T.C. Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinde YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemli, markalar arası benzerlik ve kötü niyet iddialarına ilişkin dava.
Özet: Davacı, 1995ten bu yana "..." markasıyla gıda ürünleri üreten köklü bir firma olduğunu iddia ederek, davalı şirketin tescilini istediği "..." ibareli markanın kendi markasıyla benzerliği, karıştırılma ihtimali ve davalının kötü niyetli olduğu gerekçeleriyle YİDKya yaptığı itirazın reddedilmesi üzerine, YİDK kararının iptalini, davalı markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep etmiştir; davalılar ise markaların görsel, işitsel ve anlamsal olarak farklı olduğunu, karıştırılma riskinin bulunmadığını, kötü niyet iddiasının kanıtlanamadığını ve davacı markalarının kullanım ispatının gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/239 Esas - 2026/212

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2025/239
Karar No : 2026/212
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 04/06/2025
Karar Tarihi : 30/04/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 12/05/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin 1995 yılından bu yana “...” markası ile üretim yaptığını, bisküvi, çikolata, kek, şeker vb. ürünleri üreten müvekkili şirketin alanında birçok ürünün ve alt markanın tanıtımı ve geliştirilmesini sağladığını, sektöründe belirli bir tanınmışlığa sahip olduğunu, davalı şirketin .... sayılı “...” ibareli marka başvurusuna müvekkiline ait ....sayılı “...” ibareli marka mesnet gösterilerek SMK 6/1, 6/3, 6/6, 6/9 ve 5/1-ç hükümleri kapsamında itiraz edildiğini, itirazların nihai olarak ....kararıyla reddedildiğini, kararın yasaya aykırı olduğunu, müvekkili markası ile dava konusu marka arasında benzerlik/karıştırılma ihtimali bulunduğunu, müvekkilinin ticaret ünvanında da “...” ibaresinin bulunduğunu, itiraza mesnet marka dışında müvekkiline ait “...” ibareli ....sayılı markaların bulunduğunu, dava konusu “...” ibareli markanın müvekkiline ait “...” markasını aynen barındırdığını, dava konusu markada yer alan “G” harfinin markaya ayırt edicilik katmadığını, markaların aynı/benzer sınıflarda kullanıldığını, ilgili tüketicilerin genellikle çocuklardan oluştuğunu, dava konusu markanın ortalama tüketici nezdinde SMK 5/1-ç kapsamında müvekkili markası ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, müvekkilinin eskiye dayalı kullanımlarının her türlü delille ispatlanabilecek nitelikte olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu, müvekkili markalarının bisküvi, çikolata, kek ürünleri üzerinde ve şirkete ait her türlü basılı belgede kullanıldığını, “...” ibaresinin ayırt ediciliği yüksek bir marka olduğunu, davalı şirketin kullanım ispatı def’inin yersiz ve davayı uzatmaya yönelik olduğunu, dava dilekçesinde bildirilen delillerde ve davalı Kurum’a daha önce sunulan kullanım ispatı dosyasında kullanımı ispata elverişli bilgi/belgelerin bulunduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; dava konusu marka başvurusu ile davacının itiraza mesnet markasının genel tertip ve şekilsel unsurları yönünden farklı markalar olduğunu, markaların görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığını, ilgili tüketicilerin markaların farklı ticari kaynaklardan geldiğini algılayabileceğini, davacının SMK 6/3 maddesine dayalı itirazının mesnetsiz olduğunu, somut olayda SMK 6/6 maddesinde sayılan durumların oluşmadığını, başvurunun kötü niyetle yapıldığının somut delillerle ispatlanamadığını, YİDK kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevap dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin Hindistan menşeili pirinç üretimi ve satışı yapan bir şirket olduğunu, müvekkilinin .... sayılı “...” ibareli markanın 30. Sınıfta tescili için başvuru yapıldığını, başvuruya davacı şirket tarafından itiraz edildiğini, itirazların davalı Kurum tarafından reddedildiğini, davacı şirketin dava dilekçesinde gerekçe gösterdiği ....sayılı markalar ve sair gerekçe markalardan dava tarihi itibarıyla 5 yıldır tescilli olan markaların SMK 25/7 maddesi kapsamında kullanımının ispatlanmasını talep ettiklerini, davacının markasını kullandığını belirttiği ürünler ile müvekkili markası kapsamında bulunan pirinç vs. malların herhangi bir ilişkisi bulunmadığını, “...” ibaresinin Türkiye tüketicileri nezdinde İslam alimi “.... ve Türkçe “gazel” olarak bilinen şiir türünü akla getirdiğini, davacıya ait Türkiye’de iyi bilinen kadın adı olan “...” ibaresi ile iltibas ihtimali bulunmadığını, markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak farklı olduğunu, müvekkili markasındaki “H” harfi düşülerek “....” şeklinde telaffuz edildiğini, markalar arasında tüketici nezdinde karışıklığa yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, davacının SMK 6/3, 6/6 ve 6/9 maddelerine dayalı iddialarını kanıtlayacak delil sunulmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının 6769 sayılı kanunun 6/3, 6/6 6/9 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı, davalının kullanmama def'i gereğince hükümsüzlük şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu .... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 13/09/2023 tarihinde 30.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının ... sayılı ve "..." ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, davacının ... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, kısmen benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5. maddesinin (ç) bendi uyarınca; “Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler” marka olarak tescil edilemez.
Madde metninde de belirtildiği üzere, bir marka başvurusunun 5/1(ç) kapsamında reddedilebilmesi için aşağıdaki koşulların ortaya çıkmış olması gerekmektedir. Bunlar; 1.Önceki tarihli bir marka tescilinin ya da başvurusunun bulunması, 2.Karşılaştırılan markaların aynı olması veya 3.Karşılaştırılan markaların aynı olmasa da ayırt edilemeyecek kadar benzer olması, 4.Karşılaştırılan markalara ait mal veya hizmetlerin aynı veya aynı türdeki mal veya hizmet olması şeklindedir.
6769 sayılı SMK’nun 5/1-ç bendi ile aynı doğrultuda düzenlenen mülga 556 Sayılı KHK'nin 7/1-(b) bendi ile ilgili olarak ... tarihli kararında; “aynı olma” kavramını; karşılaştırılan işaretlerin özdeş, birbirinden farksız, birebir aynı, taklit vb. olmaları şeklinde tanımlamış, işaretlerin örneğin farklı renk veya büyüklükte olması, yazı karakteri ya da tipini farklılaştırılması gibi değişikliklerin de "aynı" olma durumunu etkilemeyeceğini ifade etmiştir. Aynı kararda "ayırt edilemeyecek kadar benzerlik" ise, “karşılaştırılan işaretler arasındaki farklılıkların markanın kapsadığı mal ve hizmetin orta düzeydeki alıcı kitlesi üzerinde bıraktığı genel izlenim itibariyle önemsenmeyecek derecede düşük olması sebebiyle aynı işaret gibi algılanmasıdır” şeklinde tanımlanmıştır. Karşılaştırılan işaretlerin "aynı" ya da "ayırt edilemeyecek kadar benzer" olması halinde, markayı oluşturan işaretler arasında iltibasın varlığı ayrıca bir inceleme yapılmasını gereksiz kılacak derecede güçlü ve açık olduğu peşinen kabul edileceğinden; anılan ayrıca iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı hususlarının da araştırılması gibi bir koşul yer almamıştır.
Somut uyuşmazlık bakımından değerlendirildiğinde, davacıya ait markaların “..." esas unsurunu içeren markalar olduğu, dava konusu markanın ise “...” ibaresini içerdiği anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait “...” ibareli markalar, her ne kadar toplamda beş harf benzerliği taşımakta ise de, tek harf farklılığı markaları aynı olmaktan çıkardığı gibi, dava konusu markanın ve davacı markalarının renk, şekil ve tali unsur içeren kompozisyonları da gözetildiğinde markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede de benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, 6769 sayılı SMK’nın 5/1-ç maddesi şartlarının somut olayda bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Davalı şirketin, cevap dilekçesinde, davacıya ait markaların kapsamlarında yer alan tüm mal ve hizmetler yönünden kullanımının ispatlanmasını talep ettiği anlaşılmıştır.
Davacı taraf, itiraz aşamasında sadece .... sayılı markaları da gerekçe olarak göstermiştir. Davacının dava aşamasında gerekçe olarak gösterdiği tüm markalar, dava tarihi olan 04.06.2025’te 5 yıldan uzun süredir tescillidir. Davacıya ait .... tarih aralığında kullandığını ispatlamalıdır.
6769 sayılı SMK madde 25/7 hükmü “(7) 6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar.” düzenlemesini içermektedir. Dolayısıyla, davacıya ait markalar, dava konusu markanın başvuru tarihinde de 5 yıldır tescilli olduğundan, davacı taraf ayrıca 13.09.2018- 13.09.2023 tarih aralığında markalarını kullandığını ispatlamalıdır.
Davacı taraf, delil dilekçesi ekinde 2019-2024 tarih aralığına ilişkin fatura sunmuştur. Faturalara bakıldığında, “...” markası ile “bisküvi, gofret” emtiası satışı yapıldığı, “...” markasının “bisküvi, gofret” emtiası bakımından ciddi kullanımının ispatlandığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla, tescil kapsamlarında bulunmakta ise, davacıya ait .... sayılı markalar sadece “bisküvi, gofret” emtiası bakımından, karıştırılma ihtimali değerlendirmesine tabi tutulmuştur.
Dava konusu marka kapsamında “30. Sınıf: Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç.” emtiası bulunmaktadır.
Davacıya ait .... sayılı marka ise halihazırda “30. Sınıf: Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç.” emtiası bakımından tescilli olup, taraf markaları arasında sınıfsal olarak ayniyet oluşmuştur.
Neticede, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtia bakımından, taraf markaları arasında emtia ayniyeti/benzerliği oluştuğu kanaatine varılmıştır.
Dava konusu marka başvurusu “...” ibaresinden oluşmaktadır. “...” ibaresi anlamlı bir ibare olmayıp, marka, “ge-ha-zal” şeklinde telaffuz edilmektedir. Dava konusu markanın esas unsuru “...” ibaresidir.
Davacıya ait marka ise kırmızı renk ile yazılmış "..." ibaresinden oluşmaktadır. Fonetik olarak "ha-zal" şeklinde okunmaktadır. “...” ibaresinin, Türkçe'de yaygın bir isim olmasının yanı sıra "kurumuş yaprak" anlamı da bulunmaktadır.
Dava konusu “...” ibaresine bakıldığında, kelimenin ikinci harften itibaren “...” ibaresi açık bir şekilde okunmakta ve algılanmaktadır. Başta yer alan “G” harfi, markanın genel görünümünü ve tüketici zihninde “...” ibaresinin bıraktığı izlenimi değiştirecek ölçüde ayırt edici bir farklılık yarattığı değerlendirilmiştir. Başvuru markasının başına getirilen G harfinden kaynaklı "..." şeklinde okunacağı; zira tüketici, markaları çoğu zaman harf harf analitik biçimde incelememekte; markaları genel görünüm, ses yapısı ve zihinde bıraktığı toplam izlenim üzerinden değerlendirmektedir. Bu çerçevede, “...” ibaresi içerisinde “...” ibaresi seçilememekte .... şeklinde okunduğu/algılandığı ve tüketici tarafından da markanın esas unsurunun ... olarak algılanacağı değerlendirilmiştir.
İşitsel bakımdan benzerlikte de aynı şekilde değişmektedir. Zira davacı markası “ha-zal” şeklinde iki heceli, akıcı ve net bir telaffuza sahipken; dava konusu marka “ga-ha-zal” şeklinde üç heceyle okunmakta ise de, ağızdan çıkan seslerin .... şeklinde olacağı, başa eklenen kısa bir “ga” sesi, işitsel benzerliği ortadan kaldırdığı değerlendirilmiştir.
Dava konusu '...' ibaresinin bütünsel olarak bakıldığında sözlükte karşılığı olan belirli bir anlam taşımadığı, yani anlamsız bir ibare niteliğinde olduğu, buna karşın, davacı markası olan '...', toplum nezdinde belirli bir anlama sahip, bilinen ve anlamlı bir ibaredir. Davacı markasının esas unsuru olan “...” ibaresinin başına eklenen 'G' harfi, '...' kelimesiyle birleştiğinde ortaya yeni, özgün ve farklı bir kavramsal anlam çıkarılmamışsa da, '...' ibaresi, davacı markasının taşıdığı anlamdan uzaklaştığı ve ayrıca yeşil renkte şekil işaretinin bulunduğu, davacı markasının ise, kırmışı renkte büyük harflerle ... olarak yazıldığı ve herhangi figüratif bir unsur bulundurmadığı,
Neticede, dava konusu “...” ibaresinde, her ne kadar davacı markasının esas ve ayırt edici unsuru olan ... ibaresi bulunsa da, başta yer alan ek harf kullanımının, görsel, işitsel ve kavramsal açıdan markalar arasındaki yakınlığı bertaraf eder nitelikte olduğu değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, dava konusu marka ile davacıya ait “...” ibareli marka arasında görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar.
Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır.
Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır.
Somut olayda, dava konusu emtialar “...” grubuna dahil, hemen her yaştan ve kesimden tüketiciye hitap eden ürünler olup, özel bir tüketici kesimine hitap etmeyen, nispeten kısa zaman aralığında tercih yapılarak satın alınan, sık tüketilen gündelik ürünler olup, yüksek fiyatlı olarak nitelendirilemeyecek ürünlerdir. Dolayısıyla dava konusu emtiaların hitap ettiği tüketici ve alıcı kitlesinin, ilgili emtiaları satın alırken sahip olduğu bilgi/bilinç/dikkat/özen seviyelerinin yüksek olmadığı değerlendirilmiştir.
Dava konusu başvuru markası ile davacı şirkete ait itiraz gerekçesi marka genel tertip ve şekilsel unsurları yönünden bakıldığında, farklı markalar olduğu ilk bakışta anlaşılmaktadır. Dava konusu markalar, ihtiva ettikleri unsurlar ve bütün olarak bıraktıkları izlenim itibariyle, görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer markalar değildir.
Davacı vekilinin iddialarının aksine; dava konusu markaları gören ilgili tüketiciler başvuruya konu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markayı bütüncül algı çerçevesinde farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılayabilecekleri değerlendirilmiş olup netice itibariyle de, dava konusu markalar arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma veya ilişkilendirilme ihtimallerinin bulunmadığı,
Netice, dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile davacıya ait .... sayılı marka kapsamında yer alan emtianın aynı/aynı tür olduğu, dava konusu markanın esas unsurunun “...”, davacı markasının esas unsurunun ise “...” ibaresi olduğu, dava konusu markanın davacıya ait markayı aynen içerdiği, ANCAK; tek bir harf değişikliğinin veya şekil unsurunun bu durumu ortadan kaldırabileceği, somut olayda bu iki durumun da gerçekleştiği, gerek başvurunun başına G harfinin bulunuşu gerekse şekil unsurunun bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, markaların görsel ve işitsel olarak benzer olarak algılanmayacağı, davacı markasının esas unsuru olan “...” ibaresine eklenen “G” harfinin, dava konusu markayı “...” ibaresinin yarattığı algıdan uzaklaştırdığı, dava konusu markada “....” ibaresinin algılandığı, dava konusu emtia bakımından ilgili tüketicinin bilgi ve dikkat düzeyinin de yüksek olmadığı, buna rağmen tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilecekleri, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığı, somut olay bakımından markaların karıştırılması /ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacının Gerçek Hak Sahipliğinin Bulunup Bulunmadığı Bakımından Değerlendirme;
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.
Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır.
Somut olayda, davacı tarafın sunduğu faturalara bakıldığında, davacının “...” markasını “bisküvi, gofret” emtiası bakımından kullandığı anlaşılmıştır. Davacı taraf, tescilli markalarını tescil kapsamında yer alan emtia bakımından kullanmakta olup, tescilsiz bir kullanım söz konusu değildir. Neticede, davacının gerçek hak sahipliği bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacıya Ait Ticaret Unvanı ile Dava Konusu Marka Arasında İltibas Tehlikesi Bulunup Bulunmadığı Bakımından Değerlendirme;
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.”. Bu maddeden anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin, bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir.
Davalıya ait markanın esaslı unsuru, tüketici nezdinde marka algısı yaratan kısmı “...” ibaresidir. Davacıya ait ticaret unvanının ayırt edicilik sağlaması gereken “ek” unsuru ise “... ibareleridir. Yukarıda da değerlendirildiği üzere, “...” ibaresi ile dava konusu “...” ibareli markanın benzer olmadığı değerlendirilmiştir. Davacının sunduğu belgelerde, davacının ticaret unvanı, çeşitli gıda ürünlerinin satışının yapıldığı, faturalarda, davacının ticaret unvanının kullanıldığı anlaşılmıştır. Fakat, satışı yapılan ürünler arasında, davanın konusunu oluşturan “Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç” emtiası bulunmamaktadır. Netice itibariyle de, davalıya ait markanın, davacıya ait ticaret unvanı sebebi ile reddi için gerekli koşulların oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacının Kötü Niyet İddiası Bakımından Değerlendirme:
6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesinde “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yapılmıştır. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Nitekim .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir.
Tüm bu kriterler kapsamında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacı tarafça, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyetli davrandığına yönelik ileri sürdüğü iddiaları ile ilgili olarak dosyaya herhangi bir belge sunmadığı gibi davalı yanın anılan başvuruyu kötü niyetli olarak gerçekleştirdiğini gösterir herhangi bir emareye de dosya kapsamında rastlanmadığı; dolayısıyla, salt taraf işaretleri arasındaki benzerlik iddialarının kötü niyete delalet olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, somut olayda kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, kısmen benimsenen bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Davaya konu marka ile davacı markaları arasında 6769 sayılı SMK’nın 5/1-ç maddesi bağlamında ayniyet veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadığı, hükümsüzlük davası bakımından, davacı tarafa ait ....” ibareli markaların “bisküvi, gofret” emtiası bakımından kullanımının ispatlandığı, gerek hükümsüzlük gerek ... karar iptali davası bakımından, dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile davacıya ait ... sayılı marka kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer olduğu, davalıya ait dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait .... sayılı markanın görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacı yanın gerçek hak sahipliğinin ispatlanamadığı, somut olayda 6769 sayılı SMK madde 6/6 koşullarının oluşmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı,.... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 116,60.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.30/04/2026
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır