Yargıtay 2. Ceza Dairesi, nitelikli hırsızlık suçundan verilen mahkumiyet kararlarına yönelik istinaf başvurularının reddine ilişkin kararları hukuka uygun bularak temyiz istemlerini reddetti ve hükümleri onadı.
Özet: Yargıtay, hırsızlık suçundan verilen ilk derece mahkemesi hükümlerine karşı Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddi üzerine yapılan temyiz incelemesinde, sanık müdafilerinin hukuka aykırılık ve ceza miktarına ilişkin itirazlarını değerlendirerek, bir sanığın henüz temyiz istemi oluşmadan önceki "cezasının onanmasını istediği" beyanının temyizden vazgeçme sayılamayacağını belirtmiş ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığını tespit ederek, tebliğnameye uygun şekilde oy çokluğuyla onanmasına hükmetmiş; karşı oy ise aynı eylemle birden fazla kişinin malının çalınmasının tek suç olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşünü ifade etmiştir.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2026/618 E., 2026/313 K.SUÇ : HırsızlıkHÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İade, onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ... müdafiinin temyiz isteminin, ''eylemin TCK'nın 142/1-a maddesine uyduğuna, TCK'nın 145, 35, 168, 62. maddelerin uygulanması gerektiğine''; sanık ... müdafiinin temyiz isteminin; ''sanığa ağır ceza verildiğine, TCK'nın 145, 168, 62. maddelerinin uygulanması gerektiğine" ilişkin olduğu belirlenerek ve sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin bulunmuşlar ise de, hükmolunan ceza miktarları yönünden 5271 sayılı CMK'nun 299. maddesi gereğince duruşma talebinin reddine karar verilerek yapılan incelemede;Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.07.2020 tarihli ve 2019/1-52 Esas, 2020/359 Karar, 12.03.2020 tarihli ve 2018/1-337 Esas, 2020/176 Karar, 23.10.2018 tarihli ve 2017/1-842 Esas, 2018/457 Karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere; temyiz kanun yolu başvurusunda bulunulduktan sonra, ilgililerin temyiz başvurusundan "Feragat" ya da "Vazgeçme" vb. içerikli taleplerinin, kanun yoluna başvurma hakkından feragat kapsamında değil, yapılan kanun yolu başvurusunun geri alınmasını düzenleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 266. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve talep içeriğinin açıkça temyiz başvurusunun geri alınması diğer bir deyişle yapılan temyiz başvurusundan vazgeçme iradesini yansıtıp yansıtmadığına bakılmasının gerekeceği, iradenin açıkça yapılan temyiz başvurusundan vazgeçmeye yönelik olması hâlinde, temyiz davasının açılabilmesi için gerekli olan "İstek" de ortadan kalkmış olacağından vazgeçilen bu temyiz davasından dolayı Yargıtayca temyiz incelemesinin yapılamayacağı, bu itibarla somut olayda sanık ... müdafii 11.03.2026 tarihinde temyiz isteminde bulunmadan önce sanık ...'in 03.03.2026 tarihli “Almış olduğum hapis cezasının onanmasını istiyorum” şeklindeki dilekçesinin yazım tarihi itibarıyla ortada bir temyiz isteği henüz bulunmadığından temyizden vazgeçme durumunun da söz konusu olamayacağı belirlenerek, Tebliğname'deki iade istemine dair görüşe iştirak edilmemiştir.Sanıklar hakkında kurulan hükümlerde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurularının esastan reddine dair kararlar hukuka uygun bulunduğundan, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz nedenlerinin reddiyle, 5271 sayılı CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca, usul ve yasaya uygun olan Van Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kararlarına yönelik TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKÜMLERİN Tebliğname'ye kısmen uygun olarak ONANMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Van 4. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Van Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Somut davada sayın çoğunluğun sanıklar ... ve ...'ın nitelikli hırsızlık suçundan; mağdurlar ... ve ...'a yönelik eylemleri nedeniyle her bir mağdura karşı eylemleri hukuki nitelikte ayrı bir fiil sayılarak iki kez TCK'nın 142/2-h,142/1-b, 62, 53 maddeleri gereğince 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin kararından aşağıda belirteceğim nedenle ayrılıyorum. Oluşa ve dosya kapsamına göre; 14.07.2025 günü saat 00:30 sıralarında mağdurlar ... ve ...'ın ... ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım ve Kardiyoloji Servisi'nin 3. kattaki mescidine uyumak amacıyla gittikleri, mağdur ...'ın içerisinde 05...41 GSM hattı takılı bulunan ... marka cep telefonunu, mağdur ...'ın da içerisinde 05...80 GSM hattı takılı bulunan ... marka cep telefonunu şarja takıp uyudukları, mağdurlar ... ve ...'ın aynı gün saat 03:30 sıralarında uyandıklarında cep telefonlarının yerinde olmadığını fark ettikleri, dosya kapsamındaki kamera kayıtları incelendiğinde mağdurlar ... ve ...'a ait cep telefonlarının rızaları olmaksızın sanıklar ... ile ... tarafından çalındığının tespit edildiği, sanıkların alınan savunmalarında üzerine atılı suçu ikrar ettikleri tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesinin, Van Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin ve Yarıgıtay 2. Ceza Dairesi sayın çoğunluğunun sanıklar hakkında aynı suçun her bir mağdura karşı hukuki anlamda tek bir fiille değil, ayrı ayrı hukuki nitelikte fiille işlendiğine ilişkin gerekçesi sanıkların telefonların ayrı kişilere ait olduklarını bilebilecek durumda oldukları, bu nedenle her iki mağdura yönelik ayrı ayrı eylemlerin olduğunun kabulüdür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.03.2022 tarih ve 2022/182 Karar sayılı ilamında ve bu tarihten sonra verdiği pek çok kararında; "... öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir.TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrası; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun'un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun irdelenmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Buna göre Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kastedilen fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmasıdır. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin herbiri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi gibi. Failin mağdura birden fazla yumruk vurması suretiyle yaralaması durumunda, failin birden fazla hareketi olmasına rağmen kastı bir kişiyi yaralamaya yönelik olduğundan ortada tek fiil ve neticesi itibarıyla tek suç vardır. Bazı suç tiplerinde ise, kanundaki tanımda belirtilen birbirinin alternatifi olan birden fazla hareketin gerçekleştirilmesiyle suç işlenebilmektedir. Öğretide "seçimlik hareketli suçlar" olarak isimlendirilen bu suç tiplerinde, sayılan seçimlik hareketlerin herhangi birisinin gerçekleştirilmesi suçun oluşumu açısından yeterlidir. Belirtilen seçimlik hareketlerden birkaçının ya da tamamının yapılması hâlinde de birden fazla suç değil, tek suç oluşacaktır. Ancak seçimlik hareketli suçtan söz edebilmek için kanunda sayılan seçimlik hareketlerin aynı konuya ilişkin olması gerekmektedir (..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, ..., . Bası, ..., 2015, s.169; ..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, ..., 8. Bası, ..., 2015, s.114.). Doktrinde bir kısım yazarlarca, şayet bir olayın parçalarını teşkil eden çeşitli hareketler tek bir iradi karara dayanıyorsa, tarafsız bir gözlemcinin nazarında bu hareketler yer ve zaman bakımından tek bir fiil olarak nitelendirilebilecek kadar birbiriyle sıkı bir bağlantı içinde bulunuyorsa bu hareketlerin "tek bir fiil"i oluşturduğu söylenebilecektir. Buna göre, mal varlığına yönelik hukuki menfaatlerin ihlâli söz konusu ise suçun konusunu oluşturan mal varlığı değerlerinin sahibi olan kişi sayısı, fiil sayısını belirlemede herhangi bir önem taşımayacaktır. Yeter ki, tek bir iradi kararla, aralarında mekan ve zaman birliği bulunan hareketlerin tekrarlanması ve tekrarlanan hareketlerin objektif bakış açısıyla bir bütün olarak değerlendirilmesi mümkün olabilsin (.... İçtima, ..., 2013, s.104 vd). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür. (TCK 172/2) Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir.Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için;1- Hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması,2- Birden fazla suçun işlenmiş olması,3- İşlenen birden fazla suçun "aynı suç" olması,4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şartın birlikte gerçekleşmesi durumunda, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları hallerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir.Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2013 tarihli ve 7-535, 15.04.2014 tarihli ve 282-192, 22.04.2014 tarihli ve 5-2 04... .06.2017 tarihli ve 566-317; 14.11.2019 tarihli ve 98-661 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, hukuki anlamda tek olarak kabul edilemeyecek fiil ile birden fazla mağdura karşı hırsızlık suçunun işlenmesi hâlinde TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, mağdur sayısınca hırsızlık suçunun oluşacağı sonucuna ulaşılmış olmakla birlikte, bir suç işleme kararının icrası kapsamında, başka bir ifadeyle, tek bir iradi karara dayalı olarak aynı yer ve zaman birliği içinde birbirleriyle bağlantılı bulunan ve kendi aralarında bir bütün olarak değerlendirilebilecek hareketlerin, birden fazla fiil ya da birden fazla suçun varlığına rağmen hukuki anlamda tek bir fiili oluşturduğu, sanığın, eşyanın farklı kişilere ait olduğunu bilmesinin ya da somut olayın özelliğine göre bilebilecek durumda olmasının fiilin tekliği üzerinde etkili olmadığı, bu yöndeki kabulün, ceza adalet sistemine de uygun olduğu kabul edilmelidir." denilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.03.2022 tarih ve 2022/182 Karar sayılı ilamı ile başlayan bu uygulama bu güne kadar sürdürülmekte olup, farklı bir karar tezahür etmemiştir. Farklı bir gerekçe gösterilip içtihattan ayrılışın makul gerekçeleri açıklanmadan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun içtihadından dönülmesi öncelikle sanıklar açısından öngörülebilirlik, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin ihlali anlamına gelecektir. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 14/07/2025 günü saat 00:30 sıralarında mağdurlar ... ve ...'ın ... ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım ve Kardiyoloji Servisi'nin 3. kattaki mescidine uyumak amacıyla gittikleri, mağdur ...'ın içerisinde 05...41 GSM hattı takılı bulunan ... marka cep telefonunu, mağdur ...'ın da içerisinde 05...80 GSM hattı takılı bulunan ... marka cep telefonunu şarja takıp uyudukları sırada sanıkların suça konu iki ayrı mağdura ait cep telefonunu çalması olayında, sanıkların mağdurların uyumakta oldukları mescide girip tek bir iradi karara bağlı olarak aynı zaman ve mekan birliği içinde ve birbirini takip eden ardışık hareketlerle, uyumakta olan mağdurların telefonlarını çalmaları hırsızlık suçu bakımından hukuki anlamda tek bir fiili oluşturduğu, sanıklar telefonların farklı kişilere ait olduğunu bilebilecek durumda ise de, her bir odadaki mağdur sayısının birden fazla olmasının, sanığın tekrarlanan hareketleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde iki ayrı hırsızlık suçunun oluşmasına sebebiyet vermeyeceği, bu bağlamda, sanık hakkında TCK'nın 43/2. maddesi de uygulanmak suretiyle tek bir hırsızlık suçundan uygulama yapılması gerekmektedir. Bu itibarla temyiz incelemesine konu Van Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 13.02.2026 tarih ve 2026/618 Esas, 2026/313 Karar sayılı hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün BOZULMASINA karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan,Yukarıda izah ettiğimiz gerekçeler ile sayın çoğunluk görüşüne muhalifim. 16.06.2026