Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, YIDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasında, davacının eskiye dayalı kullanım, tanınmışlık ve kötü niyet iddialarını, davalıların ise öncelikli hak ve iddiaların mesnetsizliğini tartıştığı bir uyuşmazlığı karara bağladı.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının ilaç sektöründe uzun süredir kullandığı ve tanınmış olduğunu iddia ettiği bir marka üzerinde eskiye dayalı hak sahipliği bulunduğunu ileri sürerek, davalı şirketin benzer bir marka başvurusu hakkındaki itirazının YIDK tarafından reddedilmesi kararının iptalini ve davalı markasının kötü niyetle tescil edildiği gerekçesiyle hükümsüz kılınmasını talep ettiği bir davayı özetlerken, davalılar ise kendi markalarının köklü kullanımına ve marka serilerinin devamı niteliğinde olduğuna vurgu yaparak, kötü niyet iddialarını reddedip YIDK kararının haklılığını savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/269 Esas - 2026/271

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/269
KARAR NO : 2026/271
....
DAVA : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü
DAVA TARİHİ : 27/06/2025
KARAR TARİHİ : 17/06/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 17/06/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhinde açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü istemli davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin ..... ünvanı ile 2011 yılında kurulduğunu,... ünvanını kurulduğu tarihten bu yana aktif olarak kullandığını, ilaç sektöründe faaliyet gösteren müvekkilinin “...” ünvanı ile bilindiğini ve tanındığını, davalı şirketin .... sayılı .... kararı ile reddedildiğini, kararın yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin “...” ibaresi üzerinde gerçek hak sahipliği bulunduğunu, müvekkilinin ithalatını yaparak Türkiye’de dağıtım ve ticaretini yaptığı sağlık sektöründe 05 ve 10. sınıflarda tescilli markaların kullanıldığı ürünlerin tamamının üzerinde Türkiye distribütörü olarak “...” markasının yazılı olduğunu, müvekkilinin ibare üzerinde eskiye dayalı kullanımdan kaynaklı hak sahibi olduğunu, müvekkilinin dağıtım ve satışını yaptığı ürünlerin ....’de kayıtlı ürünler olduğunu,.... sitesinin kullanım hakkının uzun zamandır müvekkiline ait olduğunu, Instagram ve Facebook hesaplarında da “...” ünvan ve markasının aktif olarak 5 yıldan fazla süredir kullanıldığını, müvekkilinin “...” markasının SMK 6/4 maddesi anlamında tanınmış olduğunu, davalı şirketin marka başvurusunda kötü niyetli olduğunu beyanla,.... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından sunulan bilgi ve belgelerin başvuru kapsamında yer alan mallar veya benzerleri yönünden ihtilafa konu markanın ya da benzerinin işbu başvuru tarihinden önce davacı tarafından Türkiye’de davacı lehine hak sahipliği doğuracak nitelikte marka olarak aktif ve yoğun biçimde kullanıldığını ispatlayacak mahiyette olmadığını, SMK 6/4 maddesi kapsamında ret şartlarının somut olayda oluşmadığını, dava konusu marka başvurusunun davacının ticaret ünvanının aynısı ya da benzeri olmadığından SMK 6/6 maddesinin somut olayda uygulanamayacağını, davacının kötü niyete dayalı iddialarının mesnetsiz olduğunu, .... kararının usule ve hukuka uygun olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili, cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin bünyesinde grup şirketlerden biri olarak 1963 yılında kurulan ...’nin diş hekimliği alanında kullanılan ürünler ürettiğini, grup şirketin faaliyetleri kapsamında “...” markalarının ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde müvekkili adına tescilli olduğunu, markaların yoğun ve aktif şekilde kullanıldığını, dava konusu marka başvurusunun müvekkili markalarının serisi niteliğinde olduğunu, müvekkilinin marka üzerinde öncelikli ve tescilli hak sahibi olduğunu, müvekkilinin eski tarihli markalarının dava konusu marka başvurusu yönünden kazanılmış hak teşkil ettiğini, somut olayda SMK 6/3 ve 6/6 maddelerindeki koşulların oluşmadığını, davacı tarafından sunulan delillerin gerçek hak sahipliğini ispat eder nitelikte olmadığını, SMK 6/4 maddesi kapsamındaki davacı iddialarının mesnetsiz olduğunu, kötü niyet iddialarının gerçeği yansıtmadığını, .... kararının yerinde olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında,....Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu ....ayımlandığı, davacı şirket tarafından dava konusu markanın yayımına “eskiye dayalı kullanım”, .... kapsamında tanınmışlık”, “diğer fikri haklar veya kişi hakları” ve “kötü niyet” gerekçeleri ile itiraz edildiği, davalı şirket tarafından itiraza karşı görüş bildirildiği, davacı şirket itirazı, .... sayılı kararı ile reddedildiği, davacı şirket, .... kararına itiraz edildiği ve başvurunun reddine karar verilmesini talep ettiği, davalı şirket tarafından itiraza karşı görüş bildirildiği, itiraz üzerine verilen .... sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER;
Davacının Gerçek Hak Sahipliğinin Bulunup Bulunmadığı;
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.
Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır.
Dosya kapsamının incelenmesi neticesinde, itiraz aşamasında, dava konusu ibarenin markasal kullanımını ortaya koyan ve kullanım tarihini açıkça tevsik eden herhangi bir belgeye yer verilmediği tespit edilmiştir. Davacı tarafça itiraz aşamasında sunulan ürün ambalaj çizimleri, ÜTS ürün kayıt belgesi ile ticaret sicil kayıtlarının ise, tek başına markasal kullanımın varlığını ve sürekliliğini ortaya koymadığı gibi, söz konusu ibarenin ilgili mal ve hizmetler bakımından ayırt edici işlev görecek şekilde ve marka olarak kullanıldığını da ispatlamaktan uzaktır. Nitekim anılan belgeler, en fazla davacının ticari faaliyetine veya ürün geliştirme sürecine işaret edebilecek nitelikte olup, markanın piyasada fiilen ve ilgili tüketici nezdinde ticari kaynak gösterme işleviyle kullanıldığını ortaya koyan somut, tarihli ve denetlenebilir deliller olarak değerlendirilemeyeceği, bu itibarla, davacı tarafın ileri sürdüğü gerçek hak sahipliği iddiasını destekler mahiyette, markasal kullanımın varlığını, kapsamını ve süresini ortaya koyan yeterli ve inandırıcı delil sunulamadığı, dolayısıyla .... karar iptali davası bakımından davacının gerçek hak sahipliğini ispat edemediği,
Davacının, dava aşamasında sunduğu belgeler incelendiğinde ise, davacının, dava dışı “... ... firmasından ürün satın aldığı, bu ürünlere ilişkin paketleme listelerinin sunulduğu, yine sunulan belgeler arasında davacının satış yaptığına dair (20192025 tarih aralığına ilişkin) faturaların, ürün kutu görselleri, kullanım kılavuzları, ürün tanıtım broşürleri, üts ürün künyesi, kongre katılım görsellerinin de bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca sunulan belgeler arasında, davacı ile dava dışı firma arasında imzalanan distribütörlük sözleşmesi bulunmaktadır. Faturaların bir kısmının, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihli olduğu, faturalara konu ürünlerin “burun spreyi, merhem, ağız solüsyonu, damla, pomad, şurup” gibi insanlar için ilaçlar emtiasına ilişkin olduğu, davacının “...” markasını “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için İnsan sağlığı için ilaçlar bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).” hizmeti için kullandığı, çeşitli markalara ilişkin ürünlerin satışını yaptığı,
Dava konusu marka kapsamında ise, davacının gerçek hak sahibi olduğu tespit olunan emtialar bulunmadığı gibi, dava konusu marka kapsamında yer alan ürünler, davacının gerçek hak sahibi olduğu emtia ile ilişkilendirilebilir de değildir.
Sonuç olarak, .... karar iptali davası bakımından, davacının gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı, hükümsüzlük davası bakımından ise davacının gerçek hak sahibi olduğu hizmet ile dava konusu marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer olmadığı, gerçek hak sahipliği iddiası kapsamında dava konusu markanın reddini gerektirir bir husus olmadığı,
Davacıya Ait Ticaret Unvanı/Alan Adı ile Dava Konusu Marka Arasında İltibas Tehlikesi;
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.”. Bu maddeden anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı incelenmelidir.
Davacıya ait kayıtlı ticaret unvanı ile dava konusu marka incelendiğinde, davalıya ait markanın esaslı unsuru, tüketici nezdinde marka algısı yaratan kısmı “...” ibaresidir. Davacıya ait ticaret unvanının/alan adının da ayırt edicilik sağlaması gereken “ek” unsuru ise “...” ibaresidir. Dolayısıyla davacının unvanı/alan adı ile dava konusu marka arasında, benzerlik koşulu sağlanmıştır.
....’ndan temin edilen bilgiye göre, davacı şirketin faaliyet alanı; “her türlü kimyevi, beşeri, geleneksel, reçeteli ve reçetesiz ilaçlar ile veteriner ve zirai ilaçlar; medikal malzemeler, gıda takviyeleri, kozmetik ürünler ve ara ürünlerin dahili ve harici ticareti, üretimi, depolanması, ambalajlanması ile ithalat ve ihracatını gerçekleştirmek ve ana sözleşmede yazılı diğer işleri yapmak” şeklinde tanımlanmıştır.
Davacı taraf, itiraz aşamasında, ticaret unvanının kullanıldığını gösterir herhangi bir belge sunmamıştır. Dava aşamasında ise çeşitli faturalar sunmuştur. Sunulan faturalar incelendiğinde, davacının, ticaret unvanını tescil kapsamına uygun bir şekilde “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için İnsan sağlığı için ilaçlar bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).” hizmeti için kullandığı, çeşitli markalara ilişkin ürünlerin satışını yaptığı,
Davacı taraf, ... alan adının, davacı şirket adına 14/11/2011 tarihinde kaydedildiği tespit edilmiştir;
.... alan adının arşiv kayıtları incelenmiş, davacıya ait alan adının arşiv kayıtları incelendiğinde, alan adı içeriğindeki faaliyetinin “35. Sınıf: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için insan sağlığı için ilaçlar bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir).” hizmeti ile sınırlı olduğu,
Davacının gerek alan adını gerekse ticaret unvanını kullandığı faaliyet alanı ile dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler, aynı/aynı tür ya da benzer değildir.
Sonuç olarak, davalıya ait markanın, davacıya ait ticaret unvanı/alan adı sebebi ile reddi için gerekli koşulların oluşmadığı,
Davacı Markalarının SMK M.6/4 Hükmü Uyarınca Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği;
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/4; “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” hükmünü haizdir.
Sözleşmenin 1. mükerrer 6. maddesinde, üye ülkelere tanınmış markalara Sözleşme kapsamında hangi koşullarda ve ne tür koruma sağlama yükümlülüğü verildiği düzenlenmiş, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRIPS Anlaşması) ile korumanın kapsamı genişletilmiş ve Tanınmış Markalara İlişkin Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) Ortak Tavsiye Metni ile tanınmış marka kriterleri belirlenerek korumanın koşulları daha ayrıntılı düzenlenmiştir.
Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka, ayırt ediciliği, kalitesi, yaygınlığı, tanıtım faaliyetleri gibi sebeplerle belirli bir tanınmışlığa sahip olup, koruma talep edilen ülkede ilgili toplumun önemli bir kesiminde kullanılsın veya kullanılmasın iyi bilinen, .... üye devletlerden birisinin vatandaşına veya vatandaşı olmayıp o ülkelerden birinde yerleşik olan veya ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan ve üye ülke veya ülkelerde tescilli olup koruma talep edilen ülkede tescilli olması zorunlu olmayan ürün veya hizmet markaları olarak tanımlanabilir.
Davacı taraf, gerek marka işlem dosyasına gerekse dava aşamasında sunduğu belgeler, ürün ambalaj çizimleri, ...ürün kayıt belgesi, faturalar gibi markanın olağan kullanımını gösterir belgeler olup, tanınmışlığı gösterir nitelikte belgeler değildir. Sunulan belgeler ile davacıya ait markanın Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış olduğu yönünde bir tespit yapılması mümkün olmamıştır.
Kötü Niyet İddiaaları;
6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesinde “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yapılmıştır.
Medeni Kanun’un 2. maddesine göre herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Kötüniyet, mülga 556 sayılı KHK’nın 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük hali olarak sayılmamış olsa da (.... farklı olarak mutlak red nedeni değil nispi red nedeni olarak kabul edilmiştir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir.
Tüm bu kriterler kapsamında somut uyuşmazlık ele alınacak olursa; davacı vekilince, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalı yanın anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmamıştır. Dolayısıyla salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilmesin mümkün görülmemiş olup nihai anlamda bu değerlendirmenin hukuki bir nitelendirme olması sebebiyle,
... karar iptali davası bakımından, davacının gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı, hükümsüzlük davası bakımından ise davacının gerçek hak sahibi olduğu hizmet ile dava konusu marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer olmadığı, gerçek hak sahipliği iddiası kapsamında dava konusu markanın reddini gerektirir bir husus olmadığı,
Netice itibariyle,
Davacının gerek alan adı gerekse ticaret unvanı karşısında, somut olayda 6769 sayılı SMK madde 6/6 koşullarının oluşmadığı,
Davacıya ait markanın, Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka olduğunun ispatlanamadığı,
Dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği,
... sayılı kararının yerinde olduğu, dava konusu markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı sonuçlarına varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum ile davalı şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı vekili ile davalı kurum ve davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip
e-imzalıdır.
Hakim ....
e-imzalıdır.