ve Tic. A.Ş. vekili temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık:

1-Davalı D... Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin kaza yapan
aracı, başka bir kişinin kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait
olmak üzere işlettiğini ve araç üzerinde eylemli kullanımı (
tasarrufu ) bulunduğunu kanıtlayıp kanıtlayamadığı; burada
varılacak sonuca göre aracın işleteninin kim olduğu;

2-Davacıların desteği/ölen ile araç sürücüsü/davalının karı
koca oldukları gözetildiğinde, ölenin davalı tarafından hatır
için taşındığının kabul edilip edilmeyeceği;

3-Davacılara, kaza yapan aracın hem ihtiyari mali sorumluluk, hem de
zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan Güneş Sigorta AŞ
tarafından 27.03.2006 ve 28.03.2006 tarihlerinde 5.923,56 TL ve
36.785,56 TL ödenen tazminat tutarlarının tümünün destekten yoksun
kalma tazminatından indirilip indirilemeyeceği;

4-Davacıların sigorta şirketinden 27.03.2006-28.03.2006 günlerinde
aldıkları tazminatın, bilirkişi tarafından hesabın yapıldığı
güne kadar geçen süreye ilişkin getirisinin yasal faiz ölçüsünde
güncelleştirilip hesaplanan tazminattan indirilmesinin gerekip
gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşmede her bir uyuşmazlık ayrı ayrı
ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

I-Davacıların temyizi yönünden;

1-Bozma ilamının 2/a bendinde yer alan bozma nedenine karşı direnme
kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

a )D... Turizm Otomotiv San. ve Tic. A.Ş.'nin sorumluluğuna yönelik
temyiz itirazları açısından yapılan değerlendirme:

Somut uyuşmazlıkta öncelikle davalı D... Turizm Otomotiv Sanayi ve
Ticaret A.Ş.'nin eldeki davada işleten sıfatının olup
olmadığının ve burada varılacak sonuca göre de sorumluluğunun
bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İlkin, işleten kavramı ve buna ilişkin hukuki düzenleme üzerinde
durulmasında fayda bulunmaktadır.

Sorumluluğu belirleyen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ( KTK
)'nun 85/I.maddesinde, "araç işleten" kavramına yer verilmiş,
anılan Kanunun 3.maddesi ile Karayolları Trafik Yönetmeliği ( KTY )
'nin 3.maddesinde işletenin tanımı yapılmıştır.

Burada İşleten:

"Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışla alıcı
sıfatıyla sicilde kayıtlı görünen veya aracın uzun süreli
kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin
alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi
hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç
üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten
sayılır."

şeklinde tanımlanmıştır.

Öğretide, işleteni belirleyebilmek için, "şekli sistem" ve "maddi
sistem" şeklinde başlıca iki sistem geliştirilmiştir.

"Şekli sistem"deki ölçülere göre, işleten, trafik ruhsatnamesinde
ve sigorta poliçesinde adı yazılı bulunan kimsedir. Bu sistemde
"kişi" ile "araç" arasındaki eylemli ilişkiye önem verilmemiştir.
Trafik sicilinde ve yasa uyarınca işleten adına bulunması gereken
diğer yerlerde, bu kayıtlar kimin adına yapılmışsa, o kişiye
işleten gözüyle bakılmaktadır.

"Maddi sistem"de, bir araç üzerindeki belirli bir "fiili ve iktisadi
hakimiyet" ilişkisi göz önüne alınır. Böylece, araç üzerinde
eylemsel ( fiili ) tasarruf gücü olan ve araçtan doğan tehlikeleri
üstlenen ve aracı kendi hesabına işleten kişi, işleten olarak
kabul edilir. Araç üzerindeki eylemsel tasarruf gücü, bir aracın ne
zaman trafiğe sokulup çekileceği, aracın kimin tarafından nasıl ve
hangi amaçlarla kullanılacağı, donanımı, bakım ve gözetim
nerede, nasıl ve ne biçimde yapılacağı yönünden karar verme
yetkisini içerir. Aracın işleten hesabına ve tehlikesi işletene ait
olmak üzere işletilmesi ise, aracın donanım, bakım ve işletme
giderlerinin işleten tarafından üstlenilmesi, araç vergisi ve
zorunlu sigorta primlerinin işleten tarafından ödenmesi ve aracın
işletilmesi sonunda sağlanan yararların da işletene ait olması
anlamına gelir.

Şu var ki, bir kimsenin "şekli" anlamda işleten olduğu halde,
"maddi" anlamda işleten niteliğine sahip bulunmaması olanaklıdır.
İşte bu durumda, işleten ve zarardan sorumlu olan kişinin "Şekli
Sistem"de ki ölçülere göre belirlenmesi gerekir.

Kökleşen yargısal inançlarla da "Maddi Sistem" şöylece
benimsenmiştir. "Motorlu aracın işletilmesinden devamlı maddi ya da
manevi çıkarı olan, aracın giderlerini ve araçtan doğan
tehlikeleri üstlenen ve araç üzerinde eylemsel tasarruf gücü
bulunan kimse, işleten niteliği ile sorumludur".

2918 sayılı Kanun'un 3.maddesinde işleten tanımlanırken hem
"şekli" hem de "maddi" ölçü birlikte benimsenmiştir.

Bu tanımda öncelikle araç sahibi olan kişi, işleten diye
nitelendirilmiştir. Araç sahibinin kim olduğunu belirleyen tanımda
"şekli ölçü"nün esas alındığı görülmektedir. O nedenle araç
sahibini saptarken öncelikle "tescil belgesi veya sahiplik ya da
satış belgesi" göz önünde tutulacaktır. Böylece işleten
niteliği ile araç sahibinin belirlenmesinde trafik siciline kanıt
gücü tanınmış olmaktadır.

Araç sahibi olmayan işletenleri belirleyen KTK. md. 3'e göre ise,
"mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde
kayıtlı görünen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya
rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişi" de işleten
olarak sayılmıştır.

Bu tanımlamadan, motorlu aracı "uzun süreli kiralaması halinde
kiracının işleten sayılacağı" kabul edilmelidir.

Kiracının işleten sayılabilmesi için, taşıtın kendisine uzunca
bir süre için verilmiş olması ve bakım ödevinin de kendisine
yükletilmiş olması gerekir. ( Deschenaux-Tercier, Sorumluluk Hukuku,
S.Özdemir çevirisi, sh.120 ).

Şimdiye değin yapılan açıklamaların ışığında belirtelim ki,
KTK. md.85/I uyarınca sorumlu tutulan motorlu araç işleteni olarak
araç sahibinin saptanması için önce trafik siciline başvurmak
gerekir. Şu da var ki, araç işleteninin belirlenmesinde "trafik
kayıtları" kesin bir ölçü değildir. Trafik sicilinde araç sahibi
görünen kişinin, işleten niteliğinden yoksun olması olasıdır.

Zira, KTK. md. 85/I'de bu "resmi kayıtların" tersinin ispat
edilebileceği hükmünü içermektedir; "ancak ilgili tarafından
başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendine ait
olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu
ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır."

Öyleyse, trafik sicilinin, işleten olarak araç sahibi için bir
karine oluşturduğunun kabulü gerekir. O nedenle zarar gören, her
türlü kanıtla, "maddi ölçü" çerçevesinde işleten niteliğinin,
trafik sicilinde araç sahibi olarak tescilli kişide değil de başka
bir kimsede olduğunu ispat edebilir. Eş deyişle zarar gören, trafik
kazası sonucu zarara yol açan motorlu aracın işletilmesinde yarar
sağlama, aracın giderlerine katlanma, sigorta primlerini ödeme,
aracın şoförünü belirleme ve ücretini ödeme, aracın kimin
tarafından trafiğe sokulup çekileceği, nasıl ve hangi amaçlarla
kullanılacağı, donanım, bakım ve gözetimin nerede, nasıl ve ne
biçimde yapılacağı konularında karar verme yetkisinin kimde olduğu
ölçülerine başvurarak trafik sicilindeki kaydın tersini
kanıtlayabilir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda kural olarak araç
işleteninin sorumluluğu tehlike sorumluluğu olarak kabul edilmiştir.

Anılan Kanunun 85/I.maddesine göre;

"Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya
yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa,
motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında
veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde,
motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi,
doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar."

Bu fıkradan çıkan sonuç şudur ki; motorlu araç işleten, motorlu
aracın işletilmesinden doğan zarardan kusuru olmasa bile sorumludur.
Buradaki sorumluluk kusura dayanmayan ağırlaştırılmış objektif
sorumluluktur ( tehlike sorumluluğu ).

Bu sorumluluktan kurtuluş beyyinesi ise aynı Kanunun 86/I.maddesinde
şöyle belirlenmiştir.

"İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi,
kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru
bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş
olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir
üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse
sorumluluktan kurtulur."

Yine aynı Kanunun 85/son fıkrasında, "işleten ve araç işleticisi
teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın
kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru
gibi sorumludur." denilmiştir. Bu fıkrada eylemlerinden sorumlu
olduğu kişiler, "araç sürücüsü" ve de "aracın kullanılmasına
katılan yardımcı kişiler" ortaya çıkmış bulunmaktadır. Şu var
ki, "araç sürücüsü" ve "aracın kullanılmasına katılan
yardımcı kişilerin", "işletenin eylemlerinden sorumlu olduğu
kişilerin" kapsamında yer aldığı su götürmez. İşte araç
işleteninin sorumluluktan kurtulması için, eylemlerinden sorumlu
olduğu kişilerin, yasanın deyimi ile kusurları bulunmadığını da
kanıtlaması gerekecektir.

İşletenin bu bağlamda sorumlu tutulabilmesi için, aracı o kişiye
rızasıyla bırakmış olması gerekir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde:

Ô

Ö

à

ò

愀Ĥ

Kazaya neden olan 34 ... ... plakalı aracın davalılardan D... Turizm
Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ adına kayıtlı olduğu dosya
kapsamından açıkça anlaşılmaktadır. Davacılar, zarara yol açan
aracın trafik kaydını esas alarak davayı, işleten sıfatıyla D...
Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş'ye yöneltmişlerdir.

Her ne kadar araç adına kayıtlı olan davalı D... Turizm Otomotiv
Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili, diğer davalı A... İ... İ... Sanayi
ve Ticaret AŞ ile aralarında imzaladıkları 01.10.2004 başlangıç
tarihli kira sözleşmesi uyarınca aracın 36 aylığına
kiralandığına ilişkin dosyaya kira sözleşmesi ve bu kira
sözleşmesi gereğince de kira bedellerinin dava dışı Barut İ...
San. ve Tic. A.Ş. tarafından ödendiğine dair faturalar sunmuş ise
de, kiralama sözleşmesinin taraflarca hazırlandığı, noter onayı
bulunmadığı, 243 adet otomobilden söz edilen kira sözleşmesinde
kiralanan araçların plakalarının yer almadığı sabittir.

İşletenliğin kayda rağmen başkasına geçmiş bulunduğu her zaman
kanıtlanabilir ise de, bu konuda getirilecek kanıtların üçüncü
kişiler yönünden bağlayıcı nitelikte ve güçte olması,
özellikle zarara uğrayanların haklarını ortadan kaldıracak (
halele uğratacak ) bir sonuç yaratmaması gerekir.

Dava konusu olayda davalı D... Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ;
aracını, başka bir kişinin kendi hesabına ve tehlikesi kendisine
ait olmak üzere işlettiğini ve araç üzerinde bu kişinin eylemli
kullanımı ( tasarrufu ) bulunduğunu geçerli delillerle kanıtlamış
değildir.

Kazaya karışan aracın da, davalı Serkan'a davalı D... Turizm
Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ tarafından teslim edildiği taraflar
arasında düzenlenmiş 07.10.2004 tarihli "Araç teslim belgesi"
başlıklı belgeden açıkça anlaşılmaktadır. Öteki deyişle, D...
Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ. aracı kendi rızası ile davalı
Serkan'a teslim etmiştir.

Esasen, araç sahibi davalı aracın kendi rızası hilafına elinden
çıktığını da iddia etmemiştir.

Hal böyle olunca; yerel mahkemece, araç sahibi olan davalılardan D...
Turizm Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ'nin de olayda işleten sıfatı
ile sorumlu tutulması gerekirken, onun hakkındaki istemin husumet
yönünden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun
düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

Öte yandan, olayda iki ayrı işleten olamayacağından, davalılardan
A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ'nin de sorumluluğunun
dayandığı hukuki ilkeler üzerinde durulması gerekmektedir.

b )Davalılardan A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ'nin de
sorumluluğuna yönelik temyiz itirazları açısından yapılan
değerlendirme:

Bilindiği üzere, kişilerin sözleşme dışı sorumluluğunda kural
olarak kusur sorumluluğu esastır ( BK m.41 ); ne var ki, yasa koyucu
değişik sebeplerle kusursuz sorumluluk ( objektif sorumluluk )
hallerini de kabul etmiştir. Bu nedenle sözleşme dışı
sorumluluktan söz edebilmek için, kişinin kusura dayanan bir
sorumluluğunun veya kusuru olmasa dahi yasadan doğma bir
sorumluluğunun bulunması zorunludur.

818 sayılı Borçlar Kanunu ( BK )'nun "İstihdam edenlerin
mes'uliyeti" başlığı altında düzenlenen 55.maddesinde,
"Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği
kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları
zarardan mes'uldür" hükmü öngörülmüştür.

Anılan madde de deyimini bulan, istihdam edenlerin, müstahdemlerinin
eylemlerinden sorumlu tutulmaları ilkesi, kendi yararı için
başkasını çalıştıran kimsenin, bu işin ifasından meydana
gelecek zarar tehlikesini bazı şartlar altında üzerine alması
esasına dayanır. İstihdam edenlerin sorumluluğu hakkında gerek
doktrinde gerek içtihatlardaki ( 27.03.1957 gün ve 1/3; 22.06.1966
gün ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları ) baskın
görüş bunların kusursuz bir sorumluluğa tabi tutulmaları
doğrultusundadır. İş gördürenin sorumluluğunun kaynağı,
göstermekle yükümlü olduğu özenle iş görme ( ihtimam ) ödevinin
ihlalidir. Sorumluluğun kökü, bizzat sorumlu şahsın ya da
şahısların durumundadır. İstihdam eden, müstahdem veya
işçilerini seçerken, onları çalıştırırken, başkalarına zarar
vermemelerini sağlamakla ve buna dikkat ve özen göstermekle
yükümlüdür. Esasen istihdam edenin sorumluluğunun dayanağı, onun
müstahdeme nezaret ve özen hususundaki objektif vazifesinin ihlali
teşkil eder.

İstihdam edenin bu özen ödevi doktrin ve uygulamada genellikle dört
esasta mütalaa edilmektedir. Adam kullanan, müstahdem veya işçisini
seçmede; talimat vermede; denetim ve gözetimde; işin organizasyonunu
esaslı ve doğru bir şekilde kurmakta, özen göstermelidir.

Ancak hemen belirtmek gerekir ki, istihdam edenin göstermekle mükellef
olduğu bütün bu dikkat ve özen önlemleri ( tedbirleri ) almaması-
27.03.1957 gün ve 1/3; 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı İçtihadı
Birleştirme Kararları göz önüne alınırsa- bunlara uyulmamasının
objektif olarak tavsif edilebilecek karşılığının ihmal veya kusur
olduğu görülür.

Çünkü burada söz konusu olan, gösterilmesi gereken dikkat ve
özenin gösterilmemiş olmasıdır. Bu özen ödevi ve buna riayet
edilmemesi olgusu, objektif olarak takdir olunur. Sübjektif bakımdan
mazur görülebilecek bir neden iş gördüreni sorumluluktan kurtaramaz
( Haluk Tandoğan, Türk Mes'uliyet Hukuku, Ankara, 1961, sf.108 vd. ).

Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada benimsenen görüşe göre,
Borçlar Kanunu madde 55'te düzenlenen iş gördürenlerin
sorumluluğu, bir kusur karinesine dayanmamaktadır. İsviçre Hukuku
gibi Türk Hukukunda da kabul edilen hal tarzına göre, burada ne
istihdam edenin ve ne de müstahdemin kusuru aranmamaktadır. Sorumluluk
her ikisinin kusurundan bağımsız olarak teessüs etmektedir. Bunun
için istihdam edenin sorumluluğu, bir "Sebep Sorumluluğu" olarak
kabul edilmektedir

Nitekim 27.03.1957 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararının 4.paragrafında da belirtildiği gibi, Kanun'un
55.maddesinin istihdam edene verdiği kurtuluş beyyinesi imkânı,
kusursuzluğun ispatı değildir. Nitekim tedbir alınmasının
örneğin, adam kullananın ani bir akıl hastalığına veya ani bir
kazaya uğrama durumları mücbir sebep niteliğinde olduklarından,
tedbir alınmamasının sonuçlarından dolayı onun hiçbir şekilde
sorumlu tutulmaması gerekirdi.

Oysa durum böyle değildir.

Sorumluluktan kurtulma nedenlerinin yasaya konuluşu ile güdülen tek
amaç, iş sahiplerini sorumluluktan kurtulacakları düşüncesiyle
zararları önleyici tedbirleri almaya teşvik etmek, sosyal tehlikeyi
azaltma düşüncesidir; yoksa yasa metnine kusur unsurunu sokma
düşüncesi değildir. O halde özetlenecek olursa, kusur öğesi
hariç haksız eylemin diğer üç unsuru bir zararlandırıcı olayda
birleşince adam kullanan sorumlu tutulacaktır.

Olayımızda, zararlandırıcı kazanın gerçekleştiği anda kaza
yapan aracı davalılardan S. D.'nun kullandığı, araçta bulunan
davacıların kızı ve kardeşi S. D.'nun öldüğü, kazanın
oluşumunda sürücü-davalı Serkan'ın %100 ( tam ) kusurlu olduğu
dosya kapsamından ve 24.04.2009 tarihli bilirkişi raporundan açıkça
anlaşılmaktadır.

Esasen olayın oluşumunda ve davalının kusur oranında yerel mahkeme
ile Özel Daire arasında uyuşmazlık da bulunmamaktadır.

Davalı-sürücü S. D., hakkında başlatılan ceza soruşturmasındaki
ifadesinde davalılardan A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ'de ilaç
satış mümessili olarak çalıştığını söylemiş; Cumhuriyet
Başsavcılığının iddianamesinde de davalının adı geçen
şirketin çalışanı olduğu belirtilmiş ve Bolu 2.Asliye Ceza
Mahkemesi'nin 17.06.2009 gün ve 2009/56-361 sayılı kararında da bu
husus vurgulanmıştır.

Olay günü de davalı-sürücünün, diğer davalı A... İ... İ...
Sanayi ve Ticaret AŞ'nin emir ve talimatlarını yerine getirmek için
aracı kullandığı tüm dosya kapsamı ve ceza dosyası ile sabittir.

Bu durumda, davalı-sürücü S. D., Borçlar Kanunu'nun 55.maddesinde
belirtildiği şekliyle davalı şirketin hizmeti altındadır ve
davalı şirketin müstahdemidir.

Öteki deyişle, aracı kullanan şoför ile davalı A... İ... İ...
Sanayi ve Ticaret AŞ arasında bir tabiiyet ilişkisi bulunduğu ve
zararın da şoför tarafından işin ifası sırasında meydana gelmesi
itibariyle, işin yapılmasıyla zarar arasında illiyet bağı
bulunduğu ihtilafsızdır. Davalı şirketin davalı Serkan'ın
istihdam edeni olduğu çok açıktır.

O halde, davacıların zarara uğraması ile sonuçlanan olayda adam
kullanan durumundaki davalı A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ'nin
gerekli dikkat ve özeni gösterip göstermediği konusu üzerinde
durulmasında yarar vardır.

Yukarıda sayılan ölçülerden hareket edildiğinde, öncelikle,
davalı şirketin aracı kullanan müstahdemini seçmede dikkatli
davrandığı söylenemez. Çünkü davacıların da ifade ettiği gibi
aracı kullanan davalı daha önceden de bir çok kez kazaya
karışmış ve olayın gerçekleştiği kazada da %100 ( tam ) kusurlu
olduğu bilirkişi raporu ile sabit olmuştur.

Öte yandan, davalı, istihdam eden sıfatıyla çalıştırdıkları
adamlarına daimi bir nezaretle yükümlüdür. Kural olarak adam
çalıştıran tarafından verilmiş talimata, müstahdemin
uymamasından ötürü iş sahibi sorumludur.

Davalı istihdam edenin ise, müstahdemine nezaret etmediği ve emir ve
talimatları ile de yönlendirmediği olayın oluş şeklinden açıkça
anlaşılmaktadır.

Bütün bu nedenlerden ötürü davalı adam kullanan müstahdem ve
işçisini seçmede, talimatta, denetim ve gözetimde gerekli dikkat ve
özeni göstermediği, yeteri kadar denetlemediği ve böylece
davacıların zarara uğramasına neden olduğu sonucuna
varılmaktadır.

O halde, davalı A... İ... İ... Sanayi ve Ticaret AŞ'nin de adam
çalıştıran olarak zarardan sorumlu tutulması gerekmektedir.

2-Mahkemenin, bozma ilamının 2-b bendindeki bozma nedeni olan hatır
taşımasına ilişkin direnmesine yönelik temyizin
değerlendirilmesine gelince;

Hatır için ücretsiz taşıma ya da kullandırma durumlarıyla ilgili
olarak yasalarda özel ve ayrık bir düzenleme bulunmamakla birlikte,
yargısal inançlar, öğretideki görüşler doğrultusunda yasalardaki
boşluğun genel hükümlere göre doldurulması ve 818 sayılı
Borçlar Kanunu ( BK )nun md.43/I'in uygulanması yolu ile bir çözüme
ulaşılması gerektiği kabul edilmiştir ki, 2918 sayılı KTK.
md.87/I ile de genel hükümlerin uygulanmasını öngören bir
düzenlemeye gidilmiştir.

Anılan maddede:

"Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta
ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için
karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç
işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve
motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen
zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir."

Hükmü yer almaktadır.

Böylece, hatır için taşıma ya da vermenin söz konusu olabilmesi
için, işletenin taşımak üzere araca aldığı yolcudan veya
aracını verdiği kişiden ya hiç karşı edim almamış ya da alsa
bile bunun önemsiz olması gerekir. Araçta hatır için taşıma veya
aracın hatır için verilmesi, başkasına kolaylık gösterme, iyilik
etme düşüncesine dayanır.

Her olayda, hâkim, hatır işinin özelliğini göz önünde tutarak
işleteni tüm sorumluluktan kurtarabileceği gibi bunu bir indirim
nedeni sayarak bölümsel bir giderimin ( kısmi bir tazminatın )
ödetilmesine de karar verebilir.

Somut olaya gelince:

Davalılardan S. D.'nun kullandığı araçta bulunan eşi Selda'nın
öldüğü, Selda ile Serkan'ın resmi nikâhlı karı-koca oldukları,
olay günü de Selda'nın kişisel bir işi nedeniyle kaza yapan araçta
bulunduğu dosya kapsamı ve nüfus kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Yukarıda da bahsedildiği gibi hatır için taşımanın söz konusu
olabilmesi için, işletenin taşımak üzere araca aldığı yolcudan
karşı edim alabilecekken yolcunun hatırı için veya iyilik yapma
düşüncesi ile karşı edimi almayıp yolcuyu bedelsiz taşıması
gerekmektedir. Ancak ölen ile davalı-şoför zaten karı-koca
olduklarından, eşlerin bir birlerinden herhangi bir karşı edim almak
gibi bir durumları söz konusu olamayacağı gibi, tersine eşlerin bir
birlerine yardım ve muavenet görevleri bulunmaktadır.

Hal böyle olunca, eşler arasındaki zararlandırıcı olayda Borçlar
Kanunu'nun 43.maddesinin uygulanmasına olanak bulunmadığından,
hükmedilen tazminat miktarından hatır taşıması nedeniyle de
yapılacak bir indirim de bulunmamaktadır. Buna göre tazminat
miktarından "hakkaniyet indirimi yapılmaması gerektiği"
gözetilmeden karar verilmiş olması da bozmayı gerektirmiştir.

II-Davalıların temyizi yönünden:

a )Sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin manevi tazminat
karşılığı yapılıp yapılmadığına ( Bozma ilamının 3/a
bendindeki bozma nedenine ) ilişkin direnme nedenine yönelik temyiz
itirazlarının incelenmesinde:

Kaza yapan aracın sigorta ettireni olan davalılardan D... Turizm
Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ, sigorta şirketince davacılara tazminat
ödendiğini, sigorta poliçesi kapsamında manevi tazminat klozu da
bulunduğunu ileri sürülmüştür.

"Kara Taşıtları Bileşik Sigorta Poliçesi" başlıklı kaza yapan
araç için Güneş Sigorta tarafından düzenlenmiş, bileşik sigorta
poliçesinden de "bedeni ve maddi ayrımı yapılmaksızın manevi
tazminat talepleri dahil olarak olay başına azami 80.000.YTL"
yazdığı, böylece manevi tazminatın da aynı sigorta şirketi
tarafından poliçe kapsamına alındığı dosyada bulunan poliçe
örneğinden açıkça anlaşılmaktadır.

Davacıların kaza yapan aracın hem ihtiyari mali sorumluluk hem de
zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan Güneş Sigorta AŞ'den
27.03.2006 ve 28.03.2006 tarihlerinde 5.923,56 TL ve 36.785,56 TL
tazminat aldıkları hususu taraflar arasında çekişmesizdir.

Ne var ki, sigorta şirketinin anılan ödemelerinin neye mahsuben
yapıldığı ne tarafların beyanlarından ne de dosya kapsamından
anlaşılamamaktadır.

Öyleyse mahkemece yapılacak iş; sigorta şirketi tarafından
davacılara yapılan bu ödemelerin hangi zarar kalemine ilişkin
olduğu, özellikle manevi tazminat karşılığı bir ödeme yapılıp
yapılmadığının sorulması; anılan husus aydınlığa
kavuşturulduktan sonra hasıl olacak sonuç uyarınca bir karar
verilmesi olmalıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

b )-Bozma ilamının 3/b bendinde yer alan "Güncellemeye ilişkin"
direnmeye yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:

Zararlandırıcı olayın 07.03.2005 tarihinde gerçekleştiği,
27.03.2006 ve 28.03.2006 tarihlerinde 5.923,56 TL ve 36.785,56 TL
tazminatın kaza yapan aracın sigortacısı Güneş Sigorta şirketi
tarafından davacılara ödendiği, davanın 30.01.2006 tarihinde
açıldığı, tazminat hesabının yapıldığı bilirkişi raporunun
ise 03.08.2007 tarihinde düzenlendiği hususlarında çekişme
bulunmamaktadır.

Kural olarak, haksız fiil nedeniyle zarar görenin mal varlığındaki
azalma haksız fiilin işlendiği anda meydana geldiğine göre haksız
fiili işleyenin sorumluluğu da bu tarihten başlar. Olay tarihi
itibariyle tazminatın tamamını ödemekle yükümlü bulunan tazminat
yükümlüsünün ödeme yapmaması halinde temerrüde düşeceğinde
duraksama bulunmamaktadır.

Dava, davacıların desteğinin ( çocuklarının ve kardeşinin )
ölümüyle sonuçlanan trafik kazası nedenine dayalı maddi ve manevi
tazminat istemlerine ilişkindir.

Bu tür davalarda destek tazminatı hesabı özellikli bir yöntemle
yapılmakta ve faraziyeye dayanan bu hesaplama, sürekli tartışmalara
yol açmaktadır.

Bu tartışmaların bir bölümünü de olay sonrası mağdurlara
yapılan ödemeler ve anlaşmalar oluşturmaktadır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ( KTK )'nun 3. maddesi
hükmüyle bu sorun çözümlenmiştir.

Anılan madde hükmüne göre:

"Bu kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan
anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da,
yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya
uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren başlayarak iki yıl
içinde iptal edilebilir."

Bu yolda düzenlenen ibranameler ve sözleşmeler, hukuki sorumluluk ve
tazminat miktarı bakımından istenilen sonuçları doğurma özellik
ve niteliğinden yoksunsa da, hemen ödenen paraların akıbeti önem
kazanmaktadır.

Özellikle destek tazminatı saptamalarında ödemelerin konumunun ne
olacağı; bir başka anlatımla da genellikle birkaç yıl süren
yargılama sürecinin sonlarına doğru yapılan destek tazminatı
miktarlarının belirlenmesinden sonra, yıllar önce gerçekleşen
ödemelerin aynen mi düşüleceği; yoksa uyarla yoluna mı gidileceği
sorularının cevaplandırılması gerekmektedir.

Yerel mahkemenin kararı, olay sonrası ne miktar para ödendi ise çok
sonraları yapılan hesaplamada çıkan miktardan güncelleme
yapılmaksızın düşülebileceği yönündedir. Bu gerekçe "zarar
haksız eylemden kaynaklandığından tazminat haksız eylemin vuku
bulduğu tarihte muaccel hale gelmektedir. O halde, davalı tarafından
ödenen miktarın zarardan mahsubunun olay tarihine göre yapılması
yani faizin düşülmemesi gerekir." şeklindeki düşüncenin
yansımasıdır.

Bu yöntem, adalet ve hakkaniyet duygularını incittiği gibi borcunu
hemen ödemeye çalışanların üzerinde de olumsuz etki yapmaktadır.

Bunu bir örnekle anlatmak gerekirse; 1995 yılında meydana gelen
trafik kazasından dolayı, fail mağdurlara beş milyar lira destek
tazminatı ödemiş; daha sonra, mağdurlar bir dava ile destekten
yoksun kalma nedeniyle maddi tazminat istemişlerse, yargılama
sırasında, 1999 yılı içinde yapılan tazminat hesaplamasında
tazminat miktarı yirmi milyar lirayı bulur ki, ileri tarihlerde
yapılan hesaplama mutlaka yüksek miktarlara ulaşmaktadır. Oysa 1995
yılı içinde hesaplama yapılabilseydi, mağdurların hak
edebilecekleri para belki de beş milyar veya biraz fazlası olacaktı.
Şimdi, tazminat sorumlusu ya da sorumlularının, 1995 yılında beş
milyar lira ödemekle tazminat yükümlülüğünden kurtulup
kurtulmadıkları ve yerel mahkemenin düşüncesi gibi ( 20-5=15 )
hesabıyla onbeş milyar lira borçlu mu olduklarına bakmak gerekir.

Elbette zarar, haksız eylem tarihinde gerçekleşmiştir. Kural olarak
da o tarihe göre tazminat hesap edilir ve buna faiz de yürütülür.

Ne var ki, yapılan ödeme varsa bu ödemenin hangi tarihe göre mahsup
edileceğinin; mahsubun, ödeme tarihine mi, yoksa yıllar sonra
faraziyeye dayanan bir hesaplama ile karar tarihine göre mi
yapılacağının tespiti büyük önem taşımaktadır.

Yıllar önce yapılan ödemenin, daha sonraki bir tarihte yine aynı
miktarda düşülecek olması, toplumda uzlaşmaları yok eder; dava
aç-al paranı savunmasına pirim vermiş olur. Hukuk, borcunu kısmen
ya da tümüyle ödeyenleri, iyi niyetlileri, pişman etme aracı
olamaz. Kaldı ki, yukarıdaki örnekteki gibi, tazminat
yükümlüsünce ödenmesi gereken paralar ödenmeyip dava sonuçları
beklenseydi; ödenen miktarlar en azından kendisi kadar faiz getirir,
tazminat sorumlusu da karlı çıkardı.

Hukuk Genel Kurulundaki tartışmalarda bu gerekçeler ile olayda,
sigorta şirketinin yaptığı ödemelerin, daha sonra alınan
bilirkişi raporunda dikkate alınarak güncelleme yapılması
gerektiği görüşü çoğunluk tarafından kabul edilmiş;
güncellemenin nasıl ve hangi yöntemle yapılması gerektiği konusu
tartışılmış, ancak azınlıkta kalan bazı üyeler tarafından, bu
husus yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu
yapılmadığından, Hukuk Genel Kurulu önüne uyuşmazlık konusu
olarak gelmediği, dolayısı ile Hukuk Genel Kurulunda güncellemenin
nasıl formüle edilmesi gerektiği hususunun tartışılamayacağı
görüşü ileri sürülmüş; bu husus Hukuk Genel Kurul'ca usulü bir
ön sorun olarak tartışılmıştır.

Hukuk Genel Kurulunun bir görevinin de mahkemelere yol göstermek ve
uygulama birliği sağlamak olduğu, azınlık görüşünün kabul
edilmesi durumunda uyuşmazlığın tam olarak çözümlenmemiş olup
müphem kalan hususların, belirsizliklere sebebiyet vereceği
gerekçeleri ile, güncellemenin şekli ve formülünün de Hukuk Genel
Kurulunda tartışılarak, karara bağlanması gerektiği çoğunluk
tarafından kabul edilmiştir.

Usule ilişkin bu ön sorun aşıldıktan sonra işin esasının
incelenmesine geçilmiştir.

İşin esasına gelince:

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, iki türlü
güncelleme yöntemi ileri sürülmüş ve bu iki görüş
tartışılarak karara bağlanmıştır.

Birinci güncelleme yöntemi; Özel Daire bozma kararında da
belirtildiği gibi, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemelere
bilirkişi rapor tarihine kadar yasal faiz işletilmek suretiyle
bulunacak tazminat miktarından sigorta şirketi tarafından yapılan bu
ödeme ile birlikte işletilen yasal faiz tutarının da düşülmesi
suretiyle bulunacak miktar üzerinden destekten yoksun kalma tazminatı
verilmesi şeklinde formüle edilmiştir.

Tartışılan ikinci güncelleme yöntemi ise; sigorta şirketinin
yapmış olduğu ödeme tarihi itibari ile ayrıca zararın miktarının
da hesaplanması, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemelerin
toplam zarar miktarına yüzde olarak oranının bulunması -eğer
ödeme zararın tamamını karşılıyor ise davanın reddedilmesi-,
ödeme zararın tamamını karşılamıyor ise, mahkeme kararına en
yakın tarihte alınan bilirkişi rapor tarihi itibari ile de toplam
zarar miktarı hesaplanmak suretiyle, bulunacak toplam tazminat
miktarından, sigortanın ödediği miktarın oran olarak ( yüzde
olarak ) düşüldükten sonra bakiye kalan miktar üzerinden destekten
yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi gerektiği şeklinde formüle
edilmiştir.

Bahsedilen bu iki güncelleme formülü üzerinde yapılan tartışmalar
sonucunda birinci güncelleme yönteminin uygulanması gerektiği,
çoğunluk tarafından kabul edilmiştir.

Öyleyse yerel mahkemece yapılacak iş; sigorta şirketi tarafından
davacılara ödemelerin yapıldığı günler ile destekten yoksun kalma
tazminatının hesaplanmasına ilişkin bilirkişi raporunun
düzenlendiği gün arasında geçen sürede, sigorta şirketinden
alınan paranın getirisinin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip
belirlenmesi ve sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile
birlikte, hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatından indirilmek
suretiyle bulunacak miktar üzerinden destekten yoksun kalma
tazminatına hükmedilmesinden ibarettir.

Hal böyle olunca, yerel mahkemece sigorta şirketi tarafından yapılan
ödemenin yasal faiz ölçüsünde güncelleştirilip belirlenmemesi ve
sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile birlikte hesaplanan
destekten yoksun kalma tazminatından bu miktarın indirilmemiş olması
da ayrı bir bozma nedenidir.

O halde, yukarıda açıklanan gerekçelerle usul ve yasaya aykırı
bulunan direnme kararının bozulması gerekir.

SONUÇ : 1-Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının ( I ) bölümde
açıklanan nedenlerle kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma
kararında ve yukarıda ( I ).bölümün ( 1/a ve 1/b ) bentleri ile ( 2
) bedinde yer alan ilave nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun
30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen
"Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu'nun 429.Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek
halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
I.bölümün ( 2 ) bendi yönünden 07.03.2012 tarihinde yapılan
birinci görüşmede oyçokluğu, ( 1/a ve 1/b ) bentleri yönünden ise
14.03.2012 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile,

2-Davalı A... İ... İ... San. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz
itirazlarının ( II ) bölümde açıklanan nedenlerle kabulü ile,
direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda ( II. )
bölümde yer alan ( 1 ), ( 2 ) nolu bentlerde gösterilen nedenlerden
dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta
olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429.maddesi
gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana
geri verilmesine, II.bölümünün ( 1 ) bendinde yer alan neden
yönünden 07.03.2012 tarihinde yapılan birinci görüşmede oybirliği
ile , II. bölümün ( 2 ) bendinde yer alan neden yönünden ise,
14.03.2012 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar
verildi.




            
Avevrak.com © 2024, her hakkı saklıdır.
bilgi@avevrak.com
Tel.: 0507 115 57 78