Yargıtay 3. Ceza Dairesi, silahlı terör örgütüne üyelik ve tehlikeli madde suçlarında istinaf yolu eksikliği nedeniyle iade ile mahkumiyet hükümlerinin esastan reddi kararı verdi.
Özet: İncelenen kararda, bir sanık hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma suçundan verilen hükmün istinaf kanun yoluna tabi olması nedeniyle dosya incelenmeksizin bölge adliye mahkemesine iade edilirken, diğer bir sanığın aynı suçtan aldığı mahkumiyet kararına ilişkin temyiz talebi esastan reddedilmiş; ayrıca, "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma" suçundan verilen "hüküm verilmesine yer olmadığına" dair kararın temyiz kabiliyeti bulunmadığı belirtilerek, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükümlere yönelik savcılık temyiz itirazları değerlendirmeye alınmıştır.
3. Ceza Dairesi         2025/7209 E.  ,  2026/5398 K.
    "İçtihat Metni"

    İNCELENEN KARARIN;
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi
    SAYISI : 2024/68 E., 2025/301 K.
    SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme
    21.09.2015, 23.09.2015 (Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme)
    HÜKÜM : TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 53/1-2-3, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararı
    TCK'nın 174/1, 3713 sayılı Kanun'un 5/2, TCK'nın 53/1-2-3, 52/2, 58/9, 63/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararı
    TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, iade
    Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hüküm temyiz edilmekle;
    Temyiz edenlerin sıfatı, başvurularının süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
    Sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdiren reddine,
    1- Sanık ... hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçundan verilen hükme yönelik sanık müdafiinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;
    Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30.11.2023 tarih ve 2021/3524 esas, 2023/9793 karar sayılı ilamı ile sanık hakkında silahlı terör örgütene üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verildiği, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçundan ise karar içeriğinde ''Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.11.2018 tarihli 2016/452 Esas ve 2018/534 Karar sayılı kararının gerekçe kısmında 23.09.2015 tarihindeki eylemine ilişkin gerekçelendirilme yapılarak yeniden beraat hükmü verilmesinin hukuki değerden yoksun olduğu, birleşen dosyadaki 21.09.2015 tarihindeki tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçuna ilişkin olarak karar verilmediği anlaşılmakla zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi mümkün görülmüştür.'' şeklinde not düşülerek verilen bozma kararı sonrasında ise sanık hakkında ''tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme'' suçundan verilen hüküm yönünden Yargıtay incelemesinden geçmiş bir karar bulunmadığı nazara alındığında; bozma sonrası sanık hakkında verilen tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçu yönünden bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen hükümlerin, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25. ve geçici 2. maddeleri uyarınca istinaf kanun yoluna tabi olduğu anlaşılmakla, kanun yolu başvurusunun öncelikle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesince değerlendirilmesi gerektiğinden, dava dosyasının, tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
    2- Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçlarından verilen hükümlere yönelik sanıklar müdafileri ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz taleplerinin incelenmesinde;
    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yerel mahkemece sanıklar ..., ... hakkında "Devletin birligini ve ülke bütünlüğü bozma" suçundan verilen "hüküm verilmesine yer olmadığına" ilişkin kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hüküm türleri arasında yer almaması sebebiyle temyiz kabiliyetinin bulunmadığı, bu nedenle anılan karar hakkında Dairemizce değerlendirme yapılmayacağı ancak o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin sanıkların eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçu değil Devletin birligini ve ülke bütünlüğü bozma suçunu oluşturduğuna dair olduğu ve temyizin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki durumunun tespitine ilişkin olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede;
    a-Sanık ... hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçundan;
    Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükümlere esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafiinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;
    Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen, bozmadan önce verilip yalnızca sanık müdafi tarafından temyiz edilen 10.05.2016 tarihli ilk karar ile hükme konu mahkumiyetin netice olarak 5 yıl 4 ay ve 3000 TL adli para cezası olduğu, aleyhe temyiz olmaması nedeniyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 326/son. maddesi uyarınca sanık lehine kazanılmış hak oluşturduğu anlaşılmakla, bozma ilamından sonra son kurulan hükümde 21.09.20 15... .09.2015 tarihindeki eylemlerin tek suç kabul edilmesine göre, neticeten " 11... ay hapis ve 53.320 TL adli para" cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi suretiyle sanığın kazanılmış hakkı ihlal edilerek fazla ceza tayini,
    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK'un 322. maddesi gereğince, hükmün D fıkrasının 6. ve 7. maddelerinin çıkarılması ile TCK'nin 62. maddesinin uygulanmasına ilişkin 4. fıkrasından sonra gelmek üzere "Ancak 10.05.2016 tarihli hüküm yalnızca sanık müdafii tarafından temyiz edilmiş olup, aleyhe temyiz bulunmadığından ve bu durum ceza miktarı açısından CMUK'un 326/son maddesi uyarınca sanık lehine kazanılmış hak oluşturduğundan, sanığın neticeten 5 yıl 4 ay ve 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen adli para cezasının 5237 sayılı TCK'nin 52/4. maddesi gereğince birer ay ara ile 15 eşit taksitte ödenmesine, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının tahsil edileceğinin sanığa ihtarına," şeklinde fıkranın eklenmesi ile diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesi suretiyle hükmün Sayın ...'in muhalefeti ile oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
    b-Sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan;
    Her devlet siyasal fonksiyonunun gereği olarak, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, Anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. 5237 sayılı TCK’nın 302 nci maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun konusunu da devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği oluşturmaktadır.
    Suçla korunan hukuki değer, devletin ülkesinin bütünlüğü ve egemenliğidir.
    Suç, 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi gereğince mutlak terör suçudur.
    Kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik fiillerin işlenmesi gerekir. Bu amaç, madde metninde;
    1-Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,
    2-Devletin birliğini bozmak,
    3-Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak,
    4-Devletin bağımsızlığını zayıflatmak olarak belirlenmiştir.
    Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır. (TCK’nın 314. md. Gibi)
    Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Ancak maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur. (Yargıtay CGK. 09.02.2010, 2009/9-103, 2010/22) Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. “Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemlerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmaya çalışır. (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90, Dönmezer Tedhişçilik sh.56)
    Söz konusu düzenlemeye esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Kanun koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir.” (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90) Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK.09.02.2010 t.2009/9-103, 2010/22).
    Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD 26.06.2012 t. 2012/2855-8069 sy.k, 15.01.2014 t. 2013/12441-2014/614 sy.k, 30.03.2010 t. 2009/8654-2010/3632 sy.k, 09.06.2011 tarihli, 2011/4202 Esas, 2011/3296 Karar sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir.
    Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak Devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur.
    Her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
    İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK’nın 302 nci maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK’nın 314/1-2 nci maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama haline gelmiştir. (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 t. 2009/6277-7540 sy.k.vb.)
    Dairemizin istikrar kazanmış kararları kapsamında somut olay değerlendirildiğinde;
    21.09.2015 tarihinde Mardin Emniyet Müdürlüğüne yapılan ihbarda TOKİ Polis lojmanlarına giden yolda şüpheli bir aracın park halinde olduğunun bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiğinde Land Rover marka 47 NH *** plakalı aracın park halinde, aracın üzerindeki tozun içini göstermeyecek şekilde yoğun olduğu, yapılan incelemede araç içerisinde bomba düzeneği bulunduğu, kontrollü yapılan patlatma sonucunda can kaybının yaşanmadığı, ancak 400 kg tahmin edilen yüklü miktarda bombanın 200 metreye kadar parçalarının dağılarak patlamanın şiddetiyle binalarda maddi zarar oluşturduğu, basınç ve parça etkili el yapımı bombanın, canlılar üzerinde öldürücü ve yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı, yıkıcı ve tahrip edici özelliğe sahip olduğu, tanık Ramazan A.'nın beyanlarına göre olay gecesi bomba yüklü aracı park ederek uzaklaşan kişilerden aracın şoför mahallinden inen şahsın sanık ..., sağ ön koltuktan inen şahsın ise sanık ... olduğunu teşhis ettiği, tanığın 07.09.2016 tarihli duruşmada beyanlarını tekrar ettiği, 10.11.2016 tarihindeki duruşmada ise beyanlarından döndüğü; tanıklar Bahattin İ., Ali Haydar I., Behçet Y., ve gizli tanık Yağmur'un aşamalarda alınan beyanlarının da olayla ve tanık Ramazan'ın beyanı ile uyumlu olduğu, olay yeri inceleme tutanağında bulunan fotoğraflar ve tanık beyanlarından, yolun dar olması ve aracın kaldırıma mesafe bırakılarak park edilmesi nedeniyle yanından geçecek olan araçların mutlaka hızını azaltması gerektiğinin anlaşıldığı somut olayda, sanıkların polis lojmanlarına yakın noktada, uzaktan telsiz komutalı bomba düzeneği ile yüklü miktarda patlayıcı madde bulunan aracı park ettikleri, müstekar uygulamaya göre araç suçun tehlike suçu da olabileceği, yüklü miktarda patlayıcı bulunan aracı uzaktan kumanda ile patlatmadan önce sanıkların yakalanmış olmasının amaç suçun (TCK'nın 302. md.) gerçekleşebilmesi için aranan vehamet arz eder mahiyette olması bakımından yeterli/elverişli olduğu anlaşılmakla, sanıkların Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma suçundan cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
    Hukuka aykırı, sanıklar müdafilerinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan bu sebepten dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca hükmün, olarak tebliğnameye aykırı BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 104 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince tahliye taleplerinin REDDİNE, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
    KARŞI OY
    Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçundan yapılan yargılama neticesinde, sanık ...’ın müsnet suçtan mahkumiyetine ilişkin hükmün temyiz edilmesi üzerine sayın çoğunluğun düzeltilerek onama şeklinde oluşan görüşüne katılmıyorum.
    Sayın Daire çoğunluğu ile aramızdaki görüş ayrılığı, olayda zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı ve kazanılmış hak durumunun mevcut olup olmadığı hususlarına ilişkindir.
    İncelemeye konu olan hükümde sanık ...’ın 21.09.20 15... .09.2015 tarihlerindeki eylemleri tek bir suç olarak kabul edilmiş, zincirleme suç hükümleri uygulanmamıştır. Ancak bu uygulama isabetli değildir. Şöyle ki; sanık ...’ın diğer sanık ... ile birlikte 21.09.2015 tarihinde fabrikasyon içerikli plastik patlayıcı ve korteks ile yemleme yapılmış el yapımı patlayıcı madde yüklü Land Rover marka 47 NH *** plakalı aracı Mardin ili, TOKİ Polis Lojmanlarına giden yolun üzerine sat 23:35 sıralarında park halinde bıraktıktan sonra olay mahallinden ayrıldıkları, kısa bir süre sonra aracın durumundan şüphelenen polis memurlarının saat 23:45 sıralarında ihbarı üzerine, yapılan incelemeler neticesine patlayıcı maddenin varlığı anlaşılarak uzman personel tarafından etkisiz hale getirildiği, sanıkların bu durumdan habersiz bir şekilde aracı park ettikten sonra tanık Bahattin İ.’nin aşamalardaki beyanlarına göre yanlarında 2 adet el bombası olduğu halde Savur ilçesi kırsalına silah almak için gittikleri, Hebun kod isimli örgüt üyesinden 2 adet tabanca temin edip tekrar Mardin il merkezine döndükleri , emniyet güçlerinin lojman yakınına park edilen araçtaki patlayıcıyı kısa bir süre içerisinde etkisiz hale getirmiş olduklarını öğrendikleri, böylece planlanan eylemi gerçekleştiremedikleri, sonrasında ise sanıkların tekrar kırsala gitmek üzere yola çıktıkları, Nusaybin ilçesine bağlı Girmeli Mahallesinden Eskihisar Mahallesine doğru 47 AN *** plakalı araçla seyir halindeyken Jandarma ekibi tarafından 23.09.2015 günü saat 17:00 sıralarında durduruldukları, yapılan aramada 2 adet el bombası, 2 adet tabanca ile 4 adet şarjör ve içindeki mermilerin ele geçirildiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde gerçekleşen olayda; sanıkların 21.09.20 15... .09.2015 tarihli eylemleri arasında fiili kesintinin gerçekleşmiş olduğu, arada sanıkların Savur kırsalına gidip tekrar Mardin il merkezine geldikten sonra, gerçekleştirmeyi planladıkları eylemin akamete uğraması sonucu yeniden kırsala dönerken Jandarma ekipleri tarafından suça konu el bombalarıyla birlikte yakalanmış olmaları, Land Rover marka aracın içinde el yapımı patlayıcı bulunmasına rağmen yol uygulamasında sanıkların yanında farklı nitelik arz eden el bombalarının ele geçirilmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...’ın yeni bir suç işleme kastıyla hareket etmiş olduğunun kabul edilmesi gerektiği ancak iki eylem arasında iddianame düzenlenmek suretiyle hukuki kesintinin gerçekleşmemiş olması sebebiyle iki ayrı suçtan cezalandırılmasının mümkün olmadığı ve fakat zincirleme suç hükümlerinin ( TCK’nun 43/1. maddesi ) uygulanmasında zorunluluk bulunduğu,
    Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2015 tarihli 2016/45 Esas ve 2016/252 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında 23.09.2015 tarihindeki eylemi yönünden “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme” suçundan mahkumiyet kararı verildiği, sanık aleyhine kanun yoluna başvurulmadığı, sanık müdafii tarafından kanun yoluna başvurulduğu dönemde Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyette olmaması sebebiyle direkt temyiz incelemesine gönderilen dosyanın Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 06.02.2017 tarihli ve 2016/6422 Esas ve 2017/404 Karar sayılı kararı ile sanıklar ... ve ... yönünden Mardin CBS’nin 17.06.2017 tarih ve 2015/6301 soruşturma numaralı iddianamesi ile 21.09.2015 tarihli eylemlerine yönelik TCK’nun 302/1. maddesinde düzenlenen “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma” ve TCK’nun 174. maddesinde düzenlenen “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme” suçlarından derdest dava bulunduğu gerekçesiyle bozulduğu, daha sonra Mardin 2. Ağır ceza Mahkemesinin 02.11.2018 tarihli 2016/452 Esas ve 2018/534 Karar sayılı kararı ile davaların birleştirilmesinden sonra sanığın anılan suçtan mahkumiyetine dair incelemeye konu kararın verildiği, birleştirilen davanın iddianamesine konu olan 21.09.2015 tarihli eylemi yönünden sanık hakkında ilk defa değerlendirme yapılarak hüküm kurulduğu ve sanık aleyhine temyiz talebinin mevcut olduğu, bu cihetle sadece sanığa isnat edilen 23.09.2015 tarihli eyleminin değerlendirilmesi sonucunda Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2016 tarihli 2016/45 esas ve 2016/252 sayılı kararıyla hükmedilen 5 yıl 4 ay hapis ve 3.000.-TL adli para cezasının ceza miktarı bakımından sanık lehine kazanılmış hak durumunun oluşmayacağı, dolayısıyla sanık ... yönünden müsnet “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme” suçundan olayda kullanılan patlayıcı maddenin miktarı, aracın park edildiği yerin konumu, aracın yoldan geçecek araçların yavaşlayıp bu şekilde geçmelerini sağlamak amacıyla kaldırıma mesafeli bir şeklide park edilmiş olması, kastının yoğunluğu birlikte değerlendirilerek temel cezanın üst hadde yakın bir oranda tayin edilerek cezalandırılması, ayrıca yukarıdaki açıklamalarımız doğrultusunda TKC’nun 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiği,
    Bu itibarla; Cumhuriyet savcısının aleyhe temyiz talebinin kabulüyle Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, Sayın çoğunluğun düzeltilerek onama şeklindeki kararına iştirak etmiyorum.