Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, tanınmış bir markaya karşı kötü niyetli tescil ve iltibasa ilişkin açılan marka hükümsüzlüğü ile sicilden terkin davası.
Özet: Bu dava, davacının gıda sektöründe faaliyet gösteren davalının, müvekkilinin tanınmış "..." ibareli markası ve ticari unvanına benzer, kötü niyetli olduğu iddia edilen "..." ibareli marka kullanımının iltibas yarattığını, haklarına zarar verdiğini ve ayırt edici karakterini zedelediğini öne sürerek marka tescilinin hükümsüzlüğü ile sicilden terkinini talep ettiği, davalıların ise markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal benzerlik bulunmadığını, tüketicilerin kolayca ayırt edebileceğini, iddia edilen kötü niyetin ve iltibas riskinin ispatlanamadığını savunarak davanın reddini istediği bir uyuşmazlıktır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/283 Esas - 2026/145
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2025/283Karar No : 2026/145....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 07/07/2025Karar Tarihi : 08/04/2026Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 08/04/2026Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; ticari hayatına müvekkilinden bir hayli sonra başlayan karşı tarafın, müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin ticari faaliyetlerinden ve tanınmış “...” ibareli markalarından haberdar olduğu halde kötü niyetli biçimde “...” ibareli ticaret unvanı seçmiş ve “...” ibareli iltibas oluşturmayı amaçlayan, “...” ibaresinin önüne arkasına bir takım tali jenerik ifadeler ekleyip marka tescil müracaatları yapmaya başlamış olduğunu, karşı tarafa ait .... de gerçekleşen markasal kullanımı ve bu adreslerdeki fotoğraflardaki fuar standları incelendiğinde; karşı tarafın “...” ibaresini ön plana çıkartıp, müvekkilinin markalarının tescilli olduğu sınıflarda iltibası aşan, iktibasa varan markasal kullanımda bulunduğunu, müvekkilinin....” tanınmış markası ve müvekkilinin “...” ibaresini içeren 29, 30, 32, 35 ve 43. sınıflarda onlarca seri marka tescilinin bulunduğunu, davalının müvekkili ile aynı sektörde, gıda sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin tescilli markaları ile davalının tescil edilmek istenen markası arasında sınıfsal ayniyet / benzerlik söz konusu olduğunu, davalının ... ..." ibareli marka tescilinin, müvekkilinin ticari unvanından kaynaklanan haklarına zarar verdiğini, müvekkilinin tanınmış markasının ayırt edici karakterini zedelediğini, davalının bu şekildeki, marka tescili ile ve gerçekleşen ... ibareli fiili kullanımı ile haksız kazanç elde ettiğini, marka itibarına da zarar verdiğini, “...” ibaresi aynı zamanda müvekkilinin ticari unvanı olup,... ..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı .... vekili cevaplarında özetle; markaların genel görünümleri itibarıyla birbirlerinden farklı olduklarını ayrıca aralarında görsel, işitsel veya kavramsal olarak bir benzerlik bulunmadığını, markaların gerek sözcük unsurları gerek şekil unsurları gerekse diğer tali unsurlarının birbirlerinden farklı olduğunu, davalının markası bir bütün olarak algılanmakta olup, bu bütün içinden “...” ibaresi ayrılarak benzerlik ilişkisi kurulamayacağından ve “...” ibaresi esas unsur da olmadığından markaların benzer olmadığını, davacıya ait markaları gören, duyan, bu markayı taşıyan ürün veya hizmetlerden yararlanan ilgili tüketici kesiminin, sonraki zaman diliminde davaya konu marka başvurusu ile karşılaştığında, davaya konu ürün veya hizmetlerden yararlanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağını, marka sahipleri arasında idari/ekonomik bir bağlantı kurmayacağını, markaları kolayca ayrıştırabileceğini, bu sebeple verilen karar hukuka uygun olup SMK 6/1 maddesinin uygulanma kriterleri mevcut olmadığından davanın reddinin gerektiğini, markalar arasında SMK’nın 6/5’inci maddesinde belirtilen risklerin oluşacağından söz edilemeyeceğini, davacı tarafından SMK 6/5 kapsamında ileri sürülen iddiaların reddinin gerektiğini, davacının SMK m. 6/6 hükmü bağlamında tescil engeli oluşacağını iddia ettiğini, Davacının bu iddiası da davalı marka açısından tescil engeli oluşacağı ve davacının bu madde kapsamında hak sahibi olduğu yönünde sunduğu bilgi ve belgelerin söz konusu iddiaları ispatlamada yetersiz olduğunu, davacı tarafından başvurunun kötü niyetle yapıldığını ispatlayacak somut delil sunulamadığından bu konudaki iddiaların SMK 6/9 maddesi anlamında dikkate alınamayacağını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevap dilekçelerinde özetle; davaya dayanak markalar ile vekil edenin markaları ortalama düzeyde tüketici nezdinde farklı olduğunu, bu tarz markaların incelemesi yapılırken bütünsel olarak tüketici zihninde bıraktıkları algının baz alındığını, vekil eden ile davacının markalarının alt gruplarının birbirinden tamamen farklı olduğunu, ayrıca vekil edenin markalarının, davacının markalarından farklı sınıflarda da tescilli olduğunu, “...” ibaresi dolaylı yoldan tanımlayıcı bir ibare olduğundan düşük ayırt ediciliğe sahip olduğunu, bu nedenle markanın, yanında yer alan unsurlarla birlikte bütün olarak değerlendirmeye alındığını, davacının tanınmış markasının “... Makarna” olduğunu, markanın bir bütün olarak “... Makarna” ibaresi ile tanındığını, ortalama düzeyde tüketici nezdinde “...” ibaresinin tek başına bir tanınmışlığının söz konusu olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ...kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunu 6/6 ve 6/3 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının.... grup ..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu .....Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının '...' esas unsurlu markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, (dava dışı şirketlerinde itirazda bulunduğu, ...tarafından dava dışı şirketlerin itirazlarının “29. Sınıf: Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Yenilebilir bitkisel yağlar. 30. Sınıf: Makarnalar, mantılar, erişteler.” malları DIŞINDAKİ mallar/hizmetler bakımından kabul edildiği) davacının itirazının reddine karar verildiği, red kararına karşı davacının tekrar itirazda bulunduğu, bu itirazının da ....sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Dava konusu markanın kapsamındaki mallar/hizmetlerin tamamı davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı anlaşılmıştır.Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Somut uyuşmazlıkta benzer bulunan 29. ve 30. sınıfa giren mallar ile 31. sınıftaki birçok mallın yani gıda maddelerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu gıda ürünlerini satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu değerlendirilmiştir. Somut uyuşmazlıkta benzer bulunan 35. Sınıfta yer alan perakende satış hizmetleri (35.05) bakımından tüketicinin bilinç düzeyinin ne olduğu konusunda kesin bir sonuca varmak mümkün değildir. Öyle ki, ilgili tüketicilerin hemen her kesimden tüketiciler olarak değerlendirilebileceği, zira anılan sınıfta taraf markalarının kapsamlarının esasen sınırlandırılmadığı ve tüm sektörlere yönelik malların satışına ilişkin satış hizmetlerini kapsadığı, dolayısıyla a’dan z’ye bütün malların satışını kapsayacak genişlikte olması nedeni ile hitap ettiği tüketici kesimi çeşitlendiğinden ve satış hizmetlerinin kapsamına çok çeşitli emtia girdiğinden bu hizmetler açısından bir genellemenin yapılamayacağı değerlendirilmiştir. Çünkü örneğin teknoloji ürünlerinin satış hizmetlerinin tüketici kitlesinin bilinç düzeyi yüksek iken gıda sektöründeki bazı ürünlerin mesela çocukların alabileceği mallar düşünüldüğünde tüketici bilinç düzeyi nispeten daha düşüktür. Dolayısıyla böyle geniş kapsama haiz mallarla ilgili mağazacılık hizmeti bakımından ilgili tüketici kitlesi/toplum kesimi açısından hem sıradan orta seviyedeki tüketicilerin hem de dikkat seviyesi görece daha yüksek olan bilinçli tüketicilerin dikkate alınabileceği değerlendirilmiştir. Öte yandan, 35.01, 35.02, 35.03 ve 35.04 alt grupların ise profesyonel iş yaşantısı akışında ihtiyaç duyulan ve profesyonel işletmeler tarafından tüketiciye sunulan nitelikteki muhasebe, iş yönetimi, reklamcılık, ithalat – ihracat vb. hizmetlere ilişkin olduğu, tüketicilerin bu hizmetlerden sık ve rutin olarak yararlanmadığı, çoğu zaman muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak ve araştırma yaparak hizmeti sunacak olan işletmeyi belirlediğinden ilgili hizmetler bakımından alıcıların bilinç düzeyi daha yüksek tüketicilerden oldukları değerlendirilmiştir.Markalar arasında benzerlik değerlendirmesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaya göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaya göre değerlendirme yapılmasıdır. Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, yeşilin tonları kullanılarak, büyük harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin üzerinde “....” ibarelerin yer aldığı karma bir markadır. Davacıya ait markaların “...” ibaresinin yanında “... “... ye ... yaşa” ibarelerinden oluşan markalardır. Dolayısıyla, davacının markalarının “...” ibaresini içeren markalar olduğu anlaşılmıştır. Dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markalarında “...” ibaresinin ortak olarak yer adlığı anlaşılmış olup, bu hususun dava konusu marka ile davacının redde gerekçe markaları arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline neden olup olmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamında, değerlendirmeye konu olan markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak bakıldığında; her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresi ortak olarak yer alsa da, zayıf bir ibareye asgari düzeyde ayırt edici niteliğe sahip başka bir ibarenin eklenmesinin markaları farklılaştırmaya yeterli olabileceği ve böyle bir durumda ayırt edici niteliği zayıf ibareli marka sahibinin bu duruma katlanması gerektiği hususları dikkate alındığında ayırt edici niteliği zayıf olan “...” ibaresine “lar” eki ile “Grup” ibaresinin eklenmesiyle meydana gelen “mutlular grup” ibaresinin bütüncül olarak bir isim tamlaması oluşturduğu, ilgili tüketicinin söz konusu ibareyi bölerek algılamayacağı, bir bütün olarak “mutlular grup” olarak algılayacağı, öte yandan marka işaretinde yer alan ve “mutlular” ibaresine kıyasla daha büyük punto ile yazılan “...” ibaresinin ilgili tüketici tarafından markanın esas unsuru olarak algılamasının kuvvetle muhtemel olduğu, “mutlular grup” ibaresinin çatı marka gibi ikincil planda kaldığı, zira “...” ibaresinin işitsel ve görsel olarak ön planda olması nedeniyle “mutlular grup” ibaresinin tüketicinin algısında markadan ziyade işletmenin ismi olarak algılanacağı, bu farklılıkların işitsel, görsel ve kavramsal bakımından dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, dolayısıyla işletmeler arasında bir farklılığa yol açacağı değerlendirilmiş, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır. “Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.” Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır. Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir. Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirmesinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... Divanı iltibas ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine .... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. Neticede, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki mallar/hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır. ESKİYE DAYALI KULLANIM BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME: 6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/3 bendinde “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Burada kastedilen marka tesciline konu edilmeksizin ve fakat markasal bir etki doğuracak mahiyette ve yeterlilikte, ticaret hayatında kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. Tescilsiz bir işaretin korunmasını sağlayan ve nisbi ret nedenine konu teşkil eden bu durum, işaretin, itiraz eden tarafından daha önceki bir tarihten beri kullanılmakta olması ve bu kullanım neticesinde işarete ayırt edici nitelik kazandırılmış olmasıdır. Yani, bir markanın tescil başvurusundan önce, bu işaret bir başkası tarafından oluşturulmuş ve kullanma neticesinde belli oranda kullanan ile anılmaya başlamış ve ayırt edici nitelik kazandırılmışsa, bu hakka dayanarak sonraki tescilin engellenmesi mümkündür. Ancak tescilin engellenebilmesi için, markanın tescili için yapılan başvuru veya başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş olması ve hakkın sahibine, daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyor olması gerekmektedir. Ancak tescilsiz kullanım ile kast edilen husus, öncelik hakkının işareti ilk defa alelade bir şekilde kullanan kişiye ait olması demek değildir. Başka bir ifadeyle 6/3 maddesi anlamında aranan ayırt edicilik, markasal etki doğurmayan veya oldukça sınırlı bir kitle için doğuran kullanımlar değil, tescilsiz işaretin ticari alanda kullanılması suretiyle, ilgili piyasada bilinir hale gelmesi ve o işareti ihdas edenle birlikte tanınır olması biçiminde anlaşılmalıdır. Ancak buradaki bilinir/maruf olma durumu ile 6769 s. SMK m.6/5 kapsamındaki tanınmışlık olgusu ile karıştırılmamalıdır. İlk kullanma suretiyle marka hakkının doğumunu sağlayan ve bu nedenle markasal etki doğuracak şekilde bir bilinirlik, markanın üzerine konulduğu emtianın hitap ettiği alıcı kitlesi tarafından tanınmaya başlamış olması, belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinmesi biçiminde anlaşılmalıdır. Bir diğer ifadeyle, 6769 sayılı SMK m.6/3 kapsamında, tescilsiz işaretin belirli bir çevre veya piyasa ile sınırlı bir bilinirlik düzeyine erişmesi, maddenin sağladığı korumadan istifade için yeterli görülmelidir. ....huzurunda görülen bir uyuşmazlıkta, önceye dayalı hak istisnasını mesnet göstermek suretiyle 40/94 sayılı Marka Tüzüğü 8/4 m. uyarınca sonradan bir hak ileri sürebilmek için; Hak iddia edilen işaretin ticaret sırasında kullanılmış olması, Yerel coğrafi bölgeden daha geniş bir coğrafik alanda işaretin kullanılması, İşaret sahibinin, bu işaretin başkalarınca kullanılmasını önleyebilecek ölçüde (iç hukukların sağladığı boyutta mesela; işaretin bilinir hale getirilmesi / tanıtılması gibi) hak sahibi olması, İşaret üzerindeki hakkın, karşı çıkılan markanın başvuru tarihinden önceki bir zaman diliminde elde edilmiş olması, şartların hep birlikte gerçekleşmiş olması aranmıştır. Tabi ki bu kriterler, somut olayın şartlarına göre ayrı ayrı ele alınarak yorumlanmalı ve uygulanmalıdır. Bunun yanı sıra bu kapsamda sağlanacak koruma sadece tanıtımın yapıldığı mal veya hizmetlerle sınırlı olacaktır. Aksi halde, yani başka mal ve hizmetler yönünden de üstün hak sağlanması halinde, marka tescilinin bir anlam ve önemi kalmayacak, bir nevi tescilsiz bir işarete çok tanınmış bir marka statüsü sağlanması söz konusu olacaktır. Yasal düzenlemeler, doktrin ve yargı kararlarında kabul gören bu görüşler çerçevesinde somut uyuşmazlığa bakıldığında; Dosya kapsamında, davacı tarafından dava konusu ibare olan “...” ibaresini veya bu ibareyle karıştırılma ihtimaline yol açacak başka bir ibareyi Türkiye’de uzun süredir dava konusu mallar/hizmetler bakımından tescilsiz kullanıldığına dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmış, dolayısıyla davacının dava konusu marka üzerinde dava konusu mallar/hizmetler bakımından eskiye dayalı kullanımının bulunmadığı kanaatine varılmıştır. 6769 SAYILI SMK’NIN 6/6 BENDİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRME: 6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir. SMK 6/6. Madde hükmü ile korunan hakların ortak özelliği, aynı maddenin 3. bendindeki işaretlerden farklı olarak tescil edilmiş olmalıdır. Şu kadar ki, bunların kullanım sonucu ayırt edici hale gelmeleri gerekmez. DAVACIYA AİT TİCARET UNVANI İLE DAVA KONUSU MARKA İŞARETLERİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME: Ticaret unvanı “çekirdek” ve “ek” olmak üzere iki kısımdan oluşur. Ticaret unvanında “çekirdek” kısmı zorunlu olmasına rağmen, “ek” kullanılması kural olarak zorunlu değildir. Bununla birlikte, ticaret unvanı, “çekirdek” yanında “ek” de ihtiva ediyorsa bir bütün hâlinde korunur. ...Ticaret unvanlarının karıştırılma (iltibas) ihtimali bakımından yapılan değerlendirmede öncelikle ticaret unvanlarının çekirdek ve ek kısımlarının bir bütün hâlinde gözetilmesi gereklidir. Ayrıca buna ilave olarak unvanlar arasında karıştırılma (iltibas) ihtimalinden bahsedebilmek için, esas itibariyle ticari işletmelerin faaliyet konularının aynı veya benzer olması gerekmektedir. Zira ticaret unvanlarının bağlı olduğu işletmelerin faaliyet konularının birbirinden farklılaştığı oranda, aynı ya da benzer unvanlar arasındaki karıştırılma (iltibas) ihtimali de azalmaktadır. Dolayısıyla faaliyet konuları değişik olduğu için farklı müşteri çevresine hitap eden işletmelerin aynı ya da benzer unvanlarının karıştırılma ihtimali az olmakla birlikte tamamen ortadan kalkmamaktadır. Başka bir deyişle ticaret unvanlarının ayırt edici “ek” unsurları aynı olmakla birlikte faaliyet konuları farklı ise unvanlar arasında kural olarak iltibas oluşmasa da tanınmış bir ticaret unvanının “ek” kısmının aynısının ve benzerinin farklı bir faaliyet konusu ile birlikte ticaret unvanı olarak tescili hâlinde karıştırılma ihtimalinin varlığının kabul edilmesi gerekir. (....Ticaret unvanlarında, “ek” kullanılması bir zorunluluk olmamakla birlikte, bu unsur, taraflara ait ticaret unvanlarının birbirinden ayırt edilmesine hizmet etmektedir. Davacının ticaret unvanı, “... Makarnacılık Sanayi Ve Ticaret A.Ş.” olup ek unsurunun “...” olduğu değerlendirilmiştir.Davacının ticaret unvanının kılavuz unsuru olan “...” ibaresinin dava konusu markada münhasıran yer almaması, her ne kadar dava konusu markada “...” ibaresi bulunsa da, bunun “mutlular grup” şeklinde bütüncül olarak geçmesi, dolayısıyla dava konusu marka ile davacının ticaret unvanının kılavuz unsuru “...” ibaresi arasında işaret olarak karıştırılma ihtimaline neden olacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle davacının ticaret unvanına dayalı itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. TANINMIŞLIK İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME: Somut uyuşmazlıkta, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıda değerlendirildiği üzere, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Davacı vekili tarafından ileri sürülen tanınmışlık iddiasının, tanınmışlık kriterleri dikkate alındığında, dava dosyası kapsamında sunulan tüm bilgi ve belgeler neticesinde, ....nmış marka olarak Kurum sicilinde kayıt altına alındığı, bu tanınmışlık kararı dikkate alınsa dahi 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, aynı zamanda dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, böyle bir tehlikenin ve davalı başvurusunun davacıya ait “...” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı, dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır. KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME: SMK madde 6/9 gereğince “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” Kötü niyet kavramı, “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak veya başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu” olarak tanımlanabilir. Marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı şekilde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yarar elde etmek, markayı gerçekte kullanmayıp yedeklemek, marka ticareti yapmak, gerçek hak sahibinin piyasaya girişini engellemek, gerçek hak sahibine maddi veya manevi zarar vermek amaçlarına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Marka sahibinin, markasını tescil ettirirken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı yukarıda değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı,Davalının “....” ibaresini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla hareket ettiği veya davacının markası ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava dosyalarına herhangi bir somut delil sunulmadığı, netice itibariyle de, dava konusu edilen markanın kötü niyetle tescil edildiğinin ispat edilemediği kanaatine varılmıştır. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Dava konusu markanın kapsamındaki mallar/hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davacının SMK 6/3 maddesi kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, davacının SMK 6/6 maddesi kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, YİDK kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu dorultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirket vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ...yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.08/04/2026 Kâtip Hâkim ...... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır