TMK 1007ye dayalı olarak sahte vekaletnameyle gerçekleştirilen taşınmaz satışında tapu iptali sonrası devletin kusursuz sorumluluğu sebebiyle açılan tazminat davasında direnme kararı.
Özet: Sahte vekaletname ve kimlikle gerçekleştirilen dolandırıcılık sonucu yapılan taşınmaz satışının ardından tapu kaydının iptaliyle mülkiyet hakları sona eren davacıların, Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi uyarınca, taşınmazın güncel değeri ve çeşitli yargılama masraflarından oluşan zararlarının devlet tarafından tazminini talep ettiği bu davada, ilk derece mahkemesi, tapu kayıtlarının tutulmasından kaynaklanan zararlardan devletin kusursuz sorumluluğu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/258 E., 2024/428 K.ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 15.04.2024 tarihli ve 2023/11381 Esas, 2024/4408 Karar sayılı BOZMA kararıTaraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin Gaziantep ili, Şehitkamil ilçesi, ... Mahallesi 6 77... parsel sayılı ... adına kayıtlı taşınmazı 08.08.2012 tarihinde satın aldıklarını, tapudaki işlemler sırasında taşınmaz sahibi ...’ın vekili olduğunu söyleyen ...’ın fotoğraflı özel yetkili vekâletname ibraz etmesine rağmen davacıların vekâleten satışı kabul etmediklerini, bu nedenle satışın öğleden sonra ...’ın bizzat katılımıyla gerçekleştirildiğini, taşınmazın tamamı 89 pay kabul edilerek 27/89 payının ... adına, 62/89 payının ... Gayrimenkul Yapı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adına tescil edildiğini, müvekkillerinin satış bedeli olan 712.000,00 TL’nin yanı sıra tapu harcı olarak 11.748,00 TL, döner sermayeye ise 162,00 TL ödeme yaptığını, daha sonra ...’ın ibraz ettiği vekâletnamenin sahte olduğu ve tapuda kendisini ... olarak tanıtan kişinin gerçekte onun yerine geçen ... olduğunun ortaya çıktığını, Gaziantep 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/65 Esas, 2013/272 Karar sayılı kararıyla sanıklar ... ile ...’ın resmî evrakta sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmalarına karar verildiğini, ... tarafından müvekkilleri aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasında Gaziantep 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.01.2014 tarihli ve 2012/229 Esas, 2014/6 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne, taşınmazın tapu kaydının iptali ile ... adına tesciline karar verildiğini, bu kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onandığını ve karar düzeltme talebinin reddedildiğini, anılan kararın kesinleştiği 29.05.2017 tarihinde müvekkillerinin mülkiyet haklarının sona erdiğini, tapu iptali ve tescil dosyasında 68.417,65 TL bakiye harç, 23.457,95 TL yargılama gideri, 62.950,00 TL vekâlet ücreti, 96.640,70 TL temyiz peşin harcı ile bakiye onama harcı, 1.350,00 TL Yargıtay duruşma vekâlet ücreti ve 65,40 TL karar düzeltme harcı olmak üzere toplam 252.281,70 TL, ayrıca 11.748,00 TL tapu alım harcı ve 162,00 TL döner sermaye payı da dâhil olmak üzere toplam 264.791,70 TL ödemek zorunda kaldıklarını, müvekkillerinin geçersiz satış işlemi yanında tapu iptali ve tescil davası nedeniyle zarara uğradıklarını, taşınmazın 29.05.2017 tarihindeki değeri ile yapılan masraflardan ibaret olan zararın TMK’nın 1007. maddesi gereğince Devlet tarafından giderilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava konusu taşınmazın değeri olarak 2.000.000,00 TL’nin 29.05.2017 tarihinden itibaren, 264.791,70 TL masrafların ise dava tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 2.428.258,85 TL taşınmaz değeri ve 264.791,70 TL masraflar olmak üzere toplam 2.693.050,55 TL olarak artırmıştır. II. CEVAPDavalı ... vekili cevap dilekçesinde; tapu memurlarının hukuka aykırı işlemi olmadığını, nedensellik bağının bulunmadığını, davacıların yolsuz tescilin tarafı olduklarını, yolsuz tescil niteliğinde oluşan sicil kaydının davacılara mülkiyet hakkı kazandırmayacağını, tazminat miktarı belirlenirken bölüşük kusurun dikkate alınması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2017/291 Esas, 2020/311 Karar sayılı kararıyla; sahte kimlikle kendisini tapu maliki ... olarak tanıtan ... tarafından dava konusu taşınmazın davacılara satıldığı, ...'ın davacılar aleyhine açtığı tapu iptali ve tescil davasında tapu kaydının iptaline karar verildiği, bu kararın kesinleştiği tarihte davacıların mülkiyet haklarının sona erdiği ve oluşan zarardan Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, bilirkişi kurul raporunda taşınmaz değerinin 2.428.258,85 TL olarak belirlendiği, ayrıca Gaziantep 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/229 Esas, 2014/6 Karar sayılı dosyasında davacıların ödediği yargılama giderlerinin ve tapu harcının davalıdan alınarak davacılara verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2.428.258,85 TL tazminatın 29.05.2017 itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte; 68.417,65 TL bakiye karar harcı, 23.457,95 TL yargılama gideri, 62.950,00 TL vekâlet ücreti, 22.799,00 TL temyiz peşin harcı, 1.350,00 TL temyiz duruşma vekâlet ücreti, 60,80 TL karar düzeltme harcı ve 9.933,00 TL tapu alım harcı olmak üzere toplam 188.968,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin 14.09.2023 tarihli ve 2021/675 Esas, 2023/999 Karar sayılı kararıyla; davacıların yapmış oldukları masraflar ile tapu iptali ve tescil davasındaki yargılama giderlerinin ayrı bir talep olarak davalı Hazineden istenebileceği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul, kanun ve dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ''... 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.2. Dosyada bulunan bilgi ve belgelere göre; Gaziantep ili, Şehitkamil ilçesi, ... Mahallesi 6 77... parsel sayılı taşınmazın ...'a vekâleten ...'tan 712.000,00 TL bedelle 08.08.2012 tarihinde satın alındığı, 27/89'u ... adına, 62/89'u ise davacı şirket adına tescil edildiği, tapuda kendisini mal sahibi olarak tanıtan ... ve sahte vekâlet düzenleyen ... hakkında Gaziantep 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda mahkumiyet kararı verildiği, dava dışı ...’ın yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali tescil davasını açtığı, Gaziantep 7.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/229 Esas, 2014/655 Karar sayılı ilâmı ile tapu iptal ve tescil talebinin kabulüne karar verildiğini ve kararın 29.05.2017 tarihinde kesinleştiği ve tapu kaydının iptali nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemi ile eldeki davanın 24.07.2017 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. 3. Dosyada bulunan kararın dayandığı gerekçelere göre dava dışı ... adına düzenlenen sahte nüfus cüzdanına dayanarak davaya konu satış işleminin gerçekleştiğinin sabit olduğu, davacının tapu kaydına güvenerek davaya konu taşınmazı satın aldığı, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince davaya konu zarardan davalı Hazinenin sorumlu tutularak davanın kabulüne karar verilmesi yerindedir. 4. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda belirtilen özelliklerine ve dosya kapsamına göre arsa niteliğindeki dava konusu taşınmazın alınan bilirkişi raporu uyarınca gerçek bedelinin 29.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle davalı Hazineden tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.5. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.6. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tapu kaydı iptal edilen taşınmaz bedeline hükmedilmesi ile yetinilmesi gerekirken; yasal olmayan gerekçelerle dava konusu taşınmaz hakkında açılan tapu iptal ve tescil dosyasında davacı aleyhine hükmedilen yargılama giderlerinin davalı Hazineden tahsiline karar verilmesi bozmayı gerektirir. ...'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararıİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacılar sahteciliğin ve dolandırıcılığın mağduru olduğu ve Devletin tapu sicilini tutarken bu durumu engelleyecek önlemleri almadığı, bu nedenle davacıların tapu iptali ve tescil davasının tarafı olduğu ve yargılama giderlerini ödemek zorunda kaldığı, tapu iptali ve tescil davasında davacılar aleyhine hükmedilen yargılama giderleri nedeniyle uğranılan zararın TMK’nın 1007. maddesi gereğince Devletin tazminat sorumluluğu kapsamında olduğu, aksi düşüncenin mülkiyet hakkına müdahale anlamına geleceği, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavalı ... vekili temyiz dilekçesinde; tapu müdürlüğünün kusuru bulunmadığından Hazine aleyhine tazminata hükmedilemeyeceğini, tapu iptali ve tescil davasında yapılan yargılama giderlerinin ve ödenen harçların TMK’nın 1007. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğini, direnme kararında Yargıtay kararlarına aykırı olarak bu kalemler yönünden de davanın kabul edildiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin eldeki davada; davacılar tarafından yapılan tapu masrafları ve dava konusu taşınmaz hakkında açılan tapu iptali ve tescil davasında davacılar aleyhine hükmedilen yargılama giderleri ile tapu sicilinin tutulması işlemi arasında nedensellik bağının ve bu giderlerden TMK'nın 1007. maddesi gereğince davalı Hazinenin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre tapu kaydı iptal edilen taşınmaz bedelinin davalı Hazineden tahsiline hükmedilmesi ile yetinilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe1. İlgili Hukuk4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1007. maddesi.2. Değerlendirme1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle TMK'nın 1007. maddesine dayalı tazminat davası ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.2. Tapu sicili, ayni haklarda aleniyet prensibine hayat vermek ve hukuki işlem güvenliğini sağlamak amacıyla tutulan resmî kayıtlar olarak tanımlanabilir. Taşınmazlara ilişkin hak ve işlem güvenliğinin tesis ve temin edilebilmesi bakımından tapu sicil kayıtlarını tutma ödevi Devlet tarafından üstlenilmiştir. Bu çerçevede taşınmazlar üzerindeki ayni hakkın herkese karşı ileri sürülebilmesi, taşınmaz üzerinde hak iktisap edecek kişilerin hakkın sahibi ve taşınmazın hukuki durumu hakkında bilgi sahibi olması ihtiyacı, taşınmaz üzerindeki ayni haklar bakımından devletin sorumluluğunda tutulan tapu siciliyle sağlanmıştır.3. Ülke genelinde taşınmazlarla ilgili olarak sağlıklı bir hukuk düzeninin inşası, kamu mallarının korunması ve kişilerin mülkiyet haklarının zedelenmemesi bakımından tapu sicili kayıtlarının gerçek hak ve hukuki duruma uygun tutulması gerekir. 4. Devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan öteki unsur da topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiştir. 5. Devlet tarafından tutulan, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer özel mülkiyet kapsamından çıkarılarak kamu malı niteliğini kazansa dahi, kişinin ya da kişilerin söz konusu tapuya dayalı hakkının hukuki güvenlik ilkesinin sonucu olarak korunması gerektiği muhakkaktır. Aksi düşünce tarzının, Devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek hiçbir karşılık ödemeksizin iptalinin istenmesi, zamanında geçerli bir şekilde ve kayda dayalı olarak oluşturulan mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi kamu vicdanını yaralaması yanında hukuk devleti ilkesini de zedeleyen bir tutum oluşturacaktır. 6. Devletin, tuttuğu tapu kayıtlarının eksik ya da hatalı olması nedeniyle sorumlu tutulması mülkiyet hakkının korunması için çok önemli bir güvencedir. İşte tam bu noktada Devletin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğuna ve bu sorumluluğun hukuktaki niteliğine değinmekte yarar vardır. 7. Sorumluluk hukukunun tarihsel gelişim süreci içerisinde, kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa uzanan bir yol izlenir. Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Haluk, Tandoğan: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, s. 89). Kusur sorumluluğunda “kusur”, sorumluluğun öğesidir (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 594).8. Diğer bir anlatımla tazminat yükümlülüğünü kusura dayandırmak, önceleri adalete uygun ve yeterli görülmekte iken, zarar olasılıklarını çoğaltan büyük sanayinin gelişmesi, üretim ve taşıt araçlarının makineleşmesi, yeni enerji kaynaklarının bulunması, halkın büyük şehirlerde yoğunlaşması ile modern hayatta zarar olasılıklarının çoğalması, böylece teknik ilerleme ve ona bağlı tehlikelerin artması ile birlikte kusura dayalı sorumluluk, zarar görenlere etkili bir koruma sağlamaya elverişsiz ve dolayısıyla adaleti sağlama bakımından da yetersiz kalmaya başlamıştır. 9. Böylece sanayileşme ile birlikte doğan tehlikeler hukuk alanında da etkisini doğurmuş ve bir kimsenin kusurlu olmasa dahi kendisinin verdiği zarar nedeniyle tazmin sorumluluğunu, kısacası kusursuz sorumluluğu getirmiştir (Haluk, Tandoğan: Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara 1991, s. 1-4).10. Kusursuz sorumluluk türünün özel görünümlerinden biri olan tapu sicilinin tutulması sebebiyle Devletin sorumluluğu, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. 11. Öğretide kusursuz sorumluluk hâlleri “olağan sebep sorumluluğu - tehlike sorumluluğu” gibi ikili ayırıma tabî tutulduğu gibi (Eren, s. 6 41... ); “hakkaniyet sorumluluğu-nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden doğan sorumluluk-tehlike sorumluğu” şeklinde üçlü ayırım yapanlar da vardır (Selahattin Sulhi Tekinay/Sermet Akman/Haluk Burcuoğlu/Atilla Altop: Tekinay Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul, 7. Baskı, 1993, s. 498).12. Öte yandan, “objektif sorumluluk” üst başlığı altında kusursuz sorumluluk hâlleri olarak da düzenlemeler bulunmaktadır. Tehlike sorumluluğu, terminolojide “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu”; “ağırlaştırılmış objektif sorumluluk” olarak yer alır (Cengiz, Koçhisarlıoğlu: Objektif Sorumluluğun Genel Teorisi, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1984, s. 183). Diğer sorumluluk türlerinden farklı olarak kurtuluş beyyinesi (kanıtı) yasalarda bulunmamaktadır. Ancak, uygun illiyet bağını kesen sebepler sorumluyu sorumluluktan kurtarır. 13. Taşınmazların tapu siciline kaydedilmesinde ve doğru sicillerin oluşturulmasında Devletin sorumluluğu o kadar önemlidir ki, TMK'nın 1007. maddesinde, “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür” hükmü öngörülmüştür. Bu madde ile kanun koyucu bizzat Devlet eliyle tutulan tapu sicilindeki kayıtların doğruluğuna güvenen kişilerin bu güven yüzünden uğradığı zararlardan Devletin sorumlu olduğunu kabul etmiştir. 14. Taşınmazda Devletin tapu sicilini tutması, hak ve işlem güvenliğinin sağlanabilmesinin bir güvencesi niteliğindedir. Ancak sistemin tam olarak işlemesi, tapu siciline duyulan güvenin sürekliliğine bağlıdır. İşte TMK'nın 1007. maddesinde kanun koyucu sicilin doğru tutulduğuna güvenenlerin, sicilin yolsuz tutulmasından dolayı uğradıkları zararların Devlet tarafından ödeneceği ilkesini düzenleyerek güveni sağlamayı amaç edinmiştir.15. Devletin tapu sicilini çok düzgün tutması ve taşınmazların durumunu tespit ve tescil bakımından gerekli düzenlemelerin yapılarak açık hâle getirilmesi konusuna büyük önem verilmiş, bu sicillerin Devlet memurlarınca tutulmasından ileri gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı fer’î değil, aynen İsviçre’de olduğu gibi asli bir sorumluluk yüklenmiştir (Hıfzı Veldet Velidedeoğlu / Galip, Esmer: Gayrimenkul Tasarrufları, İstanbul 1969, s. 512 vd; Jale, Akipek: Eşya Hukuku, Ankara 1972, s. 303).16. Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Başka bir anlatımla Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur. Dolayısıyla Devletin "tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğuna" ilişkin olarak, kusursuz sorumluluk/ ağırlaştırılmış sebep/ ağırlaştırılmış objektif sorumluluk/tehlike sorumluluğa ilişkin kurallar uygulanır. 17. Burada kusursuz sorumluluğun dayanağı, tapu siciline bağlı büyük çıkarların ve hatalı tesciller sonucunda ayni hakların, sicile güven ilkesi yüzünden yerinin doldurulmaz biçimde değişmesi ve bu hakların sahiplerinin onlardan yoksun kalmaları tehlikesinin varlığı ile açıklanabilir.18. Görüldüğü üzere, tapu sicilinin tutulmasını üzerine alan Devlet, tapu siciline tanınan güvenden ötürü, hak durumuna aykırı kayıtlardan doğan tehlikeyi de üstlenmektedir. Tapu müdür ya da memurunun kusuru olsun veya olmasın, tapu sicilinin tutulmasında kişilerin mameleki çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece TMK'nın 1007. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Devletin memuruna rücu hâlinde iç ilişkide etkisi söz konusu olmaktadır. 19. Buna göre Devlet, illiyet bağının kesildiğini ispat etmediği sürece sorumluluktan kurtulamaz. İlliyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun bulunması veya 3. bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması ya da zarar doğuran sonucun meydana gelmesinde öngörülemeyen hâlin bulunması gerekir.20. Tapu sicilinin tutulmasında kişi çıkarlarının korunması bakımından uyulması gereken kurallar tapu mevzuatı ile sınırlı olmayıp, bu mevzuat dışındaki hukuk kurallarına ve hukukun genel ilkelerine de uyulması gerekmektedir. Tapu müdür ya da memurlarının ihlâl ettikleri hukuk kuralları ister genel olsun ister salt sicilin tutulmasıyla ilgili olsun her iki hâlde de ortaya çıkan sonuç tapu sicilinin hukuka aykırı tutulmuş olmasıdır (Lale Sirmen, Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlardan Devletin Sorumluluğu, Ankara 1976, s. 63 vd.). Bu nedenle sicilin hukuka uygun tutulması kavramı tapu mevzuatına uygunlukla sınırlı bir kavram olmayıp, hukukun genel ilkelerine uygunluk da gerekmektedir. Bunun dışına çıkan her hukuka aykırı davranıştan Devletin sorumluluğu asıldır (Süleyman Sapanoğlu, Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlardan Devletin Sorumluluğu, Ankara 2020, s. 211).21. Bu noktada tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan kusursuz sorumluluğun koşullarından biri olan zarar kavramına ve tazmin edilmesi gereken zararın kapsamına da değinmekte yarar bulunmaktadır.22. Zarar, malvarlığı veya şahıs varlığı değerlerinde bir eksilmeyi veya bir kaybı ifade eder. Zararı doğuran eylemden önce bulunulan durumla eylem gerçekleştikten sonra oluşan durum arasındaki fark maddi zararı oluşturur. 23. Tazminat edilmesi gereken zarar miktarı belirlenirken, gerçek zararın esas alınması zorunludur. Buna göre zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, tazminat borcu da o miktarda olmalıdır. Başka bir anlatımla, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse ödenecek tazminatın miktarı, aynı durumu tesis edilebilecek kadar olmalıdır.24. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmaz ... adına kayıtlı iken davacılar tarafından 08.08.2012 tarihinde satın alınmış, daha sonra tapu müdürlüğündeki satış işlemi sırasında kendisini ... olarak tanıtan kişinin sahte kimlikle onun yerine geçen ... olduğunun ortaya çıkması üzerine, tescil işlemi davacılar açısından yolsuz hâle gelmiştir. ... tarafından davacılar aleyhine tapu iptali ve tescil davası açılmış, Gaziantep 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.01.2014 tarihli ve 2012/229 Esas, 2014/6 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne, taşınmazın tapu kaydının iptali ile ... adına tesciline karar verilmiştir. Bu karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanmak ve karar düzeltme talebinin reddine karar verilmek suretiyle 29.05.2017 tarihinde kesinleşmiştir.25. Buna göre, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin kaybedilmesinden dolayı davacıların uğradıkları zarar ile tapu sicilinin doğru tutulmaması arasında nedensellik bağı bulunduğu, dolayısıyla TMK'nın 1007. maddesi uyarınca Devletin tazminat sorumluluğuna ilişkin koşulların oluştuğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak davacı vekili eldeki davada, müvekkillerinin geçersiz satış işlemi ile tapu iptali ve tescil davası nedeniyle uğradıkları tüm zararlardan TMK’nın 1007. maddesi gereğince Devletin sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazın değeri ile birlikte tapu iptali ve tescil davasında davacılar tarafından ödenen yargılama giderleri ve yapılan tapu masraflarının da davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.26. TMK’nın 1007. maddesinde, Devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan “bütün zararlardan” sorumlu olduğu belirtilmiş olup madde metninde, tazmin edilmesi gereken zararın kapsamı hususunda herhangi bir istisnaya yer verilmemiştir.27. Somut olayda, tapu memurlarının gerekli özeni göstermemesi nedeniyle davacılar adına yolsuz olarak tescil edilen dava konusu taşınmazın tapu kaydı, gerçek malikin açtığı dava sonucunda iptal edilmiş, taşınmazın mülkiyeti davacıların iradesi dışında kendi uhdelerinden çıkmış, bunun yanı sıra tapu iptali ve tescil davasındaki yargılama giderleri ile tapu masraflarını ödemelerine sebebiyet vermiştir. 28. Bu durumda davacıların malvarlıklarında bir eksilmenin meydana geldiği ve maddi zarara uğradıkları açıktır. Bu itibarla, arsa niteliğindeki taşınmazın tespit edilen bedelinin yanında tapu iptali ve tescil davasında davacılar tarafından yapılan yargılama giderleri ile ödenen diğer masraflar nedeniyle uğranılan zararın TMK'nun 1007. maddesinde belirtilen "bütün zararlar" kapsamında bulunduğu ve Devlet tarafından tazmin edilmesi gerektiği kabul edilmelidir.29. Hâl böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.30. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu yöne ilişkin inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.VII. KARARAçıklanan sebeplerle;Direnme uygun bulunduğundan davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.