Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin ödünç verme sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve bononun zamanaşımına uğraması sebebiyle açılan itirazın iptali davasına ilişkin gerekçeli kararı.
Özet: Bu dava, davalının 2016 yılında davacıdan aldığı iddia edilen 100.000 TL ödünç paranın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir; davacı, teminat olarak cirolanan bononun kambiyo senedi zamanaşımına uğramasına rağmen, ödünç ilişkisinin on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu ve bononun yazılı delil başlangıcı teşkil ettiğini savunurken, davalı ise ödünç ilişkisinin varlığını reddetmekte, zamanaşımına uğrayan bonodan sorumluluğunun kalmadığını ve icranın geri bırakılması kararının alacağın zamanaşımına uğradığının kesin delili olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmektedir.

T.C.
DİYARBAKIR TÜRK MİLLETİ ADINA1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARARESAS NO : KARAR NO : HAKİM : ... ...KATİP : ... ...DAVACI : ... - ... ...VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVA : İtirazın İptali (Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 26/02/2026KARAR TARİHİ : 22/09/2026GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının 2016 yılının Ocak ayında nakit ihtiyacı sebebiyle müvekkilinden 100.000,00 TL ödünç aldığını, bu borca karşılık keşidecisi dava dışı üçüncü kişi olan ... vade tarihli ve 100.000,00 TL bedelli bonoyu cirolayarak teminat amacıyla müvekkiline devrettiğini, bononun vadesinde ödenmemesi üzerine Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığını ancak keşidecinin açtığı dava neticesinde Diyarbakır ...İcra Hukuk Mahkemesinin ...Esas ve ...Karar sayılı ilamıyla kambiyo senetlerine özgü zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle icranın geri bırakılmasına karar verildiğini ve anılan kararın ...tarihinde kesinleştiğini, davalının Diyarbakır ...İcra Hukuk Mahkemesinde açtığı davanın da kabul edildiğini, kambiyo senedinin zamanaşımına uğramasının temel ödünç ilişkisinden kaynaklanan alacak hakkını sona erdirmeyeceğini, Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca ödünç sözleşmesine dayalı alacakların on yıllık genel zamanaşımına tabi olduğunu, bononun ...olan vade tarihi esas alındığında Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasıyla genel haciz yoluyla başlatılan ...tarihli ilamsız icra takibi itibarıyla on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığını, ...tarihinde başvurulan ve ...tarihinde anlaşamama ile sonuçlanan arabuluculuk sürecinde de zamanaşımının kesildiğini, ciro edilen bononun temel borç ilişkisinin varlığına yönelik Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesi kapsamında yazılı delil başlangıcı teşkil etmesi sebebiyle tanık dinletme haklarının bulunduğunu, davalının vadesinde ödeme yapmayarak temerrüde düştüğünü, bu sebeple 100.000,00 TL tutarındaki asıl alacağa ...tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi işletilmesi gerektiğini, fazlaya ilişkin değer kaybı haklarının saklı tutulduğunu, icra takibine karşı davalı tarafça Diyarbakır İcra Dairesinin ...Esas sayılı dosyası nedeniyle derdestlik, mükerrerlik ve zamanaşımı itirazında bulunularak takibin haksız ve kötü niyetli biçimde durdurulduğunu, takibe konu alacağın likit nitelik taşıdığını ve Harçlar Kanunu'nun 29. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca icra takibinde yatırılan peşin harcın mahkeme harcına mahsubunun icap ettiğini ileri sürerek ilgili icra ve icra hukuk mahkemesi dosyaları ile bono aslının celbiyle davanın kabulüne, davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamına, borçlu aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Dava dilekçesi ekli meşruhatlı davetiyenin davalı tarafa usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, davalı tarafça süresinde cevap dilekçesi sunulmuş olduğu görülmüştür.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davacı tarafça Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan ilamsız icra takibine vaki haklı itirazın iptali talebiyle ikame edilen davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacının ...vade tarihli ve zamanaşımına uğramış bonoya dayanarak müvekkili ile aralarında ödünç sözleşmesi bulunduğu iddiasıyla on yıllık genel zamanaşımı süresine dayanmaya çalıştığını, oysa Diyarbakır ...İcra Hukuk Mahkemesi'nin ...Esas sayılı dosyasında müvekkili tarafından açılan icranın geri bırakılması davasının davacı tarafça kabul edildiğini ve İcra ve İflas Kanunu'nun 33/a maddesi uyarınca icranın geri bırakılmasına karar verilmesiyle alacağın zamanaşımına uğradığının kesin delil niteliğindeki ikrarla sabit hale geldiğini, dava konusu senette müvekkilinin keşideci olmayıp lehtar/ciranta konumunda bulunması sebebiyle Türk Ticaret Kanunu'nun 732. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca poliçeden doğan borcu düşmüş olan cirantaya karşı sebepsiz zenginleşme isteminde bulunulamayacağını ve müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, ayrıca anılan maddenin dördüncü fıkrası gereğince bir yıllık hak düşürücü sürenin de geçtiğini, taraflar arasında 100.000,00 TL bedelli bir ödünç ilişkisi veya nakit alışverişi bulunmadığı gibi zamanaşımına uğramış bononun adi senet veya yazılı delil başlangıcı sayılamayacağını, senetle ispat sınırını aşan meblağın tanıkla ispatına muvafakatlerinin bulunmadığını ve ortada likit bir alacak olmaması nedeniyle icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığını ileri sürerek öncelikle zamanaşımı def'inin kabulü ile davanın usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise ciranta sıfatı nedeniyle sorumluluk bulunmaması ve temel ilişkinin ispatlanamaması sebebiyle davanın esastan reddini, davacının icra inkar tazminatı talebinin reddi ile haksız ve kötü niyetli takip başlatan davacı aleyhine takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini savunmuştur.DELİLLER:Diyarbakır ...İcra Hukuk Mahkemesi, Diyarbakır Defterdarlığı, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, Diyarbakır ...İcra Hukuk Mahkemesi'ne yazılan müzekkerelere cevap verildiği ve ilgili cevabi yazıların dosya arasına alındığı görülmüştür.Davacı vekili tarafından ...ve ...tarihli beyan dilekçeleri sunmuş olduğu görülmüştür.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 2.maddesi gereğince dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme olmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir.6102 Sayılı TTK'nın 5/1 maddesi gereğince dava olunan şeyin değeri veya tutarı dikkate alınmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikte çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli mahkeme aksine hüküm bulunmadıkça Asliye Ticaret Mahkemeleridir.Aynı Kanunun 5/2 maddesi gereğince de özel kanun hükümlerinin açıkca Ticaret Mahkemelerini görevlendirdiği hallerde de değer ve tutara bakılmaksızın dava Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür.Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır. 6102 Sayılı TTK'nın 4/1 maddesinde ticari davalar tanımlanmış ve sayılmıştır. Maddede, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir.Somut olay hakkında yapılan değerlendirmede; eldeki davanın mutlak ticari dava olmadığı, davalı ve davacının sıfatı hakkında yapılan araştırma neticesinde;-Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı'na yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere davalı ...'ın ...sicil numarasına kayıtlı bulunan ...Limited Şirketi unvanlı şirkete ortaklık dışında ...tarihinde müdür olarak atandığı ve yetkisinin halen devam ettiğinin belirtildiği, davacının ise kayıtlı olmadığı, -Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'na yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere davacının ve davalının esnaf kaydının bulunmadığı, -Diyarbakır Defterdarlığına yazılan müzekkere cevabında ...'nın vergi kaydının olmadığı ve herhangi bir şirket ortaklığının bulunmadığı ve ...'ın mükellef ...Ticaret Limited Şirketinde ortaklığının olmadığı sadece yönetici olarak kaydının olduğunun belirtildiği, bu suretle davacının ve davalının tacir olduğu tespit edilemediğinden açılan davaya bakmakla görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu tespiti ile Mahkememizin görevsizliği ile aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine,2-Görevli mahkemenin Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun TESPİTİNE,3-HMK 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal 2 haftalık sürede talep edilmesi halinde dosyanın görevli Diyarbakır Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine4-Yargılama giderlerinin HMK'nın 331/2 maddesi uyarınca görevsizlik kararından sonra davaya devam edecek olan Diyarbakır Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedilmesine, görevsizlik kararından sonra görevli mahkemede devam edilmez ise talep halinde yargılama giderleri hakkında Mahkememizce karar verilmesine,Dair; Davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karara karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde HMK'nın 345. maddesi uyarınca, mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. Katip Hakim