Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunda organ sokma eyleminin tespiti, mağdur beyanlarındaki çelişkiler ve tıbbi raporlara dayalı suç vasfı uyuşmazlığına ilişkin kararı.
Özet: Olayın çocuğun basit cinsel istismarı mı yoksa organ sokma eylemini içeren nitelikli cinsel istismarı mı olduğu hususunda ortaya çıkan uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinin sanığı nitelikli cinsel istismardan mahkum etmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesi mağdurun çelişkili beyanları ve tıbbi raporda fiziksel travmatik lezyon bulunmaması gibi gerekçelerle organ sokma eylemine dair şüpheden uzak, kesin delil olmadığına kanaat getirerek bozma kararı vermiş; ancak ilk derece mahkemesinin direnmesi üzerine dosya, suç vasfının belirlenmesi amacıyla Ceza Genel Kuruluna intikal etmiştir.

KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 15-101I. HUKUKÎ SÜREÇÇocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 53... . maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.03.2024 tarihli ve 447-169 sayılı hükmün sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 28.05.2024 tarih ve 1252-1212 sayı ile istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine; bu kararın da sanık müdafii, katılan Bakanlık vekili ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.11.2024 tarih ve 7010-9825 sayı ile; "...Sanığın eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair mağdurun aşamalardaki kısmen çelişki içeren beyanları, Marmara Üniversitesi İstanbul Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 20.06.2023 tarihli 'anal yoldan cinsel istismara maruz kaldığı konusunda fiziksel herhangi bir travmatik lezyon saptanmadığına' dair rapor ile savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın olay günü mağdura yönelik istismar eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayıp, mevcut hâliyle eylemin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi karşısında söz konusu karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine düzeltilerek esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise 19.02.2025 tarih ve 15-101 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafii, katılan Bakanlık vekili ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.05.2025 tarihli ve 43954 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.09.2025 tarih ve 3904-7041 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdura yönelik cinsel eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;20.06.2023 tarihinde Marmara Üniversitesi İstanbul Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli adli tıp uzmanlarınca katılan mağdur hakkında düzenlenen raporda; anal mukoza ve sfinkter tonusunun normal olduğu, akut ve kronik travmatik lezyon görülmediği ancak hile, rıza, tehdit ve kayganlaştırıcı madde kullanımı gibi direncin kırıldığı durumlarda anüsün, anal sfinkterde travmatik değişimler olmaksızın genişleyebileceğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Katılan mağdur kollukta; 14 yaşında olduğunu, sanık ile birlikte elektrik işinde çalıştıklarını, olay günü elektrik işleri nedeniyle inşaata gittiklerini, sanık ... kendisinden başka kimsenin olmadığı sırada sanığın "Sana masaj yapayım mı?" diye sorduğunu ve cevap vermesini beklemeden masaj yapmaya başladığını, ardından alt giysi ve iç çamaşırını indirdiğini, sonra kendisinin de eşofman ve iç çamaşırını çıkartıp cinsel organını kendisinin arka özel bölgesine sokmaya çalıştığını, bu sırada cinsel organını tükürük ile ıslattığını, bu durumun on saniye kadar sürdüğünü, olay sırasında sanığın kendisini tutarak zorladığını, sırtını öptüğünü, bu olayı cep telefonuyla videoya çektiğini, telefonu görmesi üzerine ise sanığın geri çekildiğini, Mahkemede; sanığın bir ara üstünü çıkarmış bir şekilde yanına gelerek kendisinden de üstünü çıkarmasını istediğini, cinsel organının kısa bir süre anüsüne girdiğini,Beyan etmiştir.Sanık kollukta ve sorguda; olay günü saat 18.00 sıralarında aynı iş yerinde çalıştığı katılan mağdurun kendisini cep telefonundan arayarak paraya ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine, katılan mağdur ile buluştuklarını tuvaletini yaptığı sırada bu anı video kaydına alan katılan mağdurun daha fazla para isteyerek "Bu video kaydını herkese gösteririm." şeklinde kendisini tehdit ettiğini, katılan mağdura yönelik cinsel bir eylemde bulunmadığını, Mahkemede; ilk beyanlarının doğru olmadığını, polis memurları kendisini dövdüğü için savunmasını yapamadığını, olay günü inşaatta çalıştıkları esnada belinin ağrıdığını söyleyen katılan mağdura masaj yapmak için yaklaştığını, masaj yaptığı sırada katılan mağdurun cep telefonundan gay pornoları izlettiğini ve kendisinden bu şekilde yaklaşmasını istediğini, rızası ile cinsel organını katılan mağdurun arka bölgesine beş on kez sürttüğünü, cinsel organını katılan mağdurun anüsüne sokmadığını,Savunmuştur.IV. GEREKÇEYargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.09.2015 tarihli ve 824-276; 17.12.2013 tarihli ve 294-615; 20.10.2015 tarihli ve 574-338; 22.11.2023 tarihli ve 334-622 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıkça belirtildiği üzere; TCK'nın "Çocukların cinsel istismarı" başlıklı 103. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen basit hâli, çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın organ ya da sair bir cisim sokulmadan vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenmesi ve kastın da cinsel arzuları tatmin amacına yönelmesi bakımından ikinci fıkrada hüküm altına alınan nitelikli hâlinden ayrılır. İkinci fıkradaki nitelikli hâlde maddi unsur, vücuda organ ya da sair bir cisim sokulması olup failin kastının da bu tür bir eylemin gerçekleştirilmesine yönelik olması gerekmektedir. Suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Bu itibarla, her somut olayda hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmaya çalışıldığı, sokulmak istenen organ veya cisim ile içine sokulmaya çalışıldığı vücut bölgesi arasında cinsel bir bağ veya ilişki bulunup bulunmadığı, yapılan davranışın objektif olarak cinsel özgürlüğü ihlal edici nitelik taşıyıp taşımadığı, mağdurun cinsel özgürlüğünün suçun temel şekline göre daha ağır bir biçimde ihlal edilip edilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre uygulama yapılmalıdır.Diğer yandan amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrinde ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Bu açıklamalar ışığında ilk uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Sanığın, inşaat alanında bulundukları sırada katılan mağdurun anüsüne cinsel organını soktuğu ve böylelikle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği iddia ve Derece Mahkemelerince kabul edilen olayda;Eylemin organ sokmak suretiyle işlendiğini öne süren katılan mağdurun iddiasının tıbbi delillerle desteklenmemesi ve yargılama evresinde filli işlediğini ikrar ederek samimi beyanlarda bulunan sanığın tüm aşamalarda nitelikli eylemi kabul etmediğine yönelik aksi kanıtlanamayan savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın organ sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığın eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.Bu itibarla direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığın katılan mağdura yönelik cinsel eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; İlk Derece Mahkemesince çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan verilen direnme kararına konu hükmün isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARARAçıklanan nedenlerle;1- İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.02.2025 tarihli ve 15-101 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığın katılan mağdura yönelik cinsel eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,2- Sanığın tahliye talebinin REDDİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.06.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 17.06.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.