Tasarrufun İptali Davasında Üçüncü Kişi Tarafından Yapılan Banka Havaleli Ek Ödemelerin Tapu Bedeline Eklenerek Rayiç Değerle Karşılaştırılması Gereği ve Direnme Kararı İncelemesi
Özet: Bu hukuki metin, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla üçüncü kişiye devredilen taşınmazların tasarrufunun iptali talebiyle açılan bir davada, ilk derece mahkemesinin ve bölge adliye mahkemesinin davanın kabulüne dair kararlarına rağmen Yargıtayın, tapudaki satış bedeline ek olarak üçüncü kişi tarafından yapılan banka havaleleri de dikkate alındığında rayiç değer ile bedel arasında misli fark bulunmadığı gerekçesiyle bozma kararı vermesi üzerine, bölge adliye mahkemesinin direniş kararının incelenerek, tasarrufun iptali koşullarının değerlendirilmesinde devir bedelinin tespitinde banka transferlerinin önemini vurgulamaktadır.
4. Hukuk Dairesi         2026/4376 E.  ,  2026/5048 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/266 E., 2025/804 K.
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak, yargılama giderlerini düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay (Kapatılan) 17.Hukuk Dairesinin 16.12.2020 tarihli ve 2018/1307 Esas, 2020/7065 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur.
Dairenin bozma kararına Bölge Adliye Mahkemesince direnilmesi üzerine karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede;
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan borçlu ... aleyhine 25.06.2014 tanzim tarihli bono nedeniyle ... 2. İcra müdürlüğünün 2016/4345 takip dosyasında takip yapıldığını, borçlunun haczi kabil malları olmadığını, davalı borçlunun mal kaçırma amacı ile Kirişhane mahallesi 6 69... ve 6 parsellerini 28.03.2016 tarihli, ... mahallesi 3 76... parsel 14, 38, 19 bağımsız bölümlerini 28.03.2016 tarihli satış sözleşmeleri ile danışıklı olarak diğer davalıya devrettiğini, davalı ...'ın işini terk ettiğini vergi mükellefi olup geliri olmadığını belirterek, belirtilen satışların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalı ...'ın şirketin borçlarını ödemek istediğini, taşınmazlarını satıp nakde çevirdiğini, ödemelerin banka dekontları ve havaleleri ile yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 05.10 2017 tarihli ve 2016/790 Esas, 2017/523 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.01.2018 tarihli ve 2017/1484 Esas, 2018/41 Karar sayılı kararıyla; davalıların "tasarrufun iptali koşullarının oluşmadığına" yönelik istinaf itirazlarının esastan reddine, "Nispi ilam harcının nispet ve ölçüsüyle" ilgili istinaf itirazının HMK'nın 355 maddesi uyarınca kabulüne, kararın kaldırılmasına ve hükmün HMK'nın 353/1-b,2 madde ve bendi uyarınca yeniden oluşturulması suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (Kapatılan) 17.Hukuk Dairesinin 16.12.2020 tarihli ve 2018/1307 Esas, 2020/7065 Karar sayılı ilamı ile "..Mahkemece; dava konusu taşınmazların tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değerleri arasında misli fark bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Tapudaki satış bedeli dışında yapılan ödemelerin davalı 3. kişi tarafından devir tarihi veya devir tarihine yakın tarihli banka hesap hareketleri, banka ödemesi, kredi kullanımı gibi delillerle ispatlanması mümkün olup bu belgelerdeki meblağların tapudaki bedele eklenerek bedel farkının varlığı değerlendirilmelidir. Somut olayda; dava konusu taşınmazlardan 5 numaralı parsel (arsa) 40.000,00 TL bedelle, 6 numaralı parsel (arsa) 50.000,00 TL bedelle,19 numaralı bağımsız bölüm (dükkan) 45.000,00 TL bedelle, 14 numaralı bağımsız bölüm (dükkan) 55.000,00 TL bedelle, 38 numaralı bağımsız bölüm (dükkan) 50.000,00 TL bedelle; davalı borçlu tarafından 28/03/2016 tarihinde tapuda devredilmiş; bilirkişi tarafından bu taşınmazlardan 5 numaralı parsel için (arsa) 172.675,00 TL, 6 numaralı parsel (arsa) için 266.562,00 TL,19 numaralı bağımsız bölüm (dükkan) için 100.000,00 TL, 14 numaralı bağımsız bölüm (dükkan) için 90.000,00 TL, 38 numaralı bağımsız bölüm (dükkan) için 100.000,00 TL rayiç değer belirlenmiştir. Davalı 3.kişi ...; 23/03/2016 tarihinde kendi hesabından davalı borçlu ... hesabına 240.000,00 TL, tasarruf tarihi olan 28/03/2016 tarihinde de hesabından 190.000,00 TL tapu karşılığı adı altında havale yaptığını belirterek bu konuda dekont örneklerini sunmuştur. Dairemiz uygulamasına göre bankadan havale edilen paranın borçluya taşınmaz alımı için ödenen para olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer ile davalı 3.kişi tarafından ödendiği ispat edilen değer arasında bedel farkı bulunmadığı anlaşıldığından mahkemenin bu yöndeki gerekçesine katılma imkanı bulunmamaktadır. Ancak; İİK'nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği, aynı maddenin son fıkrasında ise ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kastıyla hareket ettiğinin kabul edildiği, bu karinenin, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğinin veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunun ispatla çürütülebileceği hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda davalı borçlu ... adına kayıtlı dava konusu taşınmazlardan 14, 19... numaralı bağımsız bölümlerin tapuda dükkan olarak kayıtlı olduğu, davalı borçlunun ... Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti. adında bir şirketinin bulunduğu anlaşıldığından; bu taşınmaz devirlerinin İİK 280/3 gereğince ticari işletme devri olup olmadığı hususu da karar yerinde tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir .." gerekçesi ile bozulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Aciz halinde bulunan davalı borçlunun , 5 adet taşınmazını borcun vadesinden kısa bir süre önce devretmesinde nesnel olarak "alacaklıya zarar verme kastı" bulunmaktadır. Çünkü, borçlu taşınmazlarını devrettiğinde bankanın alacağına kavuşamayacağını öngörebilecek mevkidedir. Davalı ... ise, borçluyla, ondan aynı gün içerisinde beş ayrı taşınmaz satın alacak düzeyde ilişki içerisinde olduğuna göre, onun, borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bilebilecek konumda olduğu kabul edilmelidir. Çünkü yüksek bedellere havi beş ayrı taşınmazın satışı birden, aniden olmaz. Böyle bir kabul iktisadi hayatın gereklerine uygun düşmez. Aynı gün içerisinde beş ayrı taşınmaz satın alınması, alıcının satıcı ile bir süre önceden görüşmeye başladığını, pazarlıklar yaptığını, borçlunun taşınmazları satma sebep ve gerekçesini bildiğini, en azından bu konuda fikir sahibi olduğunu kabul etmeyi gerektirir. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 26/03/2013 günlü ve 2012/7083 Esas, 2013/4174 Karar sayılı ilamında da üçüncü kişinin borçludan aynı gün dört taşınmaz satın almasının olayların normal akışına uygun olmadığına işaret edilmiştir. Öte yandan taşınmazların devir tarihleri 28.03.2016 olup birbirini tanımadığını iddia eden davalının taşınmazların satışından 5 gün önce tapuda devir yapılmadan 23.03.2016 tarihinde hiçbir açıklama yapmadan 240.000 TL yatırması da hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu paranın taşınmaz satışı için yatırıldığına dair bir açıklama bulunmamaktadır. Yine davalı ... ....'in kredi asıl borçlusu ....Şti ile 01.01.2015 - 31.12.2015 tarihleri arasında 136.03 hesap kodunda 36.900 TL lik ticari ilişkisi olduğu görülmektedir. Davalı ...'in .... hesap ekstrelerinin incelenmesinde; davaya konu davalının hesaplarında bu meblağı içeren bir hesap hareketinin bulunmadığı anlaşıldığından Yargıtay bozma ilamına direnilmesine..." gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; yeterli ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak karar verildiğini, davacı bankanın borçlunun ekonomik durumu bozulduktan sonra da kredi vermeye devam ettiğini, basiretli bir tacir gibi davranmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Gerekçe
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373/5 maddesi gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede;
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1 maddesi ve 373/5 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.