Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, gıda sektöründe tanınmış markanın iltibasını içeren YIDK kararının iptali ve markanın sicilden terkin davasını karara bağlıyor.
Özet: Davacı, gıda sektöründeki tanınmış ve seri markalarıyla benzerlik taşıyan davalının ‘... köy tatil köyü’ ibareli markasının, tüketicilerde iltibas yaratması, kendi markasının ayırt edici karakterini sulandırması ve kötü niyetle tescil edilmeye çalışılması iddialarıyla Türk Patent YIDK kararının iptalini, söz konusu markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ederken; davalılar ise markalar arasında karışıklık riskinin bulunmadığını, sulandırma ve kötü niyet iddialarının yeterli delille ispatlanamadığını savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/289 Esas - 2026/158

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/289
Karar No : 2026/158
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 08/07/2025
Karar Tarihi : 15/04/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 15/04/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkilinin ..... sınıflarda onlarca seri marka tescilinin bulunduğunu, davalının müvekkili ile aynı sektörde, gıda sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin tescilli markaları ile davalının tescil edilmek istenen markası arasında sınıfsal ayniyet / benzerlik söz konusu olduğunu, davalının .... numaralı ".... gibi ibarelerin jenerik ve her halükarda markasal değeri bulunmayan tali unsurlar olduğunu, bu hali ile davalının da müvekkilinin de markasının esaslı unsurunun “...” ibaresi olduğunu, sınıfsal benzerliğin yanına fonetik ve anlamsal benzerlik de ilave edildiğinde, davalının tek başına şekil unsuru ile farklılaştırma meydana getirmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki gıda sektörünün her kesimden tüketiciye hitap ettiğini, çok yaşlı kimselerin de çocukların da gıda sektöründe alışveriş yaptığını, bu hali ile somut olayda yapılacak iltibas kıyaslamasında dikkate alınması gereken tüketici kitlesinin ortalamanın altında, düşük dikkat seviyesine sahip tüketici kitlesi olduğunu, buna göre bir marketin gıda reyonunda müvekkilinin “...” markasını taşıyan bir gıda ürünü yanında, davalının 2023/108004 numaralı "... KÖY TATİL KÖYÜ" markasını taşıyan gıda ürününü gören tüketicinin kafasının karışacağını, müvekkilinin seri marka tescilleri, tanınmış marka tescili, markalar arasındaki sınıfsal ayniyet, gıda sektörünün hitap ettiği tüketici kitlesinin ortalama altı dikkat seviyesine sahip olması, davalının markasındaki jenerik ifadeler arındırıldığında markanın esaslı unsurunun “...” olduğu, davalı markasının müvekkilin slogan markasının serisi olarak algılandığı, dava konusu marka ve müvekkilin itiraza mesnet markaları arasında anlamsal, fonetik benzerlik bulunduğu hep birlikte dikkate alındığında olayda iltibasın ve SMK 6/1 koşullarının bulunduğunu, davalının “...” ibaresine jenerik birtakım ifadeler ekleyerek marka tescili müracaatı yapmış, tanınmış marka ile iltibas oluşturarak haksız kazanç elde etmek istemiş olduğunu, bu hali ile müvekkiline ait tanınmış markanın ayırt edici karakterinin de zarar göreceğinin açık olduğunu, davalının marka tescil müracaatının SMK 6/5. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, “...” ibaresi aynı zamanda müvekkilinin ticari unvanı olup, TTK uyarınca müvekkilinin ticari unvanı üzerinde de hakları mevcut olduğunu, davalının marka tescil müracaatı SMK 6/6. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, ticari hayatına müvekkilinden bir hayli sonra başlayan karşı tarafın, müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, müvekkilin ticari faaliyetlerinden ve tanınmış “...” ibareli markalarından haberdar olduğu halde kötü niyetli biçimde “...” ibareli iltibas oluşturmayı amaçlayan, “...” ibaresinin yanına tali ibareler ekleyip marka tescil müracaatı yapmış olduğunu ifade ederek, TÜRKPATENT YİDK’nın 22/05/2025 tarih ve 2025/M-8400 sayılı kararının iptaline, 2023/108004 sayılı ve "... köy tatil köyü" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı TÜRKPATENT vekili cevaplarında özetle; daha önce davacıya ait markaları gören, duyan, bu markayı taşıyan ürün veya hizmetlerden yararlanan ilgili tüketici kesiminin, sonraki zaman diliminde davaya konu marka başvurusu ile karşılaştığında, davaya konu ürün veya hizmetlerden yararlanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağını, marka sahipleri arasında idari/ekonomik bir bağlantı kurmayacağını, markaları kolayca ayrıştırabileceğini, tanınırlık iddiasında bulunan itiraz sahibinin sulandırma hâlleri iddialarından birinin gerçekleşme ihtimalini ispata yeterli ve geçerli delilleri ortaya koymak zorunda olduğunu, markalar arasında SMK’nın 6/5’inci maddesinde belirtilen risklerin oluşacağından söz edilemeyeceğini, davacı SMK m. 6/6 hükmü bağlamında tescil engelinin oluşacağını iddia ettiğini, davacının bu iddiasının da davalı marka açısından tescil engeli oluşacağı ve davacının bu madde kapsamında hak sahibi olduğu yönünde sunduğu bilgi ve belgelerin söz konusu iddiaları ispatlamada yetersiz olduğunu, davacının kötü niyet gerekçeli itirazının yerinde olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahıs cevaplarında özetle; davalının “... Köy” ve “Mutluköy” markaları ile hem Ayvalık ilçesinde hem de zeytincilik sektöründe bir tanınırlık sağlamış olduğunu, TÜRKPATENT belgeleri de sabit olduğu üzere 2009 yılından bu yana “... Köy” esaslı unsurunu kullanmak suretiyle faaliyet gösterdiğini, davacı her ne kadar “...” olarak markasının seri marka tescili olduğunu ve anlamsal ve fonetik olarak “... Köy” markası ile benzerlik olduğunu iddia etse de ortalama bir tüketicinin gerek tescil edilen şekiller gerekse de markalara baktığında her iki marka arasındaki farklılığı görebildiğini, marka olarak kullanılan ibarelerin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, ortalama tüketici nezdinde işbu ürünlerin davacı ile aynı işletmeye ait olacağı kanısının hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/6 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının 2023/108004 sayılı "... köy tatil köyü" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu 2023/108004 sayılı "... köy tatil köyü" ibareli marka için davalı tarafından 18/08/2023 tarihinde 29 / 30 / 33 / 35 / 37 / 39 / 43.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacı tarafından (2008 16420, 2008 16421, 2010 76249, 2010 76256, 2013 96495, 2014 09919, 2014 09960, 2014 99886, 2015 17118, 2015 36620, 2016 35228, 2016 53019, 2016 76669, 2016 82301, 2017 41318, 2018 03878, 2018 65037, 2018 66975, 2020 153101, 2020 74575, 2021 020544, 2021/034545, 2021 069400, 2022 005587, 2022 025912, 2022 073600, 2023/001114, 2023/001116, 2023 001117, 2023/001121, 2023 001124, 2023 001130, 2023/022168, 2023 022169, 2023 052948, 2023 077095, 2023 089564, 94929, 202326, 202325 sayılı ve "mutluluk tadında ... 1972'den beri ... makarnacılık sanayi ve ticaret a.ş. şekil", "mutluluk tadında mutlukar şekil", "mutluluk tadında ... şekil", "... pastaricco", "... gold", "... pastaricco", "mutludan", "mutluluk tadında", "... bahar", "...'dan", "... ye ... yaşa", "... gurme şekil", "... profesyonel", "... chef şekil", "...", "... ye ... yaşa", "... glory", "...", "mutluluğa doymak için ... makarna", "... altın harman", "... eden makarna", "mutluun", "... geleneksel taş değirmenden ilham alan üretim yöntemi", "... makarnaya hakkını verme vakti!", "... makarna", "... express", "... mudomie", "... mudomi", "... moodle", "... midomie", "... mammamie", "... mamie", "... kolay açılan,lezzetiyle kabaran ideal un", "... mydomie", "mutluluğun makarna hali", "makarnanın ... hali", "... un ''işinizi kolaylaştırır''", "...", "... pasta ricco şekil", "... pasta lusso şekil") markalarına dayanarak itirazda bulunulduğu, itirazın reddine karar verildiği, davacının Markalar Dairesi Başkanlığının red kararına karşı tekrar itirazda bulunduğu, TÜRKPATENT YİDK’nın 22/05/2025 tarih ve 2025/M-8400 sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava konusu markanın kapsamındaki 29., 30. sınıflardaki mallar ile 35. ve 43. sınıflarda yer alan hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu markanın kapsamındaki 33. sınıftaki malların davacının redde gerekçe 2016/76669 sayılı markasının kapsamında ilişkili olarak yer aldığı anlaşılmıştır. İlişkili olma durumunu açıklamak gerekirse, söz konusu redde gerekçe markanın kapsamındaki 33. sınıftaki malların 35. sınıftaki satış hizmetleri ile dava konusu markanın kapsamında yer alan 33. sınıftaki malların ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Nitekim Yargıtay bir kararında, ilk derece mahkemesi tarafından “…mal üreten işletmenin karineten o malı sattığı da kabul edildiğinden doğal olarak dava konusu markanın tescil edilmek istenildiği 35. sınıf 06 emtia grubunun da 134. sınıfta yer alan emtialarla doğrudan ilişkilendirilmeye müsait olduğu, dolayısıyla doktrin görüşleri ve yargı kararları ile de benimsendiği üzere 1-34 emtia gruplarında yer alan mallar ile 35. sınıf 06. Alt grubunda özel olarak sınırlandırılmış malların benzerlik göstermesi halinde her iki sınıfın birbiri ile benzer olarak kabul edilmesi gerektiği…”(11. HD., E. 2020/2370 K. 2021/4396T. 25.5.2021) şeklinde kurulan hükmü onaylamıştır. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu o malın pazarlanması olup, satışa konu ürün söz konusu olmadıkça bu ürünün pazarlanması hizmetinden de söz edilemeyeceği, bu nedenle dava konusu 33. sınıftaki mallar ile bu malların satışı hizmetlerinin birbirini tamamlayıcı mallar/hizmetler olduğu değerlendirilmiştir.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Somut uyuşmazlıkta benzer bulunan 29. ve 30. sınıfa giren mallar yani gıda maddelerinin ve 43. sınıftaki “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu gıda ürünlerini satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu değerlendirilmiştir.
43. Sınıftaki diğer hizmetler “Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri.Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.” bakımından ise nispeten daha ender yararlanılan, günlük tüketime konu olmayan, görece yüksek fiyatlı olan, alıcılarının söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği hizmetler olmaları nedeniyle dikkat ve özen düzeylerinin ortalamanın daha üstünde olacağı değerlendirilmiştir.
Benzer bulunan 33. sınıftaki malların yani alkollü içeceklerin hitap ettiği tüketici kesiminin bilinç düzeyinin yüksek olduğu değerlendirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta benzer bulunan 35. Sınıfta yer alan perakende satış hizmetleri (35.05) bakımından tüketicinin bilinç düzeyinin ne olduğu konusunda kesin bir sonuca varmak mümkün değildir. Öyle ki, ilgili tüketicilerin hemen her kesimden tüketiciler olarak değerlendirilebileceği, zira anılan sınıfta taraf markalarının kapsamlarının esasen sınırlandırılmadığı ve tüm sektörlere yönelik malların satışına ilişkin satış hizmetlerini kapsadığı dolayısıyla a’dan z’ye bütün malların satışını kapsayacak genişlikte olması nedeni ile hitap ettiği tüketici kesimi çeşitlendiğinden ve satış hizmetlerinin kapsamına çok çeşitli emtia girdiğinden bu hizmetler açısından bir genellemenin yapılamayacağı değerlendirilmiştir. Çünkü örneğin teknoloji ürünlerinin satış hizmetlerinin tüketici kitlesinin bilinç düzeyi yüksek iken gıda sektöründeki bazı ürünlerin mesela çocukların alabileceği mallar düşünüldüğünde tüketici bilinç düzeyi nispeten daha düşüktür. Dolayısıyla böyle geniş kapsama haiz mallarla ilgili mağazacılık hizmeti bakımından ilgili tüketici kitlesi/toplum kesimi açısından hem sıradan orta seviyedeki tüketicilerin hem de dikkat seviyesi görece daha yüksek olan bilinçli tüketicilerin dikkate alınabileceği değerlendirilmiştir. Öte yandan, 35.01, 35.02, 35.03 ve 35.04 alt grupların ise profesyonel iş yaşantısı akışında ihtiyaç duyulan ve profesyonel işletmeler tarafından tüketiciye sunulan nitelikteki muhasebe, iş yönetimi, reklamcılık, ithalat – ihracat vb. hizmetlere ilişkin olduğu, tüketicilerin bu hizmetlerden sık ve rutin olarak yararlanmadığı, çoğu zaman muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak ve araştırma yaparak hizmeti sunacak olan işletmeyi belirlediğinden ilgili hizmetler bakımından alıcıların bilinç düzeyi daha yüksek tüketicilerden oldukları değerlendirilmiştir.
Markalar arasında benzerlik değerlendirmesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaya göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaya göre değerlendirme yapılmasıdır.
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır.
İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür.
Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir.
Dava konusu marka, yeşil zemin üzerine, beyaz renkte, ilk harfleri büyük, kalın harflerle “... Köy” ibaresi ile bu ibarenin üzerinde yaprak figürü, altında daha küçük punto ile “tatil köyü” ibaresinin yer aldığı, en altta ise bir yerleşim yeri resminin bulunduğu karma bir markadır.
Davacıya ait markaların “...” ibaresinin yanında “mutluluk tadında”, “gold”, “bahar”, “gurme”, “profesyonel”, “chef” gibi ayırt edici niteliğe haiz olmayan veya ayırt edici niteliği düşük ibarelerin yer aldığı veya “...” kelimesine “-den” veya “-kar” eklerinin getirildiği veya slogan şeklinde “... ye ... yaşa” ibarelerinden oluşan markalardır. Dolayısıyla, davacının markalarının “...” ibaresini içeren markalar olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markalarında “...” ibaresinin ortak olarak yer aldığı anlaşılmış olup, bu hususun dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markaları arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline neden olup olmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu kapsamında; değerlendirmeye konu olan taraf markaları görsel, işitsel ve kavramsal olarak değerlendirildiğinde; her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresi ortak olarak yer alsa da, zayıf bir ibareye asgari düzeyde ayırt edici niteliğe sahip başka bir ibarenin eklenmesinin markaları farklılaştırmaya yeterli olabileceği ve böyle bir durumda ayırt edici niteliği zayıf ibareli marka sahibinin bu duruma katlanması gerektiği hususları dikkate alındığında ayırt edici niteliği zayıf olan “...” ibaresine “köy” ibaresinin eklenmesiyle meydana gelen “... köy” ibaresinin bütüncül olarak bir sıfat tamlaması oluşturduğu, ilgili tüketicinin söz konusu ibareyi bölerek algılamayacağı, bir bütün olarak “... köy” olarak algılayacağı, bu farklılığın işitsel, görsel ve kavramsal bakımından dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır.
“Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.”
Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır.
Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir.
İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir.
Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı iltibas ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine ATAD kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir.
Neticede, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki 29., 30., 33., 35. ve 43. Sınıflardaki mallar/hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.
Tanınmışlık İddiaları Bakımından Değerlendirme;
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde de değerlendirildiği üzere, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır.
Davacı vekili tarafından ileri sürülen tanınmışlık iddiasının, tanınmışlık kriterleri dikkate alındığında, dava dosyası kapsamında sunulan tüm bilgi ve belgeler neticesinde, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından “... MAKARNA” ibareli markasının T/03605 sayı ile tanınmış marka olarak Kurum sicilinde kayıt altına alındığı, bu tanınmışlık kararı dikkate alınsa dahi 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, aynı zamanda dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, böyle bir tehlikenin ve davalı başvurusunun davacıya ait “...” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı, dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
6769 Sayılı SMK’nın 6/6 Bendi Kapsamında Değerlendirme;
6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir.
SMK 6/6. Madde hükmü ile korunan hakların ortak özelliği, aynı maddenin 3. bendindeki işaretlerden farklı olarak tescil edilmiş olmalıdır. Şu kadar ki, bunların kullanım sonucu ayırt edici hale gelmeleri gerekmez.
Davacıya Ait Ticaret Unvanı ile Dava Konusu Markayı Marka İşaretleri Bakımından Değerlendirme;
Ticaret unvanı “çekirdek” ve “ek” olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ticaret unvanında “çekirdek” kısmı zorunlu olmasına rağmen, “ek” kullanılması kural olarak zorunlu değildir. Bununla birlikte, ticaret unvanı, “çekirdek” yanında “ek” de ihtiva ediyorsa bir bütün hâlinde korunur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2019/282, K. 2019/852, T. 4.7.2019)
Ticaret unvanlarının karıştırılma (iltibas) ihtimali bakımından yapılan değerlendirmede öncelikle ticaret unvanlarının çekirdek ve ek kısımlarının bir bütün hâlinde gözetilmesi gereklidir. Ayrıca buna ilave olarak unvanlar arasında karıştırılma (iltibas) ihtimalinden bahsedebilmek için, esas itibariyle ticari işletmelerin faaliyet konularının aynı veya benzer olması gerekmektedir. Zira ticaret unvanlarının bağlı olduğu işletmelerin faaliyet konularının birbirinden farklılaştığı oranda, aynı ya da benzer unvanlar arasındaki karıştırılma (iltibas) ihtimali de azalmaktadır. Dolayısıyla faaliyet konuları değişik olduğu için farklı müşteri çevresine hitap eden işletmelerin aynı ya da benzer unvanlarının karıştırılma ihtimali az olmakla birlikte tamamen ortadan kalkmamaktadır. Başka bir deyişle ticaret unvanlarının ayırt edici “ek” unsurları aynı olmakla birlikte faaliyet konuları farklı ise unvanlar arasında kural olarak iltibas oluşmasa da tanınmış bir ticaret unvanının “ek” kısmının aynısının ve benzerinin farklı bir faaliyet konusu ile birlikte ticaret unvanı olarak tescili hâlinde karıştırılma ihtimalinin varlığının kabul edilmesi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/11-1298, K. 2019/335, T. 21.3.2019)
Ticaret unvanlarında, “ek” kullanılması bir zorunluluk olmamakla birlikte, bu unsur, taraflara ait ticaret unvanlarının birbirinden ayırt edilmesine hizmet etmektedir.
Davacının ticaret unvanı, “... Makarnacılık Sanayi Ve Ticaret A.Ş.” olup ek unsurunun “...” olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu markanın esas unsurunun “... Köy” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu markanın esas unsuru “... Köy” ibaresi ile davacının ticaret unvanının kılavuz unsuru “...” ibaresi arasında işaret olarak karıştırılma ihtimaline neden olacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle davacının ticaret unvanına dayalı itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme;
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamındaki 29., 30., 33., 35. ve 43. sınıflardaki mallar/hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davacının SMK 6/6 maddesi kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı,.... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, marka başvurusunun hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şahsın yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.15/04/2026
Kâtip Hâkim....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır