Hukuk Genel Kurulu, işçinin meslek hastalığı kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasında, kesin süre ihtarlı ara kararın tebliğindeki usul eksikliğinden kaynaklanan direnme kararını inceledi.
Özet: Çalışma koşulları sebebiyle meslek hastalığına (tüberküloz) yakalandığını iddia eden işçinin açtığı tazminat davasında, ilk derece mahkemesi davayı, kesin süreye rağmen meslek hastalığı tespiti davası açılmadığı gerekçesiyle reddetmiş; Yargıtay ise bu kesin sürenin verildiği ara kararın tebligatındaki tarih hatası nedeniyle usulsüz olduğu gerekçesiyle kararı bozmuş, ancak ilk derece mahkemesi, tebligattaki bu sistem kaynaklı hatanın geçerliliğini etkilemeyeceğini belirterek bozmaya direnmiştir.

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/75 E., 2024/118 K.ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 19.12.2023 tarihli ve 2022/6784 Esas, 2023/13057 Karar sayılı BOZMA kararıTaraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili; davalı şirkette 22.03.2014 tarihinden itibaren üretim şefi olarak asgari ücretin 450,00 TL fazlası ücretle çalışan müvekkilinin çalışma koşullarının kötülüğü sebebiyle 18.06.2015 tarihinde tüberküloz (plevra) hastalığına yakalandığını ve uzun süre hastanede yattığını, işyeri koşulları sebebiyle 07.07.2018 tarihinde işten çıkmak zorunda kaldığını, Sosyal Güvenlik Kurumunca meslek hastalığı olarak kabul edilen bu hastalık sebebiyle müvekkilinin çalışamaz hâle geldiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminatların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili; İzmir Kurum sağlık kurulu raporuna göre davacının meslek hastalığının bulunmadığını, mahkemece 27.05.2021 tarihli ara kararla davacıya meslek hastalığına yakalandığının tespiti talepli dava açmak üzere süre verildiğini, çalışma koşullarının sağlıksız olduğu iddiasının da yerinde olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 24.11.2021 tarihli ve 2021/127 Esas, 2021/740 Karar sayılı kararı ile; 27.05.2021 tarihli ara karar tutanağının 3 No.lu bendi ile davacının meslek hastalığına uğradığının tespiti talepli dava açmak üzere davacı vekiline ihtaratlı kesin süre verildiği, ara karar tutanağının 07.06.2021 tarihinde tebliğine rağmen davacı vekilinin verilen kesin süre içerisinde ya da sonrasında ara kararda belirtilen hususta dava açmadığı, bu hâli ile davacı tarafın meslek hastalığına tutulduğu iddiasını dosya kapsamı itibarıyla ispatlayamadığı gibi kesin süre içerisinde buna ilişkin dava da açmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin 19.04.2022 tarihli ve 2022/811 Esas, 2022/1180 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "....1.Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde, İlk Derece Mahkemesince verilen ara kararın davacı vekiline 07.06.2021 tarihinde tebliğ edildiğine dair tebligat parçası dosyada bulunmakta ise de tebligat parçasında davacı vekiline tebliğ edilen ara kararın tarihi 02.06.2021 yazıldığı halde gerçekte ara karar tarihinin 27.05.2021 olduğu ve böylece ara karar tebliğinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 23/4 üncü maddesine uygun olmadığı anlaşılmaktadır.2.Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 3.O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz eden davacı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararıİlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; UYAP üzerinden tebligata eklenecek evrak seçildiğinde tebligatın sağ alt kısmında bu evrakın göründüğü fakat tebligatta görünen evrakın tarihini katibin değiştirme ya da düzeltmesinin mümkün olmadığı, tebligata eklenmek üzere seçilen evrakın dosyaya aktarma tarihinin iş yoğunluğu nedeniyle evrakın imzalandığı tarihten farklı bir tarih olabildiği, tebligata eklenen evrakta görünen tarihin kâtip tarafından evrakın dava dosyasına aktarılma tarihi olduğu, davacı vekiline ara karar tutanağı ekli davetiyenin elektronik olarak 07.06.2021 tarihinde ekindeki 27.05.2021 tarihli ara karar tutanağı ve 30.03.2021 tarihli SGK yazı cevabı ve ekleri ile birlikte tebliğ edildiği, evrakta hangi işlemlerin kimler tarafından yapıldığını gösterir detaylı evrak işlem kütüğü bilgileri görüntülendiğinde davacı vekilinin bu ara karar tutanağını 02.06.2021 tarihinde okuduğunun görüldüğü, buna rağmen ön inceleme duruşmasına kadar dosyaya hiçbir açıklama dilekçesi sunulmadığı gibi ara karar tutanağının tebligata ekli olmadığına veya kendisini tereddütte bırakacak şekilde tebliğ edilen evrak arasında birden fazla ve farklı tarihler içeren ara karar tutanakları bulunduğuna dair bir itirazın da bulunmadığı, davacı vekilinin temyiz dilekçesinde mahkemenin tuzak kurduğu ve tarafın hakkını ortadan kaldırdığı, savunma hakkını zora düşürdüğü belirtilerek ihtarın belirli ve anlaşılabilir olması gerektiği yönündeki ifadesinin de yerinde olmadığı, vekile tebliğ edilen ara kararda kesin süreyi içeren ihtaratın açık ve seçik olduğu gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarDirenme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz SebepleriDavacı vekili, Mahkemece 02.06.2021 tarihinde tebliğ zarfının üzerinde ara karar evrakı ile 02.06.2021 vd. diğer evrakların olduğunun ihtar edildiğini, ara karar evrakının 27.05.2021 tarihli olduğunu, bu sebeple 27.05.2021 tarihli ara kararın taraflarına hiç tebliğ edilmemiş olduğunu, kararın usul eksikliği sebebiyle hatalı olduğunu, taraflarına Kuruma dava açmak için süre verilmesi gerektiğini, ayrıca davalı tarafından kararın istinaf edilmemesine rağmen vekâlet ücretinin davalı lehine arttırılmasının hatalı olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince 27.05.2021 tarihli ara kararın davacı vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediği, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.D. Gerekçe1. İlgili Hukuk7201 sayılı Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun) 23. maddesi25.01.2012 tarihli ve 28184 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin (Yönetmelik) 35. maddesi.2. Değerlendirme1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.2. Mahkemelerin her türlü tebliğ işlemleri, 7201 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre yapılır. Tebliğ, kelime anlamıyla kısaca bildirim, yazılı bildirme anlamına gelir. Tebliğ kelimesinin çoğulu (tebliğler) olan ancak artık bugün için dilimizde (tekil) tebliğ kelimesi ile özdeş olarak kullanılan tebligat terimi, hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın, yasanın öngördüğü esas ve usule uygun bir biçimde (elektronik ortam dâhil) yazı ile veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemi demektir (Ejder Yılmaz, Tecer Çağlar, Tebligat Hukuku, 6. Bası, Ankara 2013, s. 39).3. Hukuki anlamda tebligat, hukuki işlemlerin kanunda belirtilen usule uygun olarak muhatabına ya da muhatap adına kanunen kabule yetkili şahıslara yazılı olarak bildirimi ve bu bildirimin belgelendirilmesi işlemidir. Tebligatın, yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tarafların, mahkemenin, icra ve iflas dairelerinin yaptıkları işlemlerin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için genellikle tebliğ edilmiş olması gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştime Büyük Genel Kurulunun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı kararı).4. Hemen belirtilmelidir ki tebligat ile ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak Kanun ve Yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisi de daima göz önünde tutulmalıdır.5. Kanun ve Yönetmeliğin amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi (tebligatın bilgilendirme fonksiyonu) ve bu hususların belgeye (tebligatın belgelendirme fonksiyonu) bağlanmasıdır. Hâl böyle olunca, Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz. Nitekim Kanun’un ve Yönetmeliğin belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı yerleşik yargısal içtihatlarda da açıkça vurgulanmıştır.6. Tebligat Kanunu'nun ‘’Tebliğ mazbatası’’ başlıklı 23.maddesi, "Tebliğ bir mazbata ile tevsik edilir. Bu mazbatanın:1. Tebliği çıkaran merciin adını,2. Tebliği istiyen tarafın adını, soyadını ve adresini,3. Tebliğ olunacak şahsın adını, soyadını ve adresini,4. Tebliğin mevzuunu,5. Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kimsenin adını, soyadını, adresini ve 22 nci madde gereğince tebellüğe ehil olduğunu, 6. Tebliğin nerede ve ne zaman yapıldığını,7. 21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi,8. (Ek: 11/1/2011-6099/6 md.) Tebligatın adres kayıt sistemindeki adrese yapılması durumunda buna ilişkin kaydı,9. (Değişik: 19/3/2003-4829/7 md.) Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını,İhtiva etmesi lazımdır." şeklinde olup bu madde gereğince tebliğ mazbatasında tebliğin mevzusu yani konusunun ne olduğu (neyin tebliğ edildiği) aynı maddede yer alan diğer unsurlar gibi bulunması gerekli zorunlu unsurlardan olup mazbatanın bu bilgileri ihtiva etmesi lazımdır. Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in "Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi’" başlıklı 35. maddesinde de tebliğ mazbatasının kapsamı ve mazbatanın nasıl düzenleneceği ayrıntılı olarak düzenlenmiş olmakla (ç) bendinde mazbatanın tebliğin konusunu içermesi gerektiği belirtilmiştir. Bu bilgileri kapsamayan tebligat, Kanun’a uygun düzenlenmediği için usulsüz olacaktır. 7. Somut olayda, davacı vekilinin müvekkilinin meslek hastalığına yakalandığı iddiasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat talebiyle açtığı davada, İlk Derece Mahkemesince meslek hastalığının tespiti istemli dava açması için kesin süre verilen 27.05.2021 tarihli ara kararın 07.06.2021 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği ancak kesin süre içerisinde dava açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı vekiline yapılan tebligatta tebliğe konu ara kararın tarihi 02.06.2021 olarak gösterilmiş olmasına rağmen gerçekte ara karar tarihinin 27.05.2021 olması nedeniyle söz konusu ara kararın usulüne uygun tebliğ edilmediği sonucuna varılmıştır.8. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.9. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARARAçıklanan sebeplerle;Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.06.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.