Kadastro öncesi tescil istemi davasında, imar-ihya ve zilyetlik iddiasıyla taşınmazın davacı adına tescili talep edilmiş, aktif dava ehliyeti, miras yoluyla edinim ve kadastro/mera parseli niteliği hususlarında tekrar yargılama süreçleri yürütülmüştür.
Özet: Davacı, kadastro dışı bırakılan yaklaşık 45 dönümlük bir taşınmazı 40 yıldır tarımsal amaçlı kullanıp imar ve ihya ettiği iddiasıyla adına tescilini talep etmiş, davalı Hazine ve belediyelerin taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ve imar-ihya ile kazanılamayacağı yönündeki itirazlarına karşı, dava sürecinde davacının aktif husumet ehliyeti, zilyetlik ve imar-ihya koşullarının yeterince araştırılmadığı gerekçesiyle önceki kararların birden çok kez bozulduğu, son olarak taşınmazın büyük bir bölümünün kadastroyla ayrı parsel olarak tescillendiği, kalan küçük bir kısmının ise mera parseli içinde kaldığı belirlenince, ilk derece mahkemesinin tüm taşınmaz için verdiği görevsizlik kararının, sadece kadastroya tabi olan kısım yönünden doğru olduğu, mera vasfındaki kısım için ise hatalı olduğu tespit edilmiştir.
1. Hukuk Dairesi         2026/5033 E.  ,  2026/5963 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/2827 E., 2026/822 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Haymana 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/1 E., 2025/224 K.
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili; ...Mahallesi 1740 parsel sayılı taşınmazın ... adına kayıtlı olduğunu, dava konusu yaklaşık 45 dönümlük alanın kadastro harici bırakıldığını, davacının kendi çabalarıyla taşınmazı ekilebilir tarım arazisi haline getirdiğini ve yaklaşık 40 yıldır malik sıfatıyla kullanıp ekip biçtiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazın Hazineye ait olduğunu, kazandırıcı zamanaşımı ve imar-ihya yoluyla kazanılabilecek yerlerden bulunmadığını, taşların temizlenmesinin imar ve ihya için yeterli olmadığını, davacının iddia ettiği şekilde zilyetlik ve imar-ihya koşullarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili; dava konusu taşınmaz ve çevresinde imar-ihya ve zilyetlikle kazanımın mümkün olmadığını, taşınmazın belediye sınırları içerisinde kaldığını ve gelişme ve planlama kapsamında bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... Belediyesi vekili; zamanaşımı itirazında bulunarak, taşınmazın zilyetliğin başlangıç tarihinde ve dava tarihi itibarıyla tapu kaydının bulunup bulunmadığının, imar ve ihya çalışmalarının yapılıp yapılmadığının ve zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığının araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin 2014/249 E., 2019/64 K. sayılı ilk kararı ile; davacının harcını tamamladığı 43.183,96 m² yüzölçümlü taşınmazın davacı ... önceki zilyetleri tarafından imar ve ihya edilerek eklemeli zilyetlik yoluyla nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla 20 yılı aşkın süre kullanıldığı, taşınmazın mera veya kamu orta malı niteliğinde bulunmadığı ve imar-ihya koşullarının tamamlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 43.183,96 m² yüzölçümlü taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 2019/903 E., 2019/1140 K. sayılı ilk kaldırma kararında; davacının dava konusu taşınmazı eşi ...'den ne şekilde edindiğinin araştırılmadığı, aktif dava ehliyetinin belirlenmeden esasa ilişkin hüküm kurulduğu ayrıca zilyetlik, imar ve ihya koşulları ile 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesindeki sınırlamalar ve komşu taşınmaz kayıtlarının yeterince araştırılmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda; davacının eşi ...'in 2010 yılında vefat ettiği ve başka mirasçılarının da bulunduğu, dava konusu taşınmazın davacıya eşinden ne şekilde intikal ettiğinin açıklanması ve buna ilişkin delillerin sunulması için süre verilmesine rağmen taşınmazın paylaşım, satış, bağış veya benzeri bir hukuki işlem sonucunda davacıya geçtiğinin ispatlanamadığı, tanık beyanlarından davacının taşınmazı kullandığı ancak mirasçılar arasında herhangi bir paylaşım yapılmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davacının taşınmazın tamamının kendi adına tescilini isteme konusunda aktif dava ehliyetinin bulunmadığı kabul edilerek davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; çekişmeli taşınmazın başlangıçta davacının kayınpederi...e ait olduğu, taşınmazın ... tarafından davacıya mı yoksa davacının eşi ...'e mi devredildiğinin açıklığa kavuşturulmadığı, ayrıca komşu 1740 parsel sayılı taşınmazın ... tarafından 1988 yılında davacıya satılmış olması karşısında çekişmeli alanın da bu parsel ile birlikte davacıya satılıp satılmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; dava konusu alanın 36.366,91 m²'lik kısmının 2022 yılında 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca 1 08... parsel olarak kadastroya tabi tutulduğu, kalan kısmın ise mera parseli içerisinde kaldığı gerekçesiyle, dava konusu taşınmaza ilişkin tescil davasının görevli ve yetkili Gölbaşı Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince kararın istinaf incelemesinde; dava konusu 43.183,96 m²'lik alanın 36.366,91 m²'lik kısmının 1 08... parsel içerisinde kaldığı, kalan 6.871,81 m²'lik kısmın ise 1975 yılında kesinleşen 234 sayılı mera parseli içerisinde bulunduğu, bu nedenle taşınmazın tamamı yönünden görevsizlik kararı verilmesinin hatalı olduğu, 1 08... parsel içerisinde kalan bölüm yönünden davanın tefrik edilerek Kadastro Mahkemesinin görevli olduğunun değerlendirilmesi, diğer kısmın ise mera parseli içerisinde bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 1 08... parsel içerisinde kalan 36.366,91 m²'lik bölüm tefrik edildikten sonra, 234 sayılı mera parseli içerisinde kalan 6.817,06 m²'lik bölüm yönünden yapılan yargılama sonucunda davacının kayınpederi...den 1740 parsel sayılı taşınmazı 1988 yılında satın aldığı ve dava konusu taşınmazdaki imar ve ihya çalışmalarına da bu tarihten sonra başladığı, bu nedenle taşınmazın 1973 yılında mera olarak tespitinden önce 20 yıllık zilyetlik ve imar-ihya koşullarının sağlanamadığı, davacının aktif dava ehliyeti bulunmakla birlikte olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyet kazanma şartlarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu alanın içinde bulunduğu eski 234 parsel sayılı taşınmazın 1973 yılında mera vasfıyla tespit edildiği, kadastro tespitinin 10.06.1975 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 03.09.2014 tarihinde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı, davada kadastro öncesi hukuki nedene dayanıldığı ve kesinleşmiş kadastrodan sonra gerçekleşen zilyetliğin kazanım sağlamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın hak düşürücü süre nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-KARAR-
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.09.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.