Hukuk Genel Kurulunun, aracılık sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasında ödeme şekli ve fahiş bedel iddiaları üzerine verilen direnme kararına ilişkin incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacı broker ile davalı yüklenici arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine aracılık hizmet bedeli ödenmesine ilişkin itirazın iptali davasıyla ilgili olup, aynı gün farklı ödeme şekilleri (nakdi veya taşınmaz devri) içeren iki sözleşmenin geçerliliği, davalı tarafından kısmi ödeme ve davacının edimlerini yerine getirmediği iddiaları ışığında, ilk derece mahkemesinin davayı reddedip Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinafın reddedilmesi üzerine Yargıtayın bozma kararına karşı ilk derece mahkemesince direnilen bir uyuşmazlığı ele almaktadır.

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2023/955 E., 2024/297 K.ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 18.10.2023 tarihli ve 2023/1081 Esas, 2023/2777 Karar sayılı BOZMA kararıTaraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulü ile temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyize cevap veren davalı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; taraflar arasında imzalanan 19.09.2014 tarihli aracılık sözleşmesine göre müvekkilinin davalı yüklenici ve dava dışı kooperatif arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanması için aracılık faaliyetinde bulunacağının kararlaştırıldığını, bu kapsamda müvekkili tarafından üzerine düşen tüm edimler ifa edilmesine ve kooperatifle sözleşme imzalanmasına rağmen davalının 500.000,00 TL olarak kararlaştırılan aracılık bedelini ödemediğini, gönderilen ihtardan sonuç alınamaması üzerine başlatılan takibe haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir. II. CEVAPDavalı vekili; arsa malikleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanması konusunda davacı şirket ile dava dilekçesinde bahsi geçen ilk sözleşme imzalandıktan hemen sonra aynı gün nakdi ödeme yerine aracılık işine konu projeden bağımsız bölüm devri suretiyle aracılık bedelinin ödenmesinin önerildiğini, yapılan görüşme neticesinde aynı tarihli ikinci bir sözleşme imzalanarak aracılık hizmet bedelinin nakdi ödeme yerine bazı taşınmazların devredilmesi suretiyle ödenmesi konusunda mutabakat sağlandığını, akabinde her ne kadar hizmet bedeline hak kazanmasa da, 105 m²'lik üç adet iskânlı daire olmak üzere toplamda 315,00 m² alacağından ileride mahsup etmek üzere bir adet 115,00 m² bağımsız bölümün davacı aracılığıyla yapılan satışından alınan bedelinin 350.000,00 TL tutarındaki kısmının davacıya avans mahiyetinde ödendiğini, davacının aracılık sözleşmesinden kaynaklanan edimlerini yerine getirmediği gibi inşaat yapılacak yer ve koşullarla ilgili müvekkilini yanıltarak ciddi zarara uğramasına neden olduğunu, kusurlu davranışlar ve avans mahiyetinde yapılan ödemelere rağmen haksız ve kötü niyetli şekilde icra takibi başlatıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının ücrete hak kazandığı ve ilk sözleşmenin geçerli, ikincisinin geçersiz olduğu kabul edilecek olur ise davacıya ikinci sözleşme çerçevesinde ödenen 350.000,00 TL bedelin mahsup edilmesi gerektiğini, her iki sözleşme de geçerli kabul edilecek olur ise bu kez de aşırılık arz edecek bedelde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 525. maddesi çerçevesinde indirim yapılmasını talep ettiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 18.12.2019 tarihli ve 2018/217 Esas, 2019/1267 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasındaki aracılık ilişkisi kapsamında aynı gün biri nakdi ödeme diğer ise taşınmaz devri suretiyle ödeme hükmü içeren iki ayrı sözleşme imzalandığı, her iki sözleşmenin hükümleri arasında birbirine atıf olmadığı gibi diğer sözleşmenin iptal edildiğine dair de hükmün bulunmadığı, tarafların sözleşmelerdeki bedele ilişkin madde dışındaki hükümlere ve imzalara itiraz etmedikleri, her iki sözleşmenin bütün hükümlerinin ücrete ilişkin maddeler dışında aynı olduğu, davacı tarafın tüm hükümleri aynı olan sözleşmede yükümlendiği işin dışında yani sözleşme kapsamı dışında başka bir aracılık hizmeti verdiği yönünde bir iddiası bulunmadığı, sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirdiği anlaşılan davacının talep edebileceği miktarın tespiti yönünden alınan teknik bilirkişi raporunda sözleşmelerden ikisinin de aynı zamanda geçerli olması hususunun günün ekonomik koşulları ve serbest piyasa rayiçlerine göre fahiş olacağı sonuç ve kanaatinin bildirildiği, bağımsız bölüm satışına aracılık için 350.000,00 TL satış bedelinin davacıya ödenmesi ile hizmet bedeli olarak bağımsız bölüm devri öngören sözleşme kısmen ifa edildiğinden davacının ancak ayni olarak belirlenen daire teslimine ilişkin bedeli talep edebileceği, 500.000,00 TL nakit bedel talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAFA. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.B. Gerekçe ve Sonuçİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 15.12.2022 tarihli ve 2020/728 Esas, 2022/1772 Karar sayılı kararı ile; sözleşmeler arasında hizmet bedeli dışında bir farklılık olmadığı, yapılacak bir iş için iki ayrı sözleşme imzalanmasının bir izahı olmadığına göre sözleşmelerden birinin bedeli değiştirmek amacıyla düzenlendiğinin kabulü gerektiği, ticari hayatta yapılan iş karşılığının para olarak ödenmesi mutad ve olağan olduğundan iş karşılığının ayni olarak ödenmesini içeren sözleşmenin sonradan düzenlendiğini gösterdiği, buna göre hizmet bedelinin taraflarca değiştirildiğinin kabulü gerektiği, davacı tarafından sözleşme konusu iş dışında başka bir hizmet verildiği iddiasında bulunulmadığı, davalı tarafından davacıya bir dairenin satış yetkisi verilerek bu satış sonucu elde edilen bedelin 350.000,00 TL tutarındaki kısmının davacıya ödendiği, bu suretle ayni edim içeren sözleşmede yer alan edimin kısmen yerine getirildiği, davacının 500.000,00 TL nakit ödeme içeren sözleşmeye dayalı olarak alacak talep edemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİA. Bozma Kararı1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “...TBK'nın 520. maddesinde Simsarlık Sözleşmesi (Tellallık); "... Simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve sözleşmenin kurulması halinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir." diye tanımlanmıştır. Davacının dayandığı sözleşme "Aracı Simsarlık" sözleşmesidir. Davacı tarafça takibe dayanak yapılan 19.09.2014 tarihli "Aracılık Sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin 5. maddesinde aracılık hizmet bedeli olarak 500.000,00 TL ödeneceği belirtilmiş, yine sözleşmede davacı şirkete aracılık hizmeti kapsamında birtakım yükümlülükler yüklenmiştir. Davalı şirket, davacının dayanağı olan sözleşmedeki imzaya itiraz etmemiş, aynı tarihli ve aynı başlıklı diğer sözleşme ile aracılık hizmeti bedelinin nakit olarak ödenmesi yerine üç adet bağımsız bölümün devri hususunda anlaştıklarını, bu sözleşmeye dayalı olarak nakdi bedel talep edilemeyeceğini ve ayrıca davacının aracılık hizmetini sözleşmeye uygun yerine getirmediğini, hizmet bedeline hak kazanmadığını savunmuştur.Davacı, aracılık hizmet bedelinin 500.000,00 TL olduğunu dayanak yaptığı yazılı sözleşme ile ispat etmiştir. Senede karşı senetle ispat zorunluluğu kapsamında bu sözleşmeden dönülerek bedelin ayni olarak belirlendiğini ispat yükümlülüğü davalıya geçmiştir. Davalı tarafça, dayanılan sözleşmenin davacı tarafça dayanak yapılan sözleşmeyi hükümsüz kıldığına dair aynı kuvvette başkaca bir yazılı senet sunulmadığı gibi sözleşmede de nakit edim içeren sözleşmenin feshedildiğine yahut nakit bedelden feragat edildiğine dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu sebeplerle davalı davacı tarafça dayanılan sözleşmenin aksini ispat edememiştir. Bunun yanı sıra taraflar tacir olup tacir tüzel kişi ticari işlerinde basiretli davranma yükümlülüğü altında olduğundan sözleşme konusu edim bedelinin fahiş olduğu ileri sürülemez. Hâl böyle olunca Mahkemece; davacı tarafça sunulan sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilerek davalının aracılık hizmetinin gerektiği gibi yerine getirmediği savunması da dikkate alınarak taraf delilleri toplanarak sözleşme çerçevesinde değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme KararıMahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarDirenme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavacı vekili; direnme kararının gerekçe içermediğini, taraflar arasındaki uyuşmazlığın bilirkişi incelemesine konu olamayacağı gibi yargılama sırasında alınan raporun da hükme esas alınmaya yeter nitelikte olmadığını, bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. UyuşmazlıkDirenme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalıya vereceği aracılık hizmetiyle ilgili olarak hizmet bedeli ve ödeme şekline ilişkin hükümleri dışında birebir aynı ve tarihsiz iki ayrı sözleşme imzalanan somut olayda, tarafların nakdi bedel öngören sözleşmeyi taşınmaz devri şeklindeki ayni bedel içeren sözleşme ile değiştirdiklerinin kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre ayni bedel içeren sözleşme çevresinde satıldığı ileri sürülen taşınmaz bedeli ödenmek suretiyle kısmî ödeme yapılmakla diğer sözleşmedeki bedelin istenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle nakdi bedel içeren sözleşmeye dayalı başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasının reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı, her iki sözleşmenin de ayakta olduğu kabul edilecek olur ise davalının karşı tarafın edimini ifa etmediği yönündeki savunması üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Ön SorunHukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce direnme kararının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3. ve HMK'nın 297. maddesi anlamında direnme gerekçesi ihtiva edip etmediği, buna göre kararın davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü şekilde gerekçesizlik nedeniyle usulden bozulmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmış; somut olayda ilk karar, bozma kararı ve direnme kararı içerikleri dikkate alındığında Mahkemece ilk karar gerekçesi aynen tekrar edilmek suretiyle tesis edilen direnme kararının, bozma kararının tam tersi açıklamalar içerdiği ve bozma kararına neden uyulmadığı konusunda yeterli gerekçe ihtiva ettiği sonucuna varılmakla, 01.04.2026 tarihli görüşmede ön sorun bulunmadığına oy birliğiyle karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.E. Gerekçe1. İlgili Hukuk1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi.2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 25, 187/1, 190/1, 201. maddeleri.3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 520 vd. maddeleri.4. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi. 2. Değerlendirme1. Sözleşme ilişkisine girmek isteyen tarafların birbirlerini bulmaları, çeşitli sebeplerden dolayı güçlük arz eder. Bu güçlüğü ortadan kaldırmak, sözleşme yapmak isteyen kişileri bir araya getirmek, sözleşmenin yapılabilmesi için uygun bir ortam hazırlamak üzere simsar (tellal) denilen aracıdan yararlanılır (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 19. Baskı, Ankara 2014, s. 190; Cevdet Yavuz, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 10. Baskı, İstanbul 2012, s. 1312).2. Taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlenen ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazanan kişi olarak tanımlanan (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, C.1, s. 991) simsarlık, TBK'nın 520 ve devam maddelerinde düzenlenmiştir. 3. Kanun koyucu 520. maddede simsarlık sözleşmesini yukarıda değinilen tanımın da esas aldığı üzere “simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme” olarak ifade etmiş, maddenin 2. fıkrasında bu sözleşmelere kural olarak vekâlete ilişkin hükümlerin uygulanacağını, 3. fıkrada ise taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmelerinin, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağını belirlemiştir.4. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere simsarlık sözleşmesinde ücret sözleşmenin zorunlu unsuru olup bu asli edim, simsarlığı vekâlet sözleşmelerinden ayırır. Bu bakımdan simsarlık sözleşmesi vekâlet sözleşmesinin, konusu belirli (akit yapma hususunda aracılık faaliyetinde bulunma) ve simsarın her zaman ücrete hak kazandığı özel bir çeşididir (Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2018 tarihli, 2017/555 Esas, 2018/442 Karar sayılı kararı).5. Simsara ödenen ücret, simsarın harcadığı zamanın veya gösterdiği emeğin değil, başarılı sonucun karşılığı o simsarın ücrete hak kazanabilmesi için aracılık faaliyetinde bulunmuş olması kural olarak tek başına yeterli olmayacaktır. Nitekim bu husus TBK'nın 521/1. maddesinde "Simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır" şeklinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte 521/1 hükmü emredici değildir; işin niteliği aksini gerektirebileceği gibi, taraflar sözleşme özgürlüğü çerçevesinde esas sözleşme (aracılık faaliyeti sonunda oluşan hukuki ilişki) kurulmasa bile ücret ödenmesini kararlaştırabilirler. Diğer taraftan kural olarak simsarın ücrete hak kazanması için esas sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değilse de yine taraflar sözleşmenin ifa edilmesiyle simsarın ücretinin ödenmesi konusunda da anlaşabilirler (Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2016 tarihli, 2014/859 Esas, 2016/428 Karar sayılı kararı).6. Ücret simsarlık sözleşmesinin kanuni unsuru olmakla beraber ücretin miktarının kararlaştırılmış olması ise bu sözleşmesinin objektif esaslı unsuru değildir, yani tarafların ücret ödeneceğini kararlaştırmış ancak ücretin miktarı üzerinde bir anlaşma yapmamış olmaları sözleşmenin niteliğini etkilemeyecektir. Böyle bir durumda TBK'nın 522. maddesindeki "Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir" şeklindeki tamamlayıcı kural uygulanacaktır. 7. Simsarlık sözleşmesinde taraflar ücret miktarını serbestçe belirleyebilirler. Uygulamada genel olarak simsarlık ücreti, esas sözleşme bedeli üzerinden yüzde şeklinde belirlenmekteyse de simsarlık ücretinin belirli bir miktar para yahut nakit dışında bir mal yani ayn olarak tayin edilmesi de mümkündür. Taraflar ücret miktarını sözleşme özgürlüğü çerçevesinde diledikleri gibi belirleyebileceklerine göre bu şekilde ücret miktarının açıkça kararlaştırılmış olması durumunda tarifeye yahut teamüle başvurulamayacaktır. Mahkemenin teamüle göre ücreti tayin ve takdir edebilmesi için sözleşmede ücret belirlenmemiş ve bu konuda resmî bir tarifenin bulunmaması gerekir. 8. Şayet müvekkil simsarlık sözleşmesinde kararlaştırdıkları ücretin "aşırı" nitelikte olduğu düşüncesine varırsa TBK'nın 525. maddesinde yer alan “Sözleşmede aşırı bir ücret kararlaştırılmışsa, borçlunun istemi üzerine, bu ücret hâkim tarafından hakkaniyete uygun olarak indirilebilir” şeklindeki düzenleme gereği ücretin indirilmesini mahkemeden talep edebilecektir. Müvekkilin yani ücret borçlusunun herhangi bir talebi olmaksızın hâkim kendiliğinden ücretten indirim yapılmasına karar veremeyeceği gibi ücretten indirim talep edilebilmesi için edimler arasında açıkça bir orantısızlık bulunması gerekir.9. Bununla birlikte aşırı ücretin indirilmesi imkânı veren bu düzenlemenin, TTK'nın 22. maddesinde yer alan "Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez" şeklindeki 22. maddesi gereği tacir olanlar için uygulanamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.10. Simsarlık sözleşmesinde bilhassa ücret bağlamında yapılan bu açıklamalardan sonra gelinen aşamada taraflar arasındaki sözleşmeler ve bu sözleşmeler nedeniyle yaşanan hukuki ihtilafın ne şekilde tezahür ettiği ortaya konulmadır.11. İtirazın iptali talebine konu takipte davacı borcun sebebini "Taraflar arasında imzalanmış 19.09.2014 tarihli sözleşmenin 5. maddesi gereğince muaccel alacak miktarı" şeklindeki açıklamayla ortaya koymuştur.12. Takibe ekli "Aracılık Sözleşmesi" başlıklı sözleşme müteahhit sıfatıyla davalı, aracı sıfatıyla davacı arasında gerçekleşmiş ve her iki taraf da sözleşme altındaki imzalarını inkâr etmemiştir. 13. Söz konusu sözleşmenin 2. maddesinde sözleşmenin konusu Çakaltepe mevkiindeki bir kısım taşınmazlar bakımından müteahhit ile dava dışı kooperatif arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılabilmesi için tarafları bir araya getirmek ve anlaşma koşullarının sağlanabilmesi için aracılık hizmeti vermek şeklinde açıklanmıştır. 14. Sözleşmenin 5. maddesinde "işin bedeli" şu şekilde düzenlenmiştir:"Aracılık hizmeti karşılığı olarak 500.000TL nakit olarak müteahhit, aracıya hizmet bedeli olarak ödeneceğini peşinen kabul ve taahhüt etmiştir".15. "Ödeme şekli" başlıklı 6. maddede ise taraflar "Madde 5'te işin bedeli kısmında belirtilen nakit ödemeyi müteahhit ve kooperatif arasında düzenleme şeklindeki gayrimenkul/taşınmaz satış vaadi ve kat karşılığı/arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini kooperatif bünyesindeki arsa maliklerinin tamamıyla noter sözleşmesi imzalanmasını müteakip 15 iş günü içerisinde aracıya ödeme yapılacaktır" şeklinde kararlaştırmada bulunmuştur.16. Davacı, sözleşmenin 6. maddesindeki koşullar sağlanmasına yani üstlendiği aracılık faaliyeti sonunda dava dışı kooperatif ile davalı arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanmasına rağmen 5. maddede kararlaştırılan nakdi ödemenin yapılmadığını ileri sürerek takip başlatmıştır.17. Davalı borçlu ise ödeme emrine herhangi bir borçları bulunmadığı şeklindeki açıklamayla itiraz etmiş, itirazın iptali davasındaki savunmasında ise takibe dayanak sözleşmenin yapıldığı gün taraflar arasındaki görüşmeler sonunda nakdi ödeme yerine, aracılık işine konu inşaat projesinden üç adet bağımsız bölümün davacıya devri ile aracılık ücretinin ödenmesi önerisinde bulunulduğunu, bu önerinin kabul edilerek aynı gün, aynı tarihli ve fakat bu kez işin bedeli farklılaşmış ikinci bir sözleşmenin yapıldığını, hatta bu sözleşmenin imzalanmasından sonra projeden davacı aracılığıyla yapılan satış vaadi sözleşmesi çerçevesinde satışı gerçekleşen bir taşınmaz için tahsil edilen satış bedelinin 350.000,00 TL tutarındaki bölümünün henüz ücreti hak etmemiş olmasına rağmen davacıya avans olarak ödendiğini savunmuştur.18. Cevap dilekçesi ekinde sunulan bu sözleşme, işin bedeline ilişkin 5. madde ile ödeme şeklini düzenleyen 6. madde dışında, davacının dayandığı sözleşme ile birebir aynıdır. Farklılık taşıyan maddeler ise şu şekildedir:"İşin bedeli" başlıklı 5. madde: "Aracılık hizmeti karşılığı olarak müteahhüt ve kooperatif arasındaki … arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesindeki teknik şartnameye uygun, safi alanları dâhil, net (süpürülebilir alan) daire metrajı en az 1 05... olan 3 adet iskânlı daireyi müteahhit aracıya hizmet bedeli olarak ödeyeceğini peşinen kabul ve taahhüt etmiştir…" ."Ödeme şekli" başlıklı 6. madde: "Taşınmaz ile yapılacak ödeme, binada/projede kat irtifakı kurulması sırasında veya kat irtifakı kurulmasını müteakiben 15 gün içinde aracı adına tapuda devir ve tescil ettirilecektir..." .19. Her iki sözleşmede de birbirlerine yönelik iptal ya da değiştirilme olgusunu gösterir herhangi bir açıklama yahut atıf bulunmamaktadır.20. Davalının cevap dilekçesi ve aşamalardaki savunmalarına bakıldığında, ilk olarak nakdi bedel içeren sözleşmenin imzalandığı ancak hemen akabinde tarafların yeniden değerlendirme yaparak üç adet dairenin devredilmesine yönelik sözleşmede mutabık kaldıkları, kısaca ilk sözleşmenin değiştirildiği iddiasında bulunduğu anlaşılmaktadır. 21. Bu savunmaya karşı davacı ise iddianın gerçeği yansıtmadığını, her iki sözleşmenin de ayrı ayrı geçerli olduğunu ve taraflarca imzalandığını, nakdi bedel içeren anlaşma iptal edilmediği gibi diğer sözleşme bakımından da hâlâ alacaklı olduğunu belirtmiştir.22. Bu noktada İlk Derece Mahkemesi davacının sözleşmeden doğan edimlerini ifa ettiği yönündeki tespitle birlikte hak edeceği aracılık ücreti bakımından tek hizmet karşılığında iki sözleşmenin aynı anda ayakta olduğunu kabul etmenin ticari hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını, üstelik bu durumda ücretin fahiş nitelikte olacağını kabul etmiş, İstinaf Mahkemesi bu gerekçeyi yerinde görmüş, Özel Daire ise takibe dayanak sözleşmenin feshedildiği/iptal edildiğine ilişkin herhangi bir açıklama bulunmaması karşısında nakdi bedel içeren sözleşmeden dönülerek bedelin ayni olarak belirlendiği yönündeki savunmanın davalı tarafça senede karşı senetle ispat ilkesi gereği takibe dayanak sözleşme ile aynı güçte yazılı belgeyle ispatlanması gerektiğine işaret etmiştir.23. Hâl böyle olunca Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için ispat ve ispat yükü kavramlarıyla konuya ilişkin mevzuat hükümlerine değinmek yerinde olacaktır. 24. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında "kanıtlama" olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. 1, s. 595).25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187. maddesinin 1. fıkrasında ispatın konusu "tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar" olarak tanımlanmış ve bu vakıaların ispatı için "delil" gösterileceği ifade edilmiştir. Maddede geçen vakıa kavramı ise 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında "kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar" şeklinde tanımlanmıştır. 26. Hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususunun genel hattı ise TMK'nın 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" şeklinde düzenlenmiş olup buna paralel olarak kaleme alınan HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190/1. maddesi “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklindedir. 27. Medeni yargılama hukukuna egemen olan dava malzemesinin taraflarca getirilmesi ilkesi (HMK md. 25) gereği hâkim, taraflarca ileri sürülmüş olan vakıa ve delilleri esas alarak karar verir. Eğer taraflar etkin bir rol oynayıp çekişmeli vakıaları ispata elverişli nitelikteki ispat aracı olan delilleri ileri sürmezlerse hâkim, ileri sürülmüş olan vakıa ve delillere (dava malzemelerine) göre karar vereceğinden adli gerçek ile maddi gerçek birbirinden farklı olabilecektir. Bu sebeplerden dolayı ispat müessesesinin yargılama hukukundaki yeri çok önemlidir (Serdar Kale, Salih Keser, "Medeni Yargılama Hukukunda Delil Sistemi", Mehmet Akif Aydın’a Armağan, s. 703, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-fil e/... 4, erişim tarihi 15.04.2026).28. Ayrıca HMK'nın 201. maddesinde yer alan “Senede karşı tanıkla ispat yasağı” başlıklı “Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz” düzenlemesi gereği senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunludur. Daha açık bir anlatımla; senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamayacak, sadece senet, daha doğru bir anlatımla kesin bir delil ile ispat edilebilecektir.29. Gerek simsarlık sözleşmeleri gerekse ispat kavramına ilişkin yapılan tüm bu açıklamalar ışığında direnme konusu uyuşmazlık incelendiğinde; davacı aracılık faaliyeti verdiğini ve aralarındaki sözleşme çerçevesinde ücrete hak kazandığını iddia ederek davalının imzasını inkâr etmediği 500.000,00 TL bedelli sözleşmeyi takibe koymuş, davalı ise bu sözleşme imzalandıktan hemen sonra ücret konusunun taraflar arasında yeniden değerlendirilerek nakit olarak belirlenen bedelin üç daire teslimi olacak şekilde değiştirildiğini ve yeni bir sözleşme imzalandığını, davalıdan geri alınması unutulan ilk sözleşmenin davacı tarafça kötüniyetle işleme konulduğunu savunmuş, davacı bu savunmayı kabul etmemiş, her iki sözleşmenin de taraflarca bilerek ve istenerek imzalandığını, davalının geçerli olan bu iki sözleşmeden de borçlu olduğunu beyan etmiştir. Davalının ikinci ve geçerli tek anlaşma olarak belirttiği sözleşmede ilkinin iptal edildiğine ilişkin bir açıklama bulunmadığı gibi, her iki sözleşmenin de davalı tarafın imzasını taşıdığı, iptal edilmesine rağmen geri alınmasının unutulduğu savunmasına hukuken bir değer atfedilemeyeği açıktır. Bu hâlde takibe konu sözleşmenin ücret yönünden değiştirilerek yeni bir sözleşme yapıldığı iddiasını ispat yükü üzerinde olan davalının bu hususu kesin delille ispatlaması gerektiği hâlde dosya kapsamında buna ilişkin bir delil bulunmadığı ve savunmasını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Tam tersine aşamalarda İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin değerlendirmelerini karşılayabilmek adına ilk sözleşme imzalandıktan sonra ikinci sözleşmenin imzalandığı savunmasına karşılık olarak bu iki sözleşmenin davalı tarafça aynı anda hazırlanarak kontrol edilip imzalanması için davacıya gönderildiğine ilişkin elektronik posta yazışmasını, tek iş için iki ayrı ücret edimi üstlenilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı değerlendirmesini karşılamak için ise davacı yine davalı ile başka bir projedeki aracılık faaliyetiyle ilgili olarak hem nakit hem de taşınmaz devri şeklinde ücret kararlaştırılan sözleşmeyi sunarak aralarında yaşanan süreci ve ticari alışkanlıklarını ortaya koymaya çalışmıştır. Diğer taraftan her iki sözleşmenin de geçerli kabul edilmesi hâlinde tek hizmet için ödenecek ücretin ticari teamül ve ekonomik koşullara göre fahiş olacağı şeklindeki bir değerlendirmede isabet bulunmamaktadır. Zira taraflar sözleşme serbestisi ilkesi gereği ücreti diledikleri gibi belirlemekte özgürdür. Üstelik sözleşmede simsarın ücreti konusunda açık bir belirleme varken ticari teamüle başvurulması somut olayda mümkün olmadığı gibi taraflar tacir olmakla TTK'nın 22. maddesinin açık hükmü gereği aşırı ücretin indirilmesi imkânından da istifade edemeyecektir.30. Dolayısıyla Özel Daire kararında ifade edildiği üzere takibe konu sözleşmenin iptal edilerek yenisi ile değiştirildiği savunmasının ispatlanamadığı, direnme kararının bu bakımdan yerinde olmadığı kabul edilmelidir.31. Ne var ki bozma kararının devamında davalının karşı tarafın aracılık hizmetini gereği gibi yerine getirmediği savunması üzerinde durularak neticesine göre karar verilmesi şeklindeki gerekçesi ayrıca tartışılıp değerlendirilmeye muhtaçtır.32. İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde, davacının sözleşme çerçevesinde üzerine düşen edimleri ifa ettiği kabul edilmiş ancak netice itibariyle dava reddedilmiştir. Ret kararı ilk bakışta davalı lehine görünmekle birlikte içerisinde Mahkemenin davacının edimini ifa ettiği şeklindeki tespiti barındırmasına rağmen bu husus davalı tarafça kanun yoluna taşınmamış, karar yalnızca davacı tarafça istinaf edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2023 tarihli, 2021/11-918 Esas, 2023/630 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere tarafın kendi aleyhine olan bir hususu istinaf etmemesi durumunda bu tespit karşı taraf için usuli kazanılmış hak doğuracak şekilde kesinleşmiş olacağından bu hususta yeniden değerlendirme yapılması artık mümkün olmayacaktır. Hâl böyle olunca davacının sözleşmeden kaynaklanan edimini ifa etmediği savunması üzerinde durulması şeklindeki açıklama yargılama safahatında davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı ihlâl eder nitelik taşımakla bu gerekçeye iştirak edilememiştir. 33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; davacının simsarlık hizmetini verdiği ve bu hususun artık tartışılmasının mümkün olmadığı konusunda hemfikir olunmakla birlikte, ilk sözleşmenin ayakta ve geçerli olduğu yönündeki çoğunluk görüşüne katılmanın mümkün olmadığı, davacının sunduğu elektronik posta içeriğinden aslında davalının iki sözleşmeyi de hazırlayıp göndererek davacıya bir tercih hakkı sunduğunun anlaşıldığı, bu kapsamda davacının ilk olarak taşınmaz devrine ilişkin sözleşme kapsamında bedel tahsil ederek tercihini bundan yana kullandığı, sonrasında tek edim için iki ayrı ücret isteyemeyeceği, diğer taraftan uygulamada sıklıkla tarafların farklı saiklerle gerçek iradeleri bu yönde olmamasına rağmen aynı işle ilgili birden fazla sözleşme imzalayabildikleri, örneğin kira sözleşmelerinde düşük stopaj ödemek amacıyla tarafların biri düşük, diğeri yüksek kira bedeli içeren iki ayrı sözleşme imzalayarak düşük bedelli olanı ilgili Devlet kurumuna sundukları, sonrasında kira bedeli konusunda ihtilâf doğduğunda mahkemelerin sözleşmenin yorumlanması kuralları dâhilinde yüksek bedelli olanı esas alarak karar verdikleri, paralel sözleşmeler olarak nitelendirilen bu gibi uyuşmazlıklarda yerleşik içtihatların da aynı yönde olduğu, dolayısıyla direnme kararı haklı ve yerinde olmakla onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, davalının terditli şekilde hazırladığı sözleşmeler ile davacıya tercih hakkı tanıdığı şeklindeki değerlendirmenin davalının ilk sözleşme imzalandıktan sonra bundan dönülerek ikincisinde mutabık kalındığı yönündeki kendi beyanıyla çelişeceği gibi dosyaya yansıyan durumla da örtüşmeyeceği, paralel sözleşmelerde yüksek bedelli anlaşmaya üstünlük tanınması şeklindeki değerlendirmenin temelinde tarafların muvazaalı davranışlarına dayanan ihtilâfların yattığı oysa somut olayda bu yönde bir iddia ve savunma bulunmadığından aynı değerlendirmede bulunulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 34. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmasına karar vermek gerekmiştir.VII. KARARAçıklanan sebeplerle;Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,İlk görüşmede (esas yönünden) yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 15.04.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. " K A R Ş I O Y " 1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık “Simsarlık” hizmetinden doğan alacağın tahsili için başlatılan ilâmsız icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. Somut uyuşmazlıkta, davacı şirketin davalı şirket ile 19.09.2014 tarihinde 2 ayrı “Hizmet Sözleşmesi” imzaladıkları, her iki sözleşmede de davacı Simsar’ın, davalı müteahhit şirkete İstanbul’un Kartal ilçesindeki arsa sahipleri ile “Arsa Karşılığı Kat Yapım Sözleşmesi” imzalayacak şekilde bir araya getirmeyi ve sözleşme imzalatmayı taahhüt ettiği, davalı Yapımcının da bu hizmet karşılığında Simsar’a 1. sözleşmede 500.000,00 TL nakit ödemeyi, 2. sözleşmede ise iskanı alınmış enaz 1 05... 3 adet daire vermeyi taahhüt ettiği, her iki sözleşmede de “diğer sözleşmedeki hakların saklı tutulduğuna” dair her hangi bir atıf/sözleşme maddesinin olmadığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. 3. İlk derece mahkemesince verilen davanın reddine kararına yönelik Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf isteminin reddi üzerinde temyiz aşamasında Yargıtay 3. H.D. tarafından “Davacı, aracılık hizmet bedelinin 500.000,00 TL olduğunu dayanak yaptığı yazılı sözleşme ile ispat etmiştir. Senede karşı senetle ispat zorunluluğu kapsamında bu sözleşmeden dönülerek bedelin ayni olarak belirlendiğini ispat yükümlülüğü davalıya geçmiştir. Davalı tarafça, dayanılan sözleşmenin davacı tarafça dayanak yapılan sözleşmeyi hükümsüz kıldığına dair aynı kuvvette başkaca bir yazılı senet sunulmadığı gibi sözleşmede de nakit edim içeren sözleşmenin feshedildiğine yahut nakit bedelden feragat edildiğine dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu sebeplerle davalı davacı tarafça dayanılan sözleşmenin aksini ispat edememiştir” gerekçesiyle bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince önceki kararda aynen direnilmiştir. 4. Yargıtay HGK üyeleri arasında, davacı şirketin davalı şirkete simsarlık hizmeti verdiği ve sözleşme uyarınca ücrete hak kazandığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Görüş ayrılığının sebebi, aynı edim için davacının iki kez ücrete hak kazanıp kazanmadığı ve her iki sözleşmenin de aynı anda geçerli olup olmadığı hususlarına ilişkindir. 5. 6098 sayılı TBK’nın “Sözleşmelerin Yorumu” başlıklı 19. maddesinde yer alan;“Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır”.Düzenlemesi uyarınca, taraflar arasında uyuşmazlık çıktığında, bir sözleşmede tarafların gerçek ve ortak iradelerinin ne olduğu hususunun her somut olayda hâkim tarafından TMK’nın 2 ve 3. maddelerindeki hukukun genel ilkelerine göre tespiti gerekir. Asıl olan dürüstlük kuralıdır. TMK md. 2 uyarınca; Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.Keza, TMK md. 3 uyarınca kendisinden beklenen özeni göstermeyen taraf iyiniyet iddiasında bulunamaz. Kurallarının özellikle dikkate alınması gerekir. 6. Taraflarca dosyaya sunulan belgelerden, taraflar arasında başka simsarlık sözleşmeleri ve başka ticari ilişkilerin de bulunduğu, bunlardan bazılarında davacı Simsarın “NAKİT+DAİRE” karşılığında davalı Yapımcı ile anlaşmaya vardığı görülmektedir. Bununla birlikte somut ticari ilişkide davacı tarafça aynı hizmet edimi için neden iki ayrı sözleşme imzalandığı ve neden her iki sözleşmenin de aynı anda geçerli olduğuna ilişkin bir delil sunamamış, taraflar arasında da böyle bir ticari yazışma sunulmamıştır. 7. Bizzat davacı tarafça dosyaya sunulan ve her iki sözleşme ile aynı tarihi içerdiği ve sözleşme öncesinde gönderildiği anlaşılan 19.09.2014 tarihli ve 10.28 saatli e-mail yazışmasında, davalı şirket yetkilisinin davacı şirket yetkilisine “Ekte Sözleşmeleri ayrı ayrı düzenledim. İnceleyip SON DURUM konusunda bana dönerseniz sevinirim” içerikli ve ekinde “DKY NAKİT.doc ve DKY DAİRE.doc” isimli sözleşme taslaklarının bulunduğu, diğer bir anlatımla davalı şirket tarafından davacı tarafa; her iki sözleşme taslağını inceleyip birini tercih ve takdir etme konusunda bir seçenek sunulduğu anlaşılmaktadır. 8. Taraflar arasında NAKİT + DAİRE karşılığında anlaşılmış olsaydı, tarafların 2 ayrı sözleşme hazırlamasına gerek olmayacaktı. Taraflar arasında 2 ayrı sözleşme imzalanmasının hiçbir pratik faydası bulunduğuna dair davacı tarafça bir iddiada da bulunulmamıştır. Nitekim yine davacı tarafın dosyaya sunduğu, taraflar arasındaki bu sözleşmeden sonra imzalanan 15.12.2015 tarihli Aracılık Sözleşmesi başlıklı belgede; davacının, davalı Yapımcı’ya bir başka taşınmazla ilgili sunduğu hizmet sözleşmesinde 800.000,00 TL NAKİT + 2 DAİRE şeklinde anlaşmaya vardığı görülmektedir. Yine somut sözleşme ilişkisinde de tek bir edim için iki ayrı sözleşme imzalanmasına gerek olmaksızın aynı sözleşmede NAKİT+DAİRE edimi birlikte öngörülebilirdi. 9. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi sırasında, proje aşamasında yaşanan sorunlar nedeniyle inşaat işinin gecikmesi ve davalının edimini ifa süresi uzamış olmasından kaynaklı sızlanma nedeniyle, davacı tarafın ancak iskan tamamlandığında alabileceği 3 daireden 1 tanesi, davalının inisiyatifi ile önce çekilmiş ve inşaat süreci devam etmekte olan dairelerden birinin satışının gerçekleştirilerek davacıya ödenmesi kararlaştırılmış, nitekim, bu satış nedeniyle, dairenin maliki olarak davalıya ödenen satış bedeli, davalı tarafça 19.04.2016 tarihli çek ile davacıya 350.000,00 TL olarak ödenmiştir. 10. Davacı 19.04.2016 tarihli ödemeden sonra yine uzun bir dönem sessiz kalmış, ancak ödemeden itibaren yaklaşık 1 yıl geçtikten sonra davalıya 22.05.2017 tarihli noter ihtarnamesi gönderilerek, bu defa 1. sözleşmedeki 500.000,00 TL ödeme talep edilmiş, ödenmeyince de bu davaya konu 06.06.2017 tarihli ilâmsız icra takibi süreci başlatılmıştır. Takibin yasal dayanağı olarak 19.09.2014 tarihli sözleşme gösterilmiştir. 11. Taraflar arasındaki sözleşmelerin dürüstlük kuralına göre yorumlanması gerekirse, 1. Sözleşmede davacının simsarlık sözleşmesinin imzalanmasıyla birlikte 500.000,00 TL nakit alacağa hak kazanacağı ifade edilmiş ancak, davacı yaklaşık 3 yıl boyunca sessiz kalması nedeniyle iyiniyetli olmadığı anlaşılmaktadır. TMK’nın 3. md. uyarınca, “kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişi iyiniyet iddiasında bulunamaz” kuralı uyarınca, yaklaşık 3 yıl boyunca sessiz kalan davacının, aslında anlaştıkları 2. sözleşmedeki edimin kısmen ifasından sonra 1. sözleşmedeki edimi gündeme getirmesi kanımızca çifte tahsilat girişimidir. Şayet –davacının mantığına göre- her iki sözleşmedeki edim de geçerli ise, öncelikle vadesi gelmiş peşin 500.000,00 TL alacağının tahsilini istemesi gerekirken, iskan alınmadığı için henüz vadesi gelmemiş 3 daireden birinin bedelinin tahsilini talep etmesi açık bir çelişki olarak görülmüştür. 12. Öte yandan, VUK uyarınca, bir ticari hizmet sunan tacirin öncelikle bir haftalık süre içerisinde fatura tanzim etmesi ve bunu muhatabına göndermesi gerekir. Davacı böyle bir fatura tanzim etmemiştir. 13. Şayet davacı, sözleşmesinin imzalanması anında vadesi muaccel olan 500.000,00 TL alacağına karşılık 350.000,00 TL alacağını tahsil ettiğini düşünüyorsa, öncelikle fatura tanzim etmesi, ödeme karşılığında makbuz vermesi ve ödenen 350.000,00 TL’yi mahsup ederek bakiye 150.000,00 TL yönünden icra takibine girişmesi gerekirken 500.000,00 TL üzerinden takibe girişmesi de aslında davacının iyiniyetli olmadığının ve mükerrer tahsilat girişiminde bulunduğunun bir göstergesi olarak görülmüştür. 14. Yargıtay 3. H.D’nin bozma ilâmında, ispat yükünün sözleşmenin aksini iddia eden davalı tarafta olduğuna yönelik teorik tespiti doğru ise de, davalının bunu ispat edemediği olgusu isabetli değildir. Zira davalı taraf, Birinci Sözleşmenin aksine, bedel hükmünü nakzeden ve davacının daha lehine olan İkinci. Sözleşmeyi dosyaya sunmuş ve gerçek bedelin 500.000 TL değil, 3 daire olduğu ve bunlardan birinden doğan borcun da ifa edildiğini ödeme dekontu ile ispat etmiştir. 15. Öte yandan davalı taraf davacı tarafın ticari defterlerine dayanmış ve ticari defterlerde davacının bu miktar bir alacağının bulunmadığı bilirkişi raporuyla ortaya konulmuştur. 6100 sayılı HMK’nın 222/4. maddesinde “Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur” düzenlemesi dikkate alındığında, davalı, bizzat davacının ticari defterleriyle de davacıya 500.000,00 TL borcunun bulunmadığını ispat etmiştir. 16. Aynı edime ilişkin paralel sözleşmeler örneği Türk hukukunda sıklıkla görülmektedir. Özellikle kira sözleşmelerinde, düşük stopaj vergisi ödemek isteyen taraflar, sözleşmelerden düşük kira bedeli gösteren nüshası maliyeye sunulmakta, yüksek kira bedeli içeren sözleşme nüshası ise taraflar arasında ticari ilişkide kullanılmaktadır. Kiraya verenler, kira alacağı konusunda sorun çıktığında yüksek bedelli olan nüshayı kullanmakta, kira bedelini düşük miktardan ödeyen kiracılar ise maliyeye sunulan düşük bedelli kira sözleşmesini sunmaktadır. Böylesi bir menfaat çatışmasında, mahkemeler ve Yargıtay 3. H.D’nin yerleşik içtihatları, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesine göre gerçek ve ortak iradeyi esas alan her zaman daha yüksek bedelli olanın dikkate alınmasını öngörmektedir (misalen; Yargıtay 3. H.D’nin 12.06.2019 tarihli 2017/7634 Esas- 2019/5336 Karar). Ama hiçbir vakit, aynı edim için iki kira sözleşmesi var denilerek, her bir sözleşmeden dolayı ayrı tahsilat girişimi söz konusu olmamaktadır. 17. Aynı şekilde 6102 sayılı TTK’nın 595. maddesi uyarınca noterde yapılan limited şirket hisse devir sözleşmelerinde de, devir bedeli ve bunun ödenip ödenmediği konusunda taraflar arasında yaşanan uyuşmazlıklarda Yargıtay 11. H.D. tarafından, noterde yapılan zorunlu resmî sözleşmelerine değil, tarafların gerçek ve ortak iradelerini yansıtan adi yazılı sözleşmelerdeki beyan ve içeriklere itibar edilmektedir (misalen; Yargıtay 11. H.D’nin 13.06.2024 tarihli ve 2023/2454 Esas - 2024/5013 Karar). Tüm bu anlatılar çerçevesinde, taraflar arasında aynı tarihte ve aynı edim için imzalanan iki ayrı sözleşmede ve tarafların aşamalardaki tavırları 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesine göre yorumlandığında, aslında davacının iki ayrı sözleşme arasında daha yüksek bedel içeren 3 daire tercihi içeren sözleşmeyi tercih ettiği ve sözleşme bedelini de kısmen tahsil ettiği hâlde davaya konu icra takibinde bulunmasının mükerrer tahsilat girişimi mahiyetinde olduğu ve davanın reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararının daha isabetli ve müstekar Yargıtay içtihatlarıyla daha uyumlu olduğunu düşündüğümüzden, iki sözleşmeye de aynı anda üstünlük tanıyan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşlerine katılmıyoruz. " K A R Ş I O Y "Eldeki davada, uyuşmazlık taraflar arasında düzenlenen simsarlık sözleşmesinin yorumuna ilişkindir.Somut olayda davacı, davalı ile aralarında imzalamış oldukları 19.09.2014 tarihli aracılık sözleşmesine dayanmak suretiyle -yapmış olduğu simsarlık hizmetine karşılık olarak- sözleşmede yazılı bedel olan 500.000,00 TL'nin tahsili için icra takibinde bulunmuştur. Davalı ise takibe itiraz etmiştir.Davacı, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı taraf cevabında; davacı ile söz konusu nakdî bedelli sözleşme yerine aynı gün ikinci bir sözleşme daha imzaladıklarını, bu sözleşmeye göre simsarlık bedelinin nakdî değil aynî (üç adet iskânlı daire) olarak belirlendiğini, bu kapsamda söz konusu dairelerden birinin satış bedeli olan 350.000,00 TL'nin de davacıya verildiğini belirtmiştir.İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasında düzenlenen aynı tarihli iki sözleşmenin -ücrete ilişkin maddeler dışında- bütün hükümlerinin aynı olduğu, aynı iş için düzenlenen her iki sözleşmenin geçerli sayılmaması gerektiği, aynî bedel (üç daire) içeren sözleşmenin kısmen ifa dilmesi nedeniyle takibe konu nakdî bedelli sözleşmeye dayalı olarak ayrıca talepte bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı taraf, karara yönelik istinaf isteminde bulunmuş; Bölge Adliye Mahkemesi, taraflar arasındaki sözleşmelerde hizmet bedeli dışında bir farklılık olmadığını, sözleşmelerden birinin bedeli değiştirmek amacıyla düzenlendiğinin kabulü gerektiğini, ticari hayatta yapılan işin karşılığının para olarak ödenmesinin olağan olması sebebiyle bedelin aynî olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı sözleşmenin sonradan düzenlendiği sonucuna varıldığını belirterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.Davacı taraf bunun üzerine kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesince, davacının aracılık hizmet bedelinin 500.000,00 TL olduğunu dayanak yaptığı yazılı sözleşme ile ispat ettiği, davalı tarafça sunulan ve aynî edim içeren sözleşmede, nakit edimi içeren sözleşmenin feshedildiğine veya nakit bedelden feragat edildiğine dair herhangi bir hüküm bulunmadığı vurgulanarak -Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılmak suretiyle- İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin önceki hükmünde direnmesi ve direnme kararının davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine dosya Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir. Bu kapsamda Sayın Çoğunluk esas itibarıyla Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin bozma ilâmını isabetli görerek direnme hükmünün bozulması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle Sayın Çoğunluğun bu görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır:Eldeki davaya konu olayda davacı ile davalı arasında İstanbul'da yer alan bir taşınmaz üzerinde kat karşılığı inşaat yapılmasıyla ilgili olarak simsarlık sözleşmesi akdedilmiştir. Bu aşamada simsarlık sözleşmesine kısaca değinilmesi yerinde olacaktır. Sözleşme ilişkisine girmek isteyen tarafların birbirlerini bulmaları, çeşitli sebeplerden dolayı güçlük arz eder. Bu güçlüğü ortadan kaldırmak, sözleşme yapmak isteyen kişileri bir araya getirmek, sözleşmenin yapılabilmesi için uygun bir ortam hazırlamak üzere simsar (tellal) denilen aracıdan yararlanılır (bkz. HGK'nın 15.10.2025 tarihli ve E.2025/3-260, K.2025/636 sayılı kararı). Taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlenen ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazanan kişi olarak tanımlanan simsarlık, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 520. ve devam maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu 520. maddede simsarlık sözleşmesini "simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme" olarak tanımlamış, maddenin 2. fıkrasında bu sözleşmelere kural olarak vekâlete ilişkin hükümlerin uygulanacağını belirlemiştir.Bu kapsamda uyuşmazlık konusu sözleşmelerin içeriğine göre davacı, davalıya dava dışı Kooperatif ile yapacağı kat karşılığı inşaat sözleşmesi için simsarlık (aracılık) hizmeti verecektir. Taraflar arasında bu aracılık hizmetiyle ilgili olarak aynı tarihli iki ayrı sözleşme imza altına alınmıştır. Her iki sözleşme metinleri incelendiğinde; sözleşmenin konusu, aracının sorumlulukları, müteahhidin sorumlulukları, cezai müeyyideler, tebligat, yetkili mahkeme gibi konulara ilişkin hükümlerin tümüyle aynı olduğu görülmektedir. Bu kapsamda sözleşmeler arasındaki tek farklılık, aracılık hizmet bedeline ilişkindir. Buna göre sözleşmelerden birinde hizmet bedeli 500.000,00 TL olarak belirlenmiş; diğerinde ise bedelin üç adet iskanlı daire olduğu kararlaştırılmıştır.Her iki sözleşmenin tarihlerinin aynı olması, içeriklerinde sözleşmelerin imzalandığı saate dair bir ibare bulunmaması ve sözleşmelerden birinde diğerinin feshediliği ya da tadil edildiği yönünde bir açıklamaya yer verilmemesi nedenleriyle hangi sözleşmenin önce hangisinin sonra imzalandığı belirsiz kalmıştır. Bununla birlikte davacı tarafça temyiz aşamasında sunulan elektronik posta yazışmalarında sözleşmelerin ayrı ayrı düzenlenip incelenmek için gönderildiği yönünde açıklamaya yer verilmiştir.Bu olgular karşısında uyuşmazlığın temeli olarak İstanbul'daki bir taşınmaz üzerinde yapılacak kat karşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin davalı müteahhit şirkete davacı tarafça sunulacak aracılık hizmetiyle ilgili olarak ödenecek bedelin ne olduğunu husususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Davacının yapacağı tek bir aracılık faaliyeti için aynı tarihli ve bedelleri farklı iki sözleşmenin imza altına alındığı konusunda bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık bu sözleşmelerde yer alan aynı edime karşı iki ayrı bedelin ödenmesinin gerekip gerekmediği hususundadır.Bu çerçevede davacı tarafın sunduğu aracılık hizmeti karşılığında (nakdî bedelli sözleşmede öngörülen) 500.000,00 TL'yi mi, (aynî bedelli sözleşmede öngörülen) üç adet daireyi mi, yoksa her ikisini de mi talep edebileceği çözüme bağlanmalıdır. Hukuk Genel Kurulunun Sayın Çoğunluğu davacı tarafça tek bir aracılık hizmeti de söz konusu olsa bunun bedelinin iki ayrı sözleşme ile -birinde nakdî 500.000,00 TL, diğerinde aynî üç daire şeklinde- belirlenebileceğini ve davacı tarafın her iki sözleşmede öngörülen bedelleri talep edebileceğini kabul etmiştir.Uyuşmazlığın çözümündeki en önemli husus, taraflar arasındaki sözleşmelerin yorumlanmasıyla ilgilidir. TBK'nın 19. maddesinde; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. Sözleşmenin yorumunda amaç, ilk aşamada sözleşme taraflarının birbirine uygun gerçek iradelerini tespit edebilmektir. Hâkim sözleşmeyi yorumlarken asli yorum aracı olarak tarafların iradelerini açıklarken kullandıkları kelimeler ve deyimleri öncelikle dikkate alır. Kullanılan ifadeler ve kelimeler bireysel olarak değil beyan metninin bütünlüğü içinde yorumlanmalıdır. Asli yorum araçları yeterince açık değilse, tarafların iradelerini ortaya koymaya imkân veren yardımcı olgulara bakılmalıdır. Bu bağlamda; tarafların sözleşme müzakereleri ile sözleşmenin kurulması sırasındaki, ifa hazırlıkları aşamasındaki ve sonrasındaki davranışları, menfaat durumları, amaçlarıyla, ilgili âdet ve teamüller dikkate alınmalı, dayanağını Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinden alan dürüstlük kuralı da gözden kaçırılmamalıdır. Zira yorumun amacı, tarafların birbirine uygun gerçek veya farazi sözleşme iradelerinin tespiti ve bu tespite göre sözleşmenin içeriğinin belirlenmesidir. Sözleşme bir bütün olduğundan sözleşmenin bireysel maddeleri bütünden ayrı olarak tek başlarına yorumlanamaz. Başka bir deyişle sözleşmenin bireysel kısımları, sözleşmenin bütünü içinde ele alınarak yorumlanmalıdır. Bu anlamda aralarında bağlantı olduğu iddia edilen birden fazla sözleşmenin unsurlarının da yapılacak değerlendirmede nazara alınması, uyuşmazlık konusu hukuki ilişkinin kapsam ve niteliğinin belirlenmesinde önem arz eden bir husustur (HGK'nın 10.12.2025 tarihli ve 2024/11-426 Esas, 2025/799 Karar sayılı kararı).Somut olayda her iki sözleşmeye konu olan aracılık faaliyetinin aynı olduğu önemle hatırda tutulmalıdır. Bu bağlamda her iki sözleşmeyle davacı aracı şirkete yüklenen sorumluluk (ifa edeceği iş) tümüyle aynıdır. Bir başka anlatımla her iki sözleşme -hizmet bedeli dışında- içerik olarak aynı hükümlere havidir. Bu kapsamda sözleşmelerden birinde simsarlık (aracılık) faaliyetinin bedeli olarak davalının 500.000,00 TL ödeyeceği, diğerinde ise bedelin üç adet iskanlı daire olduğu ifade edilmiştir. Aynı iş için iki ayrı tür (aynî ve nakdî) bedel öngörülmesi mümkün olsa bile bunların tek bir sözleşeme ile hüküm atına alınması yerine birbirine hiçbir atıf içermeyen aynı tarihli iki ayrı sözleşmeyle öngörülmesinin neden kaynaklandığı davacı tarafça ortaya konulamamıştır. Nitekim davacı ve davalı arasında akdedilen "bir başka taşınmaz üzerinde yapılacak inşaata ilişkin" aracılık hizmeti (simsarlık) sözleşmesinde, aracılık hizmetinin bedeli para ve daire olarak tek bir sözleşmede belirlenmiştir. Böylelikle tarafların ticari ilişkilerinde aracılık hizmet bedelinin aynî ve nakdî olarak birlikte öngörüldüğü durumlarda bunun tek bir sözleşme ile kararlaştırılması şeklinde bir uygulamanın olduğu görülmektedir. Bu durumda davacı ile davalı arasında akdedilen simsarlık (aracılık) hizmetine dair sözleşme hükümleri yorumlanırken tarafların iki ayrı sözleşme ile belirlenen bedellerden hangisi üzerinde mutabık kaldıkları önem taşımaktadır. Davacı taraf aynî bedelli sözleşme ile öngörülen bedel olan üç ayrı daireyi tahsil yönünde işlem tesis etmiş, bu kapsamda dairelerden birinin satış bedeli olan 350.000,00 TL davalı tarafından davacıya verilmiştir. Bu satış ve ödeme olguları tarafların somut olayda aracılık hizmet bedeli olarak aynî bedeli (üç daire) kararlaştırdıklarını / tercih ettiklerini göstermektedir. Bu nedenle davacı tarafın sözleşme ile öngörülen aynî bedeli kabul ederek bir kısmını tahsil ettikten sonra aynı iş için bir de nakdî bedelli sözleşmeye dayanarak icra takibinde bulunması hukuken meşru kabul edilmemelidir.Dolayısıyla somut olayın koşullarında İlk Derece Mahkemesinin davacı tarafın davasının reddi yönündeki hükmünün isabetli olduğu ve onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.