Hukuk Genel Kurulu, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasında banka ödeme dekontlarının delil başlangıcı niteliği ve tanık dinletilmesi gerekliliğine ilişkin bölge adliye mahkemesi direnme kararını incelemektedir.
Özet: Kredi çekemeyen davacının, kız kardeşinin eşi davalı adına aldığı ve kredi borçlarını kendisinin ödediği konutun tapu devrine ilişkin inançlı işlem uyuşmazlığında, davacı tapu iptali ve tescil, aksi halde tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, inanç sözleşmesinin yazılı delil gerektirdiğini ve "delil başlangıcı" olmadığını belirterek davayı reddetmiş; ancak Bölge Adliye Mahkemesi, davacı tarafından yapılan kredi ödeme dekontlarını "delil başlangıcı" kabul ederek, inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delille ispatına olanak sağlanması gerektiği gerekçesiyle ilk derece kararını kaldırmış ve Yargıtayın bozma kararına karşı bu yönde direnmiştir.

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1474 E., 2024/1295 K.ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 13.05.2024 tarihli ve 2023/2323 Esas, 2024/2567 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin satın aldığı konut niteliğinde bağımsız bölümün satış bedelinin tamamını karşılayamadığından kredi çekmek istediğini, ancak koşulları oluşmadığı için kendisi ve ailesindeki bireylerin kredi kullanamadığını, bu nedenle kız kardeşinin eşi olan davalı adına kredi çekildiğini, davalı adına tescil edilen bağımsız bölümün kredi borcunun davacı tarafından ödenip bitirilmesinden sonra adına temlikin sağlanması konusunda anlaştıklarını, kredi borcunun tamamen ödenmesine karşılık davalının ferağ vermediğini, ayrıca dava konusu bağımsız bölümde ikamet eden davacının tahliyesini ve kira bedeli ödenmesini istediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde dava konusu bağımsız bölümün rayiç bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu bağımsız bölümü kendi nam ve hesabına satın aldığını, akrabalık ilişkisi sebebiyle ne kadar bedelle oturacağı hususu dahi belirlenmeden davacıyı yerleştirdiğini, iyiniyetli olarak kira sözleşmesi dahi akdedilmediğini, elektrik aboneliğinin davalı adına sahte imza atılarak yaptırıldığını, konut kredisinin müvekkilinin bilgisi olmadan üçüncü şahıs tarafından kapatıldığını, davalının davacının kötüniyetli bu davranışını öğrenmesi nedeniyle aleyhine tahliye davası açtığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIA. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararıİlk Derece Mahkemesinin 09.05.2017 tarihli ve 2015/325 Esas, 2017/173 Karar sayılı sayılı kararı ile; davanın inanç sözleşmesine dayalı olarak açıldığı, bu nedenle iddianın yazılı delille ispatı gerektiği, davacı tarafça iddianın ispatı açısından tanık deliline dayanılmış ve tanık dinletilmiş ise de yazılı delille ispatı gereken bir konuda tanık dinlenip beyanının esas alınabilmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 202. maddesi gereğince delil başlangıcı bulunması gerektiği, delil başlangıcının ise iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş belge olduğu, banka kayıtlarının bu belgelerden olmadığı gibi davacının dava dilekçesinde yemin deliline açıkça dayanmadığından bu konuda herhangi bir hatırlatma yapılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. B. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 10.05.2018 tarihli ve 2017/1183 Esas, 2018/616 Karar sayılı kararı ile; davacının elinde yapılan işlemin inanç sözleşmesi olduğuna dair yazılı bir delil bulunmamasına rağmen dosya içinde mevcut kredi çekilen ve kredinin teminatı olarak dava konusu taşınmazın tapu kaydına ipotek tesis eden bankaya yapılan ödeme dekontları incelendiğinde bir kısım dekontlarda davacı, eşi ve çocuklarının adlarının bulunduğu, bu hususun “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge olarak ele alınıp HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesinin “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebileceği kuralı gereğince inceleme ve araştırma yapılması için davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile esaslı deliller toplanmadan ve delil değerlendirmesi yapılmadan verilen İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmiştir.D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 14.11.2019 tarihli ve 2018/437 Esas, 2019/571 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın emlakçı aracılığı ile ... isimli şahıstan 44.000,00 TL bedelle davacı tarafından satın alındığı, davacının 19.000,00 TL’yi peşin olarak ...'a ödediği, kalan miktar için 25.000,00 TL kredi çekildiği, o tarihte kendi adına kredi çekemeyen davacının ilk önce ...'dan kendi kredi çekmesini talep ettiği, esnaf olan ...'nın kredi çekmesinin işlerine engel olabileceği gerekçesi ile davacıyı kız kardeşi ile evli olan davalıya gönderdiği, kredi davalı adına çekildiği için taşınmazın tapudaki devir işleminin davalı adına yapıldığı, kredi borcu ve yapılandırma sonrasındaki ödemelerin davacı, davacının çocukları ve gelini tarafından yapıldığı, davalının cevap dilekçesinde bu hususu kabul ettiği, ödemelerin bilgisi dışında yapıldığını ifade ettiği, ancak adına yapılan ödemeleri iade etme gibi bir girişimde dahi bulunmadığı, durumu öğrenince ihtar çekerek konutun tahliyesini talep ettiğini ifade ettiği, davacının kız kardeşi olan davalının eşinin ölümünden sonra taraflar arasında ihtilaf yaşandığı, yaşanan sorun nedeniyle davalının kendi adına çekildiği için zorunlu olarak tapuda kendi adına tescil edilen taşınmazı davacıya devretmeye yanaşmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı adına olan tapu kaydının iptaline ve davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin 08.12.2022 tarihli ve 2020/274 Esas, 2022/1425 Karar sayılı kararı ile; davacı tarafça yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge dosyaya sunulmadığından tanık beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, davacı tarafın yemin deliline de dayanmadığı, davacılar ile davalı arasında inanç sözleşmesi bulunduğu iddiasının kanıtlanamadığı, bu durumda davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…Dava, inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil sitemine ilişkin olup, mahkemece inanç sözleşmesinin ispatlanamadığından bahisle davanın tapu iptal ve tescil talebi yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacının terditli tazminat istemi bulunmaktadır. Davacı taşınmazın alımı nedeniyle çekilen kredinin bir kısım ödemelerini kayıt maliki yerine kendisinin yaptığını söyleyerek buna dair banka kayıtlarını delil olarak bildirmiştir. Tazminat isteminin, banka kredisinin kendi adına ödenen miktar yönünden hüküm altına alınması istemini de içerdiğinden, dosya arasındaki dekontlar ile davalının cevap dilekçesindeki beyanları dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekirken bu hususta olumlu olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme KararıBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, davacının ödediği bedellerin tahsiline yönelik dava dilekçesinde bir talebinin bulunmadığı, davayı bu yönde ıslah da etmediği, Özel Daire bozma kararına HMK'nın 24, 25... . maddeleri uyarınca usul hukukunun emredici nitelikteki düzenlemeleri karşısında katılma imkânının bulunmadığı, ayrıca “çoğun içinde azda vardır” ilkesinin açıklanan nedenlerle olaya uygulanamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarDirenme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinin sekizinci maddesinde tazminat isteminin açıkça belirtildiğini, dilekçenin son istem bölümünde de "Dava konusu Dairenin tapu kaydının, herhangi bir şekil de iptalinin mümkün olmaması halinde, dava konusu Dairenin, ileride yapılacak keşif ve Bilirkişi incelemesi sonucunda tespit edilecek değerinin (rayiç alım-satım bedelinin) fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydı ile davalıdan TAZMİN ve TAHSİLİNE, " karar verilmesi talep edildiğini, öte yandan dava konusu taşınmazın satın alınması için çekilen kredinin miktarı, faiz oranı, vadesi ve geri ödeme planında da, faizi ile birlikte geri ödenecek kredi tutarı ve ödenecek taksitlerin miktarı açıkça belirtildiğini, mahkemece olayın hukuki nitelendirilmesinin yanlış yapıldığını, olayda inanç sözleşmesi koşullarının bulunmadığını, bankaya yapılan ödeme dekontlarının tamamında davacının imzası bulunduğunu, bu hususun açıkça bir yazılı delil başlangıcı olduğunu ve davacı tarafa yemin delilinin hatırlatılmadığını ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin olan ve inanç sözleşmesi ispatlanamadığı için tapu iptal ve tescil talebi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği konusunda uyuşmazlık bulunmayan eldeki davada, davacının tazminat isteminin kredi taksitlerinin kendisi tarafından ödenen miktar yönünden hüküm altına alınması istemini kapsayıp kapsamadığı, buradan varılacak sonuca göre bu hususta değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.D. Gerekçe1. İlgili Hukuk1. 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 26. maddesi3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 188, 2 02... .maddeleri 2. Değerlendirme1. Dava, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir. 2. Türk Hukukunda inançlı işlemleri doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Ancak uygulama ve öğretide, TBK'nın 26. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 19.) maddesinde yer alan “sözleşme özgürlüğü” ilkesi kapsamında inançlı sözleşmelerin düzenlenebileceği ve geçerliliği kabul edilmektedir. İnançlı işlemlerde inanan ve inanılan taraf, inanç sözleşmesinin konusunun önce inanılana geçmesi; ardından inanana geri dönmesi hususunda anlaşırlar. Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2000 tarihli ve 2000/2-888 Esas, 2000/885 Karar sayılı kararında belirtildiği gibi inançlı işlemler, bir kimsenin menfaatinin başkası tarafından korunması veya teminat sağlamak amacıyla ona bazı hakları ciddi olarak devrettiği, ancak hakları iktisap edenin bunlardan doğan bazı yetkileri hiç kullanmaması, bazılarını da ancak önceden hak ve hâlen menfaat sahibi olanın gösterdiği biçimde kullanmak zorunda olması hususunda tarafların anlaştığı işlemlerdir. Görüleceği üzere inançlı işlem güven esasına dayanan bir hukuki işlemdir.3. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.4. İnançlı işlemin konusunu devri mümkün olan her türlü malvarlığı değeri teşkil edebilir. Bu hak, bir aynî hak veya bir alacak hakkı olabileceği gibi fikir veya sanat eseri üzerindeki bir hak da olabilir. Bu itibarla, taşınırların, taşınmazların, alacakların, hisse senedine bağlanmış veya bağlanmamış şirket paylarının, fikrî hakların, bir ticari işletmenin inançlı işleme konu edilmesi mümkündür.5. Ancak Türk hukukunda taşınmazlara ilişkin tasarruf işlemleri resmî şekilde yapılabildiğinden taşınmaz mallar ya da şekle bağlı akitlerde, inanç sözleşmelerinin ne gibi hukuki sonuç doğuracağı ve sözleşmede öngörülen koşulların gerçekleşmesi hâlinde, taşınmaz mülkiyetinin naklinin sebebini oluşturup oluşturmayacağı, eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun’un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında tartışılmış ve sonuçta, “nam-ı müstear davalarının mesmu ve yazılı delil ile ispatının caiz olduğuna” hükmedilmiştir.6. Görüleceği üzere inanç sözleşmesinin yazılı biçimde yapılması ve bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gerekli olup yazılı şeklin bir ispat koşulu olduğu 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gereğidir. Ancak inançlı işlemin yazılı delilini oluşturan inanç sözleşmesinin varlığını, bu işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen tarafın TMK'nın 6 ve HMK'nın 190/1. maddelerinde düzenlenen genel hükümler uyarınca ispat etmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, ispat yükü inançlı bir işlemin varlığını ileri süren ve bundan dolayı kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.7. Uygulamada, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa bile yanlar arasında delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa, inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği kabul edilmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 28.12.2005 tarihli ve 2005/14-677 Esas, 2005/774 Karar; 14.11.2019 tarihli ve 2017/1-1254 Esas, 2019/1197 Karar sayılı kararları). Yazılı delil veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK'nın 188. maddesi) ve yemin (HMK'nın 225 ve devamı maddeleri) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.8. İnanç sözleşmesinin hukuki mahiyeti ve ispatına ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davacı tarafça varlığı ileri sürülen inançlı işlemin ispat edilemediği hususunda Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Direnme kararının sadece terditli olarak ikinci kademede talep edilen tazminat isteminin, dava konusu taşınmazın satın alınması sırasında davalı tarafından çekilen kredi taksitlerinin bir kısmını kayıt maliki yerine ödeyen davacının, ödediğini belirttiği bu tutarları da kapsayıp kapsamadığına münhasır olması nedeniyle bu bağlamda değerlendirme yapıldığı açıklanmalıdır.9. Bilindiği gibi davacının talepleri arasında aslilik-fer'îlik ilişkisi kurmak suretiyle açtığı dava terditli dava olarak adlandırılmaktadır. Terditli dava, HMK’nın 111. maddesinde;“…(1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır.(2) Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz…” şeklinde açıklanmıştır.10. Anılan maddeden anlaşılacağı üzere, terditli davanın dinlenebilmesi için asıl talep ile yardımcı talep arasında bir bağlantı olması ve her iki talebin de hukuki ya da ekonomik anlamda aynı yahut benzer amaca yönelmiş olması gerekmektedir. Davacı bu suretle dava açarak, taleplerine yönelik mahkemece yapılacak incelemenin sırasını belirlemektedir. 11. Terditli davada mahkeme ilk önce asıl talep hakkında inceleme yapar; bunu yerinde bulursa yardımcı (terditli) talebin incelenmesine gerek kalmaz. Asıl talep yerinde görülmezse, o zaman yardımcı talebin incelenmesine geçilir. Yardımcı talep de aynı vakıaya dayandığı veya asıl taleple bağlantılı olduğu için, mahkemenin yardımcı talebi aynı davada incelemesi, yardımcı talebin ayrı bir dava konusu yapılması hâline oranla çok daha kolay, basit ve ucuz olur (Baki, Kuru : Hukuk Muhakemeleri Usulü C II, İstanbul 2021 s. 1494). 12. Dava dilekçesi bu açıklamalar kapsamında incelendiğinde; davacının ilk kademedeki tapu iptali ve tescil isteminin bir şekilde kabul görmemesi durumunda, dairenin satın alınması için davalı tarafından kullanılan konut kredisinin ana para ve faizinden oluşan tüm geri ödemelerini kendisinin yaptığını, davalı tarafından yapılan hiçbir ödeme bulunmadığını belirterek, ikinci kademede dava konusu taşınmazın rayiç değeri kadar tazminat talebinde bulunduğu ve dosyaya bir kısım banka dekontlarını delil olarak sunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının terditli her iki talebinin de aynı vakıaya dayandığı sabit olduğu gibi aralarında hukuki ve ekonomik yönden bağlantı bulunduğu da sabittir. Böyle olunca baştan beri banka dekontlarına dayanarak maddi vakıaları açıklayan davacının tazminat talebi içerisinde kendisi tarafından ödemesi yapılan kredi taksitlerinin de bulunduğu kabul edilerek, dosya arasındaki dekontlar ile davalının cevap dilekçesindeki beyanları bir arada değerlendirilerek tazminat talebi bakımından bir karar verilmesi gerekirken, aksine gerekçelerle direnme kararı verilmesi doğru değildir.13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, inançlı işlemin yazılı delille ispat edilemediği, dekontların delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği, davacının tazminat talebinin ödediği bedellerin tahsilini içermediği, davacının dava dilekçesinde bu yönde bir talebinin bulunmadığı gerekçesiyle kararın onanması gerektiği yönünde görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 14. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.VII. KARARAçıklanan sebeple;Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi gönderilmesine,24.06.2026 tarihinde yapılan görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.