Diyarbakır Ticaret Mahkemesinde görülen ticari elektrik hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında, kaçak kullanım tahakkuku ve icra takipleri sebebiyle haksız ödemelerin iadesi talebi.
Özet: Davacı, ticarethane niteliğindeki aboneliği hakkında davalı kurum tarafından haksız ve hukuki dayanaktan yoksun kaçak veya usulsüz elektrik kullanımı iddiasıyla başlatılan icra takipleri ve hesaplara konulan hacizler nedeniyle ödemek zorunda kaldığı bedellerin iadesi ile kötü niyet tazminatı talebinde bulunurken, kullanım yerinde aktif sayaç olduğunu, tüketim bedellerinin ödendiğini ve kaçak kullanım unsurlarının oluşmadığını ileri sürmektedir; davalı ise usul ve mevzuata uygun yapılan denetimlerde birden fazla kez sözleşmesiz veya usulsüz enerji kullanımı tespit edildiğini, bu tespitler neticesinde tahakkuk ettirilen kaçak elektrik bedellerinin yasalara uygun olduğunu ve davanın reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.

T.C.
DİYARBAKIR TÜRK MİLLETİ ADINA1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARARESAS NO : KARAR NO : HAKİM : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLLERİ : DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 15/11/2025KARAR TARİHİ : 22/09/2026GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Diyarbakır Arabuluculuk Bürosunun .....numaralı dosyasında yürütülen arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamadığını, üçüncü kişi adına kayıtlı .....abone numaralı ticarethane yönünden davalı kurum tarafından müvekkili hakkında kaçak veya usulsüz elektrik kullanımı iddiasıyla haksız ve hukuki dayanaktan yoksun tahakkuklar oluşturularak icra takipleri başlatıldığını ve banka hesaplarına haciz konulduğunu, oysa kullanım yerinde aktif ve tüketimi düzenli ölçen bir sayaç bulunduğunu, tüketim bedellerinin ödendiğini, gizli ve usulsüz bir kullanım bulunmadığından kaçak kullanım unsurlarının oluşmadığını, sayacın kendi adına devredilmesi için defalarca başvurulmasına rağmen davalı kurumun haklı bir gerekçe olmaksızın abonelik devrini yapmadığını ve bu kusurdan kaynaklanan teknik ve idari belirsizliklerin tüketiciye yüklenemeyeceğini, borçlu olunmadığı halde hacizlerin kaldırılması amacıyla zaruret halinde ödeme yapılmak zorunda kalındığını, davalı kurumun borç bulunmamasına rağmen mükerrer şekilde takip başlatmasının ve hesaplara haciz uygulamasının kötü niyetli olduğunu ve müvekkilini mağdur ettiğini, ayrıca müvekkilinin dava masraflarını karşılayacak maddi gücünün bulunmadığını ileri sürerek öncelikle adli yardım talebinin kabulü ile duruşma günü beklenmeksizin dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesine, icra takiplerine dayanak borcun bulunmaması nedeniyle takiplerin tedbiren durdurulmasına ve banka hesaplarındaki hacizlerin kaldırılmasına, Diyarbakır İcra Dairesinin .....Esas sayılı dosyasındaki 36.227,99 TL, .....Esas sayılı dosyasındaki 561,75 TL ve .....Esas sayılı dosyasındaki 6.129,50 TL borç kapsamında haksız tahsil edilen bedelin fazlaya ve faize ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10 TL'sinin davalı şirketten tahsiline, davalı aleyhine yüzde yirmiden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine ve tüm yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, dosyanın Diyarbakır .....Tüketici Mahkemesi'nin .....Esas sayılı dosyasına kaydının yapıldığı, Diyarbakır .....Tüketici Mahkemesi'nin .....tarih, .....Esas ve .....Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın mahkememiz işbu dosyasına kaydının yapıldığı görülmüştür.Dava dilekçesi ekli meşruhatlı davetiyenin davalı tarafa usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, davalı tarafça süresinde cevap dilekçesi sunulmuş olduğu görülmüştür.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: uyuşmazlığa konu aboneliğin ticarethane niteliğinde bulunması sebebiyle davacının tüketici sıfatını haiz olmadığını, bu nedenle tüketici mahkemelerinin değil genel yetkili Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunu ileri sürerek mahkemece görevsizlik kararı verilmesini talep ettiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 121. maddesi gereğince dava dilekçesi eklerinin kendilerine tebliğ edilmediğini, menfi tespit ve istirdat davalarının kısmi dava olarak ikame edilemeyeceğini, bu sebeple eksik harcın ikmali için davacıya süre verilmesi ve harç tamamlanmadığı takdirde davanın reddedilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin dağıtım faaliyetlerini 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği ve Perakende Satış Sözleşmesi hükümleri doğrultusunda yürüttüğünü, anılan yönetmelikte kaçak tespit ve hesaplamalarına ilişkin .....tarihinde yürürlüğe giren değişikliklerin incelemede esas alınması gerektiğini, .....tesisat numaralı ticarethane aboneliğinde yapılan denetimlerde .....tarihinde sözleşmesiz enerji kullanımı tespit edilerek yönetmeliğin 42. ve 44. maddeleri uyarınca .....fatura numarası ile 6025.22 TL, .....tarihinde mükerrer sözleşmesiz enerji kullanımı tespit edilerek .....fatura numarası ile 544.2 TL ve .....tarihinde perakende satış sözleşmesi olmaksızın enerji kullanımı tespit edilerek .....fatura numarası ile 35650.45 TL tutarında kaçak elektrik tahakkuklarının usul ve mevzuata uygun şekilde yapıldığını, tahakkuk eden bedellerden 6025.22 TL ile 544.20 TL'nin tahsil edildiğini, 35.650.45 TL'nin ise henüz tahsil edilmediğini, tutanaklar, şirket kayıtları, kaçak öncesi ve sonrası günlük ortalama tüketim verilerindeki dengesizlikler ile Diyarbakır ve Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi kararları gözetildiğinde kaçak kullanım fiilinin sübuta erdiğini, mahallinde keşif icra edilerek fotoğraf ve video kayıtları ile birlikte üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini belirterek davanın reddini talep ettiği görülmüştür.DELİLLER:Diyarbakır .....İcra Hukuk Mahkemesi, Diyarbakır Defterdarlığı, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, Diyarbakır .....İcra Hukuk Mahkemesi'ne yazılan müzekkerelere cevap verildiği ve ilgili cevabi yazıların dosya arasına alındığı görülmüştür.Davacı vekili tarafından .....ve .....tarihli beyan dilekçeleri sunmuş olduğu görülmüştür.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 2.maddesi gereğince dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme olmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir.6102 Sayılı TTK'nın 5/1 maddesi gereğince dava olunan şeyin değeri veya tutarı dikkate alınmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikte çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli mahkeme aksine hüküm bulunmadıkça Asliye Ticaret Mahkemeleridir.Aynı Kanunun 5/2 maddesi gereğince de özel kanun hükümlerinin açıkca Ticaret Mahkemelerini görevlendirdiği hallerde de değer ve tutara bakılmaksızın dava Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür.Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır. 6102 Sayılı TTK'nın 4/1 maddesinde ticari davalar tanımlanmış ve sayılmıştır. Maddede, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir.Somut olay hakkında yapılan değerlendirmede; eldeki davanın mutlak ticari dava olmadığı, davalı ve davacının sıfatı hakkında yapılan araştırma neticesinde;-Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı'na yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere davacı .....sicil numarasına kayıtlı olduğunun belirtildiği, -Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'na yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere davacının tacir kaydının bulunmadığı, -Diyarbakır Defterdarlığına yazılan müzekkere cevabında .....vergi kimlik numaralı .....tarihinden itibaren ''Mücevherlerin Onarımı'' faaliyetinden Basit Usulde Ticari Kazanç mükellefiyetinin bulunduğu, 7338 sayılı Kanunla, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa eklenen mükerrer 20/A maddesi ile basit usule tabi mükelleflerin ticari kazançlarının gelir vergisinden istisna edilmesi üzere istisna kapsamındaki bu kazançlar için yıllık beyanname vermeyeceklerinden iş hasılatına ilişkin tespit yapılamadığı ve sicil kaydının bir örneğinin yazı ekinde gönderildiğinin belirtildiği, bu suretle davacının tacir olduğu tespit edilemediğinden her ne kadar Diyarbakır .....Tüketici Mahkemesinin .....tarih ve .....E ve .....K sayılı kararı ile Mahkememiz görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş ise de açıklanan nedenler ile açılan davaya bakmakla görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu tespiti ile Mahkememizin görevsizliği ile aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine,2-Görevli mahkemenin Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun TESPİTİNE,3-HMK 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal 2 haftalık sürede talep edilmesi halinde dosyanın görevli Diyarbakır Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine4-Yargılama giderlerinin HMK'nın 331/2 maddesi uyarınca görevsizlik kararından sonra davaya devam edecek olan Diyarbakır Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedilmesine, görevsizlik kararından sonra görevli mahkemede devam edilmez ise talep halinde yargılama giderleri hakkında Mahkememizce karar verilmesine,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde HMK'nın 345. maddesi uyarınca, mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. Katip Hakim