Ticari kredi teminatı olarak verildiği iddia edilen senede dayalı icra takibi hakkında açılan menfi tespit davasında Yargıtay bozmasına direnilmesi.
Özet: Davacılar, bankadan kullandıkları ticari krediye teminat olarak verildiğini iddia ettikleri, ancak üzerinde "bedeli nakden ahzolunmuştur" ibaresi bulunan ve kredi tutarından yüksek bir meblağı içeren senede dayalı icra takibi nedeniyle borçlu olmadıklarının tespiti ve takibin iptali talebiyle menfi tespit davası açmış, ilk derece mahkemesince kısmen kabul edilen dava, bölge adliye mahkemesince davacı lehine tamamen kabul edilmiş, Yargıtayın bozma kararı üzerine bölge adliye mahkemesinin direnmesiyle dosya yeniden incelenmek üzere yüksek mahkemeye gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2025/195 E.  ,  2026/230 K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

    SAYISI : 2024/725 E., 2024/965 K.
    ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.03.2024 tarihli ve
    2022/6070 Esas, 2024/2544 Karar sayılı BOZMA kararı
    Taraflar arasındaki menfî tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacılar vekili; müvekkili şirketin davalı bankadan 10.04.2017 tarihinde kullandığı 2.000.000,00 TL meblağlı, otuz altı ay vadeli ticari kredi karşılığında icra takibine dayanak 10.04.2017 düzenleme, 27.09.2018 vade tarihli ve 2.600.000,00 TL bedellli senedin müvekkilleri tarafından teminat amaçlı olarak verildiğini, 17.08.2018 tarihine kadar düzenli olarak ödenen kredi taksitlerinin ekonomik kriz sebebiyle ödemesinin gecikmesi sonucunda davalı banka tarafından kredi alacağının tahsili için bahsi geçen senede dayalı olarak 1.691.184,88 TL üzerinden müvekkilleri, keşideci ve kefiller aleyhine kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatıldığını, müvekkillerinin takip dayanağı senedin düzenlendiği 10.04.2017 tarihinde alacaklı ile arasında hiçbir nakit alışverişinin bulunmadığını, müvekkilinin sadece 2.000.000,00 TL tutarında kredi kullandığını ve bu tutarın müvekkilinin hesaplarına 17.04.2017 tarihinde aktarıldığı gözetildiğinde senedin tanzim tarihi itibariyle ortada bir borç olmadığının anlaşılacağını, kaldı ki müvekkilince bu senede karşılık yapılmış hiçbir ödeme yokken ve tüm ödemeler genel kredi sözleşmesine istinaden yapılmışken senetteki borç tutarının 2.600.000,00 TL'den 1.691.184,88 TL'ye nasıl düşürüldüğünün de davalı tarafından açıklanması gerektiğini, müvekkillerinin söz konusu senet nedeniyle herhangi bir ödeme yaptığının iddia edilmesi hâlinde arada oluşan 908.815,12 TL tutarındaki ödeme dekontunun davalı bankadan istenilmesi gerektiğini, kredinin teminatı olarak verilen senedin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 688/2. maddesine aykırı şekilde ayrı bir takip konusu yapılamayacağını, davalının hiçbir hesabı kat etmeksizin senet için icra takibi başlatmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek 10.04.2017 düzenleme, 27.09.2018 ödeme tarihli ve 2.600.000,00 TL bedelli senetten dolayı takip konusu yapılan 1.691.184,28 TL’lik kısmı için icra takibinin iptaline, senet sebebiyle müvekkillerinin borçlu olmadıklarının tespitine ve davalı aleyhine %20 oranında kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
    II. CEVAP
    Davalı vekili; dava ve takip konusu senedin üzerinde "teminat" senedi ibaresi bulunmadığını ve senedin tahsil amacıyla verildiğini, senedin teminat senedi olduğunu iddia eden davacının bu iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, senedin ödeme aracı olarak verildiği değerlendirildiğinde dahi davalıların borçlu olup olmadığının bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiğini, kaldı ki davacı tarafın müvekkili bankaya borcu bulunduğunu da inkâr etmediğini, senet illetten mücerret olup genel kredi sözleşmesiyle ilişkilendirilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, davacılar aleyhine %20 oranından aşağı olmamak üzere tazminata karar verilmesini istemiştir.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin 04.12.2019 tarihli ve 2018/712 Esas, 2019/919 Karar sayılı kararı ile; icra takibine dayanak bono üzerinde "bedeli nakden ahzolunmuştur" ibaresinin bulunduğu, buradan hareketle bononun nakit ödeme karşılığı düzenlendiği ve bono bedelinin banka tarafından keşideciye nakden ödendiğinin kabulü gerektiği, ancak tâbi oldukları mevzuat gereği bankaların kredi ilişkisi dışında açıktan para vermelerinin mümkün olmadığı, buna göre davaya konu bononun kredi ilişkisi kapsamında düzenlendiği, davalı banka ile davacı ... Giyim Ltd. Şti. arasında 10.04.2017 tarihli ve 2.600.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi bulunmakta olup davacılar ... ve ...'in aynı limitle sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları, sözleşmenin 31.1. maddesinde davalı bankaya sözleşmeden tek yanlı olarak dönme ve fesih yetkisi tanındığı, sözleşme hükmüne göre bankanın noter aracılığıyla veya iadeli taahhütlü mektupla ya da herhangi bir bildirim ve ihtara gerek olmaksızın sözleşmeyi feshedebileceğinin düzenlendiği, alınan bilirkişi raporunda davalı banka tarafından davacı şirkete nakdî krediler kullandırıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile icra takip dosyasında 02.10.2018 takip tarihi itibariyle davacıların davalıya asıl alacak kısmından 502.447,61 TL, işlemiş faiz kısmından 3.614,04 TL, komisyon kısmından 1.507,34 TL borçlu olmadıklarının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davadan sonra yapılan ödemelerin ise infaz aşamasında nazara alınmasına karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin 04.07.2022 tarihli ve 2020/430 Esas, 2022/964 Karar sayılı kararı ile; bono keşidecisi davacı şirket ile davalı banka arasında imzalanan 10.04.2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin 31.1. maddesinin verdiği yetkiye istinaden davalı bankanın kredi sözleşmesinden doğan, dava ve takip konusu bononun teminatını teşkil ettiği kredi alacağı hesabı kat edilmeksizin dava ve takip konusu bononun takibe konulabileceği kabul edilmiş ise de, eldeki dava açıldıktan sonra 09.10.2018 tarihinde davalı banka tarafından yargılama sırasında davacılara keşide olunan Beşiktaş 3. Noterliğinin 20.03.2019 tarihli ihtarnamesi ile dava konusu yirmi taksitli ticari kredi sebebiyle 1.062.479,65 TL, diğer krediler sebebiyle de toplam 1.477.128,68 TL borcun bulunduğu, kredi borcunun verilen iki günlük atıfet süresi içinde ödenmesi ihtar edilmek suretiyle kredi hesabı kat edilerek dava ve takip konusu kredinin ödenmesi için süre verilmiş olmakla, davalı bankanın esasen takip konusu bononun teminatını oluşturduğu kredi alacağı hesabı yönünden kredi sözleşmesinin 31.1. maddesindeki yetkisini kullanmaktan vazgeçtiğinin kabulü gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile davacılar aleyhine başlatılan bonoya dayalı Ankara 18. İcra Müdürlüğünün 2018/11536 Esas sayılı icra takip dosyasından dolayı davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72/5. maddesi uyarınca davacılar vekilinin kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
    V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    A. Bozma Kararı
    1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
    “…Sıkı şekil şartlarına tabi olan kambiyo senetleriyle ilgili 6102 sayılı Kanun'un 687 nci maddesinde düzenlemeler mevcuttur. Ciro ve türlerine ilişkin hükümlerde rehin cirosunun ne şekilde oluşacağı açıkça tarif edilmiştir. Buna göre ya “bedeli teminattır” veyahut “bedeli rehindir” ibarelerinden birini içermesi gerekmektedir. Bundan başka “tahsil” maksadıyla da temlik edildiğine dair bir kayıt düşülmediyse asıl olan “temlik” cirosudur. Bono özelinde gündeme gelen ciro ile ilgili 05.11.1969 gün ve 1969/6, 1969/7 Tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararında da kanaat bu yöndedir. Aksi halin ise senetle ispatı gerekir. Bunun dışında keşideci, tarafı olmadığı lehtar olan şirketle banka arasındaki kredi sözleşmesine dayanarak örtülü rehin cirosu iddiasında bulunamayacağı gibi dosya kapsamında dava konusu senede ilişkin bir tevdi bordrosu da bulunmamaktadır.
    Bu durumda davacı tarafın dava konusu senede ilişkin teminat vasfının ispat edemediği gözetilerek bononun tahsil maksadıyla temlik edildiği kabulü ile hüküm kurulması gerekirken bononun teminat vasfı bulunduğunun kabulü doğru olmamıştır,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
    VI. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    Davalı vekili; gerek senet içeriği gerekse kredi sözleşmesinde senedin teminat senedi olarak verildiğine dair hiçbir ibare bulunmadığından senedin teminat senedi olduğu iddiasının kabul edilemeyeceğini, senet üzerinde teminat senedi olduğunu gösterir herhangi bir kaydın da yer almadığını, ciroda 'rehin içindir', 'bedeli teminattır' gibi açıklamalar bulunmadığı takdirde cironun temlik cirosu olduğunun kabulü gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesin kararının bozulmasını istemiştir.
    C. Uyuşmazlık
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra takibi dayanağı bononun davacı asıl borçlu şirkete kullandırılan kredinin teminatı olarak düzenlenip düzenlenmediği, buradan varılacak sonuca göre davacıların bahsi geçen bono sebebiyle borçlu olup olmadıkları ve takip tarihi itibarıyla talep edilebilir bir alacağın bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
    D. Gerekçe
    1. İlgili Hukuk
    1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi.
    2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi.
    3. 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 72. maddesi.
    4. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 687. maddesi.
    5. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 77. maddesi.
    2. Değerlendirme
    1. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
    2. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir [Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), Ankara 2013, s. 346].
    3. Menfî tespit davası, İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
    4. Başka bir ifadeyle, kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfî tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfî tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukukunda menfî Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
    5. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfî tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfî tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfî tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (İİK md.72/6); yani menfî tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfî tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku, Ankara 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfî tespit davasıdır.
    6. Menfî tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) md. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) md.6]. Fakat, menfî tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukuki ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s. 370 ilâ 372).
    7. Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan defîler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tâbidir.
    8. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfî tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas defîni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
    9. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfî tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfî tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda kural olarak davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak defîlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfî tespit talebine konu oluşturur.
    10. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfî tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfî tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (Nurkut İnan, Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara 1969, s.16). Başka bir anlatımla bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfî tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
    11. Bedelsizlik iddiası, TTK'nın 687. maddesi anlamında bir kişisel defîdir. Bedelsizlik bir kişisel defî olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik defîni ileri sürebilir.
    12. Bedelsizliğe dayalı menfî tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir.
    13. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Erol Ertekin, İzzet Karataş, Uygulamada Ticari Senetler, Ankara 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.
    14. Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel defî olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan defînin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.
    15. Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu defî mutlak defî niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
    16. Bu noktada kambiyo senetlerinden olan bonoya değinmekte yarar vardır. Bono; senet metninde bono ya da emre muharrer senet sözcükleri ile kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini, vadeyi, ödeme yeri, kime ya da kimin emrine ödenecek ise onun adı, düzenleme tarihi ve yeri, düzenleyenin imzası bulunan senettir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, C.I, Ankara 2021, s. 182).
    17. Öte yandan, kişisel (şahsî) teminat sözleşmesinin alt kavramını oluşturan kefalet sözleşmesinin temel amacı, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya şahsi teminat (güvence) verilmesidir. Öncelikle kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle tâbi olup; bu sözleşmede kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktar gösterilmesi gerekir. Bunun yanında, kefil, borçluya ait defîleri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahiptir. Ayrıca kefilin sorumluluğu, asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır.
    18. Kefalet borcu, temin ettiği asıl borcun ferî olup, asıl borç herhangi bir sebeple düşerse, kefil de borçtan kurtulabilir. Kefil, kanunun kendisine tanıdığı bu ve diğer hakları kullanmaya yetkilidir. Asıl borç tediye (ödeme) ile vesair surette düşerse, kefalet gibi ferî haklar da düşer. Kefil asıl borçludan daha fazla mükellefiyet altına giremez (11.06.1969 tarihli ve 1969/4-6 sayılı YİBK'nın Gerekçesinden).
    19. Türk hukuk öğretisinde de, kefilin borcunun, bağımlı bir borç olduğu benimsenmiş; asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlı olduğu vurgulanmıştır. Kefaletin ferî nitelik taşımasının sonuçlarından biri de, kefilin sorumluluğunun, asıl borçludan daha ağır olamayacağıdır. Asıl borçluya karşı yapılan iyileştirmeler (faizin düşürülmesi gibi) kefil için de etkili olur (Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, İstanbul 2010, s. 695 vd.; Serkan Ayan, Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu, Ankara 2013, s.21 vd.; Mustafa Alper Gümüş, Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, Cilt: II, İstanbul 2014, s.322 vd.) Nitekim aynı hususlar, Hukuk Genel Kurulunun 25.11.2021 tarihli ve 2017/(19)11-893 Esas, 2021/1499 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.
    20. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava kambiyo senedine dayalı başlatılan icra takibi nedeniyle menfî tespit istemine ilişkin olup, davalı banka tarafından Ankara 18. İcra Müdürlüğünün 2018/11536 Esas sayılı dosyası üzerinden, 01.10.2018 tarihinde davacılar aleyhine kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takibinde; 1.691.184,88 TL asıl alacak, 3.614,04 TL işlemiş faiz, 5.073,55 TL %0,30 komisyon, 100,20 TL ihtiyati haciz masrafı ve 485,00 TL ihtiyati haciz vekâlet ücreti olmak üzere toplam 1.700.457,67 TL'nin tahsili talep edilmiştir. Alacağın dayanağı olarak sunulan bono 10.04.2017 düzenleme, 27.09.2018 vade tarihli ve 2.600.000,00 TL bedellidir. Dayanak bonoyu davacı şirket borçlu, diğer davacılar ise müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlardır. Davacı şirketin kredi alan, diğer davacıların ise müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kredi veren davalı banka ile imzalamış oldukları genel kredi sözleşmesinin düzenleme tarihi 10.04.2017, limiti ise 2.600.000,00 TL olup, davacı şirket tarafından kullanılan kredi miktarı ise 2.000.000,00 TL'dir.
    21. Genel kredi sözleşmesinin 32.1. maddesinde davalı bankaya sözleşmeden tek yanlı olarak dönme ve fesih yetkisi tanınmıştır. Bahsi geçen sözleşme hükmüne göre bankanın noter aracılığıyla vaya iadeli taahhütlü mektupla ya da herhangi bir bildirim ve ihtara gerek olmaksızın sözleşmeyi feshedebileceği düzenlenmiştir. Ayrıca davalı banka tarafından yargılama sırasında davacılar aleyhine keşide olunan Beşiktaş 3. Noterliğinin 20.03.2019 tarihli ihtarname ile; kurumsal kredi sebebiyle 1.062.479,65 TL borçlarının bulunduğu, diğer krediler sebebiyle de toplam 1.477.128,68 TL borçlarının olduğu ve belirtilen kredi borçlarının verilen iki günlük atıfet süresi içinde ödenmesi gerektiği bildirilmiştir.
    22. Alacağın dayanağı bono üzerinde "bedeli nakden ahzolunmuştur" ibaresi bulunmaktadır. Buradan hareketle bononun nakit ödeme karşılığı düzenlendiği, başka bir anlatımla bono bedelinin banka tarafından keşideci davacı şirkete nakden ödendiği düşünülebilir ise de tâbi oldukları mevzuat gereği bankaların kredi ilişkisi dışında açıktan para vermeleri mümkün değildir. Bu durumda davaya konu bononun kredi ilişkisi kapsamında teminat amacıyla düzenlendiği, başka bir anlatımla davalı banka tarafından iddia olan alacağın genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı anlaşılmış olup menfî tespit davasının da bu çerçevede incelenmesi zorunludur.
    23. Önemle vurgulamak gerekir ki; dava konusu bononun düzenleme tarihi ile genel kredi sözleşmesi tarihinin, bono ve genel kredi sözleşmesinde belirtilen miktarların aynı olduğu ve bononun borçlusu ile genel kredi sözleşmesinde kredi alanın davacı şirket olduğu, senet lehtarının ve genel kredi sözleşmesinde kredi verenin davalı banka olduğu, diğer davacıların ise genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları ve bonoda müteselsil kefil oldukları dikkate alındığında ve 10.04.2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin 11/1. maddesinde "Müşteri bu Sözleşme'den veya diğer alacakları ve alacaklarının gelecek dönemlerde tahakkuk edecek faizleri nedeniyle, Banka'nın isteyeceği miktarda ve nitelikte, Banka'ca kabule şayan, vadeleri uygun ticari senetleri vermeyi kabul ve taahhüt eder. Banka bizzat müşterinin borçlusu olduğu ticari senetleri teminat olarak alabilir" şeklinde hüküm bulunması karşısında, senet metninde "teminattır" kelimesi yazılı olmasa dahi dava konusu 2.600.000,00 TL bedelli senedin teminat senedi olduğu, davalı bankanın ise bu hususun aksini ispat edemediği kabul edilmelidir.
    24. Genel kredi sözleşmesinin 32.1 maddesi gereğince davalı bankaya bildirimsiz fesih hakkı tanındığından Bölge Adliye Mahkemesince davalı banka tarafından dava açıldıktan sonra davacılara gönderilen ihtarname nedeniyle davalı bankanın bu yetkisinden vazgeçtiği ve takip tarihi itibariyle alacağın muaccel olmadığından bahisle menfî tespit davasının kabulü doğru olmamıştır.
    25. O hâlde; Bölge Adliye Mahkemesince taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinin 32 ve alt bentlerinde alacağın kanunî yollarla takip ve tahsiline ilişkin hükümlerin ayakta ve geçerli olduğu, kredi alacaklısı bankanın önceden bir bildirim ya da ihtara gerek olmaksızın borç bakiyesinin bir kısmını veya tamamının ödenmesini talep edebileceği, buna göre asıl borçlu ve müteselsil kefiller yönünden temerrüdün takip tarihi olan 01.10.2018'de başladığı kabul edilerek, tarafların alacaklılık ve borçluluk durumları bu bağlamda değerlendirilip varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
    26. Ayrıca eldeki davaya konu icra takibine dayanak bononun ihdas nedeni nakden olup, davalı banka bononun lehtarıdır. Bir başka anlatımla bono ciro yoluyla davalı bankanın yedine geçmemiştir. Dolayısıyla Özel Daire bozma kararında belirtilen ciranta/ ciro değil, bononun ön yüzündeki hukuki duruma göre lehtar olan davalı bankanın nakit alacağının ancak kredi ilişkisi alacağı olabileceği kabul edilmiştir.
    27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalı banka tarafından dava açıldıktan sonra davacılara gönderilen ihtarnameyle hesabın kat edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, bahsi geçen ihtarnamede davacı tarafa atıfet süresi verildiği dikkate alındığında davalı banka alacağının takip tarihinde muaccel olduğu kabul edilemeyeceğinden ve dolayısıyla alacağın tahsili talep edilemeyeceğinden direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
    28. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.
    VII. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
    İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
    Dosyanın HMK'nın 373. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    08.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
    ''K A R Ş I O Y''
    1- Somut olayda, 10.04.2017 düzenleme ve 27.09.2018 vade tarihli 2.600.000,00 TL bedelli senet davalı ...bank tarafından, 1.691.184,88 TL alacak yönünden Kambiyo Senetlerine Mahsus Takip Yoluyla davacılar aleyhine icra takibine konu edilmiş olup, davacılar; bu senedin davalı Banka’dan çekilen 10.04.2017 tanzim tarihli ve 2.600.000,00 TL bedelli kredinin teminatı olduğu, borç ödemede aksaklık olsa bile kredi borçlarının ödendiği veya ödeme için müşteri çek ve senetlerinin verildiği, kredi borcunun kat edilmediği ve temerrüt ihtarnamesi gönderilmediğini iddia ederek, bu senetten dolayı borçlu olmadıklarının tespiti (menfi tespit) isteminde bulunmuşlardır.
    2- Davalı Banka, davaya konu senedin teminat senedi olduğu iddiasını reddetmiş ve davacı tarafın iddiasını ispat etmesi gerektiğini, senedin illetten mücerret olduğunu, o yüzden kredi borcu yönünden hesabın kat edilmesine gerek olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
    3- Somut olayda, davalı Banka’dan alınan 10.04.2017 tarihli ve 2.600.000,00 TL ticari kredinin asıl borçlusunun davacı şirket, kefillerinin ise diğer davacı gerçek kişiler olduğu, takibe konu senedin tanzim tarihi ve senet miktarının ticari kredi sözleşmesiyle aynı olduğu, kredide kefil olan şahısların bu defa kambiyo senedinde avalist konumunda oldukları anlaşılmaktadır.
    4- Bölge Adliye Mahkemesi, senedin “nakit” karşılığı düzenlendiği ve davalı Bankaca yapılan tek nakit ödemenin ticari kredinin karşılığı olduğu dikkate alındığında davaya konu senedin TEMİNAT SENEDİ vasfında olduğu, takip tarihi itibariyle hesap kat’ı bulunmadığından davacıların muaccel bir borcunun da olmadığı, ayrıca, bu davanın açılmasından sonra KREDİ HESABININ NOTER İHTARNAMESİ İLE KAT EDİLDİĞİ ve ödeme talep edildiğini, senetten doğan tahsil yetkisinin kullanılmadığı, davacı şirketin başkaca krediler de kullandığı, davalı Banka tarafından hesap hareketlerinin sunulmadığı ve bilirkişi raporuna göre, davaya konu ticari kredi sebebiyle davacının bir borcunun bulunmadığı, bir başka kredi yönünden borcunun bulunduğu, gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    5- Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmında; davaya konu senedin “teminat senedi” vasfında olduğunun davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği, ancak davacı tarafça bunun ispat edilmediği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuş, ancak Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    6- Hukuk Genel Kurulu toplantısında yapılan görüşmeler sonunda, bizim de savunduğumuz görüş doğrultusunda; icra takibine konu senedin teminat senedi vasfında olduğu kabul edilmiştir. Bu yönüyle HGK üyelerinin oybirliğiyle aldığı karara biz de iştirak ediyoruz.
    7- Gerçekten de, gerek kredi sözleşmesi gerekse takibe konu kambiyo senedinin; tanzim tarihi, borçluları ve borç miktarı yönünden birbirinin aynısı olduğu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 42. maddesi ile banka muhasebesine ilişkin Bankaların Muhasebe Uygulamalarına ve Belgelerin Saklanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 1 ve 17. maddelerindeki “her türlü bankacılık işleminin kayıt altına alınması ve belge düzenlemesi zorunluluğu” dikkate alındığında, davalı Banka’nın takibe konu senedi davacılara imzalatarak aldığında mutlaka “senet teslim (tevdi) bordrosu” düzenlemek zorunda olduğu, davacı tarafın senedin teminat senedi olduğunu ispat sadedinde Banka kayıtlarına dayandığı, davacı bankanın ise bu kayıtları sunmamasının yanı sıra, 2.600.000,00 TL bedelli senet için neden 1.691.184,88 TL alacak için takibe giriştiğini açıklayamadığı, Banka’da inceleme yapan Bilirkişi’nin ısrarla istemesine rağmen hem kredi borcu hem de kambiyo senedine ilişkin ödeme akışını gösteren hesap hareketlerini sunmaktan imtina ettiği, yukarıda anılan mevzuat uyarınca zorunlu kayıtlı muhasebe sistemine dayalı olarak yüksek özen borcu altında çalışmak zorunda olan bankaların kambiyo senetlerindeki soyutluk ilkesinin arkasına sığınamayacağı, davalı Banka’nın, dava konusu senedi tanzim eden davacılardan nakit ödemesi karşılığı aldığını iddia ve ispat edemediği hususları dikkate alındığında takibe konu senedin TEMİNAT SENEDİ olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
    8- Öte yandan, Sayın HGK üyelerinin oyçokluğuyla aldığı; senede esas kredi sözleşmesi nedeniyle davacıların bir borcunun bulunup bulunmadığının kontrolü ile takip tarihi itibariyle ödenen borç miktarı yönünden davanın kabulüne, kalan borç miktarı yönünden ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği DEĞİŞİK GEREKÇESİYLE kararın bozulmasına ilişkin görüşüne ise iştirak etmiyoruz. Şöyle ki;
    9- İtirazın iptali davaları, “TAKİBE ve TAKİPTEKİ ŞARTLARA SIKI SIKIYA BAĞLI” davalar olduğu gibi, İCRA TAKİBİNE KONU SENETLER için takipten sonra açılan MENFİ TESPİT DAVALARI yönünden de takibe sıkı sıkıya bağlılık kuralı esastır.
    10- Davalı Banka tarafından takip tarihi itibariyle kredi sözleşmesinin sonlandırılması için, 6102 sayılı TTK’nın 18/3 maddesindeki “Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır” hükmü uyarınca, gerekli şekil şartlarına uyan bir fesih işlemi yapıldığı iddia ve ispat edilmiş değildir.
    11- Somut olayda, davalı Banka’nın Kredi Sözleşmesi uyarınca dilediği anda sözleşmeyi sonlandırması (hesabı kat etmesi) mümkün olmakla birlikte, davalı Banka ne Noter İhtarnamesi, ne de İcra Takibi yoluyla kredi sözleşmesini sonlandırmamıştır. Diğer bir anlatımla, davaya konu senet sanki TEMLİK amacıyla davalı Banka lehine düzenlenmiş gibi icra takibi başlatılmış olup, kredi sözleşmesinden kaynaklı bir alacağın tahsili amacıyla başlatılmış bir takip bulunmamaktadır. Özetle TAKİP TARİHİ İTİBARİYLE KREDİ SÖZLEŞMESİ FESHEDİLMİŞ DEĞİLDİR VE AYAKTADIR. Nitekim icra takibinden ve bu dava açıldıktan çok sonra (09.10.2018) Beşiktaş 3. Noterliği'nin 20.03.2019 tarihli ihtarnamesi ile kredi sözleşmesi kat edilmiş ve davacı tarafa yeni bir atıfet süresi verilmiştir. Dolayısıyla, borcun kaynağı kredi sözleşmesi olarak gösterilmemiş olmakla birlikte, bir an için borcun kaynağı kredi sözleşmesinden doğan alacak olarak kabul edilse bile, artık yeni bir atıfet süresi verildiğine göre icra takibi yoluyla hesabın kat edildiğinin kabulü hiçbir surette mümkün değildir.
    12- İcra takip tarihi itibariyle Kredi Sözleşmesi sonlandırılmadığı için muaccel bir alacak olmadığından ve bu sebeple teminat koşulları da gerçekleşmediğinden (hesabın kat edilmesi ve borcun tamamen veya kısmen ödenmemiş olması) davacıların söz konusu takibe konu borç yönünden bir borçlarının bulunduğu söylenemez.
    13- Bilirkişi Ek Raporuna göre; banka kayıtlarına göre, hesabın kat edildiği tarih itibariyle, davaya konu KREDİ BORCU NEDENİYLE DAVACILARIN HİÇBİR BORCUNUN BULUNMADIĞI, takip tarihi itibariyle ise sözleşme henüz sonlandırılmadığı için teminat koşulları oluşmadığı hâlde, HGK’nın Sayın Çoğunluğu tarafından; sanki hesap kat edilmiş ve alınan kredi için davacıların borcu doğmuşçasına, takip tarihi itibariyle kredi borcu miktarının tespiti ile bu miktar yönünden davanın kabul/reddine karar verilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini isabetli bulmuyor ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASI gerektiğini düşünüyoruz.